(6762 S. K. m. 683, 681)
Dava: Ticarî mesailde ikrarın tecezzi etmeyeceği Temyiz Mahkemesi Dördüncü Hukuk Dairesinin 3/5/930 ta. ve 3672/1971 no'lu karariyle içtihat edilmiş iken aynı hadisede deyni ikar edip defide bulunan müddeaaleyhe defainin ispat ettirilmesi lâzım geleceği Ticaret Dairei Aliyesinin 9/10/930 ta. ve 2459/2016 no'lu karariyle kabul edilerek iki daire arasında ihtilâfı içtihat hâsıl olduğu anlaşılmakla bu baptaki ilâm suretleri celp ve teksir ve Heyeti Umumiyeye tevdi olunduktan sonra 10/6/931 tarihine müsadif çarşamba günü içtima eden Heyeti Umumiyeye kırk üç zatın iştirak ettiği görüldükten ve nisabı müzakere tahakkuk ettikten sonra Ticaret Dairesinin noktai nazarını müdafaa ve teşrih etmek üzere söz alan dairei müşarünileyha reisi Halil İbrahim Beyefendi: Ticaret Kanunumuzun 683 üncü maddesindeki "ikrar tecezzi etmez" kaidesinin doğru veya yanlış olduğunu münakaşa edecek değiliz. Mesel noktai ihtilâf, bu kaidenin hadisata veçhi tatbikindedir.
Muhtelif milletlerin kanunlarındaki hükümlerden de anlaşılıyorki bu mesele pek çok ihtilâfı mucip olmuştur.
Arzu edilirdi ki bu kaide Kanunu Medeniye vaz edilmiş olsun.
Çünkü beyyine külfetinin Kanunu Medenide tanzim edilmesi bir kaidei umumiyedir. Buna rağmen Kanunu Medeniye vaz edilmeyerek hususî bir kanun olan Ticaret Kanununa vaz edilmiştir. Şu halde hukuk âdiye mesailinde bu kaidenin mevki tatbiki yoktur. Ancak ticarî mesailde şekli takbikini düşünmek lâzım.
Heyeti Umumiyeye arz olunan her iki ilâm arasında "ikrar tecezzi kabul etmez" kaediseenin muhtelif şekillerde hadisata tatik edildiği anlaşılamamakla beraber meselenin halli de çok faideli olacaktır.
Bir müddiin (müddeaaleyh zimmetinde şu kadar kuruş alacağım vardır) diye vaki iddiasına karşı müddeaaleyhin (o kadar borcum vardı, tediye ettim) cevabı bir ikrar mıdır, değil midir?
Bendeniz bu sözü ikiye ayırıyorum ve diyorumki burada bir ikrar ve bir de tediye defi vardır. Çünkü, ikrarın ne demek olduğu mevzuatı hâzırada tarif edilmemekle beraber bunun Mecellede bir tarifi vardı. İkrar, bir kimsenin kendisinde olan hakkını haber vermektir.
İşte burada da müddaaleyh müddeinin kendisinde olan hakkını haber verildikten sonra def'e girişiyor ve o hakkın verildiğini iddia ediyor. Dafi def'ini ispat ile mükeleftir. Bu kaide de hiç bir yerde değişmez. Binaenaleyh bu mevsuf ikrarda eğer hadiseyi böyle kabul etmeyecek olursak netice ne olacak? Müddeiye diyeceğizki (sen müddeaaleyhin bu sözlerini ya aynen kabul edecek ve binaenaleyh d avadan vaz geçeceksin ve yahut alacağını ispat edeceksin).
Müddei eğer müddeaaleyhin borcum yoktur, sözünü kabul etmiş olsa zaten da etmemesi icap ederdi.
Müddei, müddeaaleyhin sözünü kaul etmeyince kendisine bir ispat külfeti tahmil edilecek ve müddei alacağını ispat edecek, halbuki müddeaaleyh bunu mukirdir. Bilfarz müddei bilbeyyine alacağını ispat edemedi, ne yapacak? Tabii müddeaaleyhe bir yemin teklif edecek. Müddeaaleyhe teklif ve icra ettirilecek yeminin şekli ise (müddeiden ol miktar parayı almadığına ve halen zimmetinin bununla meşgul olmadığına) şeklinde olmak icap eder. Müddeaaleyh yemin ederse bilmem yeminine hânis olmaz mı? Çünkü şekli yeminde parayı almadığı sözü de vardır. Sonra müddei neyi ispat edecek? Misale göre müddeaaleyhin halen zimmetinin meşgul olduğu ispat edilebilir mi? Müddeiye tahmil edilecek ispat külfeti, müddeaaleyhe iddia eylediği kadar paranın karz olarak verildiği kaziyesidir. Halbuki müddeaaleyh ol miktar parayı aldığını ikrar edip duruyor. Bu şekilde ikrar tecezzi kabul etmez kaidesinin tatbikinde pek isabet göremiyorum.
Sonra biz mevzuatı hâzıramız noktai nazarından ikrar tecezzi etmez, kaidesini münakaşa ediyoruz. Onun için vereceğimiz hükümler de umumî mahiyeti haiz olacaktır.
Ayni mahiyette iki dava, bir kimse dier kimse aleyhine dava ikame ederek müddeaaleyh zimmetinde şu kadar lira alacak hakkı olduğunu iddia ediyor. bu davalardan biri hukuk mahkemesine, diğeri de ticaret mahkemesine ikame edilmiş, Her iki mahkemede de müddeaaleyhler, (evet, o kadar para aldık, borcumuz idi. Fakat tediye ettik) diyorlar. Hukuk mahkemesindeki müddeaaleyhe, senin iddia e ylediğin tediye keyfiyetini ispat etmekliğin lâzımdır, denildiği halde ticaret mahkemesindeki müddeaaleyhe bir şey söylenmeyerek müddeiye, müddeaaleynin cevaben beyan eylediği ifadede ikrara kabilinden bir söz vardır, sen bu cevabı ya aynen kabul edip davandan vaz geçeceksin veyahut alacağını ispat edeceksin, denilerek e binnetinece hukuk mahkemesindeki müddeaaleyh tediye defini ispat edemediğinden mahkûm olacak, ticaret mahkmesindeki müd dei ise müdeaaleyhin ikrarına rağmen alacağını ispat edemediğinden davası reddedilecek.
Bilmem bu iki hadise yekdiğerile telifi kabil midir? borna bir memlekette ayni hadiseler hakkında muhtelif usuller tatbiki, intizamı amme ile alâkadar değil midir? Ve devlet otoritesine muhalif olmaz mı? Bendeniz kendi noktai nazarımca Ticaret Kanununun 683 üncü maddesindeki kaideyi vazııkanun, ancak mürekkep ikrarlar için vaz etmiştir. Malûmu âlileri olduğu üzere, mesaili ticariyede alelekser müddeaaleyhin mektubu, hesap bilânçosu ve buna mümasil vesaiki tahriyeye ile ispatı müddea edilmek istenir ve meselâ müddei müdeaaleyhin bir hesap bilânçosunu ispatı müddea sadedinde ibraz ederek bundan bir kalemini talep eder. Halbuki, hesaplar bir küldür. Tabii bir kalem münferiden dava edilemez.
Bu kabil hadiselerde ikrar tecezzi kabul etmez kaidesi tatbik edilerek müddeiye bilânçonun ya hepsini kabul edersin veyahut alacağını başka esbabı subutiyel ile ispat edersin, denir. Eğer böyle olmaz da kaideyi mutlak surette tatbike kalkışırsak çok garip netice hâsıl olur.
Müddeaaleyhin ikrarının tecezzi ettirilmemesindeki hikmeti de şöyle izah ediyorlar:
Müddeinin ispatı müddea zımnında elinde hiç bir delili olmamasına göre müddeaaleyh inkâr edebilirken ikrar etmesi namuskârana bir harekettir. Müdeaaleyh namuskârane hareket etmekle tediye defini ispat gibi bir ceza mı görsün?
Bu noktai nazara göre de hep müddeaaleyhler namuskâr, doğru sözlü ve sonra hep müddeiler yalancı. Müddeaaleyh, zimetine müddeinin bir hakkının taallûk ettiğini ve fakat on tediye suretiyle ref ettiğini ve müddei ise o hakkın halâ baki olduğunu iddia ediyorsa, eğer müddeaaleyh külliyen inkâr etseydi, zimmetin meşguliyeti hadisesini müddeinin ispat etmesi lâzım gelirdi Fakat, hadisenin vukuunda tarafeyn tesaduk edip dururken müddeaaleyhin, hiç bir suretle teyit edilmeyen hadisenin zeval bulduğu, hakkın sâkıt olduğu hakkında sözünü bilâ delil ve sırf namuskârane harket etti, müddeinin beyanatını teyit etti gibi pek fazla hüsnüniyet mahsulü olan bir düşünce ile kabul edivermek doğru olamaz. Her söze itimat caiz olsa evvelâ müddeinin davasını bilâ delil kabul etmek icap ederdi.
Velhasıl münakaşa edilen hadiseye maksur olamak üzere ikrar tecezzi etmez kaidesinin burada tatbiki mevcut değildir.
Ticaret Dairesi, müddeaaleyhe tediye defini ispat et demiştir.
Hukuk Dairesi ise müddeaaleyhin ikrarını tediyel defi ile beraber müddei kabule mecburdur. diyor. bunların hangisinin doğru olduğunu tayin heyeti muhteremin takdirine aittir.
Dördüncü Hukuk Dairesi azasından Kâzım Beyefendi: Ticaret Kanunundaki ikrarın tecezzi kabul etmeyeceği hakkındaki maddei kanuniye pek sarihtir. Halil Beyefendiğinin buyurdukları gibi namus kaziyesine değil, borçlunun himayesi esasına müstenittir. Müddealeyhin ikrarını bir kül de olarak kabul etmek zarurîdir. Bu husus şerhlerde de vardır. Müddei alacağı olduğunu ispat edecektir. İsbat edemediği takdirde iddia edilen paranın hâlen zimmetinde olmadığı şeklinde yemin teklif edilir.
Bilânçolar ikrarı bilkitabedir ve aleyhine olan kısımları def mahiyetinde telâkki edersek ispat külfetini kendisine tahmil edeceğiz ve Ticaret Kanunu da mesaili ticareyede bu esası kabul etmiştir.
Binaenaleyh dairemiz bu mülâhaza ile kararını ittihaz etmiştir.
Hali İbrahim Beyefendi: Fransız Kanunu Medenisinde ikrar tecezzi kabul etmez. Fakat Al man Kanunu medenisinde aksidir ve İsviçrede dahi hâkimin reyine bırakılmıştır. bir çok mürekkep ikraralar vardır ki bunu ancak hâkim tefrik eder. Yemin şekline gelince Kâzım Beyefendinin buyurdukları şekilde yapılacaktır. Yine tekrar ediyorum, Ticaret Kanununun 683 ncü maddesi mürekkep ikrarlara aittir.
Bahri Beyefendi: Ticaret mahkemesinin ayrı bir hususiyeti vardır. Nitekim Ticaret mahkemesinde şahit istima edilen bir hadise hakkında hukuk mahkemesinde şahit istima edilemez.
Ali Himet Beyefendi. İkrarın tecezzi edip etmemesi garp hukukçuları arasında muhtelefünfih bir meseledir. Ademi tecezzi en evvel Fransa Kanunu Medenisinde kabul edilmiş ve Almanya ve İsviçrede bu hâkimin takdirine bırakılmıştır.
Ticaret Kanunumuzda Fransa kanunundan iktibasen adem tecezzi esası kabul olunmuştur.
Tecezzi Kabul etmeyen ne gibi ikrarlardır? Bunu mülâhaza ederken ikrarda bir tasnif yapmak muvafıktır. Senede müstenit davalarda müddeaaleyh, (senet benim, fakat borcumu ödedim) derse burada ademi tecezzi mevzuubahis olamaz. Müddeaaleyh verdiğini ispat etmek lâzımdır. Çünkü bu iddia ile ikrarı bilkitabe arasında ittisal yoktur.
Dava ikrarı bilkitabeye müstenit olmaz da müddeaaleyh mutlak ikrar eder ve meselâ, borcumdur, fakat benim de müddeide alacağım vardır, mahsubunu isterim, derse alacağını ispat etmek itriza eder. Yani bu sur etle de tecezzi ve ademi tecezzi mevzuubahs olamaz. İkrar, mevsuf veya mukayyet olursa meselâ müddeaaleyh davaya karşı bin lira borcum var, fakat bir sene müecceldir. der veya müddeaaleyhe borcum vardı, verdim derse iş te bu ikrarlar tecezzi etmez. Müddei ya böylece bir ikrarı kabul eder veya reddeder ve davasını ispat eyler. Edemezse müddeaaleyhe borcu olmadığına tahlif edilir.
Haddi zatında bu mesele çok mühimdir. Peşin alış verişte ve senede raptı maruf olmayan tediyelerde senet alınmaz. Biz külfeti müddeaaleyhe tahmil edersek mutazarrır olur. Bu mesele şark hukukuçularının da nazarı dikkatini celbetmiş ve onlar hâsıllı inkâra müsaade suretiyle bir çare düşünmüşlerdir. Mer'i olan usule göre şimdi hâsılı inkârla iktifa mümkün değil, Hâkim müddeaaleyhi sebebe cevap vermeğe cebreder.
Bendenizce hukuk adiyede de bu esas kabul edilymeli veya hâsılı inkâr suretinde sebebe cevaba cebredilmemelidir.
Sait Beyefendi: Borcum vardır. ödedim diyen müddeaaleyhin ödedim kelimesini kabul ve borcum vardır, demesini kabul etmemek gibi bir vaziyet karşısında kalıyoruz.
Ali Himmet Beyefendi: Müddeaaleyhinr para aldım, verdim demesi onun mefhumu muhalefeti inkâr etmiş oluyor ki borcum oyk demektir.
Müzekerenin kıyafeti kabul edilerek reye vaz olundukta nisabı ekseriyet hâsıl olamamasına mebni gelecek celseye taliki takarrür etti.
9/12/931 tarihine müsadif çarşamba gününe davet olunan Heyeti Umumiyeye kırk bir zatın iştirak ettiği görüldükten ve nisabı müzakere tahakkuk ettikten ve zabtı sabık makamı riyaset tarafından hulâsa edildikten sonra söz alan Dördüncü Hukuk Dairesi azasından Ali Himmet Beyefendi: Geçen celsede bu husus taki mütalâamı arz etmiştim. Mademki tekrar müzakere için kaldı, bu mesele hakkında kanunun lâyihasını ihzar edenlerle Adliye Encümenin fikir ve mütalâasını gözden geçirmek faideden hâli değildir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanun projesini hazırlayanlardan bir zat eserinde diyorki:
Lâyihada ikrara faslında lâhika olarak lüzumuna meni Şevki Beyefendinin tesvidiyle şöyle bir madde vardı. İkrarın muteber olması için mukırrın ikrar ettiği hususat hakkında ehl olması şarttır. İkrara mütefarık olarak serd edilen evsaf ve şeraitinin hilâfını veyahut ikrara istinattan sarfı nazarla esası davayı ispat edebilir, ilâahiri.
Tiaret davalırnda mamulünbih olmak üzere yeni Kanunu Ticarette ikrara tecezzi kabul etmez. Binaenaleyh, (müddeaaleyhin gerek mahkeme, haricinde ve gerek huzuru hâkimde vuku bulan ve ikrarı tazammun eden ifadesinin Heyeti Umumiyesi tamamen kabul veya reddedilmek lâzımdır) ibaresiyle 681 inci madde vardır.
