(765 S. K. m. 110)
Dava: 3116 sayılı Orman Kanunu muvacehesinde hukuku amme ciheti sakıt olan işlerde de hukuku şahsiye cihetinin hukuk mahkemesin de rüyetine üçüncü Ceza Dairesi kararları arasında mübayenet husule gelmiş olduğundan keyfiyetin tevhidi içtihat yolu ile halli Temyiz Mahkemesi Üçüncü Hukuk Dairesi Reisliğinin 7.5.938 tarih ve 317 numaralı müzekkeresiyle istenilmesine mebni 9.11.938 tarihinde toplanan Heyeti Umumiyeye kırk altı zatın iştirak ettiği görüldükten ve mezkür müzekkere ile ilamlar okunduktan ve 3116 numaralı kanun muvacehesinde tekrar bu işin müzekeresine lüzum olup olmadığı Birinci Reis İhsan Ezgü tarafından izah edildikten sonra söz alan:
Sait; Eski kanunda amme ve şahsi hak cihetleri sulh Ceza Dairelerinde rüyet edileceğini sarahaten söylemiş olması itibariyle tevhidi içtihat kararı Temyiz Üçüncü Hukuk Dairesi kararının doğruluğunu kabul etmekle beraber beş on bin işin tekrar aynı gelmesi gibi bir netice hasıl oyacağından bahsile bir karar verildi.
Yeni kanunu bekcilere takip salahiyetini verdiğine ve müstacel mevattan addedildiğine göre dünkü tevhidi içtihat kararına saik sebepler ortada kalmayınca ve eski kanun ve nizamname mülga olunca tevhidi içtihat kararının da hükmü kalmamıştır.
Orman kanunu hususi kanundur. Diğer kanundaki sarahat bu kanundaki hükümlere tesir edemez. Binaenaleyp dairemiz hukuk amme ciheti sakıt olan ırkan işlerinde hukuk şahsiye noktasından hukuk mahkemelerinin salahiyetli olmadığı rey ve mütalaasındadır.
İbrahim; Müruruzaman sebebiyle amme davasının düşmesine karar verildiği surette şahsi hak cihetilnden alakadar olanların ait olduğu mercie müracaatta muhtariyetine dairemizce karar verilmiş ve Üçüncü Hukuk Dairesince ise, bu kabil hukuku şahsiyelerin hukuk mahkemelerince rüyetine cevaz olmadığı hüküm altına alınmıştır. Bizim noktai nazarımız müruruzaman vukuu hasebile amme davası düşünce şahsi hak cihetine müruruzaman vukuu hasebile amme davası düşünce şahsi hak cihetine hasren muhakeme icrasına kanuni cezva olmadığı merkezindedir. Ceza mahkemelerinin hukuku şahsiye davalarına amme davası zımnında bakmalarına cevaz verilmiştir. Ceza mahkemelerinin bu suretle hukuk şahsiyeye bakmaları kaidei esasiyenin istisnasıdır. Amme davası ortadan kalkınca bu istisnai salahiyet de ortadan kalkar. bu hususta iki safha tasavvur olunabilir.
1- Davaların mahalli mahkemelerinde bakıldığı sırada müruruzaman ile sukutu.
2 - Temyiz mahkemesinde temyiz tetkikatının yapıldığı sırada davaların müruruzamanla sukutu.
Mahalli mahkemeleri bir ceza davasında müruruzaman görürse amme noktasından düşme kararı vermesi ve Ceza Kanununun 110 uncu maddesi sarahatı gözönünde bulundurularak şahsi hak cihetinden alakadarının ait olduğu mercie müracaatta muhtar olduğunu kararında göstermesi lazım geldiğinde zam edersem, hiç bir ihtilafımız yoktur. Mahalli mahkemelerince böyle olunca ayni usulün Temyiz Mahkemesinde de takip edilmesi lazım gelir. Çünkü amme ciheti müruruzamanla düşmüş olan bir işi şahsi hak cihetinden Temyiz Mahkemesi baksın denilirse, o işi şahsi hak noktasından ya tasdik veya nakzedecekdir.l Eğer nakzederse, evrak mahalline gidince bozma safhası geçirmeyen işlerde işi nasıl hukuk mahkemesine gönderiyorsa bozmadan sonra işe el konulduğu surette dahi aynı tarzda hakeret etmesi icap edecektir. Mahalli ceza mahkemelerince amme davası düşen işlerde şahsi hak noktasına hasren davayı rüyet ettirmek için Temyiz Mahkemesinin elinde hiç bir mesnedi kanuni yoktur. Amme Davasını düşüren sebepler şunlardır:
1 - Vefak
2 - Af
3 - Kaziyei muhkeme
4 - Müruruzaman
5 - Feragatı davadır. Bu sebeplerden birinin tahakkuku halinde ceza mahkemeleri elini o işten çeker. Ve hukuku şahsiye cihetini mercii aslisine sevkeder. Esasen bilu mum ceza mahkemelerinin tatbikatı da bu merkezdedir. Nitekim evvelce bu iş 2330 numaralı Af Kanunu münasebetile yüksek heyetinize intikal etmiş ve yüksek heyetinizce de bu husus halledilmiştir. Evvelce, burada 2330 numaralı Af Kanunu münasebetile orman suçlarından dolayı düşme akrarı verildiği surette ceza mahkemelerinin işten ellerini çekmesi lazım geldiğini uzun uzadıyal müzakere ederek tespit ettik. Ve bu tevhidi içtihat kararı Orman Nizamnamesinin meri olduğu zamanda verilmişti. Şimdi Orman Kanunu çıkmakla evvelce verilen karanın hükmü kalmadığı ileri sürülmek istineliyor. Bilakis yeni Orman Kanununun 125 nci maddesi orman suçlarının tatbikini orman idaresinin şikayetine tabi tutmayarak bu kabil suçların re'sen takibine de cevaz vermiş olmakla mülga Orman Nizamnamesinin takip usulüne değşitirmiş, ceraimi umumiyenin takibi usulü ki esasen takibatı kanuniye icra olunabileceğini kabul eylemiştir. Ve halen orman ceraimi ile umumi ceraimin takibi arasında hiç bir fark yoktur. Bu şekli takip bizim noktai nazarımızı teyit etmekte iken yeni Orman Kanununun hükmüne istinat edilerek evvelce verilen tevhidi içtihat kararının hükümsüzlüğü iddia ediliyor. Evvelce Af Kanunu çıkınca dairelerce (orman suçunun, Af kanununun şümulüne dahil olduğundan bahsile temyiz tetkikatına mahal olmadığına ve şahsi hak cihetinden alakadar olanların ait olduğu mercie müracaatta muhtariyetine) şeklinde karar verilmiş olmasından dolayı mahalli hükmünün bozulmadığı ve bozulmadığı için de hukuk mahkemelerinin bu kabil davalarda hukuku şahsiye cihetinden davaya bakamaycakları ve esasen amme davası düş se bile hukuku şahsiyye münhasır kalan davalara ceza mahkemelerinin bakması lâzım geldiği Üçüncü Hukuk Dairesi tarafından iddia edilmiş idi. Biz de bu şekilde Üçüncü Ceza Dairesinin verdiği karalar nakız mahiyetinde bulnduğunu ve amme davası düşünce hukuku şahsiyeye hasren ne mahalli ceza mahkemelerinin davayı görmesine ve ne de Temyiz Mahkemesinin hukuk şahsiye cihetine hasren temyiz tetkikatı icrasına usuli cevaz olmadığı ve çünkü Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunumuzun mehazı olan Alman Ceza Mahkemeleri Usulü Kanununuda ceza mahkemelerinin hukuku şahsiye davalarına bakılması tecviz edilmemiş iken Fransız kanununun takip ettiği sistem alnımış ise de bunun da amme davasının rüyeti zımnında bakılması kaydı ile mukayyet ve o şart ile meşrut bulunduğunu ve amme davası ortadan kalktıktan sonra ceza mahkemelerinin hukuk şahsiye davaları ile uğraşmaları caiz bulunmadığını müdafaa etmiştik ve yüksek heyetinizce noktai nazarımız kabul edilmiş ve bu daire mahalli hukuk mahkemelerinde açılıp hüküm altına alınmış olan davaların Temyiz Üçüncü Hukuk Dairesince bakılması esası kararlaştırılmıştı. Af nasıl düşme esasından ise, müruruzaman dahi, düşme esasından olunca ve ortada evvelce verilmiş tevhidi içtihat kararı bulundukça ayni iş hakkında tekrar karar ittihazına mahal ve cevaz olmadığına karar verilmesini arz ve teklif ederim.
Sait; Yeni kanun mireyet girdiği günden itibaren eski kanun mülgadır. Af Kanunu ile yeni kanunun meriyeti arasında bir çok ceraim geçmiştir. Af Kanunuun mer'iyetinden sonra işlenen suçlar tevhdi içtihat kararı hükmüne giremez .
Fahreddin; Yeni kanun tamamen amme ceraimi cümlesinden saymıştır. Nafiz, Tevhidi içtihak kararı bu işi tamamen ve vuzuhla hal etmiş değlidir. Ceza dairesi kararları bozma mahiyetinde telakki edilerek kararımızı verdir. Bir dava ceza mahkemesinde senelerce süründükten sonra artık hukuk mahkemesine git demek doğru değildir.
Sait; Ceza daireleri hukuk şahsiye cihetini bozmuyor. Hukuk mahkemesine müracata muhtariyetine diyor. Esbabı sübutiyesi hakkında da bir şey demek suretiyle bozmak lazımdır.
Böyle olmayınca bunda bozma manası yok, belki takdik manası vardır. Başmüddeiumumi, Cürümden mutazarrır olan bir kimse gerek hukuk mahkemesi ve gerek ceza mahkemeseni isteyebilirdi. Orman işlerinin de böyle olması lazımmı idi? Bu kaidei umumiyeden orman davaları müstesna idi. 31 ve 33 ncü maddeleri muvacehesinde Af Kanunu üzerinde verilen kararlar bunun makusu bir netice hasıl etti. Bu harfiyen değil, zımnen beyan edildi. Bir tevhidi içtihada müracaat ettik, malûm olan tevhidi içtihat kararı verildi.
Burada tevhidi içtihat kararından ayrılımıyoruz. Ceza mahkemesinde görülmesi lazımdır. Hukuk amme cihetinden temyiz edilmeyip de sırf şahsi hak cihetinden temyiz edilen bir işi tetkik etmeyecekmiyiz? Bu kaideden aldığı ilhamla amme ciheti af ile satık olsa dahi şahsi hak cihetinden de ceza mahkemesinde rüyet edilmesi reyindeyim. Hüküm verildikten sonra bozulması halinde de ceza mahkemesinde rüyet edilecektir. Afaa taalluk etmeyen işlerde de Üçüncü Ceza Dairesinin kararları bu mütalaaya muhaliftir. bu hususta da Heyeti umumiyeye müracaat ettim. Velevki hukuku şahsiye için bozulmuş olsun kanun rüyet merciini tayin etmiş olması itibariyle ait olduğu hukuk mahkemesine müracatta muhtariyetine şekline karar verilmesi kaydı sarih hilafınadır. Heyeti Umumiye Üçüncü Ceza Dairesinin kararını itiraızmızı reddetmek suretiyle terviç etti. Şimdiki kanun talebi mukayyet olarak kabul etmiştir. Üçüncü hukuk Dairesinden ayrılarak hukuk şahsiyeden hukuk mahkemesine gitmesi kanaatındayım. Hükümden evvel bir sebeple amme ciheti sakıt olursa hukuku şahsiyeyi ceza mahkemesi bakamaz. Fakat bir karar verildikten sonra artık hukuk mahkemesine gidilemez. Eski kanunla alınmış olan tevhidi içtihat kararı muvacehesinde yeni kanunun meriyetinden sonra da hukuk mahkemesine gidilmesi lazımdır. Fakat şahsi kanaatım hüküm verilen işlerde hukuku şahsiye ciheti tetkik edilerek bozulduğu takdirde ceza mahkemesine gidilmesi lazımdır.
Meselinin mahiyeti hüküm verilip de Üçüncü Hukuka gelmiş işlerden ise Üçüncü Hukuk mahkemesile beraberim.
Vehbi Yekebaş; Amme davasının sübutunu tetkik edemeyen bir mahkeme hukuku şahsiye hakkında karar veremez.
Reis Fevzi, Tevhidi içtihat kararı kanunun bir hükmünü tahvizten ziyade tayini mercie mütealliktir. Böyle olunca bu tevhidi içtihat kararı heyeti bağlamaz. Bir hata vaki olmuş ise içine girebiliriz. Esasa gelince Vehbi Yekebaş'ın koyduğu kaide hüküm mahkemelerine aittir. Faili mahkum etmiş ve tazminata da karar vermiş, Mahkemei temyiz hüküm mahkemesi değildir. Ahkamı kanuniyeye muvafık mı, bunu tetkik eder. Bir davayı üç sene rüyet ettikten sonra hüküm istihsali safhasında geldiği bir zamanda hukuku amme sukut etti, hukuku şahsiyeyi ait olduğu yerden ara, derse ceza mahkemeleri efkarı umumiyede fena bir vaziyete düşer.
Halil Hilmi; Başmüddeiumumi ve Sait ve Fevzi Beylerin sözlerine iştirak ettiklerini,
Halil İbrahim; Tevhidi içtihat kararı vardır. Yeni Orman Kanunun bu tevhidi içtihat kararını ne suretle değiştirdiğine dair bir izabat vermediler, bu itibarla da meseleyi kavrayamadım. Yeni kanun bütün orman suçlarını hukuku umumiyeden addetmiştir. Hatta istirdadı ağaçların belelinden mutevellit olanı müstesnadır.
Kazım; Evvelki ihtilaf bütün ceza daireleri ile Üçüncü Hukuk Dairesi arasında idi. Hukuku şahsiye hakkında bir bozma kararı yoktur. Bu itibarla hukuk mahkemeleri hukuku şahsiye cihetine el koyamaz, demişti.
Evvelki tevhidi içtihat kararında noktai nazarım yazılıdır. Tevhidi içtihat karaır ile ceza dairesi kararlarına bir iktikamet verilmiştir. Bozmayı muhtevidir. dendi. Tasdik ederse mesele yok. bozarsa hukuka gidecektir.
Nefiz; İhtilaf vardır.
Sait; Uusle müteallik hükümler makabline şamildir. Mevzuu bahis olan tazminattır. Yeni Orman Kanununda müsadere edilir, talep halinde demiştir. Hadisemizde böyle bir şey mevzuubahis edilmiş değildir. Hadiselerde orman suçu ika edilmiş, dava açılmış, mahalli mahkemesince bir karar verilmiş, Üçüncü Ceza Dairesi müruruzamanla amme davasını sukut ettirirse hukuku şahsiye hakkında da bir şey demesi lazımdır. Ait olduğu mahkemeye müracaatta muhtariyetine diyemez.
Başmüddeiumumi; Fransa'da hukuku şahsiye davaları beraber rüyet edilir. Almanya'da hukuk şahsiye yoktur. Mahalli mahkemesinin hukuki salahiyeti yoksa Temyizin de yoktur. Varsa Temyizin de vardır. Müdahillerin adalet yollarında yürürlüğe bir külfet ihtiyarına mecbur tutmuş olacağız, demeleriyle neticede;
Müruruzaman dolayısiyla amme davasının düşmesine karar verildiği surette şahsi hakka hasren gerek mahalli mahkemelerince muhakeme icrasını ve gerek Temyiz Ceza Dairelerince temyiz tetkikatı ifasını mecburi kılacak bir emri kanuni mevcut bulunmamasına ve ceza mahkemelerinde şahsi hak davalarının bakılması amme davasına istinaden ve istisnaen tecviz edilmiş olup amme davasının, sukut sebeplerinden her hangi bir sebeple ortadan kalkması ile bu istisnai sahaliyetin de mürtefi olacağına ve esasen 2330 numaralı Af kanununa tevfikan mukaddema Üçüncü Ceza Dairesinden orman suçlarına dair olan hükümler hakkında amme cihetinden temyiz tetkikatı icrasına mahal görülmeyerek şahsi hak cihetinden alakadar olanların ait olduğu mercie müracaata muhtar oldukları yolunda verilmiş olan kararların da nakız mahiyetinde olduğu ve şahsi hak cihetinden açılacak davaların hukuk mahkemelerince bakılması icap ettiği tevhidi içtihat suretiyle kararlaştırılmış olmasın ve müruruzaman dahi af gibi sukut esbabından bulunmasına göre aynı mahiyet gösteren bu mesele hakkında tekrar tevhidi içtihada mahal olmadığına ekseriyetle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy