(818 S. K. m. 254) (1086 S. K. m. 8)
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun sekizinci maddesinin son fıkrasının tatbiki hususunda Temyiz Üçüncü Hukuk Dairesinin 27/11/942 tarih ve 5/10891/7764 ve Dördüncü Hukuk Dairesinin 30/6/943 tarih ve 3170/2108 ve Ticaret Dairesinin 10/7/943 tarih ve 1214/1374 sayılı kararlarını havi ilamları arasında meydana gelen içtihat ihtilafının halli Adliye Vekaleti Hukuk işleri Umum Müdürlüğünün 29/9/943 tarih ve 90 ve 18/11/943 104 sayılı yazılariyle istenilmesine mebni toplanan Tevhidi içtihat Heyeti Umumiyesine iştirak eden zevatın mecmuuna nazaran müzakere nisabı tahakkuk ettikten ve ihtilafın mevzuunu teşkil eden ilamlar okunduktan sonra söz alan:
Şemsettin Temizer: Milli Korunma Kanununun otuzuncu maddesinin kiralar hakkında kabul eylediği esas bu kanun ortada durdukça mucir ve müstecir arasındaki mukaveledeki müddetler ne olursa olsun kiracılar aleyhine tahliye davasının açılmasını men etmektedir. Bu kanun müstecirler lehine konmuş bir kanundur. Gerek meskeniyet iddiasıyle olsun ve gerekse müstecirin aktin şartlarını ihlal ettiğinden dolayı olsun müstecirler aleyhine açılacak dava bir feshi akit davasıdır. Böyle olunca ana kaideye göre üçyüz liradan fazla ise asliyede, üç yüz liradan dün ise sulh mahkemelerinde görülmesi icap eder. Bu maddenin diğer fıkrasında müddetin bitmesinden bahsedilmesinin sebebi gene kiracıların ve mal sahiplerinin hukukunu siyanet maksadından ileri gelmektedir. Kanun mevkii meriyette durduğu müddetçe kira aktinin devamı bazan müstecir için zararlı olur. Ondan dolayıdır ki, mukavelenamedeki müddetin bitmesinden en az on beş gün evvel kiracı bu kanunun uzattığı müddete rağmen akti feshedip çıkacağını mucirine yazı ile bildirirse kanunun bu halde uzattığı müddete rağmen akti feshe müstecire salahiyet vermektedir.
Bir de mal sahibi mecur gayrimenkulu kendisine mesken yapmak zaruretinde kalırsa gene mukavelenamedeki müddetin bitmesi şartiyle aktin feshiyle tahliye davasını açmak hakkına malik bulunmaktadır. İşte bu maddede mukavelenamenin hitamından bahsolunması sırf bu maksada müstenittir. Bu itibarla bu ikinci fıkra birinci fıkranın mütemmimi olup muhalifi değildir. Bu hallerde dahi aktin feshi mevzuubahis olduğundan H.U.M.K. nun sekizinci maddesinin dördüncü bendi ile 507 inci, İcra ve İflas Kanununun 272 inci maddeleri tatbik edilemez ve alelıtlak sulh mahkemeleri de vazifedar denilemez. Mucir mecuru başkasına satarsa bizim daire vaktiyle yeni sahibe karşı müsteciri fuzuli şagil addederek yeni malikin açacağı davayı fuzuli işgalin ref'i mahiyetinde telakki ederek gayrimenkulun kıymeti nazara alınarak vazifeli mahkemenin tayini lazım geleceği içtihadında bulunmuş ise de Hukuk Heyeti Umumiyesince bu içtihat kabul edilmemiş, sulh mahkemesinin ısrar kararı tasdik edilmiş olduğu gibi dairemizde halen bu içtihat hilafına içtihat tesis etmiş bulunmaktadır. Borçlar Kanununun 254 üncü maddesi mucibince icar aktinden sonra mucir mecuru satarsa yeni malikin dahi ihbar caiz olan miada kadar icar aktine riayetle mükellef tutulacağı ve aktin feshini yeni malik ihbar etmediği takdirde akti kabul etmiş sayılacağı cihetle sıfatına halel gelmeyen müstecirin fuzuli şagil addedilmesi kanunun sarahatına muhalif olduğunda şüphe edilemez. Gerek dairemizin son içtihadı ve gerekse diğer dairelerle Hukuk Umumi Heyetinin de kararları bu merkezde olduğu cihetle bu bahis üzerinde fazla tevakkufa mahal yoktur. Ancak Milli Korunma Kanununun otuzuncu maddesinin kiracılar lehine koyduğu prensiplere nazaran yeni malikin mücerret mecur gayrimenkulu satın alması sebebiyle Borçlar Kanununun 254 üncü maddesi hükümlerine dayanarak kira aktinin feshini talep etmeğe salahiyet: kalmamıştır. Yeni malik dahi ayni mucir gibi aldığı gayrimenkulü mesken olarak kullanmak mecburiyetinde kaldığı takdirde müstecirin mukavelenamesindeki müddetin hitamında tahliye davasını yani kanunun uzattığı müddetli icar aktinin feshini talep ve dava edebilir. Bu takdirde umumi hükümler dairesinde senelik kira karşılığı nazara alınarak bu davanın sulha veya asliyeye açılması icap etmektedir. Son zamanlarda Temyiz Dairelerinin içtihadı bu şekli muttariyette devam edegelmektedir.
Fevzi Bozer: Daireler arasındaki ihtilaf, Milli Korunma Kanununun otuzuncu maddesinin tatbikinden çıkmıştır. Bu maddenin koyduğu esaslar şudur:
1 - Kira mukavelelerinin bütün hükümlerine kiracılar tarafından riayet edildiği müddetçe bu kanunun meriyetten kalkmasından üç ay sonraya kadar kiracılar aleyhine tahliye davası mesmu değildir.
2 - Kiracı, mecuru tahliye etmek isterse kira müddetinin bitmesinden en az on beş gün evvel keyfiyeti kiralayana yazı ile bildirecektir. Aksi takdirde mukavele ayni şartlarla bir sene için uzatılmış sayılır.
3 - Mal sahibi, gayrimenkulu kendisi için mesken olarak kullanmak mecburiyetinde kalırsa kira mukavelesinin hitamında tahliye talebinde bulunabilir.
Dairelerce üçüncü fıkradaki, "kira mukavelesinin hitamında" cümlesine başka başka mana veriliyor:
1 - Kira müddeti bitmiş olan mecurun tahliyesi davalarının niyeti sulh mahkemesine aittir.
2 - Kanun vazıı, Milli Korunma Kanununun meriyetten kalkmasından üç ay sonraya kadar kiracılar aleyhine tahliye davasını men etmiştir. Mucir, mecuru mesken olarak kullanmak mecburiyetinde kalırsa ancak bu sebepten tahliye talep edebilir. Bu ise aktin feshi mahiyetindedir. Bu gibi davalarda mahkemenin vazifesini tayinde bir senelik icar bedelinin miktarı esas ittihaz olunur.
Dairemizce de bu iki noktai nazardan ikincisi kabul olunmuştur. Çünkü burada iki müddet vardır. Birisi kanunun tayin ettiği müddet ki, bu kanunun meriyetten kalkmasından üç ay sonraya kadar devam edecektir. Burada mucirin rızasina bakılmaz. Mucir isterse razı olsun isterse olmasın. Ancak müstecir mukavele hükümlerine tamamiyle riayet etmezse yahut mucir bir mesken zarureti tahakkuk ederse bu hallerde mecurun tahliyesi talep olunabilir. Kanunun tayin ettiği müddetin hitamından evvel ikame olunan ve aktin feshi mahiyetinde bulunan bu kabil tahliye davalarında bir senelik ücret miktarına göre mahkemenin vazifesi tayin olunmak lazım gelir.
Filvaki, otuzuncu maddede ayrıca "Mukavele müddetinden" de bahsetmiştir. Bundan bahsedilmesi hususi sebeplere müstenittir. O sebeplerden birisi müstecirin mecuru tahliye etmek istemesi, diğeri de mucirin mecuru mesken olarak kullanmak mecburiyetinde kalmasıdır.
Mecuru tahliye etmek isteyen müstecirin ne zaman tahliye talep edebileceğini ve mesken zarureti hasıl olan mucirin de tahliye hakkını ne zaman kullanabileceğini ve diğer tabirle feshi akit davasının esaslı unsurlarını izah sadedinde ayrıca mukavele müddetinden de bahsedilmiştir.
Kanunun tayin ettiği müddet devam edip dururken kira müddetinin bitmiş olması tasavvur edilemez. Kira müddeti bitmemiş olan mecur tahliyesi davaları yukarıda arzettiğim kıstasa göre asliye veya sulh mahkemelerinde görülmek icap eder.
F. Hulusi Demircili: Bizim kararımızda diğer daire kararlarındaki sebepler yoktur. Bizim davamız başkadır.
Tevhidi içtihada mahal olduğu takarrür ettikten sonra esas hakkında söz alan:
O. Nuri Koni: Bendeniz arkadaşlarımın noktai nazarlarına muhalif olarak noktai nazarımı söyliyeceğim. Milli Korunma Kanununun kül halinde gözönünde tutulması lazımdır. Bu kanun bazı esasatı gözetmiştir. Mal sahiplerinin tasarruf hakkını ancak iki kayıt ile takyit etmiştir. Aktin devamı için şeraiti akte riayet etmek ve mucirin meskene ihtiyacı olmamak lazımdır. Bunlar olmazsa müddet biter, ahkamı umumiyeye gider. Akit artık devam etmez, kalkar. Buyurdukları noktai nazarı kabul edersek bila kaydü şart harbin hitamından üç ay sonraya kadar müstecirlerin çıkarılmaması lazımdır. Buna imkanı kanuni yoktur. Binaenaleyh müddet bitince mal sahibinin meskene ihtiyacı varsa veya şeraiti akte riayet edilmemiş ise İcra Kanununun maddei mahsusası mucibince bir ay zarfında sulh mahkemesinde tahliye davası ikame edilebilir veya İcra Kanununun bahşettiği salahiyetten istifade eder.
Cevat Gücün: İcarede müddet şarttır. Müddet gün, hafta, ay veya sene olur. Senenin fevkinde müddet hakkında bir vahidi kıyasî yoktur. Müddet gayri muayyen olursa bu icareye nasıl hitam verilebileceği Borçlar Kanununda yazılıdır. Milli Korunma Kanununun neşrinden sonraki vaziyettir. Bay O. Nuri'nin reyine iştirak ederek derim ki, Milli Korunma Kanununda mecurun tahliye bakımından memnu olduğuna dair bir hüküm yoktur. Tahliye hakkında sulh hakimine gidilirdi. Bu kanunlar değişmiş değildir.
Milli Korunma Kanunu ile vazııkanun tahliye kararlarını yalnız tahdit etmiştir. Fakat tahliye kararlarını kaldırmamıştır. Ve bu kanunla 939'daki icarelerin birer sene teceddüt etmek üzere temadî edeceği kabul olunmuştur. Böyle olmasa mademki konturat kanun hükmünce temadî edecektir, o halde neden her sene için taraflar birer senelik olan konturatoyu tecdit ile mükellef tutulmuştur? Müteakip senelere ait konturatoya lüzum olmamalıydı.
Hükümetin tayin ettiği müddeti akitlerin tayin ettiği müddetle karıştırmak doğru değildir. Milli Korunma Kanunu, müstecir tahliye edeceğini ihbar ettiği ve aktin şartlarına riayet etmediği veyahut mucir meskene muhtaç olduğu takdirde bersabık tahliyeyi kabul etmiştir. Şu hale göre tahliyei mecur hakkı ve salahiyeti bu kanunla tamamen kalkmış, yalnız üç hale kasr ve hasredilmiştir. Bu üç halde tahliyei merci Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanununun muaddel sekizinci maddesine göre sulh mahkemeleridir.
F. Hulusi Demircili: Mecurun tahliyesi müddetin bitmesi, müddet içinde şartlara riayet edilmemesi, mecurda tahribat yapılması, kiranın bir ay içinde tediyesi ihtarına rağmen ödenmemesi gibi sebeplerle istenebilir. Borçlar Kanununun ihbar suretiyle aktin feshi için koymuş olduğu hükümler Milli Korunma Kanunu mer'i bulundukça bahis mevzuu olamayacağından onları geçiyorum.
Müddetin bitmesi sebebine müstenit tahliye davası sadedir. Basit usulle halledilebilir. Bunda tetkik edilecek cihet ancak müddetin bitmiş olup olmadığıdır. Müddet bitmişse kiracı ancak aktin yenilenmiş olduğu definde bulunabilecektir. Bunun da tetkik ve halli kolaydır. Onun için kiralanan gayrimenkulun kira müddeti bitmesinden dolayı tahliyesi davası sulh mahkemesinde görülür. Müddet bitmeden diğer sebeplerden dolayı tahliye istemek aktin feshi talebini tazammun eder. Bu gibi davalar bir senelik kiranın miktarına göre asliye ve sulh mahkemelerinde görülür. Eskiden de müddetin hitamından sonra vukubulan tahliye davalarının miktara bakılmaksızın hepsi sulh mahkemelerine aitti.
Milli Korunma Kanunu müddetin hitamı sebebine müstenit tahliye hükmünü kaldırmış bulunuyor. Aktin hükümlerine müstecir tarafından riayet edilmek şartiyle aleyhine tahliye davası açılamaz. Çünkü akit müddetin bittiği günün ertesi gününden itibaren Milli Korunma Kanunu hükmünce yenilenmiş bulunur. Bu kanuni akit ancak kiracının şartlara riayetsizliği, bir de nadir bir hal olan mülk sahibinin mesken ihtiyacına düşmesidir.
Gerek şarta rayetsizlik, gerek meskene ihtiyaç tahkike muhtaç şeylerdir. Bu hususta beyyine külfeti tahliye davacısına aittir. Sırf müddetin bitmesinden dolayı tahliye davası Milli Korunma Kanununun meriyetten kalkmasından üç ay sonrasına kadar gayri mesmu olduğu için kira miktarına bakılmaksızın basit usulle tahliye davasına bakmak halen mümkün değildir. Bundan dolayı bugün vazifeli mahkeme senelik kira miktarına göre taayyün eder.
Y. K. Arslansan: Mahkemelerin teşkilatına mütedair hazırlanan kanun projesi kanuniyet kesbedinceye kadar hukuk işlerinde mahkemelerin vazifesini tayin eden H.U.M.K. nun değişen sekizinci maddesinin dördüncü bendinde İcra ve İflas Kanununun 272 inci ve ondan sonra gelen maddeleri hükmü yerinde kalmak şartiyle gayrimenkul tahliyesi davalarının sulh mahkemelerinde görüleceği gösterilmiştir. İcra ve İflas Kanununun 272 inci maddesi hükmüne ve gerek Hükümetin ve gerek Büyük Millet Meclisi Adliye Encümeninin mucip sebeplerine göre işbu maddede kullanılan gayrimenkul tabirinden kira mukavelenamelerinde gösterilen kira müddeti bitmiş olan gayrimenkuller kastedilmiştir. Binaenaleyh kira mukavelenamesinde tayin olunan kira müddeti hitam bulmuş olan gayrimenkullerin tahliyesi davalarının görülmesi, mahkemelerin vazifelerini tayinde esas olan yıllık kira karşılığının miktarına bakılmaksızın sulh mahkemelerine aittir.
Milli Korunma Kanununun otuzuncu maddesinin üçüncü bendine tevfikan kira müddetinin bitmesinden en az on beş gün evvel kiracı gayrimenkulu tahliye edeceğini yazı ile bildirmediği takdirde kira mukavelenamesi ayni şartlarla ve bir sene müddetle uzatılmış sayılan hallerde tarafların birleşen rızalariyle yapılmış veya sükut ile yenilenmiş bir kira akti münasebeti mevcut olamayacağına göre kira aktinin feshi ve yıllık kira karşılıkları üç yüz lirayı geçen gayrimenkullerin tahliyesi davalarından dolayı asliye mahkemelerine müracaat lüzumu bahis mevzuu olamaz.
Bu izahata binaen kira müddeti Milli Korunma Kanunu dairesinde uzatılmış sayılan hallerde taraflar arasında bir akit münasebeti mutasavver olmamak ve kira müddeti de hitam bulmuş olmak itibariyle gerek mal sahibi tarafından gayrimenkulu kendisi için mesken olarak kullanmak mecburiyetinde kaldığından veya kiralayan tarafından kiracının kira mukavelenamesinin bütün hükümlerine riayet etmediğinden bahsile açılacak tahliyeleri davaları H.U.M.K. nun sekizinci maddesinin dördüncü bendine tevfikan sulh mahkemelerinde görülmek iktiza eder.
Cevat Gücün: Meskensizlik müddetin hitamiyle mukayyettir. Bunu böyle tefsir buyurmasınlar. Biz diyoruz ki. Milli Korunma Kanunu mucibince 939 senesinin konturatosu birer sene olarak teceddüt edeceğinden bu müddetin ortalarında meskensizlik veya şarta riayetsizlik sebebiyle bu kanuna tevfikan tahliye talebinde bulunamaz. Fakat her sene nihayetinde yeni bir konturato yapmayarak meskensiz veya şarta riayetsizlik sebebiyle tahliye için sulh mahkemesine gidilebilir.
O. Nuri Koni: Ticaret Dairesi kararı diğer daire kararlarına muhaliftir. Bu kanun Teşkilatı Esasiyeye muhaliftir. Mevridine maksurdur. Milli Korunma Kanunu vazife meselesini kaldırmamıştır.
F. Hulusi Demirelli: Mukaveleye bağlanan yeni akitle kanun mucibince teceddüt eden akit arasında bir fark yoktur.
Ş. Temizer: Ahvali adiyede yani Milli Korunma Kanununun meriyetinden evvel kira müddeti biten gayrimenkulun tahliyeleri İcra ve İflas Kanununun 272 inci maddesi mucibince icra dairelerinden doğrudan doğruya talep olunabilirdi. İcra daireleri de, müddet bitti bitmedi diye ihtilaf çıkınca işi mahkemeye havale eylerdi. İcra dairesi tahliye etse bile bu tahliye kararı tedbir kabilinden olduğundan ve kaziyei muhkeme teşkil etmediğinden dolayı müstecir umumi hükümler dairesinde bedeli icar mecmuuna göre ya sulh veya asliye mahkemesine dava açar ve müddetin teceddüt etmiş veya uzatılmış olduğunu ispat eylerse mecurun kendisine iadeden teslimine karar verilirdi. İşte H.U.M.K. nun sekizinci maddesinin dördüncü bendinde yazılı gayrimenkul tahliyeleri bu kabilden müddeti biten kiralar hakkında tatbik olunmakta ve ayni kanunun 507 inci maddesi veçhile basit usulü muhakemeye tabi olarak muhakemesi icra kılınırdı. Yani mucirler muhayyerdi, isterlerse müddeti icarı biten gayrimenkuldeki kiracıları icra tarikiyle, isterlerse sulh hakimi vasıtasiyle çıkarırlardı. Rol bundan ibarettir. Milli Korunma Kanunu kira müddetini kaldırıp da gayri muayyen zamana kadar kiracılar lehine uzatınca bu maddelerin tatbikine imkan kalmış olur mu? Elbet olmaz. Bu tahliye işiyle uğraşan Ticaret ve Dördüncü ve Üçüncü Hukuk Dairelerinin birleşmiş içtihatları bu merkezdedir. Aksini kabul edersek müstecirleri korumak için konmuş olan otuzuncu madde hükmünü ortadan kaldırmış ve vazııkanunun kastı hilafına hareket etmiş oluruz.
Cevat Gücün: Müddet kendiliğinden teceddüt eden hallerde ve konturat müddeti bir müddet geçtikten sonra her hangi bir sebeple sulh mahkemesine gitsin demiyoruz. Fakat konturat müddeti bitince tahliye için gitmesini men eden bir hüküm yoktur.
Zahir Sencer: Burada mevzuubahsolan; Milli Korunma Kanununun otuzuncu maddesinin üçüncü bendinin maksat ve manasını tayindir.
Tahliye talebi hakkının kaldırılması mukayyet bişşart mıdır? Yoksa bila kaydü şart mıdır?
A - Mezkur bend ilk satıriyle, (kira mukavelelerinin bütün hükümlerine kiracılar tarafından riayet edildiği müddetçe) kaydını tahliye talebinde bulunamamasının birinci şartı olarak vaz etmiştir. Binaenaleyh mukavele hükümlerine riayet etmiyen kiracı için müddetin hitamında tahliye davası umumi hükümlere bağlı kalır.
B - Bendin ikinci cümlesinde müddetin hitamında tahliye edileceğini müddetin bitmesinden en az on beş gün evvel yazı ile bildiren kiracının kanunun bu müsaadesinden istifade edemeyeceği açıkça gösterilmiştir. Binaenaleyh kanunun istisna teşkil eden müsaadesinden istifade mevzuubahis olmayınca umumi hükümlerin kemaliyle cereyanını kabul lazım gelir.
C - Bendin ikinci cümlesinin sonları sahibinin gayrimenkulu mesken olarak kullanmak mecburiyetinde bulunması hali kanunun müsaadesinden istifadeye mani gösteriyor, istisna teşkil eden müsaadeden istifade edilemeyince esas olan umumi hükümlerin cereyanı bir emri tabiidir.
Kanun mukavele hükümlerine riayetsizliği, tahliye edileceği ihbarını, mesken ihtiyacını kira müddetinin temdidine mani mi tanımış, yoksa temdit emrivakii karşısında feshi akit sebebi olarak mı kabul etmiştir?
Bu, mevzuun çözülmesini lüzumlu kıldığı ikinci düğümdür.
Bir defa, mukavele şartlanma riayetsizliğin maddenin yazılışı itibariyle kanunda olan akit teceddüdüne mani olduğu zahirdir.
Saniyen, Milli Korunma Kanunu çıkmadan dahi şartlara riayetsizlik fesih sebebi teşkil ediyordu. Kanun şarta riayetsizliğe rağmen kira müddetinin uzatılmasını veya aktin otomatik surette teceddüdünü kabul etmek isteseydi madde böyle yazılmaz ve Borçlar Kanununun feshi akit maddesinin mahfuz bulunduğuna işaretle iktifa olunurdu.
Salisen, aktin kanunen teceddüdü kiracıları himaye kaydına matuftur. Kiracı yazı ile sarahaten bundan istifade etmiyeceğini bildirdikten sonra kanunun teceddüdü kabul etmesi kiracıları himaye değil, müddetin inkızası günü gayrimenkulu tahliye etmeyen kiracıları evde bir sene oturmak mecburiyetinde bırakmakla ızrar teşkil eder.
Rabian, maddede tahliye mevzubahistir, feshi akit değil. Maddenin yazılışı fevkalade zamanların devamı müddetince kullanılamayacak olan hakkın müddet hitamına müsnet tahliye olduğunu göstermeye kafi olduğu gibi kanuni feshi akit sebeplerinin mevzu istisnai hükme istisna gösterilmesi de bu mananın istihracı zaruri olduğunu gösterir.
Fesih sebebi ayni zamanda tahliyeye sebep yani aktin teceddüdüne mani olabilir mi? İşte sorulması gereken fakat güç olmayan üçüncü düğüm de budur.
Kira mukavele müddeti bir senedir. Şartlara riayet edilmez, sahibi için mesken ihtiyacı hasıl olursa bu müddet içinde de tabiatiyle akit feshedilebilir. Hal böyle iken bu sebeplerin maddeye istisna halinde alınması ne mana ifade eder, diye bir sual varidi hatır olabilir.
Noktai nazarımızca bunun izahı şöyledir: Mukavele müddetince veya hitamı müddette aktin kanuni teceddüdüne yol açılmışsa aktin teceddüt ettiği bir sene içinde şartlara riayetsizlikten aktin feshi talebinde bulunmak hakkını haiz olan kimse bu hakkını kullanmaz veya kullanamazsa müddetin hitam bulacağı sırada mahkemeye müracaatla ayni sebebi (aktin kanuni teceddüdüne mani) göstererek müddet hitamına müsteniden tahliye davası açabilir. Binaenaleyh kanunun bir istisna teşkil eden müsaadesinin bu üç istisnası, istisnanın istisnası aslı teşkil eder, kaidesince umumi hükümlerin cereyanına sebep teşkil eder. Ve Hukuk Usulünün sekizinci maddesince tahliyeye sulh mahkemesi bakar.
Mukavele müddeti veya badetteceddüt munzam müddet içinde ayni sebeplerle feshi akit davası açılır, yani o müddetin kaldırılması istihdaf olunursa salahiyetsizlik kiraya göre taayyün eder.
Vehbi Yekebaş: Müddet bitince müstecir tecdit edelim, diyor. Mucir etmiyor, ne yapacaktır? Mucir konturat yaparsa, müstecir yapmazsa ne olacaktır? Ve acaba tahliye davası mesmu olmadığına göre akit bizatihi teceddüt etmez mi? Yoksa taraflar arasında da eski şartlar dairesinde yeni bir akit yapılmak zaruri mi addedilmek isteniyor?
F. Hulusi Demirelli: Konturato yapmadan da müstecir oturabilir. Akit hükümlerine riayet şartiyle kanun hükmünce devam eder. Konturato yapmak mecburiyeti yalnız belediye varidatını siyanet bakımından vardır, yoksa kanuni teceddüdün şartı değildir.
Abdullah Aytemiz: H.U.M.K. nun sekizinci muaddel maddesine göre sulh mahkemeleri müddeti hitam bulsun bulmasın gayrimenkul mecurların tahliyesi hakkındaki davaları niyetle mükelleftir. Bunun delilleri mezkur maddede mündemiçtir. Tadil olunan maddenin "müddeti hitam bulan", cümlesi kaldırılarak yerine mutlak surette mecurun tahliyesi ibaresi ikame edilmiştir. Değer ve kıymetin esas tutulması menkul ve gayrimenkul ayin hakkında olup tahliyei mecurda kira bedelinin nazara alınmaması icap eder. Milli Korunma Kanununun otuzuncu maddesi mucibince akit mukavelenamede yazılı müddetle teceddüt eder. Bu maddedeki bir sene tabiri bir kaydı ihtirazı olmayıp misal kabilinden bir kaydı vukuîdir. Nitekim bu maddenin esbabı mucibe layihası da bunu müeyyittir. Mezkur otuzuncu maddedeki cümleler gösteriyor ki, bu kanunla icar akitleri topyekun yenilenmiş olmayıp müddetin hitamı esası kabul edilerek ancak mukavele hükümlerine riayet olundukça teceddüt edecektir.
Binaenaleyh mukaveledeki müddetin hitamından itibaren bir ay içinde mecurun tahliyesi talebiyle takip edilirse buna icra daireleri salahiyetlidir. Müddetin hitamından evvel tahliyesi işlenmişse bila kaydü şart yani kira bedeli miktarı nazara alınmaksızın sulh mahkemesine müracaatla aktin feshi dava olunmalıdır. Hulasa müddetin inkızasından evvel feshi akit mahiyetindeki taleplerin rüyeti asliye mahkemesine değil, sulh mahkemelerine aittir.
Şefkati Özkutlu: Zarureti doğuran sebebin tahkiki ile akit kendiliğinden bozulmaz. Mutlaka kiralayanın bu husustaki hakkını kullanarak akti bozması lazımdır.
Fesih davalarında bugüne kadar aktin taalluk ettiği paranın miktarına göre vazife meselesi hal olunmakta idi. Meskene zaruret sebebiyle ve Milli Korunma Kanununun otuzuncu maddesine dayanılarak ikame edilen fesih davalarında da vazife meselesinin ayni suretle halledilmemesi için sebep yoktur. Otuzuncu maddeyi mücerret olarak mütalaa doğru değildir.
Borçlar Kanununun icar aktine müteallik hükümlerini tadil etmekte olması hasebiyle bunlarla birlikte mütalaa edilerek ona göre hüküm çıkarılmalıdır. Bu tarzda bir tetkik iledir ki, maddeye hukukun umumi kaidelerine ahenkli düşecek mana verilmiş olur, demeleriyle reye müracaat olunarak neticede karar nisabı hasıl olamadığından gelecek toplantıya bırakılması tensip kılındı.
22/12/943 tarihli celse: Bugün saat 9.30'da elli bir zatın iştirak ettiği görüldükten ve müzakere nisabı tahakkuk ettikten ve zabtı sabık okunduktan sonra söz alan:
Birinci Reis Halil Özyörük: Vefatı haber alınan eski Adliye Vekili Mahmut Esat Bozkurt hakkındaki teessürünü ve müteveffanın Türkiye Cumhuriyetindeki başarılarını övdükten sonra Heyeti ihtiram duruşuna davet ederek bir dakika ayakta durulmuştur.
F. Hulusi Demirelli'nin reisliğinde celse açıldı.
Zahir Sencer: Mesken için olursa mukavele bitmiştir. Oturmak istiyor. Artık bu uzatılmış sayılamaz.
Ş. Temizer: Geçen celsedeki izahatımla hadiseyi layıkı ile tenvir edemediğimi anlıyorum. Sizlere sorarım, ağır ceza suçlusunun muhakemesi alelıtlak sulh ceza mahkemesinde görülebilir mi? İşte bizim meselemiz de böyledir. Milli Korunma Kanununun otuzuncu maddesinin vazettiği esasa göre tahliye işlerini basit usulü muhakemeye tabi tutarak sulh mahkemesinde gördürmeye kanunen imkan yoktur. Çünkü geçen celsede de arzettiğim gibi bu madde kira akitlerindeki müddeti kanunun mevkii meriyetten kalkmasından üç ay sonraya kadar uzatmış olduğundan gerek aktin şartlarını ihlalden ve gerek meskene olan ihtiyaçtan dolayı açılacak davalar bu suretle kira müddetleri uzatılmış icar akitlerinin feshi davası olup bu davaların niyeti ise asla basit usulü muhakemeye tabi değildir ve tabi tutmaya da imkanı usulî yoktur. Bu madde mevcut değilken yani usulü adiyede tahliye davaları iki mahiyet arzederdi. Ya mukavelenamedeki müddet hitam bulmamış olduğu halde müstecirin aktin şartlarını ihlal etmesinden dolayı dava açılırdı. Bu davalar basit usulü muhakeme ile değil, kira karşılığı mecmuunun miktarına göre alelade usulü muhakemeye tebean ya asliye veya sulhte görülürdü. Müddeti hitam bulan mecur gayrimenkullerin tahliyesi ise H.U.M.K. nun sekizinci maddesinin dördüncü fıkrasiyle 507 inci maddelerine tevfikan sulh mahkemesinden veyahut İcra ve İflas Kanununun 272 inci maddesine tevfikan icra dairesinden istenilir ve bu talepler basit usule tevfikan hal olunurdu. Bu talepler karşısında müstecir ancak müddetin bitmemiş olduğunu veya aktin yenilendiğini ileri sürerek defide bulunurdu. Müddei ise ancak konturatosunu ibraz ile müddetin bittiğini ileri sürmekle mükellef olup başka bir şey ile mükellef tutulamazdı. Halbuki Milli Korunma Kanununun bu maddesi mucibince mukavelenamedeki müddet bitmiş olsa dahi bu madde müddeti uzatmış olduğundan gerek aktin şartları ihlal edildiğinden ve gerekse mecuru mesken olarak kullanmak mecburiyetinde kaldığından bahsile mucirin açtığı tahliye davasını umumi hükümle dairesinde ityan etmek mecburiyetindedir. Yani müstecir kirayı vermemiş veya tahribat yapmış ve mecuru tam bir itina ile kullanmamış ise Borçlar Kanunu hükümlerine göre mucir ihtar yapmak ve müstecirin temerrüdünü ispat eylemekle mükelleftir. Mucirin bu mükellefiyetlerden vareste olduğuna dair Milli Korunma Kanununda ise bir hüküm yoktur. Hulasa böyle davalar kaziyei muhkeme teşkil etmiyen basit usulü muhakemeye tevfikan halledilemez.
Zahir Sencer; Ceza davalarımn bir çoklan bir celsede biter. Tarafların iddia ve müdafaaları tetkik edilmez mi?
Cevat Gücün: Tahliyei mecuru kanun basit usulü muhakemeye koymuştur. Basit usule tabi tutulması hadiselerin besatetinden ileri gelmez. Konturatolar o kadar ehemmiyetli işlerdir ki, bazan altı ay muhakemesine devam olunur.
Milli Korunma Kanunu mucibince meskensizlik ve şarta riaye sizlik iddiaları tahliyei mecurun besatetini ihlal etmez. Meskensizlik ve şarta riayetsizliği ispat hususi davayı besatetten çıkarıp (komplike) etmez. Çünkü adi bir tahliyei mecur davasında dahi sulh hakimi iki tarafı celbeder. Ve bunda müddeaaleyh konturatodaki imzayı inkar eder. Hatta sahteliği iddia edebilir. Ve bu halde sulh hakimi günlerce bu tatbikat ve istiktap ve yemin tevcihleriyle uğraşır. Binaenaleyh basit usulü muhakeme demek davanın behemehal bir celsede bitmesi değildir. Basit usulü muhakemedir. Usulü hukukiye de sarihtir. Müddetlerin biraz taksirinden ve gıyab kararının tebliğ edilmemesinden başka alelade usulü muhakemeden pek az farklıdır.
Otuzuncu madde müstecirler lehine icar konturatolarını müddetsiz addetmiş diyorlar ki, hayır müddetsiz saymamıştır. Her sene konturatonun yenilenmesini amirdir. Etmezse belediye konturato cezası alır. Birinci konturatoda kefil varsa bir sene içindir. Kefaletin temadisi de kabul edilebilir mi? Bu kefaletin tecdidi lazımdır. Tahribat dahi şartı akte muhalefettir. Mutat hilafına istimal şarta riayetsizlik olur. Mecur satıldığı takdirde müşteri mecurun yerine kaim olur.
Şefkati Özkutlu: Basit usulü muhakeme ile verilen hükümlerin muhkem kaziye husule getirmesi bu usulün diğer usullerden ayırt edici en başlı vasfıdır. Bununla beraber otuzuncu madde ile usulün 507 inci maddesi arasında uğraşılmakta olan tefsir işine yarayacak ehemmiyetli bir münasebet görmemekteyim.
O. Nuri Koni: Milli Korunma Kanunu icabınca akit mutlak olarak temadi eder mi etmez mi? Aranılacak nokta budur. Vazııkanun iki tarafın menfaatini düşünmüştür. Bila kaydü şart akit devam etmez. Şeraiti akte riayet edilmezse veya mesken ihtiyacı olursa burada müddet hitam bulur, akit kalmaz. Sulh mahkemesine gitmek lazımdır. Asliye mahkemesine müracaat icap etmez. Zira müddet hitam bulmuştur. Fesih hatıra gelmez. Kayıtsız ve şartsız aktin devamını kanun kabul etmemiştir. Kanun vazıı tasarruf hakkının uluorta tahdidini istihdaf etmemiştir.
F. Hulusi Demirelli: Mesken ihtiyacı aktin teceddüdüne manidir, diyorlar. Bu tez doğru mudur? Mucirin mesken ihtiyacı var mı yok mu? Muhakemeye muhtaç bir şeydir. Akit müddetinin bittiği gün böyle bir ihtiyaç mevcut ve sabit sayılamazki kanuni teceddüt için mucirin meskene ihtiyacı olmaması gibi menfi mahiyette bir şartın mevcudiyeti kabul edilebilsin.
Mesken ihtiyacı ve şarta riayetsizlik her zaman olabilir. Bunların biri vukuunda müddetin hitamı sebebiyle tahliye değil, aktin feshi mevzuubahis olmak lazımdır. Nitekim beyyine külfeti mesken ihtiyacı olduğunu iddia eden mal sahibine aittir.
O. Nuri Koni: İhtilafımız meskene ihtiyacı olan veya kira verilmemek suretiyle şeraiti akte riayet edilmeyen vaziyetlerde mucir müddetin bitmesini bekliyor. Ve bittiği gün mecurun tahliyesini ister. Biz bunun sulh mahkemelerine ait olduğunu söylüyoruz. İhtilafımız da budur. Zira bu gibi ahvalde fesih mevzubahis değildir. Artık Milli Korunma Kanunu hükümlerince aktin temadisi imkan haricindedir. Çünkü kayıtsız ve şartsız icar akti devam edemez.
Abdullah Aytemiz: Fevkalade ahval dolayisiyle konulan kanun istisnai bir kanundur. Teceddüdü mutlak olarak değil, evvelce üç ay ise üç aydır. Nihayeti de bir senedir. O bir hükümdür. Hitamı kabul etmek lazımdır. Oturmak zarureti hasıl olur, bir de şarta riayet edilmezse müddetin inkızasından bir sene teceddüt etmiştir. Bu müddet zarfında icar bedelim vermezse aktin feshi mevzuubahis olmak lazımdır. Müddet mevzuubahis olmaksızın gayrimenkulun tahliye davalarını sulh mahkemelerinin bakacağını tasrih etmiştir. Gerek aktin feshi ve gerek mecurun tahliyesi hakkındaki davaları mutlak olarak sulh hakimleri bakar.
İbrahim Ertem: Bu karnındaki müddet müstecirler tahliye edip gitmesinler, diye konmuştur.. Halbuki kaziye berakistir. Burada aktin feshi meselesidir. Asliyeye aittir. Bildirdiği takdirde o sulha gider. Diğer ahvalde esasen tahliye davasını kanun kabul etmemiştir.
Cevat Gücün: Bay İ. Ertem'in ifadelerine karşı kendilerine şu suali tevcih ederim: Eğer Milli Korunma'nın muaddel maddeleriyle tahliye, sırf on beş gün zarfında müstecirin mecuru tahliye edeceği ihbara maksur ve münhasır olsaydı Borçlar Kanununda zaten sarih hükümlere malik olan meskene ihtiyaç sebebiyle tahliye ile şarta riayetsizlik sebebiyle tahliye hakkında Milli Koruma Kanununun maddelerine ne sebebe mebni meskensizlik ve şarta riayetsizlik sebebiyle tahliye hak ve salahiyeti hakkındaki hükümler vaz ettiler? Eğer Bay İ. Ertem biraderimizin mütalaaları gibi bir kast olsaydı bu ibarelerin haşv olması lazım gelmez miydi, demeleriyle neticede:
Mal sahipleri tarafından kendileri için mesken yapılmak zarureti hasıl olduğundan bilbahis kira müddeti bilen gayrimenkullerin tahliyesi dava edildiği takdirde bu davanın Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun sekizinci maddesinin son fıkrası mucibince alelıtlak sulh mahkemelerinde mi yoksa kira karşılığı mecmuu nazara alınarak sulh veya asliye mahkemesinde mi görüleceği hakkında Temyiz Daireleri kararları arasında vücut bulan ihtilafın halli için toplanan Umumi Heyette yapılan müzakere sonunda:
Milli Korunma Kanununun otuzuncu maddesi, bu kanunun mer'iyet mevkiinden kalkmasından bu üç ay sonraya kadar kiracılar aleyhine tahliye davası açılamayacağı ve kira mukavelenamesinde yazılı müddet ne olursa olsun kiracılar aktin şartlarına riayet ettikleri müddetçe ve bir de mal sahipleri için mecurda ikamet etmek mecburiyeti hasıl olmadıkça kiracıların mecurdan çıkarılamayacağı esasını vaz etmiş ve mücerret kira müddetinin bitmesiyle kiracıların mecurdan çıkarılabileceği hakkındaki esası ve usuli hükümleri de bu kanun meriyette kaldığı müddetçe tadil eylemiş bulunmaktadır. Mal sahiplerinin, mecur gayrimenkulu kendileri için mesken olarak kullanmak mecburiyetinde kaldıkları takdirde kira mukavelenamesinin hitamında tahliye talebinde bulunabileceklerine dair olan mezkur maddedeki hüküm, bu mecburiyet sebebiyle tahliye davasının ne zaman açılabileceğini tayin zımnında vaz edilmiş olup bu kabil taleplerin otuzuncu maddenin vaz ettiği esas dairesinde halli lazım gelen bir dava mevzuu teşkil edeceğini yani bu maddenin, müddetini uzattığı kira akitlerinin de bu sebebe dayanılarak feshi mevzuubahis olacağım ve ancak aktin şartlarına riayetsizlik dolayisiyle fesih davasının her zaman açılabillp meskene ihtiyaç sebebiyle açılacak davanın ancak mukavelenamenin bitmesinde açılması lazım geldiğini tesbit etmektedir.
Bu sebepledir ki, Temyiz Mahkemesinin bu maddeyi tatbik ile mükellef olan üç dairesinin son zamanlarda birleşmiş olan içtihatları da bu merkezde bulunmaktadır.
İmdi, kira müddeti bitmiş olsun olmasın kiracılar aleyhine ancak aktin şartlarını bozduklarından dolayı ve umumi hükümleri dayanılarak kira aktinin feshi için dava açılabileceği ve bu hususta kira müddetinin bitmesi bahis mevzuu olamayacağı gibi kirada bulunan bir gayrimenkulu satın alan kimsenin dahi Borçlar Kanununun 254 üncü maddesi hükmünü ileri sürerek aktin feshini talebe salahiyeti olmayıp asıl mucirler gibi kira müddetinin bitmesinde gayrimenkulu mesken olarak kullanmak mecburiyetinde kaldıkları sebebiyle aktin feshini isteyebilecekleri ve bütün bu hallerden çıkan ihtilafın halli için açılacak davaların hangi mahkemede görüleceğinin tayininde yani vazife cihetinin hallinde bir senelik kira karşılığının miktarına bakılarak üç yüz lirayı geçmiyorsa sulh ve geçiyorsa asliye mahkemesinin vazifeli olduğu ilk müzakerede üçte iki rey topluluğu olamadığından 22/12/943 tarihindeki toplantıda müzakere nisabı hasıl olan mevcudun mutlak ekseriyetiyle kararlaştı.
AYKIRI GÖRÜŞ
A. Yeğer: Milli Korunma Kanununun 4180 numaralı kanunla değiştirilmiş otuzuncu maddesinde kira mukavelenamelerinin hitamında mal sahiplerinin mesken ihtiyaçları için mecurun tahliyesini istemek hakları tanınmış olduğundan H.U.M.K. nun değiştirilmiş sekizinci maddesinin 4 numaralı bendi mucibince bu kabil davaların doğrudan sulh mahkemelerinde görülmesi icap eder.
Kira mukaveleleri şartlarına muhalefete müstenit tahliye talebine gelince, sözü geçen Milli Korunma Kanununun otuzuncu maddesi hükmünce icar müddetinin hitamından en az on beş gün evvel tahliye edileceği bildirilmeyen mecurların kira mukavelenameleri bir sene müddetle uzatılmış sayılacağından ve bu halde şarta riayetsizlik sebebi ile tahliye talebi icar aktinin feshini de tazammun edeceğinden sözü geçen usul kanunu maddesi mucibince davanın senelik icar bedeli tutarı esas tutulmak üzere asliye veya sulh mahkemelerinde görülmesi muktazidir.
İttihaz olunan karara bu sebeple muhalifim.
Full & Egal Universal Law Academy