Bu madde muamelâtı âdiyede kabili tatbik olmadığından ve yeni usulü muhakeme kanuniyle davayı inkâr ile iktifa mümkün bulunmadığından bu maddenin usulü muhakemede yeri olmak lâzımdı: Encümen bunu daha ziyade nazarî ve ilmî ve hukuk mede niye kavaidine müteallik olduğundan bahsile tay eylemiştr ki fikrimce hâkimlerimiz için rehber teşkil edecek böyle mühim bir maddenin tayyi iyi olmamıştır.
Bunu söyledikten sonra deliller bahsinde şöyle deniyor:
Usulü muhakemei hukukiyede yoksa da Ticaret Kanununun 683 üncü müddeaaleyhin gerek hariçte ve gerek huzuru hâkimde vukubulan ve ikrarı tazammun eden ifadesinin Heyeti Umumiyesi tamamen kabul ve tamamen reddedilmek lâzımdır.
Bu maddeden anlaşıldığına göre bir taraf ikrarını bazı evsaf ve şerait ve kuyut ile mukarrunbihe rabteylemiş ise diğer taraf ya olduğu gibi kabul veya aksini ispat ve yahut ikrara istinattan sarfı nazarla esası davayı ispat eder.
Meselâ 500 lira alacak davasına karşı müddeaaleyh borcum yoktur, çünkü verdim demiş ise müddeaaleyh bu defini ispat etmezse müddei zımnındaki ikrara binaen müddeabihin tahsilini ta lep edemez . Müddeaaleyhin ikrarı nazarı itibara alınmak lâzım gelse heyeti Umumiyesinden tefrik etmek lâzım gelecek. Halbuki borcum yoktur, çünkü verdim, cevabı kül olarak zimmetini nefy ü inkâr mahiyetindedir. Müddeisi ya aksi in veyahut esası davasını ispat etmek mecburiyetindedir. Zira müddeaaleyh samimî olarak, "borcum yoktur, çünkü verdim" demiştir. Verdiğinde bahsetmeyerek borcum yoktur. demiş olsaylıd müddei ispatı müdea ile nasıl mükellef ise bunda da öyle olmak lâzım gelir.
Ticaret Kanununudaki müddenin nasıl düşünülmüş olduğu şu beyanattan da anlaşılır. Eğer biz hadisemizdeki ifadeyi ikrara ve defdersek Ticaret Kanunundaki maddenin manası kalmaz veya nok san kalır.
Halil İbrahim Beyefendi: (Geçen celsedeki izahatanı tekrara etti.)
Fuat NHulûsi Beyefendi: Tarafları dinledim. Ticaret Kanunu ihzar edilirken Mecelle mevcut idi. Binaenaleyh Kanunu Medeninin meriyete vaz edileceği de meçhul olan o zaman Mecelleden ihtiraz için bu madde vaz edilmiştir. Muahharan meriyette vaz olunan Kanunu Medeni bunu lüzum görmemiştir.
Bir kimsenin sözüyle bir diğerinin ilzam edilebilmesi için o sözlerin aynen kabul edilmesi lâzımdır.
Yoksa ikrara tecezzi kabul etmez diye mutlak olarak hareket etmek sözlerin aynen kabul edilmesi lâzımdır.
İkrar tecezzi bir kabul etmez kaidesinin hususî bir kanun olan Ticaret Kanununda mevzu bulunması hasebiyle ancak mevaddı ticariyede mabihittatbik olan kaidei mezkûrenin ticarî hadisat ve mumelâtın istilzam eylediği hususiyetler nazara alınarak tecezzisi mümkün olmıyacak ikrarlarda tatbiki ruhu kanuna muvafık olacağı ve şu itibarla müddeaaleyhin davayı ikrar mahiyetinde olan ifadesinin hitamından sonra tediyenin vukuunu ispat sadedinde vaki def'iin kendisne ispat ettirilkmesi icap edeceği on rey'i mahulife karşı otuz bir rey ile ve mevcudun ekseriyeti mutlakasaı ile takarrür etti.
Full & Egal Universal Law Academy