(743 S. K. m. 659) (1086 S. K. m. 186)
Medeni Kanunun 659 uncu maddesine müsteniden açılan şüfa davasının muhakemesi cereyan ederken müşteri meşfu hisseyi başkasına üç yüz lirayı geçen bir bedel mukabilinde ferağ ettiği ve şefi de bu son müşteri aleyhine davasını tevcih eylediği takdirde ikinci ferağ bedelinin üç yüz liradan fazla olmasına rağmen davanın rüyetine sulh mahkemesinin vazifeli olduğu ötedenberi kabul edilmiş iken ahiren H.U.M.K.nun 186 ncı maddesinin, dava ikame edildikten sonra iki taraftan biri müddeabihi ahara temlik ederse diğer tarafın muhayyer olup asıl müddeaaleyhe karşı davasından sarfınazar ederek müddeabihi temellük eden kimseden dava eder, tarzındaki hüküm ve sarahatına istinatla yeni müşteriye karşı şef'iin şüfa hakkından dolayı açacağı davanın yeni ve müstakil bir dava olması ve ferağ bedelinin de üç yüz lirayı geçmesi hasebiyle sulh mahkemesinin vazifesinden hariç olduğu hakkında içtihat takarrür etmiş ve son içtihat ile evvelki içtihat arasında mübayenet hasıl olmuş bulunduğundan bahsile keyfiyetin tevhidi içtihat yoliyle halli Temyiz Üçüncü Hukuk Dairesi Reisliğinin 24/04/1944 tarih ve 277 sayılı yazısiyle istenilmesine mebni ihtilafın mevzuunu teşkil eden ilamlar teksir edilerek Umumi Heyet azasına tevzi olunmuştu.
Müzakere için tayin olunan 10/05/1944 tarihine rastlayan çarşamba günü saat 9.30 da toplanan Umumi Heyet Birinci Reis Halil Özyörük'ün başkanlığı altında müzakereye başlıyarak ihtilafın esasını teşkil eden noktalar hulasaten Birinci Reis tarafından izah edildikten sonra söz alan:
Şemsettin Temizer: Kendi hissei şayiasını üçüncü bir şahsa satmış oluyor. Diğer hissedar bu satış bedeli ile üçüncü şahıstan almak hakkını Medeni Kanunun 659 uncu maddesi kabul etmiştir. Ekseriya harcı az vermek için hakikatta satış bedeli fazla iken ferağ yapılırken ufak bir bedelle satış gösterilmiştir. Hissedar yazılan bedeli vererek kendi üzerine geçirilmesini istiyor. Müşteri şimdi bundan kurtulmak için muhakeme devam ederken yüksek bir bedelle satıyor. Bu anda karşımıza Hukuk Usulünün 186 ncı maddesi çıkıyor. Şefiin iki hakkı taalluk ediyor. Biri tazminat davası açar. İşte bu tazminat bedeli üç yüz liradan fazla olduğu için sulh mahkemeleri bakamaz. Bu satışta yapılan muvazaadan dolayı tetkik ederek seksen lira üzerinden benim üzerime tescil edin diye bir dava da açabilir. Bu halde de hakikaten satış seksen lira mıdır, yoksa bin lira mıdır, bunu tetkik etmek de sulh mahkemelerinin vazifesi haricindedir.
Fevzi Bozer: Tazminat davasında Üçüncü Hukuk Dairesinin son noktai nazarına iştirak ettiklerini, ikinci satışın hüsnüniyete makrun olmadığından bahsile açılacak dava yine şefi tarafından açılacağına göre davaya sulh mahkemesinin bakması lazımdır.
Vaktin ademi müsaadesine mebni müzakereye devam olunmak üzere gelecek celseye bırakılması tensip kılınmıştır. 03/05/1944.
- İkinci celse: 10/05/1944 -
Bugün muayyen zamanda toplanan Umumi Heyete kırk iki zatın iştirak ettiği görüldükten ve müzakere nisabı tahakkuk ettikten ve eski zabıt okunduktan sonra söz alan:
F. Hulusi Demirelli: Bu mesele H.U.M.K.nun ikinci maddesinin ikinci fıkrasına temas eder. Taraflar müddeabihin kıymetinde uyuşamadıkları takdirde kıymet takdir ettirilerek vazife meselesi halledilir.
Galip Karayalçın: Ayni alacak amma bedelini verecek midir? İki yüz liralık bir malı birisi beş yüz lira vererek alırsa bu da beş yüz lirayı vererek alacaktır.
Fuat: Kıymet meselesinde bir uzlaşma olursa bana göre resen vazife meselesi mevzuubahis olmamak lazımdır. Diğer taraf birinci satıştaki doksan liraya karşı bir şey demediğine göre vazife meselesi mevzuubahis olamaz.
Fevzi Bozer: Usulün 186 ncı maddesine göre davadan sonra müddeabih satılırsa tazminat hakkında ayrıca dava açmağa lüzum yoktur. Bendenize göre böyle bir davaya mecbur değildir.
Abdullah Aytemiz: Mübayenet yalnız Üçüncü Dairenin kararları arasında olmayıp Birinci ve Üçüncü Hukuk Daireleri mukarreratı beyninde de muhalefet vardır. Bu hususu tebarüz ettirmek için müsaadenizle Birinci Hukuk Dairesinin Adliye Ceridesinde intişar eden iki karariyle Temyiz Hukuk Heyeti Umumiyesinin bir kararını hulasaten arzedeyim.
Birinci Daire 03/02/1935 tarihli karariyle şüfa davası açıldıktan sonra meşfu gayrimenkulun yüksek bir bedelle başkasına satılmasının davacının şüfa hakkını istimal edememesine müncer olması itibariyle kıymeti kanuniyesi olmadığından ve böyle bir satış ahlak ve hüsnüniyet kaidelerine münafi ve hükümsüz olduğundan bahsile temyiz olunan bir kararı bozmuştur. Temyiz Heyeti Umumiyesinin 11/10/1940 tarihli karariyle tasvip olunan diğer bir kararında da davacı son temellük eden şahsa karşı dava ikame ettiğini beyan ettiği takdirde o şahsa tebligat ifasiyle muhakemeye devam olunacağı beyan edilmiştir. Bu kararlardan anlaşılıyor ki, Birinci Hukuk Dairesinin noktai nazarına göre hadisede vazife meselesi bahismevzuu olmıyacaktır. Çünkü sulh mahkemesinde açılan şüfa davası üzerine meşfu'un ahare satılması halinde son temellük eden kimseye bir davetiye varakası gönderilmekle iktifa ve ikinci satış hükümsüz olduğundan bir guna tetkikat icrasına hacet kalmaksızın davacının birinci satış bedeline meşfu'u temellük etmesine hükmolunmak lazım gelir.
Mütalaalarına iştirak edemeyeceğim Birinci Daire kararlarını tenkit etmek suretiyle hadise hakkındaki kanaatimi arzetmiş olurum. H.U.M.K.nun 186 ncı maddesinde temellük eden kimseye karşı dava eder denmektedir. Birinci Dairenin telakkisi gibi olsa idi madde son fıkrasiyle mütenazır olarak temellük eden kimseye karşı dava eder, ibaresi yerine, davacı davasını temellük eden kimseye karşı ayin ve istirdada tahvil eder, şeklinde yazılırdı. Dava eder sözü böyle bir tefsire asla müsait değildir. Çünkü asliye mahkemesinde dava arzuhal ve harcı vermekle açılmış ve sulh mahkemesinde de zabıtnameyi imza edip harcını tesviye etmekle ikame edilmiş olur. Bilinen bir hakikattir ki, şüfa, davacı şefi'a yalnız temellük hakkını verir. Yoksa mücerret dava açmakla meşfu'u temellük etmiş sayılmaz. Medeni Kanunun 633 üncü maddesi veçhile meşfuun mülkiyeti mahkeme hükmiyle iktisap edilir. İktisaptan evvel birinci müşteri meşru' üzerinde serbestçe tasarruf hakkını haiz olduğundan haczi ihtiyati vaz'iyle birinci müşterinin tasarruf hakkı tahdit edilmedikçe ahara vukubulan hakiki satış kanunen muteberdir. Birinci Hukuk Dairesinin telakkisi gibi burada tasarruf hakkı aharın zararına suiistimal edilmiş değildir. Birinci malik haiz olduğu tasarruf hakkını kullanmıştır. Hadise, kanuni cevazı mesuliyete ve yapılan muamelenin butlanını iddiaya münafidir, kaidesinin tatbik mahallidir.
Şu halde şefi ikinci satışın muvazaa olduğu kanaatında olup da bu iddiasını ispat edebilirse meşfuu ilk satış bedeliyle temellük eder. Eğer satış hakiki olup da bedeli üç yüz lirayı mütecaviz ise şefi asliye mahkemesinde dava açmağa mecburdur, çünkü ikinci satış ile ikinci müşteri birinci müşteri yerine geçer. Tedavülü eyadi muvacehesinde şefiin şüfa hakkı daima mahfuzdur. Arzettiğim gibi mülkiyet hakkı değil, temellük hakkı mevzuubahis olduğundan burada hüsnüniyet veya suiiniyetin rolü yoktur.
F. Hulusi Demirelli: Hadisemizde ikinci satışın muvazaa olduğu iddia edilmiştir.
Cevat Gücün: Şüfasız bir dava tasavvur edelim. Üç yüz liradan aşağı bir dava sulh hukukta açılmış, esnayı muhakemede at başkasına satılmış. 186 ncı maddeyi hakim hatırlatarak aynini istedi. Bu defa alım bedeli daha fazla denirse sulh hukuk bakmaz mı? Bu olamaz. Tazminat dahi olsa yine o mahkeme bakar. Şüf'aya gelince bu evleviyetle ayni mahkemede görülmesi lazımdır. Birinci davada müddeti muhafaza etmiştir. İkincisi birincisinin devamıdır. Suiniyet sabit olmazsa ikinci yol ile alınır. Yalnız dava haddi zatında berdevamdır. Binaenaleyh vazifeye tesir etmez.
Şefkati Özkutlu: Hadisede usulün ikinci maddesi tatbik edilemez. Müddeabih doksan liradır. Taraflar uyuşmuş, uyuşmamış meselesi mevzuubahis olamaz. Dava ikame edilmiştir. Fakat ikinci bedel fazla olursa asliyeye gider. Yalnız sulhte verdiği harcın farkını vermek lazım gelir. Suiniyet varsa yine birinci dava mercii işi halleder. Suiniyetli bir meselede muvazaa ister iddia edilsin, ister iddia edilmesin suiniyet aşikardır.
F. Hulusi Demirelli: Şüfa davası para davası mıdır? Ayin davasıdır, cebri temellük davasıdır. Müddeabihin kıymeti mevzuubahis olmamıştır, uzlaşmışlardır demektir. Mahkeme resen mevzuubahis edemez. Bu hadise birinci kararın doğru olması lazımdır.
Şemsettin Temizer: Bizde şüfa davaları pek çoktur. Hakikatta hissedar diğer hissedarın şüfa hakkını istimal etmemesi için çok para gösterir veya devlet harcını az vermek için az gösterilir.
Hadisemiz üç yüz liradan aşağı satılan bir işte şefi hakkı şüfasını istimal ediyor. Az yazdırmış olan müşteri başkasına fazlaya satıyor. Yahut hakiki kıymete satıyor. İhtilaftaki alacağın ve vereceğin tamamına bakmak lazımdır.
186 ncı maddeye göre davadan vazgeçer, yeni dava açar, deniyor. Davanın nasıl açılacağı da malumdur. Söz ile olmaz. Diğer davanın devamı da olmaz. Usulün ikinci maddesi Harç Tarifesi Kanunu ile birlikte tatbik edilecektir. Gayrimenkul davalarında mahkeme resen kıymet takdir ettirerek vazife meselesini tayin ettirir. Biz böyle yaptık. Hukuk Heyeti Umumiyesince de bu kararımız mazharı tasvip oldu. İkinci içtihadımız kanunun metnine ve ruhuna muvafıktır.
Cevat Gücün: Metin tetkik edilir. Şüfa davası miktar davası değildir. Bedel davası şüfadan gayri bir şeydir. Şüfanın bedel ile münasebeti yoktur. Hakkı şüfayı bedel şartına talika imkan yoktur. Bedelin rolü fer'idir. Esnayı muhakemede bedelin her zaman tebeddül edilebileceğine göre vazife mevzuubahis olamaz. Çünkü şefi meşfu'u kaça mal olmuş ise onunla alır. Semene resmi ferağ zammolunur. Diğer masarif vergi ve tamirat masrafı da satış bedeline zam olunur. Bunların miktarını davacı bilemez ki, davasında beyan edebilsin. Bu miktar daima yükselebilir. Binaenaleyh şefide vazifei mahkemeyi tayinde kıstas meşfuun kıymeti hakikiyesidir, miktarı semen değildir.
186 ncı maddeye göre ikinci malikte meşfu'un kıymeti sekiz yüz lira idi. İkinci dava meşfu'un kıymeti için, muvazaa için asliyeye gider.
F. Hulusi Demirelli: Hadisemiz akitte muvazaa iddiasıdır. Yoksa bedelde muvazaa iddiası yoktur.
Fevzi Bozer: Müddeabih değişir amma müddealeyh değişmemiştir. Bu hususta şifahen dava olur.
Birinci Reis: Tekrar hadiseye taalluk eden ilamlar mündericatını izah ettikten ve usulün 186 ncı madde metnini aynen okuduktan sonra müzakerenin kifayeti kabulü karargir olmakla reylere müracaat olunarak neticede:
Yeni usulü muhakeme kanunumuzun 186 ncı maddesi, muhakeme esnasında dava olunan yerin ahara temlikinde iki tarafı muhayyer kılmış, ya temlik eden tarafa olan davadan sarfınazar ederek müddeabihi temellük eden kimseye karşı dava etmek veya davasını müddeabihi başkasına temlik eden taraf hakkında zarar ve ziyan davasına çevirmek şıklarından birini ihtiyar edebilmesini kabul etmiştir.
Bir ayin davasının asliye veya sulh mahkemelerinden hangisinde bakılması lazım geleceğinin tayininde usulün ikinci maddesi hükümlerince o aynin dava tarihindeki hakiki kıymeti esas olur. Mahkeme bu kıymetin tayini için lüzum görürse ehlihibreden de istiane eder.
Dava olunan aynin kıymeti üç yüz liradan aşağı olmasından sulh mahkemesinin vazifesi dahilinde görülerek davaya bakılırken malik ve zilyedi onu ahara sattıkta diğer taraf ayin davasında ısrar edip de yeni malik ve zilyede husumeti tevcih edince o aynin kaça satıldığına bakılmıyarak ayni kıymeti muhafaza etmesi itibariyle malikteki değişikliğin vazife meselesine tesiri olamamak icap edeceği gibi bir şüfa davasının rüyeti, meşru hissenin kıymetine göre sulh mahkemesinin vazifesi dahiline girdikten sonra meşfu hissenin evvelkinden daha fazlaya satılmış olması, semeni mebi hakiki kıymeti telakki olunamıyacağından şüfa davasının vazifelen asliye mahkemesine intikal etmesini evleviyetle istilzam etmez. Çünkü asıl şüfa davası, kanuni müddet içinde ikame olunduktan sonra dava esnasında başkasına satıldığını istihbar eden şefi zikri geçen usulün 186 mcı maddesine tevfikan muhayyerliğini, meşru'un aynini talepte istimal sadedinde verdiği istida ikinci satışa ıttılaından bir ay geçtikten sonra da verilmiş olsa reddolunamayıp ilk arzuhal ile asıl şüfa davasının müddeti muhafaza edilmiş olacağından ikinci müşteriye karşı tevcih edilen husumeti mutazammın davayı, birinci davanın devamı olarak kabul etmek iktiza eder. Böyle kabul edilmediği takdirde mütemadiyen yedlerin tebeddülü karşısında bir şüfa davasını intaç etmeğe imkan kalmaz.
Müddeabihin muhakeme sırasında ahara temlikinde o ayn'i hükmen elde etmek isteyen davacıyı bir takım masraf ve külfetler ihtiyariyle başka mahkemelere göndermeği istihdaf etmemiş olan vazııkanun, davanın kazanıldığında mahkumunaleyhin, müddeabihi kendisine temlik ettiği kimse ile beraber muhakeme masarifini müteselsil kefaletle ödemeğe mahkum olacağına dair maddeye bir fıkra ilave etmekle temlik eden aleyhine olan davadan sarfınazar edilmenin bir feragat ve ibra mahiyetinde olmadığını göstermekle kalmıyarak onu muhakeme masrafiyle mahkum edecek olan mahkemenin başka bir mahkeme olamıyacağını, çünkü diğer bir mahkemenin onu gıyaben masrafla mahkum etmeğe imkan ve salahiyeti mefkud olduğunu ihsas etmiş bulunmaktadır.
Binaenaleyh, rüyeti bir sulh mahkemesinin vazifesi cümlesinden olan bir şüfa davasının muhakemesi sırasında üç yüz liradan fazlaya satılmış olan meşru hissenin ikinci müşteri aleyhine takip ve intacının da yine o sulh mahkemesine ait olacağına reylerin üçte iki çoğunluğiyle 10/05/1944 tarihinde karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy