MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı dava dilekçesinin reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Davacı vekili; davalıya sipariş edilen mallar karşılığında avans çekleri verildiğini, davalının bir kısım malları müvekkiline teslim etmediğini, bunun üzerine müvekkili tarafından sözleşmenin feshedildiğini ileri sürerek 24.902,30 TL alacak ile birlikte davacının yoksun kaldığı kârın reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece toplanan deliller ve dosya kapsamına göre; tarafların Keşan Mahkemelerinin yetkisi konusunda yetki sözleşmesi yaptıklarını, HMK'nın 17. maddesinde taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça davanın sadece sözleşme ile belirlenen mahkemelerde açılabileceği, bu bağlamda taraflarca yetki sözleşmesinin aksinin kararlaştırıldığı ispat edilmediği müddetçe HMK'nın 17. maddesinde belirtilen mahkemenin kesin yetkili olduğu gerekçesiyle tazminat davasının usulden (yetkisizlikten) reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
HMK'nun 17. maddesinde düzenlenen "yetki sözleşmesi" kesin yetki olmayıp münhasır yetki niteliğindedir. Zira, kesin yetki halleri Kanun'un değişik maddelerinde açıkca düzenlenmiştir. Örneğin; HMK'nun 11/1, 12/1, 14/2 ve 15/2. maddelerinde kesin yetkili mahkemeler gösterilmiştir.
Bu nedenle, yerel mahkeme kararının gerekçesinde, taraflar arasındaki sözleşmede kararlaştırılan yetki şartının "kesin yetki" olarak nitelendirilmesi isabetsizdir.
HMK'nun 17. maddesinde düzenlenen yetki kuralı kesin olmadığından dava şartları arasında sayılmamıştır. (HMK md. 114). Bu itibarla mahkemece re'sen gözetilemez. Çünkü, aynı kanunun 19/2. maddesi hükmüne göre; "Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz."
HMK'nun 19/4 maddesinde ise; "Yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı, süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hale gelir" hükmüne yer verilmiştir. Somut olayda davalının yetki itirazı bulunmamaktadır.
Mahkemece yukarıda belirtilen ilkeler gözetilmeksizin somut olayda davalının yetki itirazı bulunmadığı ve kesin yetki durumu da söz konusu olmadığı halde re'sen yetkisizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Ne var ki, hükmü davacı vekili temyiz etmemiş, davalı vekili ise sadece "lehlerine vekalet ücretine hükmedilmemesinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle" temyiz talebinde bulunmuştur. Hal böyle olunca belirtilen yanlışlıklar bozma nedeni yapılamamış, eleştirilmekle yetinilmiştir.
Davalı vekilinin temyizi yönünden, HMK'nun 331/2 maddesine göre bu aşamada davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmemiş olmasında isabetsizlik görülmediğinden, yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddiyle, bu yönden usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA, 24.06.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy