(743 S. K. m. 623, 624, 625, 627) (818 S. K. m. 32, 38, 253, 415)
Dava: Yargıtay İcra ve İflas Dairesi'nin 27.6.1935 tarih ve 3225/2972 ve Üçüncü Hukuk Dairesi'nin 9.7.1938 tarih ve 2639/2715 ve Hukuk Genel Kurulu'nun 26.9.1934 tarih ve 30/31 sayılı kararları ile İcra ve İflas dairesi'nin 29.3.1946 tarih ve 3225/2972 sayılı kararı arasında içtihat ihtilafı mevcut olduğu ileri sürülerek keyfiyetin içtihatların birleştirilmesi yoluyla halli alakalılar tarafından Yargıtay Birinci Başkanlığına verilen dilekçe ile istenilmesine mebni ihtilafın konusunu teşkil eden kararlara ait ilam örnekeri çoğaltılıp dağıtılarak 16.10.1946 Çarşamba günü için müzakerenin başlayacağı Genel Kurul üyelerine bildirilmişti.
Karar: Bugün toplanan kurula (Elli iki) zatın iştirak ettiği görüldükten ve müzakere nisabı tahakkuk ettikten sonra Birinci Başkan Halil Özyörük'ün başkanlığında müzakereye başlanarak uyuşmazlık konusu ilam örnekleri birinci başkan tarafından okunduktan ve hadise telhisen anlatıldıktan sonra söz alan:
İcra ve İflas Dairesi Başkanı Abdullah Aytemiz: Dairemizin son kararının hulasası nısıf hisseye malik olan hisseli tarafından tamamı kiraya verilen gayrimenkulün müddetin sona ermesi hasebiyle takip yoluyla tahliyesi istenilmiş ve icra tetkik merciince alacaklı nısıf hisseye mutasarrıf olup Medeni Kanunun 624. maddesi gereğince yalnız başına mecurun tahliyesini talebe hakkı olmadığı beyanıyla yapılan takibin iptaline karar verilmiş, alacaklının temyizi üzerine yarı hisse sahibi olan alacaklı şayi hissesini icar etmiş olmayıp tamamını kiraya vermiş ve diğer nısıf hisse sahipleri tarafından da bir gûna muaraza vaki olmamış ve Borçlar Kanununun otuz ikinci maddesi veçhile aktin alacak ve borçları akit olan alacaklıya raci olmakla mecurun tahliyesini istemeye hakkı bulunmuş olduğundan bahisle yukarıda hulasası yazılı merci kararı bozulmuştur.
Dairemizce müttehaz kararın tashih yoluyla kaldırılıp temyiz olunan kararın bozulmasını isteyen borçlu aynı zamanda dairemizin 935 tarihli kararıyla son kararı ve Yüksek Ticaret Dairesi'nin 938 ve Üçüncü Hukuk Dairesi'nin 946 vme Genel Kruulun 934 tarihli kararları arasında da mübayenet olduğundan inanın birleştirilmesi suretiyle meselenin çözülmesi için Yüksek Birinci Bşkanlığa başvurması üzerine kararın tashihi isteğinin incelenmesi inan birleştirilmesi neticesine bırakılmıştır.
Örnekleri dağıtılan ilamlar münderecatından da anlaşılacağı üzere dairemizin son kararıyla diğer kararları arasında asla mümaselet ve mübayenet yoktur. Çünkü, Genel Kurul ile Ticaret Dairesinin kararları hisselilerden birinin şayi hissesinin icarına, Üçüncü Hukuk Dairesi'nin kararı da şayi hisse sahibinin mesken zaruretinden dolayı mecurun tahliyesi talebine, dairenin son kararı ise hisselilerden biri tarafından tamamı icar edilen müşaın tahliyesine müteallik olduğundan birbirine mübayin olduğu iddia olunan kararlar arasında hiçbir veçhile muhalefet mevcut değildir. Ancak İcra ve İflas Dairesi'nin 935 tarihli kararıyla Ticaret Dairesi'nin 938 ve Genel Kurulun 934 tarihli kararları arasında mübayenet vardır. Çünkü dairemiz şayi hissenin icarını sahih addetmemekle beraber borçlu müstecirin akti ve kira karşılığı borcunu ikrar ve kabul ettiğinden dolayı itirazın refi hakkındaki merci kararını sonucu itibarıyla doğru görerek tasdik etmiş halbuki Ticaret dairesi kararını tasvip eden Genel Kurulca şayi hissenin icari muteber olmamakla böyle bir akit akitlerden hiçbirini ilzam etmeyeceğinden ve şayi hisse sahibinin dava hakkı olmadığından bahsile bağıta dayanılarak açılmış olan davanın reddi lazım geleceğine karar verilmiştir.
Esasen Ticaret ve İcra ve İflas Daireleriyle Genel Kurul kararları arasındaki uyuşmazlık keyfiyeti genel gündeme 943/28 numara ile alınmıştır. Eğer son kararımızla diğer kararlar arasında yüksek kurulca mubayenet görülmediği surette tashihi karar isteğinin incelenip karara bağlanması ve muhalefet görülecek olursa inan birleştirilmesi sonucuna bırakılması lazım geleceğinden evvel emirde yukarıda yazılı son kararımızla diğer kararlar arasında taarruz ve tehalüf bulunup bulunmadığı hakkında bir karar verilmesinin gerekli olduğunu arz ve teklif eylerim.
Birinci Hukuk Dairesi Başkanı Şemsettin Temizer: Bir gayrimenkul sahih bir surette icar olunmuş fakat hisseli bir gayrimenkuldür. Hissedarlardan birinin mesken zruretinden dolayı tahliye davasına hakkı var mıdır: Yok mudur: Üçüncü Hukuk Dairesi'nin kararı bunu halleder. Diğer hisedararda davaya dahil olurlar da davacının mesken zaruretini kabul ediyoruz derlerse dava dinlenir aksi halde dava dinlenmez burada hissei şayia mevzuubahis değildir.
Ticaret Dairesi Başkanı Memduh Ülgü: Milli Korunma Kanununun otuzuncu maddesine göre mesken zarureti ancak mal sahibinin zaruretinden doğacaktır. Muşa olunca birisinin zarureti var diğerlerinin yok o halde diğerlerinin muvafakatı alınmak lazımdır. Aksi halde dava dinlenmez.
Dördüncü Hukuk Dairesi Başkanı Fevzi Bozer: Elimizdeki ruznameye göre yanlışlık olmamak lazım gelir. Hadisede talep ve davaya yetki meselesi vardır. Kira müddeti bitmiş diğer hissedar kendi şayi hissesini kiraya vermiş birinci akit kiraya vermiş birinci akit kiraya vermiyor. Müstecir tamamı sana ait değilmiş yarı hissesini ben diğer hissedardan tuttum diyor. Birinci akidin tahliye talebine hakkı kalıp kalmadığı meselesi kalıyor. Muteber olmamak lazımdır. Birinci akidin davasını kabul etmemek lazımdı. İcra ve İflas Dairesi'nin bunu kabul etmemesi ie ihtilaf tehaddüs etmiyor mu dedi.
İcra ve İflas Dairesi Başkanı Abdullah Aytemiz: Tamamı şeriklerden birisi tarafından icar edilmiş olan şekilde bir ihtilaf yoktur. İcazeti sabıka ve icazeti lahika yeni hükümlerimizde yer almıştır. (Borçlar Kanunu Madde: 415) dedi.
Birinci Başkan: Hulasa tamamen muvafıktır. Dairelerden alınan mütalaalarda geniş bir görüş farkı vardır. Hatıralarda kalan diğer bir iştir. Heyeti Umumiye ilamında tamamına sahip olmayan Hazine'nin tahliye talebinde bulunamayacağı merkezindedir. Muhalefet apaçık ve meydandadır. Dedi.
Şemsettin Temizer: Heyeti Umumiye kararında müstecir dava ediyor. Münafi değil, Üçüncü Hukuk Dairesi Kararı Milli Korunma Kanununa istinat ediyor. İcra ve İflas Dairesi kararı da buna benzemez. Binaenaleyh daireler arasında ihtilaf yoktur. Hissei şayia mevzubahis olmaksızın bir hissedar tamamını icar ederse bu muteberdir. Diğer hissedar dava ile mukavelenin feshini isteyebilir. Yoksa hukuku akit akide racidir. Hiç sahibi olmayan fuzulen icar etmiş müddet bitince bana iade ile mükellefsin diye dava edebilir. Hakiki sahibi müstecirinden dava etse akti icare keenlemyekun olur amma tazminat ile mükellef olmaz hüsnüniyeti yoksa asıl malike karşı tazminatla mükellef olur.
İkinci Hukuk Dairesi Başkanı A. Himmet Berki: Tevhidi İçtihada gelmek için muhtelif içtihatlar olmak ve mevzularında ittihat bulunmak lazımdır. İlamlara nazaran Üçüncü Hukuk Dairesi ilamı mesken zaruretine müstenit tahliyeye Ticaret Dairesi ile Heyeti umumiye ilamları hissei şayianın icarı sahih olup olmadığına aittir. İcra ve İflas Dairesi ilamı ise hissedarlardan birinin mülkü müşteriki icarı halinde diğer hissedarlar icazet verip vermemesine göre tahliyeyi istemek hakkına mütealliktir. Binaenaleyh mevzularda ittihat yoktur. Bu itibarla tevhidi içtihada mahal görmüyorum.
Dördüncü Hukuk Dairesi Başkanı Fevzi Bozer: İlamlar gelmemiş neticede ihtilaf vardır dedi.
Birinci Başkan: Tetkik edilmek üzere şimdilik bırakıyorum dedi.
-(İkinci Oturum: 13.11.1946)-
Çarşamba
Birinci Başkan: Geçen oturumda bu işin müzakeresi sırasında Sayın İcra ve İflas Dairesi Başkanı Abdullah Aytemiz'in hadisenin mahalli içtihat olmadığı yolundaki mütalaaları yüksek heyetinizin malumlarıdır.
İşi bir kerre daha incelerken 943/28 sayıda kayıtlı dosyanın da hadisemiz ile ilgisini gördüğümden bunun da muhtevasını yüksek kurulunuza arzetmeyi muvafık gördüğüm için buna müteallik ilamlar ile 946/7 numaralı dosyadaki ilamları bir kerre daha okuyacağım (her iki dosya içindeki ilamları okudular).
İcra ve İflas Dairesi Başkanı Abdullah Aytemiz: Sayın Birinci Başkanın okudukları dosyaların ayırt edilmesi lazımdır. Birlikte okunursa zihinler karışır. 943/28 numaralı dosya müzakere haricidir. 28 numaralı dosyada hakikaten ihtilaf mevcuttur. Mevcut olan ihtilaf da mutlak olarak hissei şayianın icarının muteber olup olmadığı noktasında değil, hissei şayianın hissedara icarının muteber olup olmadığı noktasındadır. Diğer asıl müzakeremizin mevzuunu teşkil eden dosyaya göre tevhidi içtihadı mucip bir ihtilaf yoktur.
Birinci Başkan: 943/28 numaralı dosyanın bugüne kadar teahhüründe isabet olmuştur. Bütün dairelerin kararları hissei şayianın icarı caiz değildir diye ittifak etmişlerken İcra ve İflas Dairesi kararında hissedarlar itiraz etmedikçe zımnen icazet vardır diye kabul etmetedir. Şeklen ve mahiyeten dosyalar arasında fark yoktur. İhtilaf da zahirdir. Sırası gelmiş iken neden birlikte halletmeyelim maahaza takdir yüksek heyetinizindir.
Necati Ünlügil: İzahları tekrar etmeyelim. Esas bakımından şayi hissenin kiralanması caiz olmadığına bir ihtilaf yok çünkü, bunun teslimi mümkün olmayacağı tabii olmakla beraber bütün hisselilerin kendi hisselerini aynı sretle ayrı ayrı kiralamaları da mümkün olup bunun misalleri de vardır. Ancak hadisemizde olduğu gibi mecurun tamamının hisselilerden biri tarafından nefsine izafeten kiralanmış olması hali hisse icarı mahiyetinde sayılamaz. Mesele, son kararımız veçhile tamamını kiralayan akidin kiracısına karşı Borçlar Kanunu ve İcra ve İflas Kanununun kiralara mahsus faslı hükmüne uygun olarak bu aktin bütün hak ve vecibelerini kullanmaya salih bulunmasından ibarettir ki diğer hususi dairelerin ve umumi heyetin okunan kararları hisse icarından bahis olması ve Üçüncü Hukuk Dairesi Kararının ise Milli Korunma Kanununca ev sahibi için tanınan mesken zarureti dolayısıyla açılmış davaya diğer hisselinin iştirak etmemiş olmasının düşünülmesi noktasına masruf bulunması hasebiyle bunlarla da tam bir benzeyit yoktur.
Birinci Başkan; Mot-amot benzerlik hiçbir işte göremezsiniz.
Birinci Hukuk Dairesi Başkanı Şemsettin Temizer; Mucir yedi gasbında olan veya tahtı isticarında bulunan veya malik olduğu bir gayrimenkulü ben sana icar ettim diğeri de isticar ettim deyince hukuki rabıta doğar. Mucir bedeli icarı ve verdiği şeyi geri alabilir. Hissedarlar arasında bir iç rabıta vardır ki bunu diğeriyle telif edemeyiz. Müşariklerin iç münasebeti, mucir ile müstecirin münasebeti ayrı ayrı şeylerdir. Görüyoruz ki hissei şayia değil gayrimenkulün tamamı icar edilmiş diğer hissedarın hissesi hakkında vekil veya gasip gibi fuzuli bir muamelede bulunulmuştur. Hiçbir daire bu muamele batıldır demiyor. Bunun butlanı hakkında hissedarlardan birisi tarafından bir talep vukubulursa icar akti ortadan kalkar. Hissedar olduğum gayrimenkulün tamamını Şefkati Özkutlu'ya icar etsem müstecir vaziyetinde oan sayın arkadaşımız bunun yarı hissesi Memduh Ülgün'dür diyemez. Medeni Kanun bunu amirdir. Şahsi hak dolayısıyla dairesi arasında ihtilaf yoktur.
Y.K. Arslansan; müşterek bir gayrimenkulde şayi hisse sahibinin hissesini icarı caiz olmadığında Yargıtay daireleri birleşmekte olup bu hususta ihtilaf bulunadığı görülmektedir. Ancak şayi hisse sahibinin hisesini diğer hissedar icar eylemesi Yüksek Dördüncü Hukuk Dairesi'nce mutlak surette caiz görüldüğü halde yalnız açıkta hisse kalmamak kayıt ve şartıyla şayi hissenin diğer hissedar veya hissedarlara icarı caiz görülmek lazım geleceğine dair Ticaret Dairesi'nin son içtihadı arasında yine ihtilaf mevcut olmakla beraber müşterek gayrimenkulün idare tarzında hissedarlar birleşemedikleri takdirde adet ve hisse itibarıyla ekseriyeti teşkil edenlerin verdikleri kararın şumulü, kiraya veren hissedar veya hissederların temsil hududu, kiracı ile adet ve hisse itibarıyla ekseriyeti teşkil eden ve ekalliyet hisse sahipleri arasındaki hukuki münasebetin mahiyet ve şumulü hangi hallerde ve kimler tarafından tahliye davası açılabileceği hakkında birtakım içtihat ihtilafları vardır.
Müşterek bir gayrimenkul üzerinde hissedarların hisselerini kullanma ve ondan intifa hakları içtimai ve iktisadi önemli bir meseledir. Yüksek kurulunuz kanunun mücmel hükümlerinin esas noktalarının uygulanma tarzını açıklamak suretiyle şümullü bir karar verdiği surette ilgililer hukuki durumlarını layikiyle anlayarak mahkemelere daha az intikal etmesini sağlayacak ve Yargıtay'a gelen işlerde de zaman kaybedilmesine yol açan münakaşalara meydan verilmeyecek ve bu suretle eski mevzuat zamanından beri süregelmekte olan bu önemli ihtilafın esaslı noktaları çözülmüş olacaktır. Bu mulahaza ile bu ihtilafın kül halinde çözülmesi lazım geleceği düşüncesindeyim.
Dördüncü Hukuk Dairesi Başkanı Fevzi Bozer; hissedarlardan birisi diğer şerike icar edebilir mi: Biz eder diyoruz. Ticaret Dairesi edemez diyor. Diğer işte İcra ve İflas Dairesi hissei şayianın icarının muteber olmadığını kabul etmesine rağmen tenakuza düşüyor. İcar edenenin hakkı davası yoktur diyor. Heyeti Umumiye vardır diyor. Bu noktada ihtilaf zahirdir. Halli kolay bir şekil almıştır. İhtilafın vücudunu kabul ile hemen halli lazımdır dedi.
