(1086 S.K. m. 427)
Dava: 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427. maddesinin birinci fıkrasında temyiz kabiliyetinde olmayan davaları gösteren istisnadaki (alacak davaları) tabirinin menkul ayin davalarına şamil olduğu kabul edilerek bu yolda kararlar verilmekte iken bu kerre mümasil hadiselerin tetkiki sırasında buna mübayin bir ekseriyet husule geldiğinden bu ayrılığın tavhidi Temyiz Üçüncü Hukuk Dairesi Reisliği'nin 825 sayılı müzekkeresile istenilmesi üzerine Maliye vekaletinden 31.7.1940 tarih ve 42246/3411 sayı ile gönderilen müzekkere ve merbutatının da bu işe taalluku hasebile birleştirilerek yapılan müzakeresi neticesinde birinci toplanmada karar nisabı hasıl olamamasına binaen tekrar toplanan tevhidi içtihad heyeti umumiyesinde keyfiyet müzakere edilerek:
Neticede: Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun hazırlandığı sıralarda, Teşkilat Kanunu'nun yokluğunu telafi için, kabulüne lüzum görülmüş olan sekizinci maddede (miktar veya kıymeti 300 lirayı aşmayan davalar) gibi umumi bir tabir kullanılacak yerde (miktar) veya kıymeti 300 liraya kadar alacak ve menkul ve gayrimenkul ayin davaları) diye alacak ve menkul ayin davaları, ayrı ayrı gösterildiği gibi maddenin 2606 sayılı kanunla vazedilen son şeklinde ve aynı kanunun temyizde duruşmaya tabiiyetten bahis 438. maddesinde aynı tefrik mahfuz tutulmuş ve bundan maada Tunceli vilayetinin idaresi hakkındaki 2884 sayılı kanunun 30. maddesinde dahi (Menkul ayin davaları) ile (alacak davaları) ayrı gösterilmiştir.
İki maddenin eski ve yeni şekillerinde mevcud bu tefrikler Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa göre (alacak davaları) ile (Menkul ayın davaları)nın birbirinden tamamile ayrı birer ıstılah olduğunu açıkça gösterdiği gibi Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427. maddesindeki (Alacak) tabiri (menkul ayin)a şamil olduğu takdirde, hususi bir idare şekline tabi olan Tunceli vilayetinde kat'i olarak hükme bağlanacak hukuk davalarını tayin için 2884 sayılı kanunun 30. maddesinde usulün bu maddesine muvazi olarak (300 lirayı geçmeyen alacak davaları) denilmesi kafi olmasına rağmen menkul ayin ve alacak davalarının ayrı, ayrı zikredilmesi de vazıı kanunun usul bakımından menkul ayin davalarını alacak davalarına dahil saymadığına delildir.
İcra Kanunu'nda gemi ve gayri menkul teslimini, gayri menkul tahliyesini veya elindeki rehinin paraya çevrilmesini isteyen kimselere de şamil olarak kullanılan (alacaklı) ve bunun mukabili olan (borçlu) ıstılahlarına bakarak alacak kelimesine ve dolayısile usuldeki (alacak davası) tabirine mana vermek gayrimenkul davaları da dahil olduğu halde bütün davaları (Alacak davası) saymak ve bütün davaların bir ad altında toplanması halinde bir nevi tefrik gösteren (alacak) kelimesini de zaid görmek neticesini verir ki usulün 8 ve 438. ve Tunceli İdaresi Kanunu'nun 30. maddelerindeki tefriklere ve 427. maddenin kabulü sebebini gösteren adliye encümeni mazbatasındaki esbabı mucibeye muhalefet teşkil eder.
Filhakika esbabı mucibe mazbatası (alacak davalarının) kat'i hükme bağlanmasının (Köy Kanunu'nun 49. maddesile ödünç para davalarında ihtiyar heyetlerinin haiz oldukları salahiyet)e kıyasen kabul edildiğine işaret etmekle alacak davalarının alettakrib ödünç para davaları yerine ve daha doğrusu (para alacağa davası) yerine kullanıldığını göstermiştir.
Esasen kat'i hükme bağlanmanın bir istisna olduğuna ve (2500) kuruşla takyid edildiğine nazaran bu istisnanın ancak zamanla bu ölçüyü terk etmeyen paraya hasrı ve gün geçtikçe değeri azalan veya artan menkul ayinlerin bundan istisnası bir emri zaruridir.
Binaenaleyh Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427. maddesinde kat'i olarak hükme bağlanacağı gösterilen (2500) kuruşa kadar olan alacak davalarının münhasıran para ile ifade ve para olarak talep edilen alacaklara aid davalara münhasır olup menkul ayin davalarına şamil olmadığına birinci içtimada sülüsan ekseriyet hasıl olamadığından ikinci içtimada mutlak ekseriyetle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy