(765 S. K. m. 36) (6831 S. K. m. 4, 7, 14, 15, 17, 19, 41, 42, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56)
Anayasa Mahkemesi 20.03.1964 gün ve E. 1964/2 K. 1964/23 s. kararı ile 4785 s. Yasanın 1. Maddesinde yer alan ve iptali istenen "Bu ormanlar hiçbir işlem ve bildirime lüzum olmaksızın Devlete geçer" şeklindeki hükmünün Anayasa'ya aykırı olmadığına karar verdi.
Anayasa Mahkemesi 23.06.1964 gün ve E. 1963/141 K. 1964/50 s. kararı ile 4785 s. Yasanın 3. Maddesinin tümünün, 4. maddesinin ikinci cümlesinden başlayan ve yapı ve tesislerin karşılığını, 1936 Bütçe Yılı Bina vergisine matrah olan safi iratları esas alarak düzenleyen hükümlerinin Anayasa'ya aykırı olduğundan iptaline karar verdi.
Anayasa Mahkemesi 30.09.1965 gün ve E. 1965/22 K. 1965/51 s. kararı ile 4785 s. Yasanın 5. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına karar verdi.
Anayasa Mahkemesi 28.02.1967 gün ve E. 1966/24 K. 1967/8 s. kararı ile 4785 s. Yasanın 1. ve 5658 s. Yasanın 1. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına karar verdi.
3116 sayılı Orman Kanununa göre Devlet Ormanlarında olduğu gibi hususi ormanlardan da ruhsatsız kesim yapmak suretile çıkarılan ağaç ve mahsullerin zoralımına karar verilip verilmiyeceği hususunda Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesinin 10.1.944 gün ve 95/16 ve 17.11.944 gün 2859/3310 sayılı ilamları ile Üçüncü Ceza Dairesinin 5.12.944 gün ve 3056/8394 sayılı ilamı arasında hasıl olan aykırılığın halli Tarım Bakanlığının 11.6.945 gün ve 45401 sayılı tezkereleriyle istenilmesi üzerine Birinci Başkanlık tarafından işe vaziyet edilerek aykırılığın konusunu teşkil eden ilamlar çoğaltılmış ve Genel Kurul Üyelerine dağıtılmıştı.
Müzakere için kararlaştırılan 28.11.945 tarihine rastlayan Çarşamba günü saat 9,30 da toplanan Genel Kurul Birinci Başkan Halil Özyörük'ün Başkanlığı altında müzakereye başlıyarak ihtilafın esasını teşkil eden noktalar Birinci Başkan tarafından izah edildikten ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra söz alan :
Üçüncü Ceza Dairesi Başkanı İ. Ertem : Tetkik olunan ilamların birinde Dördüncü Hukuk'tan ayrılıyoruz; diğerinde beraberiz. Orman Kanununun 106. maddesinde müsadere hükmü yoktur; bunun için biz orada müsadereyi kabul etmiyoruz ve Ceza Kanununun otuz altıncı maddesine gitmiyoruz. Orman kanununun 105 ve 106. maddeleri şöyledir (okudular).
Ağaçlıklı bir arazinin (tapulu) ormana ittisali varsa orası ormandır. Beş hektardan fazla olan ağaçlıklı tapulu arazi, ormana ittisali olsun olmasın, ormandır. Noktai ihtilaf şudur : Tapulu araziden ağaç, kesebilmek için izin lazım. İzin almadan kesim yapan şahıs orman sahibi ise 106. madde ile aksi halde 106. madde ile ceza görür. Acaba 106. madde ile cezalandırdığımız şahsın elinden kesilen ağaçları zorla alacak mıyız? Hayır. Zira maddede müsadere hükmü yoktur; Dördüncü Hukuk Dairesi ise bir kararında müsadereyi kabul etmiştir. İşte ihtilaf bu noktadadır.
Dördüncü Hukuk Dairesi Başkanı F. Bozer : Efendim bendenizce evvela tevhidi içtihada mahal olup olmadığı meselesini halletmelidir. Elimizdeki orman kanunu hususi ormanları ikiye ayırıyor :
1- Tapulu ve eşhasın elinde bulunan orman ki bunda sahibi istediği gibi tasarruf edebilir.
2- Tahdit ve Devlet ormanı mevzuuna ithal edilmiş hususi ormanlar.
Bu iki nevi hususi orman, arasında tatbik olunacak hükümler bakımından fark vardır. Birincisi hususi ormanlar ahkamına, ikincisi ise Devlet ormanları ahkamına tabidir. Dairemiz kararlarında bu hüküm farklarını nazari itibara almıştır. Binaenaleyh kararlarımız arasında muhalefet yoktur. Şayet Üçüncü Ceza Dairesi ilamına konu teşkil eden orman tahdide tabi tutulmuş bir orman ise o zaman tevhidi içtihada mahal var demektir.
Üçüncü Ceza Dairesi Başkanı İ. Ertem : Dördüncü Hukuk Dairesi'nin okunan ikinci ilamı ile bizim ilamımız arasındaki aykırılık barizdir. Maamafih bendeniz kendi ilamları arasında da aykırılık görüyorum. Hususi bir orman devlet ormanına olan ittisali veya hektarı bakımından orman mefhumuna girer. Bunun haricinde bazı yerler tahdit edilir ve orman sayılabilir. Bu gibi kısımlar Orman Kanunun birinci maddesiyle karıştırılmamalıdır. Orman Kanununun son tadili bu hususta bir değişiklik yapmış değildir.
Dördüncü Hukuk Dairesi Başkanı F. Bozer: Kararlarımızı okuyalım (okudular). Gösterdiğimiz ve dayandığımız gerekçelere göre iki kararımız arasında bir mübayenet yoktur. Hususi ormanlardan ruhsatsız kesim yapılması halinde kesilen ağaçların müsaderesi lazımdır; zira onlar devlet ormanından kesilmiş gibidirler.
Birinci Başkan: (3116 sayılı Orman Kanunu'nun 1. maddesini okudular). Bu maddenin tadili 4785 sayılı kanunla olmuştur. Bu kanunun on ikinci maddesiyle (okudular) beş hektara ait olan fark kaldırılmış bulunuyor; fakat tabii elimizdeki ilamlar bu kanunun yürürlüğe girmesinden evveldir.
C. Başsavcısı F. Karaoğlan: (4785 sayılı kanunun ilgili maddelerini okudular). Bu maddelere göre 4785 sayılı kanun orman sahibinin izinsiz katiyat yapması halinde de müsadereye cevaz veriyor. Fakat 3116 sayılı kanunda böyle açık bir hüküm yoktur.
İkinci Oturum : 5.12.945
Söz Alan:
Dördüncü Hukuk Dairesi Başkanı F. Bozer: Evvela hadiselerden başlıyalım; Ceza mahkemesine gelen dava şudur : Bir orman sahibi ormanından izinsiz katiyat yapmış; kovuşturma yapılmış ve yargılama sonucunda cezası verilmiş; bundan başka izinsiz kesilen ağaçların zoralımına da karar verilmesi mahkemeden istenmiş; fakat bu hususta 106. maddede bir sarahat yoktur gerekçesiyle bu istek reddedilmiş. Bu karar Üçüncü Ceza Dairesi tarafından onanmış. Geçen oturumda Sayın Başkan İbrahim Ertem de bu noktayı belirttiler. Ceza kısmı bu.
Hukuk kısmı hakkında da bizim iki ilamımız var; Birisin de orman sahibi üçüncü bir kişi ile anlaşma yapmış; fakat bu kimse ormandan ruhsat almaksızın kesim yapmış; kestiği ağaçların müsaderesi yoluna gidilen bu şahıs kesim mahalli orman mefhumuna dahil değildir diyerek mahkemeden müdahalenin meni kararı istemiş; dairemiz mezkur mahal orman mefhumuna dahil olmadığı için meni müdahale kararının onanmasına karar vermiş.
İkinci hadisede ise orman mefhumuna dahil olan bir hususi ormanın sahibi ile yine başka bir şahıs mukavele yaparak kesim yapma hakkını alıyor ve ruhsat almadan kesim yapıyor. Orman idaresi ağaçların müsaderesini istiyor; mahalli mahkemesi reddediyor. Dairemizin keşif sonucunda orman mefhumuna dahil olduğu belli olan bu yerden ruhsatsız kesim yapılamaz : 105. maddeye göre müsadere olunması lazımdır dedi. Bu ikinci işte Orman Kanununun çıkması üzerine o yerin tahdidine başlanmış ve tahdit yapılmış da. Fakat orman sahibi buna itiraz etmiş ve kesme muamelesi tahdit kesinleşmeden yapılmış. Şayet durum böyle olmasa idi meseleyi başka noktadan incelerdik. Biz şayet o mahal orman mefhumuna dahil ise Orman Kanununu tatbik ediyor ve izinsiz kesilen ağaçlar müstelzimi müsaderedir diyoruz. Üçüncü Ceza Dairesi ilamlarında kesim yapan hususi orman sahibi, bizim işlerimizde ise kesim yapan hususi orman sahibi ile mukavele yaparak kesim hakkı alan şahıstır.
Şimdi kısaca Orman Kanunu hükümlerinden bahsetmek istiyorum : Orman Kanunu birinci maddesinde gayet vazıh olarak şöylediyor (okudular). Gerçi bu madde 4785 sayılı kanunla değiştirilmiş ise de o kanun hadiseden sonra yürürlüğe girmiştir. 3116 sayılı kanun üçüncü maddesinde de ormanları taksim etmiştir. Kanunda orman mefhumuna dahil olmayanlar hakkında evvela bir fark gözetilmemiş iken sonradan 3438 sayılı bir kanunla bu nokta belirtildi; ve orman mahsullerinin nakil için mazbata aranmaya başlandı; bununla beraber mazbata alınmadan yapılan nakillerin müeyyidesi belirtilmedi. Orman Kanununun dördüncü maddesi şöyle der (okudular). Binaenaleyh ormanlar Devletin murakabesi altındadır; bunun neticesi olarak Devlet onları idare etmek, korumak görevleriyle mükellef olduğu için hususi orman sahibinin kamil bir mülkiyet hakkı yoktur. Onun ancak -son kanunla da olduğu gibiidare ve işletme ile koruma hakları vardır. Mülkiyet Devletindir. Kesmek ve işletmek için de orman idaresinden izin almak lazımdır. Orman K.nun altmış sekizinci maddesi bu noktada sarihtir (okudular). Hususi orman sahibi bekçi ve mühendisler kullanacaktır (altmış altıncı maddeyi okudular). Devlet bu şahısların tayinine bile müdahale eder ve mukabilinde bir orman resmi alır.
Sadede gelelim : Evvela 105. maddeyi okuyalım (okudu). 105. madde genel bir hükmü ihtiva eder; çünkü genel olarak "ormanlarda" demektedir.
İfade mutlaktır ve mutlak ıtlakı üzere cereyan eder. Maddedeki ormanlar içine hususi ormanlar da dahildir. Yalnız bu noktada vazııkanun bir noktayı nazarı itibara almıştır: Hususi ormandan yabancı bir adamla, orasını işletme ve idare hakkını haiz bulunan bir adamın ağaç kesmesi ayni neticeyi doğurmamalıdır demiş ve 106. maddeyi kabul etmiştir ki bu maddedeki ceza 105. maddedekinden daha azdır. Bendenizce 106. madde 105. maddeye eklenmiş bir vaziyettedir ve bunun için müsadere hakkında ayrıca bir hükmü ihtiva etmemektedir. Bu vaziyette bir şahıs kendi malını kesmişse müsadere edilebilir mi diye düşünülebilir. Fakat efendim o kimse kendi malını değil orman malını (kesmiştir; aksi takdirde kendi malını kesen bir kimseye ceza verilebilir mi diye de düşünülebilir. Devlet bu kesişi suç olarak gördüğü için ceza vermektedir ve 105. madde müsadere hükmünü ihtiva ettiği için bunu bir kerre daha 106. maddede tekrar etmemiştir.
Bendenizce hususi ormandan sahibinin ağaç kesmesi hali ile bu sahibin mukavele yaptığı diğer bir kimsenin kesmesi birbirinden farklıdır. Bu itibarla bizim dairemize gelen hadiselerdeki işler 106. maddeden ziyade 105. maddeye tevafuk etmektedir. Bendeniz Meclisin esbabı mucibe layihalarını tetkik ettim. Ziraat Encümeni Hükümetin teklifleri üzerinde bazı değişiklikler yapmıştır ki bunlardan biri de 129. madde üzerindedir (okudular). Görülüyor ki bu madde 120. maddeye atıfta bulunuyor. Matufunaleyh olan maddede müsadere hükmü bulunmadığı halde 105. maddedeki sarahat ona da şamildir. Kesimin suç teşkil ettiği hadiselerde kesim sonucunda elde edilen mahsullerin müsaderesi de tabiidir. Bir de 127. maddemiz var (okudular) Burada da mutlak olarak "orman suçlarından" denilmiştir. 105. maddeye de yalnız Devlet ormanlarından diye mana vermek doğru değildir.
Yukarıdan beri izah ettiğim şu sebeplere binaen şahsi düşünceme göre hususi ormanlardan yapılacak kesimlerde de müsadere lazım gelir; takdir yüksek kurulunuzundur.
C. Başsavcısı F. Karaoğlan : Bu mesele hakkında Meclisin bir tefsiri var olduğunu biliyordum; Bu tefsir üzerinde durduğumuz konuyu halletmektedir. Yalnız bu yorumun resmi gazete ile ilanına rastlayamadım. Yorum da tamamen Fevzi Beyefendinin mütalaalarına uygundur ve 25/Mayıs/940 tarihlidir.
Orman Kanununun 127. maddesi şöyledir (okudular). Sonradan 3444 sayılı kanunla bu maddeye ilaveler yapılmıştır (okudular). Bundan sonra bir tamim yapılmış ve bu tamim evkafa da gitmiştir. Bunun üzerine evkaf Danıştaya başvurmuş. Danıştay'ın bir dairesi Orman Umum Müdürlüğü'ne, Danıştay Genel Kurulu ise evkafa hak vermiş ve bundan sonra da Meclisçe uzun bir gerekçe ile tefsire mahal olmadığına dair bir yorum kararı çıkarılmıştı (okudular) Şayet bu yorum kararı resmi gazete ile yayınlanıp kati şeklini almışsa bu takdirde tevhidi içtihada mahal yok demektir; yok. Meclis Heyeti Umumiyesinde kalıp da çıkarılmamışsa o takdirde burada da konuşulmak lazım gelir.
Tabii ormanlara dair son çıkarılan kanun muvacehesinde bunların hepsi zaittir; çünkü kanun bütün ormanları devletleştirmiştir.
Üçüncü Ceza Dairesi Başkanı İ. Ertem : Sayın Bay Fevzi Bozer meseleyi ikiye ayırıp konuştukları için bendeniz de iki kısma ayırarak cevap vereceğim.
1- Hadisenin hususiyeti: 2- Ana ihtilaf :
Bir defa bu meselede hususiyeti hal mevzuubahis olmamalıdır; zira Dördüncü Hukuk Dairesinin kararları sarihtir ve orman mefhumuna girip girmediği düşünüldü, demeye bu kararları manidir. İlamlarında "hususi orman" tabiri kullanılmıştır ve bu ilamlarda hususi orman sahibinin mukavele yaptığı şahsın kesmesi 105. maddenin tatbikini icap ettirir diye bir kayıt mevcut değildir.
Müzakeremizin konusu hususi ormanlardaki izinsiz katiyattan dolayı müsadere caiz midir meselesidir. Bahsolunan tefsirin encümenlerden geçen safahatını bir kenara bırakarak maddelerden söz açacağım: 106. madde 105. maddenin Mütemmimidir; bu sebeple 106. maddede müsadere hükmünün bulunmamasının bir kıymeti yoktur, dediler. Acaba 106. madde 105. maddenin mütemmimi midir? Bunun izahına geçmezden evvel Yüksek Heyetinize bir noktayı hatırlatmak isterim: Yüksek Heyetiniz bir şahsın aldığı kömürünü başkasına devretmesi sebebiyle tahaddüs eden bir Milli Korunma Kanunu meselesinde müsadere hakkında maddede bir hüküm bulunmadıkça, bir asla bağlı kalsa dahi başka bir maddeye istinat edilemeyeceğini karar altına almıştı ve asli madde olan on dördüncü maddede müsadere hükmü bulunmakla beraber elli üçüncü maddede böyle bir hüküm bulunmadığı cihetle müsadere olunamayacağı sonucuna varmıştı.
Gelelim sayın Bay Fevzi Bozer'in mütemim madde mütalaalarına : 105 ve 106. maddeler arasında bir asla bağlılık dahi yoktur; çünkü birinde Devlet ormanı diğerinde hususi orman asıldır. Mucibi mesuliyet olan ormanı işletmek değil müsaade almadan işletmektir. Ceza Kanununun otuz altıncı maddesini tatbik ederken böyle düşünmüyor muyuz? Müsadere ceza mıdır, tazminat mıdır bahsinde kati bir şey söyleyemeyiz; bazen ceza bazen tazminattır. Devletin malını kesen bir kimse ile kendi malını kesen bir kimse ayni durumda olamaz (müstecir meselesini karıştırmayalım). Birincinin suçu ayni zamanda başkasının malını kesmek iken ikincinin ki sadece müsaade almamaktır. Neden Meclis de teklif veçhile 106. maddeye müsadere hükmü aktarılmadı? Keşke bunu yapsalardı da bu yüzden Danıştay da, Meclis de dolaşılıp durulmasa idi. Şimdi önümüzde hiçbir sarahat yok iken ceza hukuku esaslarını, mülkiyet hakkını ayaklar altına mı alalım? Sayın Arkadaşlarım 120. maddeye ne demelidir dediler; dikkat buyurulursa görülür ki 120. maddede bir dizi 105, 106...diye giden bir madde dizisi vardır. Bu basit meselenin mürekkep gibi görünen safhası buradadır : 120. madde içinde 106. madde cascavlak bir haldedir; tadiller neticesinde bir atfı mücerret halinde kanuna girip kalmıştır. Fakat bu atıf kafi midir? Şayet kafi görülürse biz burada hususi mülkü müsadere durumunda olduğumuza göre bir sarahate istinat etmek lazım geldiği düşünülmeli midir? Nitekim Yüksek Kurulunuzda görüşülmüş olan tekerrür meselesinde de doksan dördüncü maddedeki atıf na kafi görülmüş ve seksen birinci maddedeki infaz esasına dayanılmıştır. İşte önümüzdeki meselede de dairemiz bu kadar kıskanç davranmış ve "müsadere için 120. maddedeki atfı kafi görmemiştir. Bu noktada kanunda boşluk vardır. Bir adamın malının elinden cebren ve kahren alınabilmesi için bir sarahate dayanılması lazımdır. Mucibi ceza olan keyfiyet müsaadesiz ağaç kesmektir; şayet müsadere cihetine de gidersek bu mütemmim bir ceza olacak demektir ki bunun için bir sarahate dayanmak ilk şarttır.
Dördüncü Hukuk Dairesi Başkanı F. Bozer : Sayın bay İbrahim Ertem Dördüncü Hukuk Dairesi kararları arasında da aykırılık vardır, dediler; halbuki böyle bir şey yoktur, nitekim ilamlarımız da bunu gösteriyor. Birinci hadisede orman mefhumuna dahil olmıyan bir yerden ağaç kesilmiş ve henüz nakil dahi edilmemiştir. İkinci hadisede ise kesim ormandan yapılmıştır. Milli Korunma Kanunundan bahsettiler; o kanun ile Orman Kanununun sebebi vaz'ı ayni değildir; bu noktada ikisi arasında kıyas yapılamaz. 106. maddeye müsteniden yapılacak bir mücadere Anayasa'ya aykırı değildir. Çünkü ormanlar ammenin menfati ile yakından ilgilidir. ve bu durumda Devlet bigane kalamaz. Evet buda suç izinsiz ağaç kesmektir, ama kesilmesi lazım gelmeyen ağaçlar kesilmiştir. 105. maddede sarahat vardır; 127. maddenin vazından sonra da ayrıca bir madde koymaya hiç lüzum, yoktu.
Dördüncü Ceza Dairesi Başkanı N. Z. Sencer: Dördüncü Hukuk Dairesi ilamları arasında asla tezat yoktur; birinci ilamda orman mefhumu yoktur, ikincisinden kesim ormandan yapılmıştır.
Orman Kanununa göre ormandan çıkarılacak iki nevi ağaç vardır :
1- Kuru ağaç, 2- Yaş ağaç.
107. madde -iki müsadere hükmünü de muhtevidir- kuru ağaçtan bahseder. Şimdi burada akla bir sual gelebilir: Devlet yaş ağaçla ilgilidir fakat kuru ağaçlar kesilirken diğerlerine de zarar verilebileceği düşünüldüğü için onların da izinsiz kesilmesi menedilmiştir. Acaba kuru ağaç kesilince müsadere olunuyor da yaş ağaç kesilince neden müsadere edilmeyecektir diye düşünülebilir. Kanun 105. maddede umumi ve hususi ormanlardan yapılan kesimler diye bir tefrik yapmış değildir. Yalnız orman sahibi izinsiz kesim yaparsa 106. maddenin tatbik edileceğini göstermiş ve 120. maddede de bunların müsadere edileceğini kabul etmiştir. 105. maddedeki müsadere hükmü 106. maddeye de şamildir; 106. madde sadece verilecek ceza miktarı bakımından bir istisna yapmıştır.
Esasen kanunda müsadere hükmü bulunmasaydı ne yapacaktık? Sayın Bay İbrahim Etem müsaadesiz kesmek cezalandırılmaktadır, diyorlar; böyle bir kıstasa dayanarak hareket edemeyiz. Milli korunma kanunu hakkında verilen misal için de böyle söylenebilir.
120. maddeden de vazgeçsek bile gene orman kanununda ruhsatsız nakiller hakkında müsadere hükmü mevcuttur. Ormana verilecek zarar kesmekle bitmiştir ve çıkarma başkası tarafından da yapılabilir. Binaenaleyh bu 112. maddeden de müsadere hükmü istihraç olunabilir. Buna makis olan 1527 sayılı ağaçların aşılanmasına dair olan bir kanun var ki orada evimin bahçesindeki bir elmalığı intifa kastiyle kesersem bir suç işlemiş olurum ve kestiklerim de müsadere olunur. Çünkü milli servetten intifa kastiyle kestim; burada ceza gören intifa kastiyle kesmektir.
Gene mevzuumuza dönelim : Şayet 106. maddeye göre cezalandırılan suçlarda müsadereyi kabul etmezsek hususi orman sahibi üç dört bin lira verip tahdit yaptırmaktan ve günde on lira vererek on-yirmi gün orman memurunu çalıştırmaktansa kimseye sormadan ağaçları keser ve beş lira para cezası ile kurtulmaya kalkışır ki bu kanunla alay etmekten başka bir netice vermez.
V. Yekebaş : Bendeniz meseleyi iki noktadan alacağım :
1- Aslı cepheden : Bir adamın mülkü sarih bir hükme istinat edilmeden delaleten alınabilir mi? Kanunlarımıza göre mülkiyet hakkı tam ve kamil bir haktır ve himaye edilmiştir. Bunu delaleten elden almak, kaba tabirle, zorbalıktır. Ceza Genel Kurulunda da bahsedildiği gibi müsadere ya zecri veya cezai olur. Zecri müsadereler için kanunda sarahat bulunması şarttır. Müsadere ceza olduğu takdirde de yine kanunda hüküm ararız, ve halen üzerinde durduğumuz konu ele alınarak söylemek icap ederse 106. maddede hüküm bulunmamasına göre ceza veremiyeceğiz demektir. Yok, tazmin mahiyetinde müsadere kabul edilirse o takdirde kime ve ne tazmin ettirilecektir? Tazminat "sahip"e verilecektir. Fakat burada sahip de kesen de ayni şahıstır. Sayın Bay Fevzi Bozer sahibin ancak intifa hakkı vardır dediler. Orman Kanununa göre Devlet ancak murakıp vaziyetindedir; ormanın tapusu sahibinin elindedir. Hukukumuzda tasarruf ve mülkiyet farksızdır. Devletin murakabesi altında çalışmak mülkiyet hakkını nezetmez. Hadisemizde ağacı kesen üçüncü bir şahıs değil de sahip ise tazmin ona yapılacak demektir ki, bu durumda müsadereye lüzum var mıdır? Hususi ormanı bir hırsızın kesmesi halinde de ağaçlar müsadere edilsin ve devletin olsun demek ne dereceye kadar doğru olur? Bu neticede hukuki bir mantık yoktur. Tazminat cezai-mahz olursa sözüm yoktur. Fakat tazmin mahiyetinde ise -ki bence böylediro takdirde müsaderenin ne manası kalır?
2- Feri cepheden : Tefsirden bahsolundu; bu husustaki fikrimi üç-dört sene evvelki mümasıl bir hadise vesilesiyle arz etmiştim. Ben hiç bir zaman selbi kararları yani tefsire lüzum olmadığına dair çıkan kararları tefsir olarak kabul etmem. Gösterilen gerekçe o sonucun ilmi esasıdır, fakat bizim kararımızın esası olamaz. Biz o gerekçeye tamamen aykırı bir karar da verebiliriz. Sayın Bay Zahir Sencer suçtan hasıl olmalı şeklinde mütalaa yürüttüler. Ben buna da iştirak edemiyorum. Kaim veya maktul ikisi de ağaç olunca buna suçtan doğmuştur denilemez. Üzümden rakı yapılınca üzüm artık bizatihi mevcut değildir. Kesilmiş ağaç suçtan hasıl olmadıkça müsadere olunamaz. Sahibinin elinde bir tapu bulununca tazmini bir müsadere lüzumsuzdur. 105. maddede müsadere edilebilir; çünkü orada kesen bir hırsızdır.
İcra ve İflas Dairesi Başkanı A. Aytemiz : Meclis tarafından tefsir yoluna tevessül olunduğu muhakkak, fakat neticesi meçhul. Meclis ekseriya uzun bir gerekçe yapıp neticede tefsire lüzum yoktur demektedir ki bu, bu mesele zahirdir demektir; ve fiili bir tarzı haldir. Böyle bir tefsir mevcut ise Yüksek Heyetin bu meseleyi karara bağlaması imkansızdır; zira arada aykırılıklar doğabilir. Maamafih esasa girişilmiş bulunmasına göre bendeniz de kanaatımı söyleyeceğim : Önümüzde iki madde var : 103 ve 106. maddeler Bendeniz 105. maddedeki umumi hükmün 106. madde hükmüyle takyit edilmiş bulunduğu fikrindeyim. Hassaten 106. madde ile takayyüt eden 105. madde umumidir. 105. maddede orman sahibi Devlettir, diğerinde ise orman sahibi kesen şahıstır. Müsadere mali bir cezadır; bir adamın elinden malını almak ağır bir cezadır da. 105 ve 106. maddeler müstakil ve farklı maddelerdir; zaten ormanlar ya Devlet ormanı ya da hususi ormandır. Binaenaleyh 105. maddeye kıyasla hüküm yürütülemez.
Hulasa 105 ve 106. maddeler farklı maddelerdir.
120 ve 127. maddelerden bahsolundu : 120. maddeye her nasılsa 106. madde de konulmuş; vazııkanun da fertler gibi zühul edebilir. 106. maddede sarahat bulunmadığına göre 120. maddedeki imali mümkün olmıyan bu kaydın ihmali zaruri olur. 106. maddeye müsadere hükmü kasten konulmamıştır. Şayet bu madde 105. maddenin mütemmimi olsa idi müstakil madde olarak vazedilmeyip ona ilave edilirdi. 120. maddenin 106. maddeden bahis kısmı haşivdir. Bendeniz hususi orman sahibi ile müteahhidi birbirinden ayırmak fikrine de iştirak edemeyeceğim; bu ikisi şahsı vahittir ve müteahhit orman sahibi yerine kaim olmuştur. Ruhsatsız kesme sebebiyle Devletin hakkı murakabesi haleldar olmuştur; işte ceza verilmesinin sebebi budur.
C. Başsavcısı F. Karaoğlan : Evvelemirde tefsir kararının ne neticeye bağlandığını öğrenmemiz zaruridir.
Dördüncü Hukuk Dairesi Başkanı F. Bozer : Sayın Başkan Abdullah Aytemiz 105 ve 106. maddeleri müstakil addettiler. Orman Kanununa göre Devlet ormanının kastedildiği yerlerde "Devlet ormanı" ibaresi kullanılır. Mutlak olarak ormanlar kastolunurken de sadece "ormanlar" denilmiştir. Sayın Başkan yalnız iki nevi orman vardır dediler; böyle değildir, ormanlar dört nevidir. Hususi ormanlar vakıf ormanlara veya umuma ait ormanlara dahil değildirler. 105. maddedeki orman kelimesine bütün ormanlar dahildir. Aksi halde baltayı alıp hiç korkmadan vakıf ormanlarla umuma ait ormanları baltalamak mümkün ve caiz olurdu.
V. Yekebaş : Orman Kanununun layihasında 106. maddede müsadere hükmü mevcuttu; meclis bu müsadere hükmünü çıkardı; fakat 120. maddede 106. maddeyi unuttu. Binaenaleyh Meclis 120. maddeye 106. maddeyi koymakta değil çıkarmakta zühul etti.
İcra ve İflas Dairesi Başkanı A. Aytemiz : Bence sadece Devlet ormanı ve şahsi orman vardır. Vakıf hükmi şahsına ve belediyeye ait ormanlar da hususi mülkiyet hükümleriyle idare olunur. Binaenaleyh bu üç orman nevini bir asla icra etmek mümkün ve tabiidir.
Dördüncü Hukuk Dairesi Başkanı F. Bozer : Vakıf ormanlardan katiyat yapan bir kimseye ceza verilmemesi halinde Evkaf müdürlüğüne mi ceza verilecektir?
Dördüncü Ceza Dairesi Başkanı N. Sencer: Sayın Başkan Abdullah Aytemiz'e bir ve Üye Vehbi Yekefbaş'a üç noktada cevap vermek istiyorum : 105. madde devlet ormanlarına 106. madde de hususi ormanlara aittir dediler. Hususi ormanlardan Ahmet, Mehmet gelip katiyat yapsalar bu fiilleri bir adi ızrar mıdır? Ceza kanununa göre meyvesiz ağaçların kesilmesi halinde takibat şikayete bağlıdır. Hem vaziyet böyle olunca, geçen oturumda da söylediğim gibi orman sahibi bir çok masraflar edip de neden tahdit yaptırsın? Bir adam tutup kestirir; olur biter.
Tefsire mahal olup olmadığı hakkında Meclis'ten sadır olan karar tefsir kararı sayılamaz deniyor. Bu gün Meclis'de de böyle bir cereyan vardır. Fakat bir tevhidi içtihat kararı üzerine çıkan ve tefsire mahal olmadığına dair bulunan 1254 sayılı tefsir kararını biz temas eden hadiselerde nazara almaktayız.
Sayın Bay Vehbi Yekebaş kaim ağaçla maktul ağaç müsavidir dediler. Bir fidan elli sene sonra elli travers verebilir; bugün kesilecek olursa bir değnekten başka bir şey değildir.
112, 120, 127. maddelerden istidlalen çıkardığımız sonuçları sarahat bulunmadığından dolayı reddediyorlar. Fakat, kendileri sarahate istisna yapıyorlar. A'nın ormanını B keserse ve kesilen ağaçları da müsadere etmeyip A ya verirsek A işin içinden kolayca çıkacak demektir.
Birinci Hukuk Dairesi Başkanı Ş. Temizer: Bendeniz de düsturları araştırdım, fakat tefsir kararını bulamadım. 942 veya 943 yılında fiilen çıkmışsa meselemizi halletmiştir; çıkmadı ise o takdirde mesele üzerinde durup tartışmak icap etmektedir. Evvelemirde şunu arzetmek isterim : Şayet orman sahipleri hususi ormanları istedikleri gibi kesip biçecek olurlarsa orman kanunun hususi ormanlara ait hükümleri pek zayıf kalır. Orman Kanununun altmış sekizinci maddesi şöyle diyor (okudular). Burada otuz üçüncü maddeden de bahis vardır; otuz üçüncü madde şöyledir (okudular). Otuz üçüncü maddeye riayet etmeyenler hakkında kanunda müsadere hükmü mevcuttur. Binaenaleyh hususi orman, sahipleri bu ahkamı kanuniyeye muhalif hareket ettikleri takdirde müsadere ile muhatap olacaklardır. Bundan başka 120 ve 127. maddeler de ayrıca sarahati ihtiva etmektedir.
Bendeniz sayın Başkan Fevzi Bozer'den bir noktada ayrılıyorum : Bir hususi ormandan, sahibinin haberi olmadan, eşhası salise tarafından kesim yapılır ve kesilenler müsadere olunursa onlar satıldığı zaman elde edilen para orman sahibine verilmelidir; hususi orman sahibi itinada ihmal gösterdi diyerek bu parayı ona vermemezlik edemeyiz. Mesele itina meselesi ise Devlet ormanlarından da her gün binlerce ağaç kesildiğini hatırlamalıyız.
Birinci Başkan : Mesele tavazzuh etmiş gibidir. Hadise mühimdir ve tatbikata esaslı olarak tesir edecektir. Tefsir kararına gelince : Kamutay tefsir yapabilir; sarihtir. Onun bir gerekçe ile tefsire lüzum olmadığı sonucuna varması gene tefsir kararı mahiyetindedir. Tefsiri ararız, bulursak tetkik ederiz; ve o takdirde artık bizim karar vermemize lüzum yoktur.
(Üçüncü Oturum : 12.12.945)
Söz Alan :
Birinci Başkan : Müzakeremizin konusu olan meselede tefsir kararı alınmak üzere Meclise müracaat olunmuş ve mesele encümenlerden ilgililerinde tetkik olunmaya başlamışsa da intihap devresinin sona enmesi sebebiyle bir sonuca bağlanamadan kalmış ve müteakip intihap devresinde de ele alınmamış. Binaenaleyh bu konu üzerinde çıkmış bir tefsir kararı mevcut bulunmadığına göre müzakeremize devam edebiliriz. Söz almak isteyen arkadaşlar buyursunlar.
Üçüncü Ceza Dairesi Başkanı. Ertem: Usulü müzakere hakkında söz istiyorum efendim : Geçen oturumda C. Başsavcısı tefsir kararını ortaya attılar ve bazı arkadaşlarımızın mütalaaları da gösterdi ki mevzudan uzakta kaldık. Evkaf Umum Müdürlüğünün Orman idaresine ve onun da Danıştaya baş vurması sonucunda bu mesele hakkında Meclisten tefsir kararı istenilmiş olması müzakeremizi ilgilendirmez kanaatındayım. Davamız basittir; bunu genişletmeye usulumuz manidir. Konumuz şudur: 105. maddedeki müsadere hükmü hususi ormanlar hakkında kabili tatbik midir? Tayin edilecek nokta hususi ormandan izinsiz kesilen ağaçların müsaderesi icap edip etmeyeceğidir.
Birinci Başkan : İhtilaf noktalarını Yüksek heyetinize bir kere daha arz etmek üzere biribirine aykırı ilamları tekrar okuyorum (okudular) Görülüyor ki aykırılık vardır.
Üçüncü Ceza Dairesi Başkanı E. Ertem : Müsaadenizle esas hakkında bir iki söz söylemek istiyorum : Müsadere bahsinde bir kıstas tayin etmeye mecburuz. Biz diyoruz ki, 106. maddeye göre müsadereye cevaz yoktur. Burada dayandığımız mesnet Yüksek Heyetinizce kabul edilmiş olan prensiptir. Geçen oturumda Yüksek Heyetinizin müsadereye taalluk eden bir kararını belirtmiştim ki bu Milli Korunma Kanunu ile ilgili bir işe aitti. Halen müzakere ettiğimiz hadisemiz de buna tamamen benzemektedir. 105. madde bütün orman nevilerinden yapılacak katiyata şamildir. Yalnız katiyatı yapan orman sahibi ise o zaman 106. madde tatbik edilecektir. 120. maddedeki müsadere sözü "müsadere olunur, sahibine verilir" şeklinde olmalı idi. Bütün diğer hususi kanunlarda bu ibare mevcuttur. Vazııkanun hususi orman sahipleri hakkında ayrı bir madde tedvinine lüzum gördüğü halde o maddeye müsadere hükmünü koymamıştır. Bunun bir mana ve hikmeti vardır. Hukukun ana prensipleri de böyle olmasını icap ettirir. Ceza Kanununun müsadereye ait hükümleri önümüzdedir ve mütearefe halindedir.
3116 sayılı Orman Kanununda zihinleri gıcıklıyan bazı maddeler yer almıştır. Yüksek Heyetinize aleyhimizde bulunan bu maddeleri de arzedeceğim : Kanunda bir 120. madde var (okudular). 106. maddede müsadere hükmü olmadığı halde bu madde 120. maddede yer almış bulunuyor. Bu delalet kafi olduğu için 106. maddeye giren suçlarda müsadere lazımdır diyen arkadaşlarımız var. Bir de 112 ve 127. maddeler var. Biz bunları da gözden kaçırmış değiliz. Evvela 120. maddeden başlayalım. Bu maddenin son fıkrasında nakil vasıtaları başkasına ait olmamak şartiyle müsadere olunur deniyor. Geçen oturumda okunan tefsire ihtiyaç olmadığına dair bulunan Meclis esbabı mucibesinde "nakil vasıtasının müsaderesi mahiyetinde olan bu iş" deniliyordu. Zahmet edip de 120. maddeyi okumadan bu ibareyi yazmayı garip görüyorum. Burada nakil vasıtaları hakkında TCK.nun otuz altıncı maddesinin ilk fıkrasındaki prensip tatbik olunmaktadır; bu kıyaslamayı yapan merci tetkiksiz hareket etmiştir. Binaenaleyh Muhtelit Encümenin mucip sebeplerini tetkik ettiklerinde muarız arkadaşlarımız da bunları pek esaslı bulmayacaklardır. Biz idari zihniyetle hareket edemeyiz.
Orman Nizamnamesinde bir madde vardı ki orada orman katiyatının faili bulunmazsa müteahhit cezalandırılır deniliyordu; yani ukubatta niyabet cereyan etmez kaidesinin tamamiyle aksi. Bu madde sonradan tadil edilmiştir. Acaba velayeti amme hususi kişilerin malını ellerinden almayı icap ettirir mi? Hayır. Binaenaleyh her bakımdan 120. maddedeki istidlal na kafidir. Müsadere etmezsek hususi orman sahibi bir adam tutup kestirir, deniliyor: Tevehhüme itibar olunmayacağını unutmamalıyız.
Kala kala bir madde kaldı ki geçen, oturumda Sayın Başkan (Şemsettin Temizer ona temas etmişlerdi: Altmış sekizinci maddenin matufu hususi ormanlarda da caridir. Orada nakliyesiz orman mahsulü çıkarılamaz denilmektedir. İşte 112. maddenin Son fıkrasındaki o kayıt nakliye almadan çıkarmaya aittir. (36, 68 ve 112. maddeleri okudular). Ruhsatsız kesimlerden bahseden madde 105. maddedir. Maddede "bu suretle çıkarılan mahsuller müsadere olunur" deniliyorsa da burada kastedilen şey mucibi müsadere olan ahvaldir ki o ahval de 105. maddede mevcuttur. Aksini düşünsek orman mahsulünü kesip olduğu yerde bırakanlar hakkında müsadere hükmü cari olmayacak da kesip çıkarıldı ise müsadere olunacaktır gibi bir ikilik meydana gelir ve bu suretle gayri mantıki bir neticeye varılmış olur. Hulasa Orman Kanunundaki bu maddeler evveliyatı düşünülmeden serpiştirilmiş maddelerdir.
C. Başsavcısı F. Karaoğlan : Orman Kanununda bir Altmış sekizinci madde vardır ki şöyledir (okudular) otuz altıncı maddenin ilk fıkrası da şudur (okudular). Bunun cezai müeyyidesini ihtiva eden 112. maddede de şöyle denilmektedir (okudular). Bundan başka malumu alileridir ki, 105. maddede müsadere hükmü bulunduğu halde 106. maddede yoktur. 112. maddede sadece 105. madde kastedilmiş olsa idi ruhsatsız ağaç kesenlere verilen ceza ile cezalandırılır dedikten sonra müsadereden bahsetmezdi. Gerçi bu vaziyette ortaya bir ikilik çıkıyorsa da bunu kanun vazıı böyle yapmıştır; ve bu ikilik de kabili imaldir; şöyle ki, kesip de ormanda bırakanlar hakkında müsadere cari olmayacaktır ve başkası tarafından orman sahibinin rızası olmadan çıkarılan mahsuller de müsadere olunmayacaktır.
Dördüncü Ceza Dairesi Başkanı N. Z. Sencer: Sayın Başkan Etem Ertemin mütalaalarını tatmin edici mahiyette bulamadığımı söylemek mecburiyetindeyim. Milli Korunma Kanunundan getirilen misal kifayetsizdir; çünkü o misalde bahsedilen ikinci madde müstakil bir maddedir. Halbuki konumuzda 106. madde 105. maddeye nazaran müstakil bir mahiyet arzedemiyor. Umumi Ceza Kanununun bu mahiyette bulunan 457 ve 456. maddeleri hakkında da bir tevhidi içtihat kararımız vardır. Konumuzda 120. madde 106. maddenin 105. maddeden müstakil olmadığını gösteriyor. Ceza Kanununun otuz altıncı maddesinden bahsettiler; o madde başkasına ait olmamak kaydını muhtevidir.
Ceza Genel Kurulu'nun bir toplantısında 105. maddeye göre tazminata da hükmolunacak mıdır meselesi mevzuubahis olmuştu. Encümenlerde hakim olan "bir zarar verene on yüklemeli ki bu suçlar önlensin" zihniyeti burada da izlerini belli ediyor. Hususi orman sahibinin izinsiz kestiği ağaçtan ormanda çürümeye bırakması halinde müsadere etmemek manalı bir hareket midir? Geçen oturumda kuru ağaçlara da temas etmiş ve 107. maddeden bahsetmiştim. Bir vaziyetten de bahsetmiştim : Orman idaresi bu ağaç yirmi sene sonra kesilecektir dediği halde orman sahibi o ağacı izinsiz kesip idareyi cebren ve kahren nakliye tezkeresi vermeye mecbur ediyor. Bu himaye edilecek bir durum mudur? Biz Orman Kanununun ormanları muhafaza ruhuna sadık kalarak tezimizi müdafaa ediyoruz.
V. Yekebaş : Kanunun bir maddesine atfen sarahaten zikredilen bir hükmü şayet atfedilen maddede sarahaten mevcut değilse tatbik olunmaz. Bu mesele tekerrür konusu sebebiyle tevhidi içtihattan geçmiş ve seksen birinci madde üzerinde tartışmalara sebep olmuş bir iştir. Tecile ait maddede tekerrürden bahsolunurken tekerrüre ait maddede tekerrürden bahis olmadığı için o zikir lağıvdır denildi. Burada da 105. maddeden istidlalen 106. maddeye ceza veya tedbir olarak müsadereyi ilave edemeyiz. Sayın Bay Fahrettin Karaoğlan orman işleri kitabında ormandan kesilen ağaç mesruk mal hükmündedir; nakil vasıtalarının müsaderesi ise cezadır diyorlar. Mesruk malı kime vereceğiz? Malı çalınan kimseye verilince de müsadere olmaz. Mülk masuniyetinden geçen oturumda bahsetmiştim. Orman kanunu -127. maddesi hariç- hiçbir maddesinde devlet namına müsadere olunur diye bir kaydı ihtiva etmemektedir.
Sayın Başkan Zahir Sencer orman sahibinin misal olarak gösterdikleri bazı hareketleri kanunla oyun ve alay mahiyetinde olmaz mı? Buyurdular. Fakat o şahısa üç aya kadar hapis veya 500 liraya kadar ağır para cezası verilebileceğini unutmamalıdır ki, bunlar cezadır. Müsaderenin ceza olup olmadığı muhtelefünfih bir meseledir. Müsadere edilmemesi halinde Orman Kanunu ihlal ediliyor da içtimai mukavele olan Anayasa'nın mülkiyetin masun olduğu kaidesini ihlal etmiyecekler mi?
Sayın Başkan Şemsettin Temizer geçen oturumda pek güzel olarak mal sahibinin biraz ihmali varsa Hükümetin biraz daha fazla ihmali yok mudur buyurmuşlardı.
120. madde hakkında söyleyeceklerim şunlardır: Maalesef bir çok şeylerde vazifelerimizi tam ifa etmememizden mütevellit bazı hatalar vardır ki düzeltilmesi pek güç olur. 120. maddede de 106 rakamının çıkarılmasının unutulması yüzünden ayni durum hasıl oldu; bir lakayıtlık bir insanın hakkını ihlal edemez.
Orman sahibinin rızası olmadan hususi ormandan bir şahsın katiyatta bulunması halinde 105. madde tatbik olunur; kesilenler müsadere edilir ve sahibine verilir; zira 105. maddede Hükümet namına müsadere olunur denilmemektedir.
Dördüncü Hukuk Dairesi Başkanı F. Bozer: Efendim ihtilaf 3116 sayılı kanunun 105 ve 106. maddeleri üzerinde olduğundan sadece bu maddeler üzerinde konuşmak istemiştim. Fakat arkadaşlarımın mütalaaları beni daha geniş konuşmaya mecbur etti. Evvela Sayın Bay Vehbi Yekebaş'ın müsadere ve mülkiyet hakiki üzerindeki sözlerine cevap vermek istiyorum: Ormanlar memleketin ziynetidir; iktisadi, içtimai birçok faideleri vardır. Bu sebeple Orman Kanundan yapılırken daima iki nazariye karşılaşmıştır: 1Ferdin hukuku; 2Ammenin hukuku. Orman meselelerinde ferdin hukukundan ziyade ammenin hukuku, menfaati galiptir. Bu sebeple Orman Nizamnamesi yapılırken bu esas ele alınmak istenilmişse de halkın ihtiyacını tazyik etmemek kaygısıyla hususi ormanlardan yapılacak katiyat bir ceza tehdidi altına konulmamıştı. Fakat sonraları memleket ormansız kalmak tehlikesiyle karşılaşınca 3116 sayılı Orman Kanunu çıkarıldı ve bu kanuna hukuk ve ceza bakımından bir takım hükümler konuldu. Hukuk bakımından hususi ormanlar sahibinin mülkiyetinde bırakılıp murakabe hakiki devlete verildi; işletme ve idare orman sahibine aittir, denildi. Binaenaleyh görülüyor ki 3116 sayılı kanunda Devlet amme menfaatini öne almıştır. Şu halde bu ormanlarda hususi mülkiyet ahkamı tamamen tatbik olunamaz; kanunda bunu takyit eden hükümler mevcuttur. Kanun bu meyanda müeyyide olarak cezai hükümleri de ihtiva eder ki 105 ve 106. maddeleri bu cümledendir. 106. maddede müsadere hükmü bulunmuyorsa da 105. madde mutlaktır ve her nevi ormana şamildir. Yalnız 106. maddeye göre hususi orman sahibi keserse onun cezası hafifletilmiştir, o kadar. Yoksa müsadere hükmü 105. maddede mevcut ve bakidir. Kanunun tasarısındaki ilk vaziyetinde 129. maddede orman sahipleri keserse müsadere olunur deniliyordu. Sonradan bu hüküm çıkarılmıştır. Çünkü 105. madde muvacehesinde bu bir haşiv olacaktı. 120. maddede 106. maddenin de sayılmış olması tezimizin kuvvetli bir delilidir. 127. madde de başlı başına, hususi ormanlardan kesilecek ağaçların müsaderesi hakkında bir sebeptir.
Gelelim 112. maddeye ; Ormanlara tecavüz ya hiç ruhsat almadan damga vurdurmadan olur; yahut da ruhsat alınarak olur. Ruhsat alınmamışsa 105. madde cari olur. Ruhsat alınmış olup da damgaya aykırı kesim yapılmışsa fail ruhsatsız ağaç kesenler gibi ceza görür. Şayet kestiğini yerinde bırakırsa müsadereye tabi değildir. Başka yere naklederse müsadere olunur. Bu müsaderenin sebebi de ruhsatsız nakliyatta bulunmaktır.
106. maddede ayrıca müsadere hükmü aramaya ihtiyaç yoktur. 105. maddenin şumulünde müsadere dahildir.
Birinci Hukuk Dairesi Başkanı Ş. Temizer: Efendim ihtilafımız telhis olunursa hususi ormanlardan hususi orman sahibinin izinsiz kestiği ağaçlar müsadere olunur mu meselesidir diye ifade edilebilir. Bu ihtilaf üçüncü bir noktai nazarı da tebarüz ettiriyor ki onun da halli iktiza etmektedir. Bu da hususi orman sahibinin haberi olmadan başkası tarafından kesim yapılırsa kesilen ağaçlar kime verilecektir meselesidir. Bu son nokta konu haricidir; fakat bahsi geçtiği için temas ediyorum. Efendim metni maddeden istianeye hacet kalmadan izah edeyim : Geçen oturumda da söylediğim gibi kesilmiş ağaçlar cismi cürmidir. Ceza kanununda bunlar hakkında sarahat vardır. Ayrıca orman kanununda da sarahatler vardır. Gönül isterdi ki, Sayın Başkan Etem Ertemin ileri sürdükleri deliller benim şu sarih maddeye istinat ediş kuvvetimi selbetmiş olsa idi. Israr ediyorum : Orman Kanununun altmış sekizinci yirmi dört, yirmi altı, yirmi sekiz, otuz üç, otuz beş, kırk bir ve parası verilmeden kaydı müstesna olmak üzere otuz altıncı maddelerle son fıkrası hükmü müstesna olmak üzere kırk ikinci maddeye işaret ediyor. Orman Kanununun otuz üçüncü maddesi şöyledir (okudular). Binaenaleyh hususi ormanlarda da tatbiki bir nassı kanuni olan otuz üçüncü maddenin ilk fıkrasında gerek devlet ormanlarından ve gerekse hususi ormanlardan kesilecek ağaçların muhakkak surette devlet çekiciyle damgalanmasının şart olduğunu görüyoruz.
106. maddede müsadere bakımından sarahat bulunmamasından dolayı hususi ormanlardan ruhsatsız kesilen ağaçların müsadereye tabi olmaması sebebini nasıl ortaya koyacağız? Bu suretle gayri kabili telif sonuçlarla karşılaşmamız muhakkaktır. Yüksek Üçüncü Ceza Dairesinin kararında isabet göremiyorum. Sayın Başkan Fevzi Bozer izah ettiler: Hususi ormanlarda mutlak değil çok sıkı kayıtlarla bağlı bir mülkiyet hakkı caridir. Yeni çıkan orman kanunuyla ormanlar tamamen devletleştirilmiştir. Üzerinde cürüm işlenen veya cürümden hasıl olan maddelerin müsaderesi nasıl lazımsa Orman Kanununun birçok maddelerinden anlaşıldığı gibi hususi ormanlardan ruhsatsız kesilen ağaçların müsaderesi de o şekilde lazımdır.
N. Köni: Bence Konumuzu hallederken bu kanunun hikmeti vazını düşünmek icap eder. Sayın Başkan Fevzi Bozer'in buyurdukları gibi biz bu kanunda devletleştirme kokusu duyuyoruz. Hatta kanun kamulaştırmaya kadar gitmiştir. Bu kanun amme kanunudur ve hususi orman sahibinin keyfemayesa tasarrufuna müsaade etmemiştir. Evet müsadere bir kuvvettir, ve tatbik olunabilmesi için kanunun nassına istinat olunması şarttır; istidlalle yapılamıyacak bir muameledir; Kanunun Anayasa'ya muhalif olup olmadığı meselesi bizi ilgilendirmez; öyle de olsa biz onu tatbike mecburuz. Devlet orman katiyatında ceza müeyyidesini kafi görmeyip bir de müsadere hükmü koymuştur. Vazııkanun müsadere hükmünü 105. maddede zabıta halinde vazetmiştir. 106. maddedeki istisna sadece ceza hakkındadır. Şayet o maddeye de müsadere hükmünü koymuş olsa idi bu tekit olmaktan ileri geçmezdi. 120. maddede de 106. maddeden bahsederek bizim aradığımız serahati bize vermiş bulunuyor. Vazııkanun ormanları memleketin sıhhati, iktisadiyeti, askerliği ve bediiyatı ile ilgili görerek korunmasını istiyor. 120. maddenin son fıkrası başkasına ait bulunan nakil vasıtasını müsadereden istisna etmiştir. Vazııkanunun bu istisnayı yapmaya ihtiyaç hissetmesinin sebebi bu kanunun baştan başa müsadere ile dolu olmasıdır.
Birinci Başkan Halil Özyörük : Orman kanunu üzerinde yapılmış esaslı tetkiklere istinat eden mütalaalar ileri sürüldü; tenevvür ettik. Sadece lüzumlu gördüğüm bazı noktaları ilave etmek istiyorum :
3116 sayılı Orman Kanunu mülkiyet hakkına hürmet esasını kabul eden bir rejim mevcut iken çıkarılmış bir kanundur ve bu kanun ormanları devletleştirmiştir. Kanunda dört nevi orman tespit edilmiştir (saydılar). 3116 sayılı kanun yürürlüğe girdiği zaman o vakte kadar ormanlar üzerinde hiç bir tasarruf hakkı istimal edilmemiş gibi hareket olunmuştur. Ormanlar içinde hiç kimse fabrika, bina, mesken yapamayacak; çakıl, kum çıkarmıyacak vs. gibi tahditler konmuş ve ormanların bakır bir şekilde devletin mürakabesi altında bulunması esas alınmıştır. Korunmaları devlet memurları eliyle temin olunmuştur. İşletme hususunda da amenajman planları yapılıyor, kesim yerleri tespit olunuyor, ağaçlar damgalanıyor ve belli yerlerinden kestiriliyor. Vakıf ormanlarla amme hükmi şahsiyetine ait ormanlarda ve hususi ormanlarda da aynen böyle hareket olunuyor. Bunlar da sınırlanıyor; tahdit olunuyor ve korunmaları aynen orman memurları tarafından yaptırılıyor. Masraflar orman sahibi tarafından ödeniyor. İşletmede de amenajman planları yapılıp bunlara göre hareket olunuyor. Farzolunur ki bütün ormanlar bu sisteme tabidir. Zanolunur ki artık hususi orman sahipleri istedikleri gibi ormanda tasarruf ederler. Hayır böyle değildir. Amenajman planının kesim sahasındaki ağaçlar devlet çekiciyle damgalanacak ona göre kesilecek ve nakliye tezkeresi alınarak nakledilecektir. Bu böyle devam ederken hususi ormana bir şahıs tarafından tecavüz olursa ne yapılacaktır? Orman kanununun bu husustaki müeyyideleri 103. maddeden başlıyorsa da konumuzu ilgilendiren maddeler 105. ile başlar. Vazııkanun bu maddede suçu ve cezasını tespit ettikten sonra müsadere hükmünü koymuş ve ayrıca tazminata da hükmolunur demiştir ki, bu tazminatın neye dair olacağını tayin etmek biraz zordur. Bu ağacın maktulen ve kaimen kıymetleri arasındaki farktan ziyade ormanın tahribi sebebiyle hükmolunan bir manevi tazminat olsa gerektir. Müsadereye gelince : Devlet ormanları hakkında müsadere gayet tabii bir müeyyidedir. Fakat diğer ormanlarda amenajman planlarına göre tasarruf caizdir ve orman sahibinin mülküdür. O halde kesilen ağaçların da kendilerine devri icap eder. Maalesef kanunda buna ait bir hüküm göremiyoruz. Bütün ormanlar 105. maddede dahildir ve hepsinde müsadere caizdir. Burada orman sahibinin bir ihmal ve teseyyübü bulunması gibi şartlar aranmaksızın müsadere olunuyor. Temellüke mezuniyet verilen bir şeyde tasarruf malike aittir ve hasılat da malike ait olmalıdır. Bunu takip eden 106. maddeye göre 105. maddedeki işleri orman sahipleri yaparsa kanuna aykırı hareketinden dolayı ceza ile muhatap olacaktır. Bu maddede müsadere yoktur. 107. madde kuru ağaçlara aittir; burada da hüküm umumidir ve madde müsadereyi muhtevidir. Yirmi üçüncü madde kanunun devlet ormanlarının korunmasına dair bulunan beşinci faslındadır. Hususi ormanların korunma ve işletmelerine ait bulunan fasılda böyle bir şey yoktur. Fakat ahkamı cezaiye umumidir. 108. madde de her nevi ormana şamildir; 109. madde de Devlet ormanlarından bahsediyor (okudular). 110 ve 111. maddeler umumidir. (112. maddeyi okudular). Burada bahsedilen otuz üç ve otuz dördüncü maddeler Devlet ormanlarının işletilmesi ve amenajmanına ait olan altıncı fasıldadır. Hususi ormanlara dair olan fasılda otuz üçüncü maddeden bahis olduğu halde otuz dördüncü maddeden bahis yoktur. 112. maddede otuz dördüncü maddeden alatarıkulhikaye bahsedilmiştir. 106. maddede müsadere hükmüne rastlıyamıyoruz; fakat bu maddeden evvelki ve sonraki maddelerde onu tamamlayan hükümler vardır. Kanaatımca damgasız kesmek halinde bile müsadere lazımdır. Bu neticeye 120 ve 127. maddelerdeki delaletlere istinat etmeksizin bile varmak mümkün ve zaruridir (120. maddeyi okudular). Bütün kusur ve ihtilafı yaratan amil bu hükümler arasında tam bir tesadüf bulunmaması ve yazılışlarında kanun tekniğine riayet edilmemiş bulunulmasıdır. Yoksa vazııkanunun kastettiği ruh bizim izah ettiğimizdir. Hususi orman sahibi istediği gibi tasarruf ederse de o kanun hükümleriyle mukayyettir. Aksi takdirde ceza ve müsadere ile muhatap olur. Evet hususi mülkiyet caridir; fakat 105. maddede müsadereyi kabul edip de 106. maddede kabul etmemek o şahsı kendi fiilinden istifade ettirmek olur. 106. maddede müsadereden bahis bulunmaması 105. maddedeki hükmü tekrar etmemek içindir.
Takdir Yüksek Kurulunuzundur.
Demeleriyle reye müracaat olunmuş ve müsaderenin caiz olduğuna dair verilen otuz iki reye mukabil yirmi iki muhalif rey verilmek suretiyle üçte iki ekseriyet temin edilemediğinden gelecek oturuma bırakılarak mutlak ekseriyetle karara bağlanması tensip kılındı. 12.12.945
(Dördüncü Oturum : 19.12.945)
Söz Alan:
A. Onan: Geçen Oturumda Sayın Başkan Fevzi Bozer orman kanunu tasarısı Meclis Kuruluna sevkedilirken müsadere hükmü kaldırılmıştı dedikleri halde Sayın Başkan Zahir Sencer tasarıda müsadere hükmü bulunmuyordu, demişlerdi. Layihayı tetkik ettim. Hakikaten burada müsadere hükmü varmış (tasarıdan 127, 128 ve 129. maddeleri okudular). 129. madde 106, maddenin karşılığıdır ve müsadere hükmünü ihtiva eder. Fakat bu hüküm sonradan kaldırılmıştır.
Dördüncü Hukuk Dairesi Başkanı F. Bozer: Geçen oturumda bu noktaya temas etmiştim. 105. madde mutlak olarak her nevi ormandan ağaç kesilmesi halinde müsadereyi emreder. 106. madde sadece cezayı hafifletmiştir. Ve 120. maddede de 106. maddeden bahsedilmiştir.
A. Onan: Bir şeyin sadece cezası hafifletilince müstakil bir madde konulmaz ve 106. maddeye müsadereyi de biz ilave edemeyiz. Sayın Başkan Etem Ertem Milli Korunma Kanunundan misal getirmişlerdi. Ceza Genel Kurulu Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkındaki Kanununa ait bir meselede de böyle bit karar vermiştir. Orman Kanunu sekiz senedenberi tatbik olunuyor. Üçüncü Ceza Dairesinin bu husustaki yerleşmiş içtihadı 106. maddeye göre müsaderenin caiz olmayacağıdır. Bu nevi orman kanunu ihtilafları son çıkan kanunla hemen hemen sona ermiştir; zira bütün ormanlar devletleştirilmiştir.
Sayın arkadaşlarımızdan bazıları otuz altıncı maddeye temas ettiler. Vazııkanun, kanunda müsadere istediği bütün hallerde bunu tasrih etmiştir. Ormanda otlayan hayvanları da müsadere mi edeceğiz? Meclis Kurulunda bu kanunun müzakeresinde mülkiyet hakkına riayetkar olunduğu daima tekrar edilmiştir.
Dördüncü Ceza Dairesi Başkanı Z. Sencer: Ben geçen oturumda Hükümetin, Ziraat Encümeninin ve Muhtelif Encümenin birer layihası vardı demiştim. Bunlardan Mecliste kanuniyet halini alan Muhtelif Encümeninin tasarısıdır orada 106. madde şöyledir (oku dular). (120. maddeyi de okudular). Ziraat Encümeni layihasında 106. maddeye müsadere hükmünü koymuştu ama orada 120. madde yoktu. Binaenaleyh meri kanunun 120. maddesinde 106; madde unutularak kalmıştır denilemez.
V. Yekebaş : Geçen oturumda sayın Başkan Zahir Sencer mütalaatımı bitirdikten sonra kanunun seyrini galiba takip etmemiş dediler. Ben hükümetin tasarısından bahsetmemiştim. Hükümetin tasarısında 106. maddenin mukabili 129. maddede müsadere hükmü vardı; fakat bu sonradan çıkarıldı ve 120. maddede de 106. madde unutuldu. Tevhidi İçtihad Genel Kurulunun Ceza Kanununun seksen birinci maddesine dair olan ve kanunun tecil maddesindeki sarahatine rağmen verdiği bir kararı geçen oturumda belirtmiştim. Burada da müsadere ceza ise -ki Orman Kanununa göre böyledirbir sarahate istinaden yapılması icap eder. 106. madde sadece cezayı hafifletmiştir deniyor; hayır. 106. madde yalnız hapis cezasından değil para cezasından da bahsetmişti. Bu arada para cezasında bir hafifletme yapılmış değildir.
Cezada bir kaide vardır: Kanun cezayı herkes hakkında müsavi surette koyar. En aşağı ve en yukarı hadler üzerinde hakim tasarruf eder. Şayet biz 106. maddede müsadere hükmü de kabul edersek kendi ormanından kesmeyen şahsın vaziyeti daha iyi olacaktır. Zira o sadece intifadan mahrum kalmış olacağı halde mal sahibi doğrudan doğruya zarara uğramış olacaktır. Şayet biz mülkiyet hakkını inkar edip de komünizme adım atıyorsak o başka. Fakat bizim rejimimizde mülkiyet hakkı mahfuzdur ve parası verilmeden kimsenin malı elinden alınamaz. Anayasa da sarahat bulunmadıkça kimsenin malının elinden alınamayacağını söylüyor. Delalete istinaden mülkiyet hakkında tecavüz hakkımız yoktur. 120. maddeden istidlal caiz değildir. 105. madde umumi bir hükümdür; 106, madde ise bir hükmü hususidir. Hükmü umumiler hükmü hususilerle takayyüt eder. Has amı takyit eder ve hükmü umumi bu durumda mukayyeden mahsustur; kemaliyle mahsus olamaz.
Dördüncü Ceza Dairesi Başkanı N. Z. Sencer : Ceza kanununun doksan dördüncü maddesi evvelce çekilen ceza şartlarına uygun olduğu takdirde tekerrüre esas olur demektedir. Tecil edilen ceza infaz edilmediği için şartların tamam olmaması sebebiyle biz bahsedilen tevhidi içtihat kararını vermiştik. Bu günki hadise ile o kararın bir münasebeti yoktur.
Dördüncü Hukuk Dairesi Başkanı F. Bozer: Orman Kanunu hususi mülkiyeti tanımış ve ona riayet etmiştir. Fakat hususi mülkiyeti mutlak olarak değil de mukayyet olarak kabul eder. Aksi halde orman sahibinin kendi ormanını kesmesi için izin almaması ve kestiği takdirde ceza ile muhatap olmaması icap ederdi. Hususi ormanı bir üçüncü şahsın kesmesi halinde kesilenleri 105. maddeye göre müsadere ediyoruz. 112. maddede şöyle deniliyor (okudular). Burada da bir takyidat ile karşı karşıyayız. 127. madde de müsadere edilen ağaç bedellerinin hazineye yatırılacağını göstermektedir.
İkinci Hukuk Dairesi Başkanı H. Berki: 106. maddenin bir istisna olduğunu söylüyorlar. Bu istisna mevzuundan mı hükmünden mi istisnadır. Kanaatımca hükmünden istisnadır. Binaenaleyh bu madde 105. maddenin son fıkrası mesabesindedir denemez. Mevzuundan istisnadır demek ağaç sahibi keserse müsadere edilemez demektir. 120. maddede 106. maddeden bahsedilmiş olması da kabili imal değildir. Müsadereye tabi olmıyan ağaçlar 112. maddenin şümulü haricindedir. Biz burada bir içtihat vaziyetindeyiz. Anayasa esastır ve orada hususi mülkiyet hakkında nas vardır. Orman kanununda sarahat yoktur. İçtihatla nas ortadan kaldırılamaz.
V. Yekebaş : Seksen birinci madde hakkındaki tevhidi içtihat kararından bahsetmek isterim : Doksan dördüncü maddede tecil mevzuubahistir. Tabiatiyle tecil edilen ceza infaz edilmiş olamaz. O kayıt tecil faslındadır. Binaenaleyh "şartları tamamsa" kaydı infazı içine almaz.
Cevaplarını kanaatımca inandırıcı bulamadım.
A. Onan : Sayın Başkan Fevzi Bozer Orman Kanununda hususi mülkiyet takyit edilmiştir dediler. Evet ama o takyitler mal sahibinin menfaati bakımından konulmuş olan takyitlerdir. Müsadere ise bunun tamamile aksidir. Sayın Başkan Zahir Sencer Hükümetin teklifinde orman sahibi hakkında kayıt yoktu dediler. Halbuki 169. maddesinde vardı; fakat bu sonradan şeklini değiştirmiştir. Hususi ormanı üçüncü bir şahsın kesmesi halinde kesilen ağaçları devlet müsadere eder; fakat 105. maddenin son fıkrasına göre hususi orman sahibi kesen kişiden tazminat isteyebilir. Bu suretle bir koyundan iki post da çıkmış olmamaktadır.
120. madde nakledenlerle, kaçak orman mahsullerini satın alanlar hakkında ceza vazetmektedir.
İkinci Ceza Dairesi Başkanı S. Nafiz Akyollu : Bir ceza meselesi halletmek durumunda bulunuyoruz. Evvela bir ana prensip vazeden Ceza Kanununun Birinci maddesini göz önüne almalıyız. Bir ceza tayini için muhakkak surette sarahat lazımdır. Şimdi önümüzdeki mesele hakkında kanunda acaba bir sarahat var mı yok mu? Gayet açık bir sarahat var ki bu meselede kanunda açık bir sarahat yoktur. Müsadere bir ceza mıdır, hayır. Fakat cezaya mülhaktır; onunla beraber gider ve ayrılamaz. Bugün ki mevzuatımızda müsadere bir ceza hükmüne girmiştir; o kadar ki müstakillen bir ceza olarak vazedildiği bile vardır. Binaenaleyh kanunda sarahat bulunmadan müsadere hükmü tatbik olunamaz.
N. Köni Evet delaletle ceza verilemez. Fakat bir sarahat vardır diyoruz ve bunu kanunun esbabı sevkinden, amillerinden anlıyoruz. Vazııkanun hususi ormanlarla diğer orman nevilerini nüsavi tutmuştur, ve 105. maddede hepsi hakkında umumi bir hüküm koymuştur. 120. maddenin son fıkrasında vesaiti nakliye başkasına ait ise müsadere olunmaz deniyor. Vazııkanun 105. maddeye de bu kaydı koymalı idi, koymadı. Binaenaleyh kanunda aslolan müsaderedir. Müsadere hakkında 105. maddede sarahat vardır. Ormanlar ammenin selametiyle ilgilidir. Ankara'nın bugünkü havasını temin eden ormanlardır.
Birinci Başkan Halil Özyörük: Mesele 106. madde üzerindedir. Hususi orman sahibi keserse müsadere lazım mıdır? Üçüncü Ceza Dairesi ile Dördüncü Hukuk Dairesinin ayrıldıkları nokta budur. Evet hususi mülkiyet hakkı mahfuzdur; kanunlarımızın esası budur. Biz komünist, sosyalist şu bu değiliz. Mülkiyet esaslarına riayetkarız. Fakat mesela kamulaştırmada ammenin menfaati mevzuubahis olunca malı değer pahasını vererek sahibinin elinden alıyoruz. Her hürriyet diğerinin hürriyetinin bittiği yerde başlar; bilakaydüşart değildir. Ormanların hususiyeti göz önüne alınınca bunlar üzerinde de sınırsız hürriyet olamayacağı görülür. Zira ormanlar ammenin menfaati ile doğrudan doğruya ilgilidir. Memleketimizde 285 yılına kadar orman hakkında hiç bir mevzuat yoktu; 285 de Orman Nizamnamesi çıkarıldı. Birinci maddesi şöyle idi (okudular). Görülüyor ki ormanları dört kısma, ayırmış ve hususi ormanlara ait hükümleri arazi kanununa bırakmıştır. (İlgili maddeleri okudular). İşte orman suçları hakkında müsadere evvela bu nizamname ile başlamıştır.
Bundan sonra 504 sayılı kanun neşredildi. (İlgili maddelerini okudular). Bundan sonra da 3116 sayılı kanun gelir. 3116 sayılı kanunda dört nevi orman da ayni hükümlere tabi tutulmuştur. 105. madde ahkamı cezaiyede hiçbir istisna yapmaksızın şöyle başlıyor : "Ormanlardaki.........." Bu hüküm o kadar umumidir ki, her nevi ormanı içine alır. Hususi ormandan bir başkası ağaç kesse kesilen ağaçları müsadere ediyoruz. Bu noktada ihtilaf yok. Çünkü sarahat var. Peki hani mülkiyet kaidesi? İşte bu nevi müsedereye cevaz veren bir kanun rejiminde mal sahibi keserse müsadere olunamaz denilebilir mi? Bu husus Ceza Kanununun otuz altıncı maddesi sarihtir; buna göre bir suçtan hasıl olan eşya müsadere olunur. Binaenaleyh ceza esaslarından ayrılmamaktadır. Şayet mülkiyet hakkı kemaliyle cari olsa idi ormanını kesen mal sahibinin ceza görmemesi icap ederdi. 106. madde malikler hakkındaki cismani cezayı azaltmıştır; para cezası ayniyle muhafaza edilmiştir.
Bazı arkadaşlarımız tefsire intizar olunmasını ileri sürmüşlerdi. Tefsire ihtiyaç yoktur. Elimizde son çıkan 945 tarihli Orman Kanunu var. Bu kanun hususi ormanlara yer vermekle beraber buralarda yapılacak izinsiz kesimlerde müsadere cari olacağını tahsis etmiştir.
Sayın Bay Vehbi Yekebaş'ın doksan dördüncü maddeye ait verdikleri misale temas etmek isterim : Orman kanununun 120. maddesi şöyledir (okudular). Görülüyor ki, burada 106. madde açıkça gösterilmiştir. Şimdi Ceza kanununun cezanın tecili faslındaki doksan dördüncü maddede bulunan imaleye bakınız (okudular). Biz o tevhidi içtihat kararında kanunun bir ihtar, bir nasihat halinde tespit ettiği sözü ceza vermek için kafi görmemiştik; tevhidi içtihat kararımız bu esasa dayanıyordu.
Fazla uzatmıyayım. Mesele aydınlanmıştır. Takdir Yüksek Kurulunuzundur.
Sonuçta :
Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesiyle Üçüncü Ceza Dairesi arasında çıkan anlaşmazlığın konusu; hususi orman sahipleri tarafından ruhsatsız kesilen ağaçların müsaderesi gerekli olup olmadığı meselesidir. Bu mesele etrafında uzun uzadıya yapılan tartışmalar sonunda 3116 sayılı Orman Kanununun birinci maddesi gereğince ormandan sayılan yerlerde hususi orman sahipleri veya onlarla hukuki bir muamele ve münasebette bulunan kimseler tarafından ruhsatsız kesilen ağaçların orman idaresince müsadere olunacağı esası kabul ve tespit olunmuştur. Çünkü, Orman Kanununun 105. maddesinde, ormanlardan ruhsatsız ağaç kesenlerin ve bu maddede yazılı sair fiilleri işleyenlerin bir haftadan altı aya kadar hapis ve beş liradan beş yüz liraya kadar ağır para cezasıyle cezalandırılacakları ve bu suretle çıkardan ağaç ve sair mahsullerin müsaderesine karar verileceği açıkça gösterilmiştir. Sözü geçen maddenin başında "Devlet ormanından" denilmeyip de mutlak ve umumi surette "Ormanlardan" bahsedilmiş olmasına göre orman mefhumuna giren ve orman kanununun üçüncü maddesinde yazılı bulunan bütün ormanların 105. maddenin hüküm ve şumulüne gireceği şüphesizdir. Her ne kadar 106. maddede (geçen maddede yazılı işleri orman sahipleri yaparsa yapılan zararın miktarına göre bir haftadan üç ay kadar hapis veya beş liradan beş yüz liraya kadar ağır cezayı nakdi ile cezalandırılacağı) gösterilip kesilen ağaçların müsaderesi hakkında bir kayıt ve serahat bulunmamış ise de, ondan sonra gelen 120. maddede "105, 106, 107, 112 ve 113. maddelere göre müsaderesine karar verilecek olan malları, bunların kanunsuz olarak kesildiğini, nakledildiğini veya toplandığını bildiği halde satın alanlar, taşıyanlar, işleyenler, kabul edenler veya gizleyenlerin bu malların miktarına göre beş liradan iki yüz liraya kadar ağır para cezasiyle cezalandırılacakları ve malların bunların elinden müsaderesine karar verileceği ve 3444 sayılı kanunla değiştirilen ve mutlak surette orman suçlarından bahis olan Orman Kanununun 127. maddesinin son fıkrasında dahi suçlu aleyhine karar verildiği taktirde müsadere edilmiş olan maddelerin satılarak bedelinin hazineye irat kaydolunacağı açıkça yazılı bulunmasına göre 106. madde; hususi orman sahipleri hakkında müstakil bir hüküm koymak maksadiyle değil, genel hükmü ihtiva eden 105. maddenin orman suçları için tayin ettiği hapis ve para cezasını, hususi orman sahipleri hakkında binnisbe azaltmak ve sadece bu durumda bir istisna yapmak amaciyle sevkolunmuştur. Kaldı ki, hususi orman sahiplerinin orman kanununa muhalif fiil ve hareketleri kanunen suç sayılmış ve cezai müeyyide altına alınmış olmasına göre bu fiil ve hareketlerinin neticesi olan ağaçların müsaderesini Ceza Kanununun otuz altıncı maddesi de emreder.
Müsaderenin hususi mülkiyet hükümlerine uygun olup olmadığına gelince hususi ormanlarda tam ve kamil olarak hususi mülkiyet hükümleri cari değildir. Halkın ve memleketin menfaati, sıhhat ve selameti bakımından hususi orman sahiplerinin tasarruf hakları, Orman Kanununun istisnai hükümleriyle tahdit ve takyit edilmiş ve hususi orman sahiplerine sadece bir intifa hakkı verilmiştir. Orman sahiplerinin; bu haktan faydalanabilmeleri, altmış beşinci maddenin metninde açıkça gösterildiği üzere "Orman Kanunu hükümlerine" harfiyyen riayet etmekle mukayyettir. Ezcümle, Orman Kanununun hususi ormanlara ait beşinci kısmının üçüncü faslında hususi ormanların sahipleri tarafından yaptırılıp orman idaresince tasdik olunacak amenajman planına göre işletileceği ve bu plana riayet olunup olunmadığını idarenin kontrol edeceği ve Devlet ormanlarında maden araştırma, fabrika yapmak, ocak açmak, damga ve ölçü, yaylak ve kışlaklar hakkında tedbir almak ve tezkere ile nakil gibi işlerde Devlet ormanları hakkındaki yirmi dört, yirmi altı, yirmi sekiz, otuz üç, otuz beş, otuz altı, kırk bir ve kırk ikinci maddeleri hükümlerinin hususi ormanlarda da uygulanacağı gösterilmiş ve cezai hükümler faslında dahi, bu mecburiyetlere riayet etmeyen orman sahiplerinin tecziye edileceği ve kesilen ağaçların müsadere olunacağı tasrih olunmuştur. Binaenaleyh yurttaki bütün ormanların Devletçe muhafazası ağaç yetiştirilmesi ve murakabesi zaruret ve mecburiyetiyle ve kamu menfaati mülahazasiyle hususi ormanlardaki tasarruf hakkı kanun dairesinde (tahdit ve takyit edilmiş olduğundan bu bapta hususi mülkiyet kaide (ve hükümleri cari olmayıp Orman Kanunu hükümlerinin uygulanacağı ve şu suretle hususi ormanlardan ruhsatsız kesilen ağaçların müsaderesi keyfiyetinin tasarruf ve mülkiyet hakkına müdahale addedilemeyeceği tabiidir. İşte bu sebeplerden ötürü hususi orman sahipleri yahut onlarla hukuki bir muamele ve münasebette bulunan kimseler tarafından ruhsatsız kesilen ağaçların, devlet ormanlarında olduğu gibi, musaderesi gerekli olduğuna 12.12.1945 tarihli oturumda üçte iki çoğunluk hasıl olamadığından 19.12.1945 tarihli oturumda salt çoklukla karar verildi.
AYKIRI GÖRÜŞ
Müzakere zaptına tafsilen arzettiğim izaha göre ve hususiyle şahsi tehaffuz tedbirlerini tamamen almış olanlar bir ormandan sahibinin rıza ve malumatı haricinde kesilmiş ağaçların ormanın sahibi varken devlet hesabına ve cezaen müsaderesi Anayasa'nın mülkiyetin masumiyetine ve Orman Kanununun 106. maddesine muhalif olacağından ve bu madde başkası tarafından kesilme de olduğu gibi orman sahibi tarafından kesilmeye de tatbik edileceğinden ve orman sahibine tatbik olunurken mürettep cezayı ayırmak caiz olmadığına ilaveten 106. maddede münderiç olmıyan müsaderenin tatbiki kanunsuz ceza verilemeyeceği mefhumuna münafi düşeceğinden bu yol da bir müsadere ve hiç bir veçhile hükmedilemeyeceği reyindeyim.
V. YEKEBAŞ
Full & Egal Universal Law Academy