Birinci Hukuk Diresi Başkanı Şemsettin Temizer; bizim ihtilafımızın konusu hissedarlardan birisi tamamını icar ederse müstecir ile muciri ilzam eder mi, diğer işte ise hissei şayianın hisselileri arasında icarı caiz mi değilmiden ibarettir. Alacağın tahsili meselesi başka, hissei şayianın icarı meselesi başkadır. Dairelerden hiçbiri mutak olarak hissei şayianın icarını tecviz etmedikleri gibi 253. maddede pek sarihtir. Sayı Y.K. Arslansan branşları haricinde olduğundan hadiseye nüfuz edemediler. Mucir ile müstecir arasında icarın caiz olduğunda da ittifak vardır. Binaenaleyh ihtilaf yoktur.
İcra ve İflas Dairesi Başkanı Abdullah Aytemiz; 1- İcra ve İflas Dairesi'nin 27.6.935 ve Üçüncü Hukuk Dairesi'nin 9.7.945, Ticaret Dairesi'nin 15.12.938, Genel Kurulun 26.9.946 tarihli son kararı arasında içtihadın birleştirilmesini mucip tezat ve ihtilaf mevcut olduğu iddia kılınmış ve işbu ihtilafın çözülmesi için keyfiyet içtihat birleştirilmesi müessesesine intikal ettirilmiş ise de yukarıda yazılı daireler kararlariyle İcra ve İflas Dairesi'nin son kararı arasında asla mümaselet ve müşabehet mevcut olmadığından ortada içtihadın birleştirilmesini zaruri kılacak bir ihtilaf yoktur. Çünkü gerek dairemizin Bay Fuat Hulusi Demirelli'nin reisliği zamanında verlien 935 tarihli, gerek diğer dairelerin yukarıda yazılı kararlarında şayi hisse sahibinin kendi hissesini icar etmiş ve mecurun tahliyesini istemiş olmaları bahis mevzuudur. Bu kararların hepsinde dava açan veya takipte bulunan kimse şayi hissesini icar eden hisselidir. Dairemizin verdiği son kararda ise yarısının mutasarrıfı olan hisseli müşa olan gayrimenkulün tamamını akti nefsine izafe ederek icar etmiş ve Milli Korunma Kanununun şümulünden hariç bulunması hasebiyle kira müddetinin bitmesi üzerine mecurun boşaltılmasını istemiş mercie gayri kanuni bazı mütalaa ileri sürülerek takıbin iptali hakkında verilen karar, dairemizce incelenerek aktin alacak ve borçları bağıtı nefsine muzaf kılan akide raci ve hadisede bütününü kiraya vermiş olan mucirin yalnız başına mecurun tahliyesini istemek yetkisini haiz oduğundan bahsile bozulmuştur.
2- Mühim idari tasarruflardan sayılan icar aktinde müşterek bir gayrimenkulün tamamının hisse ve sayı çoğunluğunu haiz hisselileri tarafından icarı caizdir. Ve çok hisseliler az hisselileri temsil edebilirler. Ancak hisselilerden bir veya birkaçının şayi hisselerini icar etmeleri muteber değildir. Bunda bütün daireler birleşmiştir.
3- Şayi hissesinin icarıyla müşaın tamamının kiraya verilmesi arasında şekil ve hüküm bakımından pek büyük fark vardır. Birinde yalnız gayrimenkulün şayi hissesi diğerinde ise tamamı kiraya verilmiş olmak itibarıyla şekil bakımından aralarındaki fark açıktır. Hükmen de birbirinden çok farklıdır. Zira müşaın şayi hissesinin icarı sahih olmadığı halde tamamının icarı sahihtir. Hatta kiraya verenin hisseli olması da şart değildir. Yabancı bir kimse başkasına ait bir gayrimenkulü akti nefesine izafe ederek icar edebilir ve böyle bir icar da muteberdir. Şu kadar ki mülk sahibi razı olmazsa mevkuf olan böyle bir akit hükümsüz kalır. Fakat açık veya kapalı bir surette rıza ve muvafakatı munzam olursa muteber olarak kalır. Mecurun sahibi olmadığı halde akit olan kimsemecurun tahliyesini ve kira karşılığının tahsilini isteyebilir. Halbuki şayi hissesinin icarında diğer hisselilerin icazet vermeleri hiçbir şey ifade etmez. Onların hisselerinde bir tasarruf vaki değildir ki izin ve icazet vermeleri bir hüküm ifade etsin. Şu halde şayi hissesinin icarında diğer hisselilerin icazet verip vermemeleri birdir.
4- Hulasa: Bir gayrimenkulün yalnız şayi hissesini kiraya vermesiyle akidin akti nefsine izafe ederek tamamını icar etmesi arasında şekil ve hüküm bakımından göze çarpan açık bir ayrılık mevcut bulunduğundan dairemizin ahiren verdiği kararla yukarıda yazılı kararlar arasında içtihadın birleştirilmesini icabettirir en ufak bir tezat ve mübayenet göremiyorum. Evvelemirde ihtilaf var mı yok mu: Bunun reye konulmasını teklif ediyorum.
Birinci Başan; 943/28 ve 946/7 numaraları taşıyan iki işimiz vardır. 943/28 numaralı işin teksiri yapılmış ve vaktiyle tevzi edilmişti. Müzakeresi talık kılınmış ise de şimdi tensip buyurulursa tevhiden müzakere edelim, evvelemirde bu hususu reye koyuyorum demeleriyle reylere başvurularak neticede;
Her iki dosyanın birlikte müzakeresi çoklukla muvafık görülmüştür. Esas hakkında müzakereye devam edilmek üzere vaktin darlığından ötürü gelecek oturuma talık kılınmıştır. 13.11.946
-(Üçüncü Oturum: 20.11.1946 Çarşamba)-
Birinci Başkan; geçen celsede 946/7 ve 943/28 sayılı dosyaların birlikte müzakeresi takarrur etmişti. Şimdi bu vaziyete göre işin müzakeresine geçeceğiz.
İcra ve İflas Dairesi Başkanı Abdullah Aytemiz; 1- Hususi gündeme girmiş olan bu mesele ile genel gündemde yazılı diğer bir meseleyi birbirine karıştıracak olursak iş içinden çıkılmaz bir hale gelir. Evvela dairemizin son kararıyla Ticaret, Üçüncü Dairelerle Genel Kurul kararları arasında ihtilaf varsa bunu inceleyelim. Bundan sonra diremizin 935 tarihli kararıyla Ticaret Dairesi ve Umumi Heyet kararları arasında ve Dördüncü Hukuk Dairesi Kararıyla Ticaret airesi'nin kararı beynindeki ihtilafı çözmeye çalışalım. Eğer tevhidi içtihat müessesesinin ruznamesine giren bu iki meseleyi birden müzakere edecek olursak çok zorluk çekeriz. Tıpkı birbiriyle irtibatı olmayan iki dosya kâğıtlarını birbirine karıştırıp toptan tetkik etmeye benzer. Her iki dosya kğıtlarını birbirinden ayırıp tasnif edilmedikçe bir neticeye varılması mümkün olamaz.
2- Şu halde umumi ve hususi ruznameye alınan bu iki gruptan hususi ruznamede yer alan hadiseyi tetkik edip bir karara bağlayalım. Ondan sonra da umumi ruznamedeki işe bakalım. Geçen toplantıda ikisinin birden müzakere edilmesi hususundaki bir çoğunluk hasıl olmuş ise de bu kararda reyi bulunan bazı zevatın sözlerinden anlıyorum ki rey verirken dairemizin son kararıyla diğer daire kararları arasında ihtilaf mevcut oduğunu kast etmiş değillerdir. Sadece birinci grubu teşkil eden kararlar arasında mübayenet olup olmadığı konuşulurken ikinci gruptan da bizzarur bahsedildiğine göre bunun da müteakıben yani umumi ruznamedeki bir işin hususi ruznameye alınarak müzakere edilmesinin muvafık olacağı düşünülmüştür. Yoksa birinci grubu teşkil eden kararlar arasında ihtilaf bulunmadığı meydanda bir hakikat iken ihtilaf mevcut olduğunu kastetmiş olmalarına asla ihtimal vermem. Her iki işin beraber müzakere edilmesi hakkındaki çoğunlukla verilmiş olan karardan maksatlarının ne olduğu beyanlarıyla anlaşılan ve ekseriyeti teşkil eden zevattan verdikleri kararla neyi murat ettiklerinin sorulmasını daha doğrusu ihtilaf var mı yok mu: Bu hususun açıkça reye konulmasını tekrar rica ve teklif ediyorum.
Birinci Hukuk Dairesi Başkanı Şemsettin Temizer; aramızda tefehhüm de ihtilaf ediyoruz. Hakikatta ihtilaf olmamak lazımdır. Hissedarların malik olduğu hisse dolayısıyla tamamını icar etmesi veya hissedarın hissesini icar etmesi hükümleri ayrı ayrı şeylerdir. Hissedarın gayrimenkulünün tamamını icar etmesi hissesinin icarı mahiyetinde değildir. İcarda mucirin malik olması şart değildir. İcar sahih olur ancak, hak sahibinin icazeti halik olmazsa harekete geçer.
O zaman müstecirin Borçlar Kanununa göre (Madde: 253) mucibince mucirine ihbar eder. Mucir de müsteciri vikaye eder ve ben senin vekâletine istinat ettim der aksi halde mahkeme bu akti bozar. İcar olunan şey hisse ise eski ve yeni hükümlere göre caiz değildir. Misal olarak arz edeyim. Ben hissemi Ali Efendi'ye diğer hissedar Veli Efendi'ye icar etse bunların intifaları mümkün olmaz müstecirler niza ederler ki bunu hukuk kaideleri tecviz etmez. Bir kadını yarı yarıya iki kimse nikâh edemeyeceği gibi arzolunduğu şekilde hissesi şayianın da icarı olamaz. Bu iki grubu ayrı ayrı münakaşa etmek lazım gelir.
Necati Ünlügil; Hukuk kaidelerindendir ki sarahat karşısında delalete itibar olunmaz. Bu kaide bugünkü mevzuatımızda yersiz kalmış değildir. Nitekim medeni Kanunun ilk maddesi kanunun evvela lafzına sonra ruhuna işaret eder. Dairemizin 935 tarihli kararına bugünkü heyetten iştirak etmiş kimse bulunmamakla beraber sayi hissenin icarı sahih olmadığını sarahaten belirttikten sonra takip hukukunun alacaklı ile borçluyu ilgilendiren hükümleri bakımından bazı sebeplerle merci kararını neticeten tasdik etmiş olması bir satır evvelki açık beyanın hilafına bu icara cevaz verici mahiyette telakki olunamaz. Binaenaleyh dairenin bu mukaddem kararıyla diğer daireler kararları arasında mübayenet bulunmadığı gibi mecurun tamamının kiralanması hadisesine taalluk eden son kararı ise şayi hisse icarıyla hiçbir münasebeti olmayıp Borçlar Kanunu ve İcra Kaunun kiralar faslı hükümlerine göre verilmiş bir karardır. Yalnız Yüksek Dördüncü ve Ticaret Daireleri kararları arasında şayi hissenin şerike icarı caiz olup olmadığı noktasından bir ihtilaf varsa da bu da mutlak olmayıp taalluk ettiği hadiselere göre mutalaa olunabilecek mahiyettedir. Mesela bir yerin yalnız iki hissedarı olur da bunlardan biri hissesini diğer şerike kiralamış bulunursa bunun cevazına bir engel olmamak lazım gelir.
Galip Karayaçın; Sayın Dördüncü Hukuk Başkanı Fevzi Bozer'in geçen oturumdaki izahlarına göre şerike icar ederse ve hisse yarı yarıya da olmasa yine icar sahihtir. Ticaret Dairesi böyle demediğne ve hisseler yarı yarıya olduğu takdirde bir hissedarın diğer hissedara icarı sahihtir dediğine göre bu nokta ihtilaflıdır.
Y.K. Arslansan; Geçen oturumda izah eylediğim üzere açıkta hisse kalmamak şartıyla şayi hisse sahibinin hissesi diğer hissedara kiraya vermesini caiz görmek icabeder ancak, hisse kaldığı surette şayi hisse sahibinin hissesini velev diğer hissedara icarı caiz görülemez.
Şayi hisse sahibinin hissesinin icarı caiz olup olmayacağı hususunun müzakeresi sırasında şayi hisse sahibinin yalnız hissesini değil aynı zamanda gayrimenkulün tamamını icar eylemesi halinin incelenmei işin bütün teferruatıya aydınlanmasını temin eder. Çünkü şayi hisse sahibi gayrimenkulün tamamını icar eylediği surette kiracının kira karşılığını kimlere ödeyeceği ve kimlerin tahliye isteminde bulunacağı ve temsilin hudut ve şümulü hakkında yalnız dailerelerin kararları arasında değil bir dairenin müteaddit kararları arasında açık ayrılıklar vardır. Birlikte müzakeresi her bakımdan ihtiyaca daha uygun düşer mütalaasındayım.
İkinci Hukuk Dairesi Başkanı A. Himmet Berki; Dördüncü Hukuk ve Ticaret Daireleri kararları arasında mümaselet yoktur. Anladığıma göre Ticaret Dairesi'nden müteaddit hissedarları olan bir gayrimenkulün biri tarafından icarı meselesi geçmemiştir. İcra ve İflas Dairesi'nin kararları arasında da muhalefet yoktur. Şu halde ortada tevhidi içtihat mevzuu da yoktur, dedi.
Dördüncü Hukuk Dairesi Başkanı Fevzi Bozer; Şayi hissenin icarının caiz olmadığında ittifak vardır. Bizim dairemiz mutlak surette şeriklerden birisine icarı caiz görüyor. Ticaret dairesi yarı yarıya olursa icarı tecviz ettik diyorlar. Mefhumu muhalifi ikiden ziyade olursa olmaz çıkıyor. Şu halde ihtilaf katidir. Şeriklerden birisi bir şeyin tamamını veya hissesini icar etti, diğer şerikler itiraz etmediler akit olan akti bozabilir mi: İhtilaf buradadır. Bu adam kira akdinin feshini ister. Kararlardan biri budur diğeri müstecir borcunu tanımıştır. Kararın yukarısında şayi hissesinin icarı gayri muteberdir diyor. Fakat neticede kendi hissesini icar eden akdi bozamaz demek suretiyle şayi hissenin icarını tecviz ediyor. Kararlar arasında ihtilaf zahirdir dedi.
İkinci Hukuk Dairesi Başkanı A. Himmet Berki; Hissei şayianın icarı caiz değildir amma istihlak ederse tazmini lazım gelir. Mefhumu muhalifler muteber değildir. Mukarretta, kanunlarda böyle şeyler düşünülemez. Sarih olarak tebarüz ettirilen şeylerde müzakere yapılır.
Dördüncü Hukuk Dairesi Başkanı Fevzi Bozer; Mefhumu muhalif sarahata yakın bir mefhumu muhaliftir. Ticaret Dairesi şayi hissenin şerie icarı sahih değildir derken iki kişi arasında caizdir. Diye karar vermiş şu halde ikiden ziyade olursa caiz olmadığı hakkındaki noktai nazarları gayet sarih olarak anlaşılıyor. Dördüncü Hukuk Dairesi'yle Ticaret Dairesi arasında bu şekilde de ihtilaf vardır dedi.
Birinci Başkan; Geçen oturumlardaki müzakerelerimizde ariz ve amık söylendi. Tam bir benzerlik bulunmamasına rağmen fiili neticeler arasında mutabakat olduğu görülüyor. Geçen hafta reye koydum çoklukla ikisinin birden müzakeresine karar verildi. Şimdi yeniden reye koyuyorum. demeleriyle;
Sonuç: İcra ve İflas Dairesi'nin 27.6.1935 tarihli, Üçüncü Hukuk Dairesi'nin 9.7.1945 ve Ticaret Dairesi'nin 15.12.1938 ve Genel Kurulun 26.9.1934 tarihli kararlarıyla İcra ve İflas Dairesi'nin 29.3.1946 tarihli son kararı arasında ihtilaf mevcut olduğu ileri sürülerek işin içtihadın birleştirilmesi suretiyle incelenip bir karara bağlanması için alakalıları tarafından Yargıtay Birinci Reisliğine başvurulması üzerine içtihadın birleştirilmesi kurulunda bu konu üzerinde yapılan tartışmalar ve konuşmalar sonucunda İcra ve İflas Dairesi'nin yukarıda geçen son kararında müteaddit gayrimenkullerin yarı şayi hisse sahibi tarafından akit nefsine izafe ve tamamı icar edilip müddetin bitmesini müteakip mecurun boşaltılmasının istendiği ve yukarıda yazılı diğer kararların hepsinde de şayi hissesini kiraya veren hisseliler canibinden şayi hissenin icarına dayanılarak dava açıldığı veya icra dairesine başvurularak takip yapıldığı anlaşılmış ve müşaın tamamının icarı sahih ve şayi hissenin kiraya verilmesi gayri muteber olup bunlar şekil ve hüküm bakımından birbirinden çok farklı bulunmuş olduğundan adı geçen son kararla diğer kararlar arasında içtihadın birleştirilmesini icap ettirir kanuni bir muhalefet ve mübayenet mevcut bulunmadığına 20.11.1946 tarihinde çoğunlukla karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy