(765 S. K. m. 269, 276) (3201 S. K. m. 13/11)
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29.11.1937 tarihli ve 293/210 sayılı kararın da komiser muavinleri üçüncü sınıf komiser sayılacakları cihetle, bunlara vaki olan hakaretten dolayı Türk Ceza Kanununun 266 ncı maddesinin ikinci fıkrasının uygulanması gerektiği kabul edildiği halde Genel Kurulun 16.09.1946 tarih ve 202/134 sayılı kararında komiser muavinleri, komiser telakki edilemeyeceğinden, 266 ncı maddenin ikinci fıkrasının uygulanmasının yolsuzluğundan bahsedilmiş olduğu gibi, Dördüncü Ceza Dairesinin 15.05.1946 tarih ve 2626/3269 sayılı kararlarında ise, hakarete uğrayan komiser muavininin mensup olduğu merkezde ayrıca komiser bulunduğu takdirde 266 ncı maddenin ilk fıkrasının uygulanması gerekdiği kabul edilmiş ve bu suretle Ceza Genel Kurulunun 29.11.1937 tarih ve 293/210 sayılı kararıyle aynı kurulun ve Dördüncü Ceza Dairesinin yukarıda tarih ve numaraları açıklanan kararları arasında hasıl olan içtihat uyuşmazlığının halli C.Başsavcılığı yüksek makamının 18.10.1946 tarihli ve 2379 sayılı yazısıyle istenilmesine mebni uyuşmazlık konusunu teşkil eden ilam örnekleri çoğaltılarak 02.04.1947 tarihine rastlayan Çarşamba günü saat 9.30'da müzakerenin başlıyacağı Genel Kurul üyelerine bildirilmişti.
Bugün toplanan kurula elli bir zatın iştirak ettiği görüldükten ve müzakere nisabı tahakkuk ettikden sonra Birinci Başkan Halil Özyörük'ün başkanlığında müzakereye başlanarak uyuşmazlık konusu kağıtlar Birinci Başkan tarafından okunduktan ve olayın özeti anlatıldıktan sonra söz alan:
Dördüncü Ceza Dairesi Başkanı Zahir Sencer; Dairemiz ötedenberi ve hatta Genel Kurulun aksine olan 29.11.1937 günlü ve 293 sayılı ve 14.05.1939 günlü ve 142 sayılı kararlarına rağmen komiser muavinlerini mutlak surette komiser saymamış ve ancak bulunduğu karakolda bir komiser maiyetinde olmıyarak iş görenleri bu sıfatları tanımakta bulunmuştur ki Ceza Genel Kurulu da 22.05.1944 günlü, 4/121-127 ve 10.09.1946 günlü ve itiraz 202/134 sayılı ilamlarıyle bu içtihada dönmüştür.
Birinci kısmına tamamen iştirak etmekle beraber; ikinci kısmının mucip sebebini kanunda bulamadığını halde bu içtihada muhalefet etmeyi bir kaç sebeple mahzurlu gördüğünden şahsen dairenin müstakar içtihadına devam etmiş olduğumu önceden arz edeyim:
1 - İçtihat birleştirme müessesesinin bir haftada birden fazla toplantı yapması dairelerin faaliyetlerini aksatır. Haftada bir toplantı yapan yüksek kurul senede ancak otuz kadar karar verebilir. Bu kararları mevcut oniki daireye taksim edersek, her daire hesabına yüksek kurula senede ancak iki buçuk iş sevk edilebilir. Fazla iş sevk etmek senelerce ihtilaf konusuna dokunan dosyaların çıkarılmıyarak bekletilmesini ve dairelerin derdest itibariyle mahmul vaziyette kalmasını icabettirir.
Mesela, esas olarak komiser olmadığı kabul edilen komiser muavinlerinin, resen vazife gördükleri sırada komiser sayılmaları hususu, tarafımızdan içtihat birleştirme kuruluna sevkedilseydi, dairenin her günkü işlerinden hiç olmazsa beşer dosyayı içtihat birleştirme kararı sonuna talik etmek ve iki ay sonra karar vermek nasip olursa daireyi üçbin birikmiş dosyanın ağırlığı altında bırakmak icabederdi.
2 - İçtihatlardaki doğruluk, zaman ve daireleri teşkil eden zevatın şahısları itibariyle nisbidir. Bu itibarla devamlı olacağı şüpheli bulunan nisbi bir fayda elde etmek için içtihat değiştirmek, tatbik ile meşgul yargıçları şaşırtır, kararlarından alacakları notlar itibariyle zarara sokar ki, bu zararlar faydaya galiptir.
Bu bakımdan daireyi teşkil edecek kimselerin her gün, her ay veya her sene olmasa bile iki üç senede bir değişecek kanaatlarını istikrara feda etmek, zararlı olmadıkça müstekar içtihatlarda devam ve buna aykırı çıkacak münferit kararın itirazen Ceza Genel Kuruluna sevk ettirilmesiyle iktifa etmek lüzumuna kaniim.
İşin bir defa içtihat Birleştirme Kuruluna arz, edilmiş olmasına göre noktai nazarını arz edeyim:
Ceza Kanununun tedvininde üçüncü komiserden, başkomisere kadar dereceleri ihtiva eden polis teşkilatında dereceden mücerret bir komiserlik yokdu ve 266/2 nci maddede bütün dereceleriyle Komiserlik bir kül halinde nazara alındı. Sonradan neşredilen 3201 saydı emniyet teşkilatı kanunu onüçüncü maddesinde, bütün emniyet mensuplarını derecelere ayırdı ve komiseri gösteren onikinci bentden sonra onüçüncü bentde komiser muavinlerini gösterdi.
Bu kanun komiserliği müstakil bir derece saymakla 262/2 nci maddedeki komiserliğe mana vermiştir. Bu itibarla bu kelimenin mefhumu dışında kalan komiser muavininin ikinci bende girmesine imkan yoktur. Aksini kabul edersek (küçük zabit) adı altında toplanan ve bazan Birlik Komutanlarına vekalet etmekle zabit vazifesi gören askeri ve jandarma gedikli üst çavuşları da ikinci bendin (zabit) kelimesine dahil saymak icabeder. Halbuki maaşları bazan yüzbaşı derecesinde olmakla beraber Askeri Ceza Kanunu bunları er saymış ve zabitler maaşı daha az olan Asteğmenlikden başlatmıştır.
Komiser muavini, komiser olmayınca ne olabilir? Bu sualin cevabını Emniyet Genel Müdüriyeti de (polis) adı altında gösteren 3201 sayılı Kanunun onüçüncü maddesinde buluruz:
Genel Müdürleri de dahil bütün emniyet teşkilatı mensupları, bir defa polistir. Polislikten ayrılıp da ikinci bende girebilmek; ancak hiç olmazsa (komiserlik) derecesine yükselmiş olmak lazımdır. O dereceye yükselmemiş olan muavinler polistir.
Kıyasen fazla ceza verilemeyeceği bakımından da netice aynıdır. Komiser muavinlerinin, müstakillen vazife gördükleri sırada, komiser sayılmalarını kabul eden içtihadımız arz ettiğim gibi kanuni mesnedden mahrumdur ve alacak 266 ncı maddenin birinci ve ikinci bentlerinde amirlik madunluk gibi zımni bir tefrik müsahede edilmesi yüzünden daire bu içtihadı kabul etmiştir.
Birinci Başkan: İşi uzatmaya değmez. 266 ncı madde resmi sıfatı tadat etmiştir. İlk fıkrada amirlik sıfatı olmıyanları, ikinci fıkrada amirlik sıfatı olanları saymıştır. Kanun Vazu amirliği ve memurluğu ayırmıştır. Merkez memuru amirlik sıfatını haizdir. Polis memurlarından ayırıyor. Bu teşkilatta komiser muavini amir mevkiinde olsaydı onu da ayıracaktı. İnsicam bunu gösteriyor. Merkezi idare etmenin mesnedi yoktur dedi.
Dördüncü Ceza Dairesi Başkanı Zahir Sencer: Birinci fıkra memurları, ikinci fıkra üstleri gözetmiş değildir. Amir olduğu halde, nüfus müdürü birinci bende girer. Bu gibi birçok müdürler vardır. Birinci bent memurları, ikinci bent üstleri nazara almış, dersek jandarma üstçavusu da girer. Komiser muavini demekle, komisere ithal edemeyiz. Komisere yardımcı polisdir dedi.
İkinci Ceza Dairesi Başkanı S. N. Akyollu: Madde sarihtir. Muavin, komiserler ikinci bendin haricindedir; birinci bent tatbik olunur.
Üçüncü Ceza Dairesi Başkanı İ. Ertem: Mesele o kadar basit değildir. Kazalara bakalım oradaki komiser yerindekiler, komiser muavinidirler. Biz de bir zamanlar Müddeiumumi muavini idik. Yaptığı vazifeyi kıstas tutmak ıztırarındayız. Kazalardaki komiser muavinlerinin yanında polisler vardır. Vazifeye neden bakmayalım. Bir kazada polis ile komiser muavini arasında fark vardır. Neden cezada fark olmasın; vazifeye bakmak, doğru olmak lazım gelir dedi.
-(İkinci Oturum: 09.04.1947 Çarşamba) İcra ve İflas Dairesi Başkanı Abdullah Aytemiz: Vazife halinde iken komiser muavinlerine yapılan hakaret ve taarruzdan dolayı Ceza Kanunun 266 ncı maddesinin birinci veya ikinci fıkralarından hangisinin tatbiki lazım geleceği meselesi Bay Selim Nafiz Akyollu, "pek basit" Bay İbrahim Ertem, "pek mühim" olarak tavsif buyurdular. Ben de Bay Selim Nafiz Akyollu'nun sırasında yer alacağım. Meşgul olmadığım için bu konu üzerinde söz söylemekliğim; mütalaa yürütmekliğim; ceza uzmanlarını daha ziyade izaha davet bakımından faydalı olacaktır.
Kıyas ve içtihat yolu açık bulunan medeni hukuka müteallik bir madde karşısında bulunmuş olaydık komiser muavinlerine de komiser demekte tereddüt etmezdik; çünkü bir memurun yardımcısı aynı vazifeyi yaptığı zaman onun yerine geçtiğinden mesela Yargıç yardımcısı, Yargıç olduğu gibi komiser muavini de komiserdir, denilebilirdi.
Bu meseleyi iki şık ve ihtimal üzerinden inceleyeceğim. Polis, Emniyet teşkilatından evvel çıkan Ceza Kanununun 266 ncı maddesi yazılırken komiser muavinliği ya var veya yoktu; var idiyse birinci fıkraya girer.Çünkü, İkinci fıkrada komiser muavini tabiri yok; yalnız komiserlerden bahis var. Birinci fıkrada ise, ikinci ve üçüncü fıkralarda gösterilen memurlardan, gayri memurlara karşı vaki taarruz ve hakaretten dolayı tertip olunan ceza gösterilmektedir. Eğer o zaman böyle bir memuriyet mevcut bulunmıyorsa, sonradan ihdas olunmuş ise, yine birinci fıkradaki memurlardan sayılır. Aksini kabul, ceza mevzuatında kabul olunan suçlunun lehine imal ve tefsir nazariyesine aykırı düşer. Acaba komiser muavinleri, komiserin bulanmıyan yerde komiserin vazifesini görmekte olduğu bir sırada hakaret ve taarruza uğramış ise, yine böyle mi yani suçlu birinci fıkraya göre mi ceza görecektir? Evet; Yine böyledir; çünkü kanunda hakaret ve taarruza uğrayacak memuriyetlerin ünvanları gösterilmiştir. Vazifesini yaptığı memur gibi olması kasdedilmiş olsaydı memuriyetleri sayarken sonlarına veya bunların vazifesini gören memurlara denilirdi.
Meseleyi bir de Polis Emniyet Teşkilatı Kanunu ile birlikte mütalaa edersek, bu neticeye daha kolay varılmış olur. Bu Kanunun onüçüncü maddesinde polis memurlarını derece derece sırasıyle sayılarak dokuzuncu bendinde başkomiserler ve saire onuncu bendinde komiser ve saire yedinci bendinde komiser muavini ve saire 12 nci bendinde polisler gösterilmiştir. Bu 13 üncü maddede komiser muavini komiserle, polis arasında mutuvassıt bir derecede olduğuna göre komiser muavinlerine vaki olacak hakaret ve taarruzdan dolayı sanıkların birinci fıkra veçhile cezalandırılmaları iktiza eder. İkinci fıkraya göre ceza verilirse komiserlere kıyas edilmiş olur ki; ceza hukukunda cari olmıyan kıyas ile amel edilmiş olur. Leh veya aleyhde olması ihtimalli bir madde suçlunun aleyhinde imal ve tefsir edilmiş demektir ki, ceza nazariyesi buna müsait değildir.
Hülasa; Gerek 266 ncı maddeyi yalnız başına, gerek yukarıda söylediğim teşkilat kanunu ile birlikte manalandıralım. Her iki surette de komiser muavinlerine hakaret ve taarruz edenlerin, ikinci fıkraya göre cezalandırılmaları mümkün görülemez; çünkü suçlunun tamamen aleyhine bir tefsir olur. Öteden beri bildiğimiz bir ceza nazariyesi var o, da bir masumun haksız yere cezalandırılması birden ziyade suçluların kurtulmalarından yani ceza görmemelerinden daha ziyade adaleti müteessir eder. Bundan dolayıdır ki, ceza işlerinde tereddütlü mahallerde kanun hükümleri daima suçluların lehine kullanılır.
Dördüncü Ceza Dairesi Başkanı Zahir Sencer: Bazı arkadaşlar komiser muavinini komiser saymıyorsunuz. Müddeiumumi muavini, hakim muavini de hakim değildirler diyorlar. Komiser muavininin, komiser sayılmasına 266/2 bendin sarahati manidir. Komiser muavinleri doğrudan doğruya amir mevkiinde değildirler. Asker ve jandarma efradı demesinden faydalanarak, küçük zabite de zabit deyemeyiz. üst Gedikli zabit sayılamayacağı gibi polisler de böyledir. Başkomiser, daima amirdir. Merkez memuru amirdir. Bunun haricinde kalanlar birinci bende girer. Teşkilat Kanunu, bu kanundan sonradır. Komiserlik derecelerini kaldırdı. Kıyas, sanık aleyhine olur. Müddeiumumi muavini, Hakim muavini ve sorgu Yargıçları hakkında kanun sarahati vadır. 1940 senesinde Ceza Genel Kurulunda bu mesele üç hafta müzakere edildi bu şekilde neticeye vardık ve eğer bir kazada komiserin vazifesini yapıyorsa diye bir tefrik yapmış bulunuyoruz. Bu tefriki muhafaza ile istikrarı muhafaza etmiş olacağız. İnhisar Umum Müdürüne hakaret edilirse ikinci bende girer; çünkü temsil salahiyeti yoktur. Mevcut ve müstekar olan içtihadı muhafaza etmek yerinde olacaktır dedi.
Başsavcı Kazım Berker: Türk Ceza Kanununun yürürlüğe girdiği zaman 266 ncı maddenin ikinci bendinin tatbiki lazım geliyor. Bilahara Polis Teşkilat Kanunu üçüncü komiseri kaldırıyor. Komiser muavinini koyuyor. Bu ünvan değişikliği midir? yoksa yetkisi de mi değişti? Sırf ünvan değişti ise bu nokta üzerinde durmak lazımdır. Vazifenin ehemmiyeti, ünvanın değişmesi ile varılacak netice çok ehemmiyetli olacakdır. Başsavcılık makamının noktai nazarı dosyada mevcut ilamlarda gösterilmiş bulunmaktadır dedi.
Birinci Başkan: Kanun vazunın maksadı ne olduğunu tayin için kelimelerin tetkikinden anlarız. 926 senesinde İtalyan Ceza kanunundan tercüme edilen kanunumuzda o zamanki polis teşkilat kanununda üçüncü komiser muavini bulunduğu içindir iki, kanun vasat komiserleri zikretmiş; muavinleri nazarı itibara almamıştır. Komiserleri ve polis efradını ayırdığını görüyoruz. Bu tasnifte maksat vardır. Sınıfları itibariyle sıralanmış ve birbirinden farklı cezaya tabi tutmuştur. Amir ile memura vukubulan hakarette fark olmak lazımdır. İşi bu zaviyeden düşünüp kanun vazunın maksadı budur. Dersek mahalline masruf otur. Komiser muavini de komiserden madun olduğuna ve polis sayılamayacağına göre doğru bir istidlal olur. Esaslı bir prensip koyacak olursak, teşkilat kanunu istediği kadar değişsin tesiri olmaz dedi.
İkinci Ceza Dairesi Başkanı S. N. Akyollu: Ceza hükümleri az veya çok olduğu zaman daima az olan tatbik olunur. Bu itibarla ikinci bendin tatbiki ceza esaslarına uymaz.
Hususi: Daire Başkanı H.Yücekök: Bütün müşkülat kanunumuzdaki bozukluktan ileri geliyor. Son İtalyan Kanunu bu hususda daha iyi bir şekil bulmuştur. Bu Devlet aleyhine işlenen sürümlerdendir. Takibat icrası şikayete bağlı değildir. Kanun, burada memurları sınıflarına göre tasnife tabi tutmuştur. Memurların gördüğü vazifenin mahiyetine değil, sıfatı memuriyetlerine ehemmiyet verilmiştir. Memurların derecesi ne kadar yüksek olursa, Devlet otoritesi o kadar haleldar olur. Konulan esas budur. Mevcut olan sarahat memurun haiz olduğu salahiyete göredir. Cezada sarahat olmadıkça, mücrimin aleyhine gidemeyiz. Bozuk olan maddeyi adalet noktai nazarından bu şekilde tatbik etmemiz yerinde olur. Demeleriyle oylara baş vurularak: Sonuçta;
Türk Ceza Kanununun 266 ncı maddesi resmi sıfatı haiz olan memurlara huzurlarında ve yaptıkları vazifelerden dolayı şeref ve haysiyetlerine taarruz ve harekette bulunanlar hakkında uygulanacak cezaların şiddetlerini derece derece arttırarak, üç fıkra halinde tesbit etmiş ve ikinci ve üçüncü fıkralarda tesbit olunan memurlardan gayrisine vaki olacak hakaretler hakkında birinci fıkranın uygulanması lüzumunu açıklamıştır.
Resmi bir memura 266 ncı maddede derpiş olunan şartlar altında vukubulan hakaret suçları, memurdan ziyade, memurun temsil ettiği Hükümetin nüfuz ve itibarını ihlal ettiği için, tecavüze uğrıyan memurun şikayetine bağlı tutulmaksızın resen takibata tabi tutulmuş ve mahiyetleri itibariyle şahıslar aleyhine işlenen suçlar idadına ithal edilmeyerek, devlet idaresi aleyhine işlenen suçlar hakkındaki Türk Ceza Kanununun üçüncü babından dokuzuncu faslında yer almış bulunmaktadır.
266 ncı madde ihtiva ettiği üç fıkradan fail hakkında hangisinin tatbiki gerektiğini tayin hususunda memurun ifa ettiği vazifeyi değil, haiz olduğu memurluk sıfat ve derecesini nazarı itibara almış bulunmaktadır. Daha açık bir ifade ile, memurun derecesi ne kadar yüksek olursa Devlet otoritesi o nisbette haleldar olarak cürüm o nisbette vahamet kesbetmekte ve cezalarda bu kıstas dairesinde tedricen artmış bulunmaktadır.
Kanunun kabul ettiği bu esasa göre Emniyet Teşkilatı Kanununa göre polis komiser muavinlerinin, komiserlerin gördükleri vazifelerle görevlendirilmiş olmaları veya bunların komiserlere vekalet ederken tecavüz ve hakarete maruz bulunmuş olmaları, hakaret fiilinin komisere karşı vaki olmuşcasına cezalandırılmasına imkan vermemektedir. Komiser muavinleri 266 ncı maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında yer alan memurlardan olmadıkları cihetle bunlar hakkında kavlen veya fiilen vaki olacak tecavüz ve hakaretlerden dolayı 266 ncı maddenin birinci fıkrasının uygulanması gerekdiğine ve komiser muavininin mensup olduğu merkezde ayrıca komiser bulunmamasının tatbikatı değiştiremeyeceğine, üçte iki çoğunlukla 09.04.1947 tarihinde karar verildi.
AYKIRI GÖRÜŞ
Vehbi Yekebaş:
Ceza Kanununun 266 ncı maddesinin birinci bendi iki ve üç numaralı bentlerde yazılı memurlardan gayri memurlara hakaretten bahsetmektedir. İkinci bendde ise, merkez memur ve komiserlerine hakaret bahis mevzuudur.
Ceza Kanununun vazı zamanında polis komiserleri üçüncü komiser, ikinci komiser, ser komiser, merkez memuru olmak üzere dereceleri muayyen memurlar idi ve 266/2'deki komiser tabiri, bunların hepsi şamildi.
Sonradan neşrolunan 3201 numaralı Emniyet Teşkilatı, Kanunu, bu üçüncü komiserin adını, komiser muavini koydu; fakat derece ve salahiyetini hiç değiştirmedi; çünkü ikinci üçüncü sınıf komiser ne idise bugünkü komiser muavini de odur.
O halde, teşkilat Kanununun komisere, komiser muavini diye bir kelime tebdili, ceza kanunu hükümlerini değiştirmez; aksi mülahaza varid olsaydı ceza kanununda mehakim azası vardır; teşkilattı Anayasaya göre buna Yargıç diyorlar. Bu cürümlerin ona karşı işlenmesi de artık hakim kaldırıldığından lehde olmak üzere birinci fıkraya gitmek lazım gelir. Hatta Savcı namını alan müddeiumumilere hiç yer kalmamak icabeder. Halbuki öyle değil, o memuriyetler, o vazifeler baki olduğundan Yargıcı ve Savcıya hakaret mehakim azasına hakarettir. İsimlerin değişmesi mahiyetlere müessir değildir.
Öyle olunca, üçüncü komiser vazifesini görmekte olan memur, isminin değişmesi ve komiser muavini olması da bunun sıfatım değiştirmiyeceğinden mutlak olarak 266/2 nin tatbiki lazım geleceği reyindeyim.
Full & Egal Universal Law Academy