(1086 S. K. m. 76) (YİBK. 29.11.1939 T. 1938/17 E. 1939/57 K.) (YİBK. 09.03.1955 T. 1954/27 E. 1955/3 K.)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi gereği düşünüldü.
Karar: Davacılar, davalı tarafından yapılan ihale sonucunda satın aldıkları ve adlarına tescil edilen taşınmaz payının, diğer paydaş tarafından açılan şufa davası sonucunda onun adına tescil edildiğini, davalıya ödedikleri bedeli, şufa davasında verilen kararın kesinleşmesi üzerine ve ödendiği tarihten yaklaşık iki yıl sonra geri alabildiklerini, davalının ihaleyi usulüne uygun yapmaması ve bu yüzden sözleşmenin hüküm ifade etmemesi nedeniyle zarara uğradıklarını ileri sürerek, menfi zarar karşılığı şimdilik 250.000.000 TL.nin ödetilmesine karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, satımın 2886 Sayılı Yasa'ya göre yapıldığını, diğer paydaşın şufa hakkını kullanmasını engelleyecek bir hüküm bulunmadığını savurarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece bilirkişi raporundaki değerlendirmeye itibar edilerek, davacıların isteklerinin munzam zarara ilişkin bulunduğu benimsenmek suretiyle, davanın kabulüne, 250.000.000 TL. nin ödetilmesine karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar, davalının ihaleyi usulüne uygun şekilde yapmaması ve gereken dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle, diğer paydaşın şufa hakkını kullanıp, sonuçta satıma konu payın kendisi adına tescili yolunda hüküm elde ettiğini, böylece taşınmaz payının ellerinden alındığını, ödedikleri satış bedelini ise, şufa dosyasından iki yıla yakın bir süre sonra geri alabildiklerini, bu nedenle zarara uğradıklarını ileri sürmek ve uğradıkları zararı menfi zarar olarak nitelendirmek suretiyle tazminat isteminde bulunmuşlardır. Dava dilekçesinde, davalının ne şekilde ve hangi eylemiyle özensiz ve dikkatsiz bir ihale yapmış olduğu, usulüne uygun olmamanın ne şekilde gerçekleştiği açıklanmamış ise de, ileri sürülüş biçiminden, bu iddiaların, bilahare şufa hakkını kullanmış olan paydaşa ihale hususunun önceden bildirilmemiş olmasına dayandırıldığı anlaşılmaktadır. Bir davada tarafların ileri sürdükleri vakıalara uygulanacak hukuk kurallarını bulmak ve uygulamak, hakimin doğrudan görevidir. Tarafların ileri sürdükleri olguların mahiyeti hakkındaki hukuksal nitelendirmeleri (hukuki sebepler), hükme yardımcı olursa da, hakim bunlarla asla bağlı değildir. (HUMK. madde 76) Nitekim, mahkemece, davacıların menfi zarara ilişkin nitelendirmelerine itibar edilmemiş, iddia ve istemin munzam zarara yönelik bulunduğu benimsenmiştir. Ne var ki, mahkemenin bu nitelendirmesi de, ileri sürülen maddi olgulara ve sonuçtaki isteğe uygun değildir. Somut olayda davacılar, davalıdan, ödenmesinde temerrüde düşülmüş bir para alacaklarının bulunduğunu, bu alacağının geç ödenmesi nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan bir zararlarının oluştuğunu ileri sürmedikleri gibi, dayandıkları maddi olgular da, bunun tam tersine, ihalenin usulüne uygun şekilde gerçekleştirilmemek ve diğer paydaşa süresinde tebligat yapılmak suretiyle, onun şufa hakkını kullanmasına neden olunduğu ve böylece, taşınmazın ellerinden geri alınmasına sebebiyet verildiği, böylece zarara uğratıldıkları şeklindedir. Gerçekten de Davalı idare, davacıların üzerinde kalan ihaleden önce diğer paydaşa tebligat çıkararak, ihale gün ve saatini bildirmiş, katılmak istediği takdirde yerine getirmesi gereken şartları duyurmuş, ancak bu yazı, ihaleden sonraki bir tarihte tebliğ edilmiş, paydaşın buna dayanarak açtığı şufa davası kabul edilmiştir. Burada çözümü gereken sorun, yazının gününde tebliğ edilmiş olması halinde, bu paydaşın şufa davası açıp açamayacağı ve açtığı takdirde durumun ne olacağıdır. Hemen belirtelim ki, 29.11.1939 gün ve esas: 57, karar: 17 sayılı ve ayrıca, 09.03.1955 gün ve esas: 37, karar: 3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararlarında da kabul edildiği üzere, cebri müzayede dışındaki tüm gayrimenkul satışlarında, diğer paydaşların şufa hakkını kullanmaları hukuken mümkündür. İhale yoluyla yapılan satışlar, ihtiyari satış niteliğinde olup, cebri müzayede suretiyle satılan taşınmazlar üzerinde şufa hakkının kullanılamayacağına ilişkin kuralın bu tür satışlar yönünden uygulanma kabiliyeti yoktur. Dahası, diğer paydaşa ihale gün ve saatinin önceden ve usulüne uygun şekilde bildirilmiş ve hatta ihaleye katılmış olması halinde dahi, o paydaşın şufa hakkını kullanmasına herhangi bir hukuki engel bulunmamaktadır. Hukuksal durum ve çerçeve böyle olunca, somut olayda, davalı idarenin, taşınmazın diğer paydaşına ihalenin duyurulmasına ilişkin yazıyı ihale gününden önce tebliğ ettirmiş olması halinde dahi, şufa hakkının yine de kullanılabileceği, bunu engelleyecek herhangi bir yasa hükmünün bulunmadığı, davalı idarenin de satıcı olarak, bu hakkı ortadan kaldırma yetkisine ya da engelleyici herhangi bir işlem yapma gücüne sahip olmadığı çok açıktır. Hal böyle olunca, davalının herhangi bir kusurlu eylem veya işlemiyle davacılara zarar verdiğinin; ödenen bedelin gecikmeyle geri alınmasından kaynaklanan davacılar zararı ile davalının ihale işlemlerindeki tutumu arasında nedensellik bağı bulunduğunun kabulüne hukuken olanak yoktur. Kaldı ki, davacılar, ihaleye çıkarılan taşınmazın paylı olduğunu, diğer paydaşların şufa davası açma haklarının bulunduğunu, açılacak bir şufa davası sonucunda taşınmazın ellerinden alınması olasılığının mevcut olduğunu bilerek ve bu olasılığı daha baştan öngörerek ihaleye katılmış ve sonuçta payı satın almış olmakla, doğabilecek rizikoyu peşinen göğüslediklerinin, o nedenle de bunun sonuçlarına katlanmak zorunda bulunduklarının kabulü zorunludur. Hal böyle olunca, hukuksal dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmesi gerekir. Mahkemece, uyuşmazlığın ve davadaki isteğin hukuksal nitelemesinde yanılgıya düşülerek ve somut duruma uygun da düşmeyen gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmiş olması yanlıştır; bozma nedenidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle davalı yararına BOZULMASINA, 04.04.2000 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy