(6762 S. K. m. 1, 25)
Dava: Zonguldak kömür madenlerinde çalışan amelenin esnayi sayü amelde kazazede olarak vukuu vefatı üzerine veresesi tarafından şirket aleyhine ikame edilen tazminat davalarından dolayı verilen hükümlerin Temyizen tetkikinde Üçüncü Hukuk Dairesinin 9.2.1931 tarih ve 1828/1445 numaralı karariyle Ticaret Dairesinin 21.5.1931 tarih ve 1013/1249 numaralı kararı arasında hasıl olan selbi vazife ihtilafının merci tayini suretiyle halli Ticaret Dairesi Yüksek Reisliğinin 28.5.1931 tarih ve 45 numaralı müzekkeresiyle talep ve bu babtaki dosya ilam suretleriyle beraber Birinci Riyaset Dairesine tevdi olunmuştur.
Bu babtaki ilamat suretleri telhis ve nüshaları çoğaltılarak 26.10.1932 tarihinde içtima edilmek üzere Heyeti Umumiyeye tevzi olundu.
Yevmi mezkûrda içtimaa kırk iki zatın iştirak ettiği görüldükten ve müzakere nisabı tahakkuk ettikten sonra noktai nazarını müdafaa ve teşrih için söz alan Üçüncü Hukuk Reisi Sait Beyefendi:
Ereğli Havzai Fahmiyesi Maden Amelesinin Hukukuna Müteallik Kanunun yedinci maddesi mucibince velevki kendi hatası da olsa ikame olunan davalar sulh mahkemesinde bakılır. Bu hükümlerin temyizen tetkiki taalluk ettiği iş itibariyle ve bir tarafın şirket olması hasebiyle Ticaret Dairesine aittir, diyoruz.
Ticaret Dairesinin noktai nazarını izah için söz alan İkinci Hukuk Reisi Halil İbrahim Beyefendi:
Zonguldak madenlerinde çalışan amelenin vaziyetlerinde ticari bir maksat olup olmamak hususu cayi teemmüldür. Bunu kanuni bir şekilde halledebilmek için bittabi Ticaret Kanunu hükümlerini nazara almak mecburiyeti vardır. Malümu alileri olduğu üzere Ticaret Kanunumuz muamelatı ticariyeyi mahiyetleri itibariyle iki kısma tefrik ediyor:
1 - Akidin niyetine göre bazen ticari ve bazen gayri ticari olan muameleler.
2 - Akidin niyeti nazarı dikkate alınmadan bizatihi ve daima ticari addedilen muamelelerdir.
İki kısma tefrik edilen bu muamelelerin nelerden ibaret olduğu Ticaret Kanununun üçüncü faslında ve on birinci maddede tadat ve tasrih edilmiştir. Bu maddelerden on dokuzuncu madde aynen şudur:
(Bir sahibi arzın veya çiftçinin mahsulatını ve bir maden sahibinin çıkarılmış cevherleri bey etmeleri umuru adiyendir). Madenden çıkarılan cevherleri satmak umuru adiyeden olunca bu cevherleri çıkarmak ta bittabi umuru adiyeden olur. Mevzuubahis hadisede maden sahibi aleyhine amelenin veresesi tarafından tazminat davası ikame olunuyor, bu davanın mercii rüyeti neresidir? Hukuk mahkemesimi, ticaret mahkemesimi? Ticaret Kanununun birinci maddesinde (kavanini ticariye ahkamı mevaddı ticariye hakkında caridir) deniliyor.
Ticaret mahkemesinde görülmek için hadisenin ticari mahiyette bulunması icap eder. Maden cevherleri çıkarmak umuru adiyeden olmasına göre buna teferru eden bilumum muamelat ta muamelatı adiyeden olmak mantiki bir neticedir. Bundan sarfı nazarla muamelenin ticari olduğunu şu sarahata rağmen kabul edelim. Nefsi muamele maden kömürü satmak olmasına göre amelenin maden sahibine karşı olan vaziyetinin bizatihi ticari bir muamele addedilmesine imkan mutasavver değildir. Zaten bunu kimse iddia etmiyor, ancak Ticaret kanununun yirmi beşinci maddesine istinat ediyorlar ve diyorlarki, Ticaret kanununun üçüncü faslında zikredilen muamelatı teshil etmek itibariyle bunlar da muamelatı ticariyendedir. Şu halde asıl muamelenin fer'i bulunmuyor, demektir. Fer'in mevkii, kanuni mahiyeti şüphesiz zaruret icabına uygun olmalıdır. Bir amelenin maden cevherlerini çıkarması maden sahibinin işini teshil etmesi itibariyle yirmi beşinci madde mefhumunda dahil farz edelim. Bu halde vaziyeti ona göre tetkik etmek icap eder. Burada maksut amelenin sayi olduğu için asıl fiile taalluk eden budur ve binaenaleyh hükmün buna terettüp etmesi lazımdır. Yani ticari addedilmesi icap eden husus yalnız amelenin sayidir. Bunun haricinde kalan aksam tabiatiyle bu hükme tedahül edemez. Şimdi amele maden ocağı içinde bulunurken herhangi bir arıza ile bir yeri kırılsa veya ölse bunu vücuda getiren sebep maden sahibinin ya teseyyübü ve haksız fiili veyahut her türlü tedbir ittihaz edilmekle beraber herhangi bir sebebi mücbir olabilir. Maden sahibinin haksız fiilinden mütevellit olduğu takdirde bittabi Borçlar Kanununun malüm maddesine gitmek icap edecektir ve pek kati olarak iddia edilebilirki bunda ticari hiç bir mahiyet bulunamaz. Sebebi mücbir tahtında vukua gelen kazalardan ise zaten maden sahibi mesul değildir. Malümu aliniz yirmi beşinci maddedeki teshil eden efalin ticari mahiyette addedilmesi füruat nazariyesini meydana çıkarmıştır. Bu hüküm yalnız Fransa Ticaret Kanununda mevcut olup bizim Ticaret Kanunumuz da Fransız Ticaret Kanunu hükümlerini almıştır. Bunlarda asıl muamelei ticariyeyi teshil eden feri muamelelerin mahiyetlerini bu zaruretin icabatına telif etmek lazımdır, diyorlar. Mesela bir tacir bir mahalle malını sevk edecek. Onun için malı ambalaj yapmak, sandıklamak lazım. Sandık, kağıt, ip ve saire alır. Bunları almaktan maksat ahara satmak değildir, istihlaktir. şu şekline bakılınca katiyyen ticari addedilmemek icap eder. Fakat asıl muameleyi teshil ettiği için ticari addediyorlar. O tacir malını sevk etmek için bu şeyleri gaspen alsa yani bu hususta haksız bir fiil yaparak bunları elde etse bu fiil ticarimidir? Şüphesizki bunun ticaretle hiç bir alakası yoktur ve Borçlar Kanunu ahkamına tabidir. İşte amele meselesinde de maden sahibi haksız bir fiil yapsa da amele ölse bu keyfiyetin ticaret mualesiyle ne alakası vardır?
Benaberin cürüm ve şübih cürüm ihtiva eden haksız fiilden mütevellit tazminat davalarının mercii rüyeti hukuk mahkemeleri ve bunlardan sudur edecek mukarreratın temyizen mercii tekkiki de Üçüncü Hukuk Dairei aliyesi olmak icap eder.
Dördüncü Hukuk Dairesi azasından Ali Himmet Beyefendi: Ticaret Kanununun on dokuzuncu maddesinde yazılı olduğu üzere çiftçilik ve madencilik umuru adiyedendir. Şu kadarki mahsulatı arziye veya çıkarılmış maden mücevherleri şekli ahara ifrağ veya bey için sınai veya ticari bir şekil ve mahiyeti haiz bir müessese kuşat edilmiş ise bu müesseseye ait uamelat muamelatı ticariyedendir.
Demek oluyorki müesseseye gelinceye kadar bütün muameleler adidir. Müesseseye geldikten sonra muameleler ticaridir. Nasıl bir çiftlik muamelesi ve burada amele istihdamı umuru adiyeden ise madenlerde amele istihdamı da umuru adiyedendir. Şu halde kanunu mucibince madenlerde kazazede olan ameleye tazminat itası umuru adiyeye müteallik bir hükümdür. Mercii rüyet ve tetkiki ticaret mahkemeleri değil, hukuk mahkemeleri olmak lazım gelir. İşte bendeniz bu itibarla Ticaret Dairesi Aliyesinin içtihadını muvafık görüyorum. Haksız fiilden mütevellit olmak itibariyle değil, çünkü kaza haksız fiilden, ihmal veya kusurdan neşet etmediği hallerde de tazminat vardır.
İkinci Hukuk Reisi Halil İbrahim Beyefendi:
Demin bir nebze arzı malümat etmiştim, Ticaret kanunumuzun yirmi beşinci maddesi mucibince bu kanunun üçüncü faslında tadat olunan muamelatı ticariyeyi teshil eden veya bunlara murtabit olan muamelelerin ticari addedilmesi, fer'i için ayrıca hüküm olamayacağının umumen müsellem bir kaide olmasından ve mebdeinden müntehasına kadar bir kül olan muameleden birinin tefrikiyle ayrıca hükme tabi tutulmasının tatbikatta müstelzim olduğu müşkilattan inbias etmiştir. Evvelki misalde söylediğim gibi bir tacirin sevk edeceği mal için ip ve kağıt satın alması tacir için nefselemirde ticari olmamak lazım gelir. Kezalik bir tacirin icrayi muamele etmek için mağaza kiralaması ticari olmamak icap eder. Fakat ticari addediliyor, çünkü asıl muameleyi teshil eden bu ikinci muameleyi, adi muamele addedersek bir taciri yaptığı müteselsil muamelelerden dolayı muhtelif mercilere tabi tutmak icap eder. Halbuki kanunun bütün gayesi tacirin muamelelerini kolaylaştırmaktır, fakat tacir kalkıpta oturduğu mağazayı yakarsa bundan mütevellit tazminat davasının mercii rüyeti ticaret mahkemesidir denilebilirmi?
Bunun gibi maden ocağında çalıştırdığı ameleyi öldürse veya sakatlasa yine ticaret mahkemesine gitmelimidir?
Malümu aliniz Ceza Kanununda da kasıtla hata cürmün birer vasfı olarak kullanılmıştır, yoksa haddi zatinde kasten işlenen bir fiil ile hataen yapılan bir cürüm arasında binnetice bir fark yoktur. Tabii burada ceza nazariyatından ve ahkamından bahsedecek değiliz.
Hadisemizde maden sahibinin yapılması icap eden bütün tetbirleri ifa etmemesinden dolayı ölen amelenin veresesi tarafından talep edilen tazminat davasının mercii rüyetinde ihtilaf ediliyor.
Bir ameleyi tabanca ile öldürmek Ceza Kanunu noktai nazarından bir cürümdür. Maden kuyusunda fennen yapılması lazım gelen takayyüdat ve tedabirin ifa kılınmamasından dolayı kuyunun çökerek amelenin ölmesi kezalik Ceza Kanunu noktai nazarından bir suçtur. Her ikisinde de binnetice amele ölmüştür. Fakat birincisinde kast vardır, diğerinde yoktur.
İşte vasfan tebeddül eden tarzı ikalar neticesinde maden sahibi mesuliyeti cezaiyeden vareste kalamaz. Bu suretle yapılan bir fiil neticesinde sakatlanan amelenin isteyeceği tazminat davasının mercii rüyeti bittabi hukuk mahkemesi olmak icap eder. Bu işi ticaret mahkemesine göndermek için hiç bir vecih ve sebep yoktur.
Zira ticari addedilen feri muameleler, asıl muamelei ticariyeyi teshil ettikleri için ticari addedilmiştir. Buna da maden sahibinin işini kolaylaştıran amelenin yalnız sayidir.
Binaenaleyh ahkamı ticariye de yalnız bu çalışma hususuna inhisar etmek icap eder. Çünkü zaruretler kendi miktarlarınca takdir edilmek kaidesi bir mütearifei hukukiyedir.
Ticaret Reisi Kazım Beyefendi;
Halil Beyefendinin sözlerine tamamen iştirak ederim. Kanunlar maden şirketlerine bir takım vecibeler tahmil etmiştir.
Bu vecibelerin ifa edilmemesi neticesi tahaddüs eden kazalardan mütevellit davalar haksız fiildir. Binaenaleyh Borçlar Kanunu hükümlerine tabean Hukuk Dairei aliyesinde tetkik edilmelidir, buyurmalariyle reye vaz edilerek neticede:
Ereğli Havzai Fahmiyesi Kanununun yedinci maddesine tevfikan kazazede amele veya veresesi tarafından şirket aleyhine ikame edilen tazminat davaları muamelei ticariyeden münbais olmayıp kanunun bahş eylediği hakkı salahiyete müstenit olmakla bu kabil davalara müteallik sadır olan hükümlerin tetkiki Üçüncü Hukuk Dairesinin vazifesi cümlesinden olduğu on dört reyi muhalife karşı yirmi sekiz reyle takarrür etti.
Full & Egal Universal Law Academy