(765 S. K. m. 80, 103) (818 S. K. m. 61, 66) (3780 S. K. m. 30, 32, 56, 68)
5020 sayılı kanun ile değiştirilen Milli Korunma Kanununun elli altıncı maddesinin yedinci bendinin son fıkrasına kamu davası açılması için konulan bir senelik müddetin, kara sözleşmesinin yapıldığı tarihten itibaren cereyan etmeyip sözleşmenin hitam bularak kiracı tarafından mecürun tahliye veya kira bedelinin kanuni haddine tenzil ve irca edildiği tarihten itibaren cereyan etmesi gerekdiği hakkındaki Yargıtay Hususi Dairesinin 15.05.1947 Tarih ve 1385/1807 Numaralı karariyle sözü geçen bir senelik müddetin sözleşme tarihinden itibaren cereyan etmesi lazım geldiği hakkındaki 16.06.1947 Tarih ve 135/94 Numaralı Ceza Genel Kurulu kararı arasında hasıl olan içtihat ihtilafının birleştirilmesi Hususi Daire Başkanlığının 01.10.1947 Tarih ve 196 sayılı yazısiyle istenilmesine mebni uyuşmazlık konusunu teşkil eden ilam örnekleri çoğaltılarak 03.12.1947 Tarihine rastlıyan Çarşamba günü saat 9,30 da müzakerenin başlıyacağı Genel Kurul Üyelerine bildirilmişti.
Bugün toplanan kurula (elli yedi) zatın iştirak ettiği görüldükten ve müzakere nisabı, tahakkuk ettikten sonra Birinci Başkan Halil Özyörük'ün Başkanlığında müzakereye başlanarak uyuşmazlık konusu kağıtlar birinci Başkan tarafından okunduktan ve olayın özeti anlatıldıktan sonra söz alan:
Dördüncü Ceza Dairesi Başkanı Zahir Sencer; Tevhidi içtihat mevzuu olduğu bildirilen ilamlardan Hususi Dairenin tasdik kararı sanık lehine olarak tashih ve kabul edilmezse itiraz yolu ile kaldırılabilir. Bu sebeple halen tevhidi içtihat mevzuu yoktur.
Üçüncü Ceza Dairesi Başkanı İbrahim Ethem Ertem; Aynı mevzu itirazen Ceza Genel Kurulunca tetkik edilmiş ve Ceza Genel Kurulunun noktai nazarı taayyün etmiş iken Hususi Daire noktai nazarında ısrarla durmakta ve Ceza Genel Kurulunun kararına uymak mecburiyeti kanuniyesi bulunmamaktadır. Ceza Genel Kurulu da bir dairedir. Hususi daireyi ancak tevhidi içtihat karariyle ikna edebiliriz. En kestirme yol içtihatları birleştirmektir. Bu hususta emsal kararlarımız da vardır dedi.
Cevdet Baybura; Temyiz Mahkemesi Eskişehir'de iken Ceza Heyeti Umumiyesiyle hususi dairesi arasında ihtilaf bahis mevzuu olamaz. Karar tashihi ve itiraz yolları ile ve Başsavcılığın nazımlık rolü ile ihtilaflar bertaraf olur diye bu gibi olaylar tevhidi içtihat mevzuu sayılmazdı. Burada bir iki mesele de tevhidi içtihat yoluyla halli münasip görüldü yoksa bu yolda bir teamül yoktur. Doğrusu ve teamül halindeki eski fikirdir. Ceza Heyeti Umumiyesiyle hususi daire arasında ihtilaf olmaz. Adi yol varken tariki fevkaladeye lüzum yoktur dedi.
Beşinci Ceza Dairesi Başkanı H. Yücekök; içtihatlardaki tezebzübü önlemek ve uyuşmazlığa bir nihayet vermek için tevhidi içtihada behemahal zaruret vardır dedi.
Birinci Başkan; Ceza Genel Kurulunun nazımlık vazifesi kabili inkar değildir. Yeni teşkilat kanunu tasarısında bu cihet nazara alınarak ihtilafların grup ve zümrelerle halli esası kabul olunmuştur. Büyük heyete intikal edecek işler başkadır. Ancak yeni taşan yürürlüğe geçerse bu işler hallolunacaktır. Bugünkü durumda olayın burada halli ve bir karara bağlanması muvafık olacaktır dedi.
Dördüncü Ceza Dairesi Başkanı Zahir Sencer; Bu iş tevhidi içtihat yoluyla halledilirse geçen işlere tevhidi içtihat kararının bir tesiri olmayacaktır. Halbuki tashih ve kabul edilmemesi halinde itiraz yolu ile hususi dairenin aynı mevzudaki bütün kararlarının kaldırılması mümkündür. Haddi zatında Genel Kurul kararına muarız olmakla beraber usul hükümlerini gözönünde bulundurarak bu tezi müdafaa zaruretindeyim. Tashih müracaatında bulunulur ve bunun kabul edilmemesi üzerine itiraz olunur da Genel Kuruldan eski kararına muhalif bir karar alınırsa tevhidi içtihat kuruluna o vakit vazife teveccüh eder. Hukuk ve ceza usulleri arasındaki bir farkı tebarüz ettirerek hukukçu arkadaşlarımı ikaz etmek için şunu söyleyeyim ki; bunda olduğu gibi lehe olmak şartiyle karar tashihi ve kabul edilmezse bir ay içinde itiraz yolu hususi daireler kararları için kaziyyei muhkeme halini almak imkanmı bırakmamıştır ve bu bakımdan hususi dairenin bu kararı "kesinleşmiş sayılamaz. Cezanın hukuka nazaran arzettiği bu mühim farklar nazara alınmalıdır.
Üçüncü Ceza Dairesi Başkanı İ. Ethem Ertem; Maznunlar lehinde katiyet kespeden hallerde aleyhe karar tashihi istenemez. Nitekim hadisemizde de mazunlar lehindeki karar katiyet kespetmiş bulunmaktadır. Hususi daire ile Ceza Genel Kurulu kararları arasında ahenksizliği kaldırmak için Ceza Genel Kurulunu da daire saymak ve işi kesin olarak halletmek en güzel çaredir dedi.
Birinci Hukuk Dairesi Başkanı Şefkati Özkutlu; Kanunu vaktiyle biz bu heyetçe tefsir "etmiş ve hususi daireler ile Ceza Genel Kurulu arasındaki ihtilafı halletmişiz şimdi nasıl olur da bu kararımızdan döneriz. Bence dönmeye mahal ve icap yoktur dedi.
Birinci Başkan; Yüksek Genel Kurulun takdir hakkı her şeyin üstünde ve mahfuz bulunmaktadır. Binaenaleyh evvel emirde tevhidi içtihada mahal ve icap olup olmadığı noktasından oylara başvuruyorum demekle sonuçta:
Kerim Tanrıkut, İrfan Elgin, Cevdet Baybura ve Zahir Sencer'in tevhidi içtihada mahal olmadığı yolundaki azlık oylarına karşı çoklukla tevhidi içtihada mahal olduğuna ve işin esasının tartışma konusu yapılmasına karar verildi. 03.12.1947
Beşinci Ceza Dairesi Başkan H. Yücekök; Milli Korunma Kanununun otuzuncu maddesinin beşinci fıkrasında açıklanmıştır ki, kiracı kira sözleşmesinin ve Borçlar Kanununun Milli Korunma Kanununa aykırı olmıyan vecibelerine riayet ettiği müddetçe Milli Korunma Kanunu kaldırıldıktan üç ay sonraya kadar aleyhine tahliye davayı açılamaz. Sözleşmede muayyen kira müddeti bitince sözleşme aynı şartlar içinde bir yıl için uzatılmış sayılır. Meğer ki, kiracı kira müddetinin bitmesinden en az on beş gün evvel gayrimenkulü tahliye edeceğim kiralayana yazı ile bildirmiş olsun. Bu takdirde kiracı gayrimenkulu tahliye etmese kiralıyan icraya müracaatla tahliye ettirebilir. Bundan başka gayrimenkulu kendisi veya çocukları için konut olarak kullanma ihtiyacında kalırsa veya kendisi veya çocuklarının muayyen bir meslek veya sanatın bizzat icrası için kullanma ihtiyacında ise umumi hükümler dairesinde tahliye davası açabilir. Bu hükümler gösteriyor ki, sözleşme tahriri olsun şifahi olsun müstecir Milli Korunma Kanununun himayesi altına girmektedir. Ancak Milli Korunma Kanunu kira bedelleri hakkında bir takım esaslar vazederek kira bedellerinin bu esaslarla muayyen miktarları tecavüz edemeyeceğine otuzuncu maddede tasrih ederek elli altıncı maddede otuzuncu madde hükmüne riayet etmiyenlerin bu fiillerini cezalandırmıştır. Eğer sözleşmede tespit edilen kira bedeli otuzuncu maddeye mevzu esaslara göre muayyen miktardan fazla ise bu fazla kira bedeli suça mevzu teşkil ettiği yani gayri meşru olduğu için müstecire ödemek vecibesini tahmil etmez. Binaenaleyh mucirin kira bedelini işledikçe tahsil etmesi sözleşmenin bir zururi icabıdır gibi bir mutalaaya yer vermeye imkan yoktur. Müstecirin kanun nazarında fahiş bir kira bedeli mukabilinde sözleşmeye muvafakat etmesi ve muvafakat ettikten sonra da mecurda ikamet ettiği müddetçe işleyen bu fahiş kira bedelini ödemesi alelekser bir takım mecburiyetler altındadır.
1- Filhakika müstecir kira bedelinin kanunda tespit edilen esaslara nazaran fahiş olduğunu farkına varmamış gayrimenkulun 1939 senesi kira sözleşmesiyle muayyen kira bedeli olup olmadığını tahkik etmemiş, gayri safi iradını araştırmamış, bulunduğu mahaldeki mümasillerinin 1939 takvim senesi rayici hakkında malumat edinmemiş ve bu cihetlere atfı ehemmiyet etmiyerek fazla bir kira bedelini ödemeye ihtiyarı ile muvafakat etmiş olabileceği gibi mesken buhranı dolayisiyle kendisine başını sokacak bir yer bulabilmek için bu fedakarlığı göze almış ve sözleşmeden sonra da mucirin Kendisini izaç etmemesi şu veya bu sebeple aleyhine tahliye davası açmaması için dahi kira bedeline itiraz etmeyerek gayri meşruiyetini bile bile bunu ödemeye devam etmiş olabilir. Fakat kanun kira bedelinin tayin ettiği esaslardan fazla olmasını suçlandırırken bu hususta müstecirin rıza ve muvafakatını nazarı itibare almamış ve fiilde amme hukukunu resen ilgilendiren bir mahiyet kurmuş ve savcıya şikayete bağlı kalmaksızın resen dava açmak yetkisini tanımış ve vazifesini tahmil etmiştir. Bu izahattan anlaşılır ki, mucir sözleşmede fahiş kira bedeli tayin edilmek suretiyle tehassül eden gayri kanuni vaziyeti durdurmak yani kira bedelini kanuni miktarına indirmek yedi iktidarında iken ona devam etmesi, işleyen kira bedelini gayri kanuni miktariyle tahsil etmek hususundaki kastı cürmisinden feragat etmemesi halinde suç heyeti asliyesiyle yani bütün anasırı mürekkebesiyle devam eder. Bu hal ceza davasının zamanaşımı bakımından sukutuna meydan vermez,
2- Mütemadi suçun tarifi malumdur. Hak ihlal edilmek suretiyle suç işlendikten objektif ve sübjektif unsurları itibariyle tekemmül ettikten sonra ihlal edilmiş olan hak yine kabili ihlaldir. Ani suçlarda bu mahiyet mevcut değildir. Bunlar, ihlali hak. vaki olur olmaz nihayete eren suçlardır. Hırsız malı çalınca yani yedi tasarrufuna geçirince fiilin bütün esaslı neticeleri tamam olmuştur. Çaldığı malı hırsızın yanında bulundurması ancak suçun irtikabından husule gelen eşyadan bu eşya elde edildikten sonra istifade sayılır. Fiili müessirde de husule gelen yana ve berenin devam etmesi suçun değil eserinin devamını tazammun ettiği cihetle bu fiiller mütemadi olmak vasfını haiz olamazlar. Ani suçlarda suçun semerlerinden istifade hali suçtan husule gelen eserlerin bir müddet devam etmesi hali bizzat suçun heyeti asliyesi ile devam etmesi haliyle karıştırılmamak icap eder. Sözleşme ile; fazla kira bedelini ödemek vecibesi müstecire terettüp etmediği halde istifadesine tahsis edildiği müddetçe işleyen kira bedelini bu gayri meşru miktariyle mucirin müstecirden tahsile devam etmesi, iradesini sözleşme ile ihlal edilmiş olan hakkın yine ihlaline tevcih etmesi hali ile hırsızın çaldığı malı kullanması gibi suçun irtikabından husule gelen eşyadan bu eşyayı elde ettikten yedi tasarrufuna geçirdikten sonra faydalanması hali arasında hiç bir münasebet yoktur.
Çaldığı malı yanında bulunduran failin bütün esaslı neticeleri tamam olan hırsızlık fiiliyle alaka ve irtibatı kesilmiştir. Halbuki kura bedeli suçunda bu alaka ve irtibatı devam etmektedir. Suçun zararlı neticesi failin irade ve ihtiyarı taalluk etmek suretiyle peyderpey tahakkuk etmektedir. Ve tahakkuk ettiği müddetçe suç temadi halindedir.
3- Kira bedelini ödemek vecibesi mahza kira sözleşmesiyle müstecire terettüp etmez, ödemek vecibesi hasıl olmak için mecurun kiracının istifadesine tahsis edilmesi ve kabili istifade bir halde olması lazımdır. Mecur gayri kabili istifade bir hale gelse, yansa deprem dolayisiyle yıkılsa artık kira bedeli işlemez ve müstecir peşin olarak ödediği kira bedelini istirdat etmek hakkını haiz olur. Bunun içindir ki, gayri meşru kira bedelinin peşinen ödenmiş olması suçun devam ve teselsül eden mahiyeti üzerinde haizi tesir olamaz. Müstecir mecurdan intifa ettiği müddetçe işleyen gayri meşru kira bedeli dolayisiyle bu takdirde de suç mütemadi vasfını muhafaza eder.
4- Milli Korunma Kanununun elli altıncı maddesi yalnız fazla bedelle kiraya vermek fiilini suçlandırmış değildir. Öyle olsaydı elli altıncı madde metninde (otuzuncu madde hükmüne riayet etmeyenler) denilmeyerek gayrimenkulu otuzuncu madde hükümlerine göre taayyün edecek bedelden fazla bedelle kiraya verenler ibaresi kullanılırdı. Kaldı ki, bir kanun cezalandırdığı suçun ani veya mütemadi olduğu hakkında hiç bir serahati ihtiva etmez. Bu fiillerin devam veya teselsül evsafını haiz olup olmadıklarını kanunu tatbik edenler ceza hukuku esaslarına göre mahiyeti hakikiyelerinden istihraç ederek müruruzaman hükümlerini ona göre uygularlar. Eğer kanun deseydi ki, gayrimenkulu tayin ettiğim bedelden fazlasiyle kiraya vermek şu cezayı müstelzimdir. Yine o fiilin mütemadi bir mahiyeti haiz olduğunu nazarı itibare almak icap edecekti. Gayrimenkulu fazla bedelle kiraya vermek suçu bu bedelden haksız olarak intifa kastında tahakkuk eder. Bu kasıt devam ettiği ve bununla mütenazır bir surette isteyen kira bedelinden faydalandığı müddetçe suç devam eder.
Şahsi hürriyetini ihlal ve kaçırmak fiilleri, bir kimse kaçırılmak veya bir mahalle konularak tecrit edilmekle tekemmül etmiştir. Fakat bitmiş değildir. Şahıs kaçırıldıktan sonra veya bir mahalle konularak tecrit edildikten sonra el altında tutulmakla ihlal keyfiyeti yani suç devam eder.
Aynı ile fazla bir bedelle kira akti yapmakla da suç tamam olmuştur. Fakat bitmiş değildir. Mucir sözleşme ile husule gelen gayri kanuni vaziyeti durdurmak elinde iken bunu tashih etmemek yani bira bedelini kanuni haddine tenzil ve irca etmemek suretiyle ihlali hakka devam ederek suçu temadi ettirmektedir.
5- Mütemadi suçlarda hak ihlal edilir edilmez Müddeiumumi için takip hakkı tahakkuk eder. Fakat mütemadi suçlarda takip yetkisinin, tahakkuk etmesiyle müruruzaman müddetinin cereyan başlaması birbirinden başka şeylerdir. Tekrar edelim ki, kanunen muayyen bedelden fazla bir kira bedeline müstenit bir sözleşmenin vukuu anında suç bütün unsurlariyle işlenmiştir. Fakat bütün unsurlariyle devam edecektir. Suçun tahakkuk eden ilk safhası ile devam eden müteakip safhasında bütün kanuni unsarlar mevcuttur. Bunun içinidir ki, savcıya takip hakkı gelmekle beraber hakkın ihlali devam ettiği müddetçe bu takip için muayyen süre işleyemez. Bir kimse iki sene hürriyeti şahsiyesinden mahrum edilse müruruzaman müddeti mağdurun hürriyetine avdet ettiği günden itibaren başlar. Yoksa tecrit edilerek bir mahalle konduğu günden değil.
6- Kiralayan hakkında takibat yapılınca suçun artık temadisi mevzuubahis değildir. İster takibat sözleşme akabinde hatta sözleşme henüz teşebbüs safhasında iken yapılmış olsun ister müstecir mecurda bir müddet ikamet ederek suç temadi ettikten sonra yapılsın ondan sonra yeni ve müstakil bir suç teşekkül eder. Mucir takibatı müteakip müsteciri faraza kendisi kullanmak ihtiyacında olduğundan bahsile tahliye davasını açmakla tazyik ederek mukaddemki takibata mevzu teşkil eden akitle tespit olunan fahiş kira bedelini tahsil etmek teşebbüsünde bulunursa bu hareketi dolayisiyle yeniden takibata maruz kalacağı gayet tabiidir. Müstecir bu tazyik altında iradesini serbest surette kullanamıyarak fahiş kira bedelini ödemek isteyebilir. Fakat kanun buna müsait değildir. Çünkü, kanun mucire ihtiyacı olduğu takdirde tahliye davası açmak yetkisini tanımakla beraber bu yetkisini suiistimal ederek fahiş kira bedeli almak teşebbüsünde bulunmasını men etmiştir. O suretle men etmiştir ki, bu hususa müstecirin muvafakat etmiş olmasına kıymet vermiyerek amme menfaati mülahazasiyle müddeiumumiyi resen takibata geçmek vazifesiyle ödevlendirmiştir. İkinci bir defa mucir hakkında takibata geçmemek kanunun açık hükmüne ve ruh ve maksadına aykırıdır. Peki ikinci takibatın mevzuu nedir? Gayri kanuni kira bedeline müstenit sözleşme midir? Hayır! Bu sözleşme dolayisiyle daha önce esasen mucir takibata maruz kalmıştır. Burada takibatın mevzuunu teşkil eden hadise evvelki Sözleşme gereğince failin kira bedelini fazla olarak tahsil etmek hususundaki mütevali faaliyeti kanun hükmünü ihlal etmek hususundaki mütemerridane kastıdır. Bu misalden de sarahada anlaşılır ki, elli altıncı maddede suçlandırılan fiil mahza gayri kanuni bir kira bedeline müstenit bir sözleşmeden ibaret değildir. Böyle bir sözleşmeye dayanmak suretiyle failin kanun hükmünü ihlale matuf olan daha ileri safhadaki bütün faaliyetleri de suçlandırılmıştır.
7- Takibat için bir senelik müddet sözleşme tarihinden itibaren hesap edilecek olursa bir kimsenin tahti tasarrufunda bulunan apartmanın muhtelif dairelerindeki müstecirler tarafından fahiş kira bedelleri ödendiği halde bunlardan bir kısmında bu ödeme hali bir seneden az bir müddet devam ettiği için müddeiumumiyle takip yetkisi tanınmış diğerlerinde bu bedeller daha fazla bir müddetten beri ödenmekte olduğu için zamanaşımı dolayisiyle takip hakkının sukut ettiği kabul edilmiş olacaktır ki, fail tarafından müstecirin daha uzun bir müddet istismar edilmesi dolayisiyle fiilin vahametini arttıracak bir halin takibata mani teşkil etmesi gibi husule gelen bu gayri tabii vaziyet de fiilde mütemadi bir vasıf kabul etmemenin kanuna aykırı olduğu kadar mantık icaplariyle de kabili telif olmadığını bütün vuzuhiyle ortaya koyar.
8- Bir senelik mehil umumi beş senelik müruruzamanı kamu davasının açılması bakımından beş seneden bu hadde indirmiştir. Beş senelik müddet nasıl ki, mütemadi bir suç olan gayrimenkulu fazla bedelle kiraya vermek suçu nihayete erdiği yani kira bedeli kanuni haddine tenzil edildiği veya müstecirin her hangi bir suretle mecuru tahliye ettiği tarihten başlarsa bu bir senelik müddetin mebdeini tayinde de aynı esas caridir.
Kanun Vazu fiil nihayete erdikten itibaren bir sene içinde savcı fiile ıttıla kespetmek hususunda müteyakkız bulunarak delillerini toplamış ve dava açmamış olduğu takdirde takibatın daha geç tarihlerde vukuunu doğru bulmamıştır. Bundan sonra delillerin toplanması müşkül olacağı meselesine taalluk eden mülahazalar hakim olmuş artık yapılacak takibatla suçlunun cezalandırılmasındaki amme menfaati azalmıştır. Fakat sözleşmeye müsteniden mucir kira bedelinden haksız olarak intifa etmeye devam ettiği müddetçe takibata mani teşkil edecek bir mehlin cereyanı kabul edilemez.
Birinci Başkan; Milli Korunma Kanununu amme hukuku bakımından mütalaa etmek lazımdır. Kanuna göre teşebbüs müstelzimi ceza değildir. Amme hukuku ile hususi hukuku telife mahal yoktur dedi.
Cevdet Baybura; Cürüm mütemadi ve müteselsil değildir, ani suçtur. Milli Korunma Kanunu kati mecburiyetler dolayisiyle kondu ve hukuku tasarrafiye işbu kanun ile takyit olundu. Hükümet vergilere zam yaptığı halde kira bedelleri 1939 senesinde tayin olunan miktarları aşamadı bu yüzden İstanbul'da bir takım köşkler yıkıcılar eline geçti. Kanunun gayri müsmir neticeleri nazara alınarak hükümlerinin tahfifi ve tadili cihetine gidildi. Artık hal bu merkezde iken hususi dairenin fikrini kabule imkan yoktur. Mebde bağıt tarihinden başlamak üzere bir sene zarfında dava ikame olunmasını kabul eden Ceza Genel Kurulunun karar ve içtihadı yerindedir dedi.
Üçüncü Ceza Dairesi Başkanı İ. Ethem Ertem; Meselenin halli için cürmü ani ve cürmü mütemadinin nasıl suç olduğunu ve unsurlarını tayin etmek lazımdır. Cürmü ani işlemekle hitam bulur. diğeri devam eder. Birinde rabıta ve alaka mevcut diğerinde gayri mevcuttur. Rabıta ve alaka kesilirse cürmü anidir. Gelelim hadisemize teselsülde cürüm taaddüt eder, fiilin taaddüdü, tekerrürü şarttır. Biz mucire fiilinin tekrarlandığını ileri sürmüyoruz. Cürmü müteselsil ile alakamızı kesiyoruz. Cürmü müteselsilden elimizi çekince cürmü mütemadi kalır. Tefrikin semeresi ve mühim rolü vardır. Kanun vazu mucirleri müstecirlerin uzun boylu tehdidi, altında bırakmayı muvafık görmemiştir. Muarız arkadaşlarımızın fikirlerini kabulde mahzurlar vardır. Kanun Vazunın kısaltmayı düşündüğü müddeti biz beş ve daha ziyade senelerle uzatmış oluruz dedi.
Dördüncü Ceza Dairesi Başkanı Zahir Sencer; Milli Korunma Kanununu yapanlar kaideyi koyarken suçun ani veya müteselsil olup olmadığını ve neticenin nereye gideceğini düşünmemişlerdir. Gayrimenkulümü iki sene müddetle kiraya verdim ve kira bedelini peşin aldım veyahut kira bedelini bir sene mürurundan sonra aldım. Akit tarihinden itibaren bir sene geçtiğinden Ceza Genel Kurulunun içtihadına göre beni tecziye etmek imkanı olmayacaktır. Kanun fazla para almayı menetmek istemişken nasıl olurda yalnız para alınmıyan yani kanunun menetmek istediği fazla para alma tahakkuk etmeden yapılan akti suç ve asıl maddi unsuru muhtevi olan hareketi mubah sayarız.
Dördüncü Hukuk Dairesi Başkanı Fevzi Bozer; Kira sözleşmeleri bir hukuku medeniye meselesidir. Bu hususta tam bir serbestii mukavele esası cereyan eder. Ancak, serbesti mukavele esası zaruretle takyit olunabilir. Nitekim, elimizdeki Milli Korunma Kanunu ile takyit edilmiş ve bununla da iktifa olunmıyarak ceza tehdidi altında da bulundurulmuştur.
Burada suç nedir? Zamanaşımının başlangıcı nasıl tayin olunur. Bunu halletmek lazımdır. Fikrimce Medeni, Borçlar ve Ceza Kanunları esaslarını tetkike lüzum yoktur. Milli Korunma Kanunu ile pek ala bu ihtilaf hallolunabilir. Esasları tespit ederken iki nokta üzerinde durmak lazımdır. Birincisi sözleşmeyi suç saymak, diğeri de kirayı alıp vermeyi suç saymak;
Milli Korunma Kanununun otuz ve elli altıncı maddelerinde kira bedelinin alınıp verilmesinden bahsolunmayıp ancak "kira bedeli 1939 senesinden fazla olamaz, kira şartları müstecir aleyhine değiştirilemez" deniliyor. Vazukanun kira bedelini almayı unsuru cürüm saysaydı kira bedeli alınmak memnudur diye hüküm koyardı böyle bir hüküm koymamıştır. Çünkü, kira bedeli ayın birinde, altı ay sonra sene sonunda verilmek üzere çeşitli mukaveleler yapılabileceğine göre müruruzamanın, mebdeini tayin güç olur. Kanunda 1939 senesinde tayin olunan kira bedelinden fazla akit yapılamaz, denildiğine göre sözleşme suç sayılmıştır. Ve birinci esas kabul olunmuştur. Bunu böylece tayin edince icap ve kabul ile tekevvün eden mukaveledeki kira bedeli 1939 senesi kirasından fazla olduğu takdirde suç meydana gelmiştir. Bu tarihten itibaren suç müruruzamanı başlar. Mukavele beş senelik de olsa bir senenin müruriyle artık mucir hakkında takibat yapılamaz. Ancak, sözleşme süresinin hitamiyle akit, kanunen yenilenmiş sayılır. Sözleşmeye bağlanmasa bile mucirin rızası munzam demektir. Binaenaleyh kira süresi biterek akit kanunen yenilenmiş ise teceddüt tarihinden itibaren müruruzaman cereyan eder.
- (İkinci Oturum: 10.12.1947)
İkinci Ceza Dairesi Başkanı Selim Nafiz Akyollu; Milli Korunma Kanununun otuzuncu maddesinin muayyen bendleri hükümlerine riayet etmeyenler yine bu kanunun elli altıncı maddesinin yedinci bendiyle suçlandırılmıştır.
İhtilaflı mesele bu suçların zamanaşımı müddetinin tayinindedir. Ceza Heyeti Umumiyesi, bu müddetin kira aktinin yapıldığı tarihten başladığını kabul ediyor.
Hususi Daire ise gayrimenkulun kiracı tarafından tahliyesi tarihinden hesabedilmesi lazım geleceği hakkında bir kararı tasdik etmek suretiyle diğer bir noktai nazar takip etmiş bulunuyor.
Ancak geçen celsedeki müzakerelerimizden anladığıma göre Hususi Daire kabul ettiği noktai nazarı kısmen değiştirmiştir. Son defa Daire Başkanı tarafından ileri sürülen mutalaaya göre zamanaşımı en son kira taksitinin verilmediği tarihten başlamak iktiza eder. Şu halde tahliye tarihinin zamanaşımını tayine mabde teşkil edeceği mütalaa kendiliğinden ortadan kalkmıştır. Ve esasen tahliye tarihinde suçun tamamlanmış olacağına dair ortaya atılmış kanuni bir mesnet de yoktur,
Kira akit tarihinden mi yoksa en son kira taksitinin ödendiği tarihten mi başlar? Geçen oturumdaki münakaşalardan sonra edindiğim kanaat ve mütalaa şudur:
Mesele bütün ihtimaller gözetilmek suretiyle incelenmelidir.
Benim fikrime göre hiç kimsenin kanuni hadden fazla yazılı sözleşme yapmasına ihtimal verilemez. Şuura malik ve az çok kanunu bilen bir şahsın bu yolda bir mukavele yapmasına ve kendi aleyhine bir delili kendi eliyle ihdas etmesine maddeten imkan yoktur.
Bunu yapanlar olsa olsa fark ve temyiz ile hareket iktidarından mahrum kimselerdir. Esasen kanun bu gibilerin hususi durumlarını gözönünde bulundurmuş hata veya zühul eseri veya şahsi ihtiyaç ve geçim sıkıntisiyle kanuna muhalefet edenler haklarında hususi hükümler koymuştur.
Şu halde sözleşme her halde kanuna uygun olarak yapılacaktır. Emsali delaletiyle anlıyoruz ki, bu gibi hallerde gayri muhik menfaat ya toptan bir hava parası almak suretiyle veya sözleşme haricinde her ay bir kira fazlası ödemekle temin olunuyor. İşin tatbikatta gördüğümüz şekilleri bundan ibaret.
Eğer gayri muhik menfaat toptan bir hava parası almak suretiyle temin edilmişse bu bahsimizden hariçtir. Çünkü, hava parası almak suçunun zamanaşımı süresi kanunun hususi hükmüne yani bir senelik zamanaşımına tabi değildir.
Bu hesabça başlangıçta bir hava parası alınmışsa sonradan işleyecek kira bedelleri kanuni miktardan fazla olmadığından her hangi bir mahiyeti cürmiye arzetmez.
Ancak, tatbikatta vukuuna ihtimal verememekle beraber kira taksitleri de sözleşme dışında kanuni hadden fazla alınıyorsa mesele değişir. Bu takdirde her taksitin ödenmesinde kanuna muhalefet hali mevzubahis olur.
Buyuruyorlar ki, suçun mütemadi bir suç olduğuna dair Hususi Dairenin mutalaası varit değildir. Çünkü, suç mütemadi değil anidir. Ve kanunsuz bir kira akti yapmakla tamamlanmıştır. Artık bu dakikadan itibaren suç işleyenin fiili cürmi ile alakası kalmamıştır. Hadise hürriyetin tahdit edilmesi kız kaçırmak gibi suçlara benzemez. Çünkü, fiilin temadisinde failin alakası yoktur.
Kira bedellerinin alınması hadisesi ise hırsızlık suçunda olduğu gibi aktin semerelerinden istifade mahiyetindedir. Yani hırsız nasıl çaldığı malın semeresinden istifade ediyor. Bu cürüm faili de kira almakla aktin semerelerinden istifade etmiş demektir. Şu halde cürüm ani midir, mütemadi midir? Bu meselenin halline lüzum vardır. Fikrimce cürüm ne anidir. Ne mütemadidir. Fiil müteselsildir. Daha doğrusu anidir. Fakat müteselsildir. Binaenaleyh zamanaşımının teselsülün bittiği tarihden başlaması lazımdır. Müteselsil suçlardan bizim Ceza Kanunumuzun sekseninci maddesinde bahsedilmektedir. Bu maddede gösterildiğine göre bir kastı cürmi ile kanunun aynı maddesinin defatla ihlal edilmesi halinde ceza artırılarak hükmolunur.
Mesela bir muhasip bir veznedar kasadan intifai kuruyor. Ve bu maksat dahilinde muhtelif fasılalarla kasadan bir miktar para alıp zimmetine geçiriyor. Burada yapılan icrai fiiller kanunun aynı maddesini ihlal eder mahiyettedir. Ancak kasıt bir olduğuna göre bir ceza veriliyor. Ve sekseninci maddede gösterildiği üzere ceza arttırılır.
İşte bu cürüm hem ani hem müteselsildir. Çünkü, veznedar ilk parayı aldığında suç tamam olmuştur. Böyle bir adama vereceğimiz ceza başka bir fiil ve hareket de bulunmasa dahi zimmet cezasıdır. Ancak, bu kastı cürmi altında hareketini teselsül ettirmişse cürmün teselsül ettiğinin kabuliyle müruruzamanın teselsülün bittiği tarihten hesabı lazım gelir.
Meseleyi hal için suç unsurları nedir? Bunu tespit etmekliğimiz lazımdır. Cürüm unsuru yalnız akit midir? Kanuni hadden fazla kira almak da suç teşkil eder mi? Bu cihetleri kanunun metniyle halletmek isterim.
Şöyle ki: 5020 sayılı kanunla tadil edilen Milli Korunma Kanununun elli altıncı maddesinin yedinci bendinde muayyen bir fiil ve hareketten bahsolunmuyor. Akit yapmak, para vermek almak gibi muayyen bir hadise zikredilmiyor. Yalnız Milli Korunma Kanununun otuzuncu maddesinin bir, iki, üç, beş ve yedinci bentleri hükümlerine riayet etmeyenlere şu suretle ceza verilir deniliyor.
Şu halde cürmiyeti kabul olunan hareketin ne olduğunu anlamak için bu bentlerin hükümlerini tetkik icap eder.
Birinci bent kira bedelleri bu kanunun mevkii tatbike konulmasına tekaddümeden sene içinde son kira mukavelesiyle muayyen olan kira bedellerinden konutlarda % yirmi diğerlerinde % elli zammı ile bulunan kira bedellerinden fazla olamaz. Mukavele şartlarında da değişiklik yapılamaz, diye bir hüküm koyuyor. Evvelce arzettiğim gibi akit yapmak ve para alınıp vermek hakkında her hangi bir hüküm ve kaydı ihtiva etmiyor. Bunun sebebini kanunun kira ihtikarını daha amm ve şamil suretle önlemek maksadına atfetmek gerektir. Yalnız akit yapmak ve henüz parayı almamış olmak henüz hedef ve maksıdı cürüm olan kira ihtikarına henüz ulaşmamış olan bir hareket, bu hareket nasıl cürüm teşkil ediyorsa para almak suretiyle netice itibariyle hedefi cürmi de temin etmiş olan bir hareket evleviyetle cürüm teşkil eder. Çünkü, kanun kira bedeli bu miktardan fazla olamaz dediği halde fail bu fazlayı almak suretiyle kanunun amir hükmünü ihlal etmiştir. Diyorlar ki, kira almak hırsızlık ve malı mesruku almak suçlarında olduğu gibi çalınan malın semerelerinden istifade mahiyetindedir. Ve hadisemizde keza aktini yapmakla fail zatı hadise ile alakasını kesmiştir.
Bir kerre yalnız akit kanuna muhalefet teşkil etmekle beraber eğer birlikte para alınmamışsa mücrimi hedef ve maksadına isale kafi değildir. Halbuki, hırsızlık ve malı mesruku bilerek almakta cürüm işlenmekle beraber maksadı cürüm de istihsal edilmiş olur. Binaenaleyh bu suç faillerinin mesrukun semeresinden hatta aynından istifade ve hatta istihlak etmeleri için hiç bir mani yoktur. Bununla beraber sirkat faili yeniden bir fiil ve harekette bulunmak suretiyle mağdurun diğer bir malik olduğu şeyi elde ederse ya kanunun aynı maddesi hükmünü ihlal etmiş veya tekrar bir suç işlemiş olur. Akitten sonra kira bedellerinin alınıp verilmesi hırsızlıkta olduğu gibi kanunun aynı maddesinin def atla ihlali mahiyetindedir. Ve bunun için her iki tarafın yeniden bazı fiil ve hareketlerde bulunması lazımdır.
İkinci bende gelince: iki fıkrayı ihtiva ediyor. Birinde evvelce sözleşmesi bulunmıyan gayrimenkullerde kiranın nasıl takdir olunacağını gösteriyor. Diğerinde ise yeni yapılan ve esaslı bir surette tayin edilen binalarda iradı gayri safilerin takdire esas teşkil edeceği tasrih ediliyor. Neticede yine keza bu suretle bulunacak miktarı aşamaz. Ve ikinci fıkrada bu suretle tayin olunacak miktara zam yapılamaz.
Beşinci bendin (C) fıkrasına gelince: Mal sahibi kanuni sebeplerle tahliye ettirdiği gayrimenkulu mücbir sebep olmaksızın başkasına kiraya veremez deniliyor.
Yedinci bentde ise, kaloriferli binalarda kömür Katındaki değişikliklerin kira bedellerine inikası nispeti halin icaplarına göre çıkarılacak Bakanlar Kurulu Karariyle taayyün eder denilmektedir.
Beşinci bendin (C) fıkrası istisna edilecek olunsa bütün bentlerin bahsimize taalluk eden kısımlarında kira bedellerini tayin için kıstas gösterildikten sonra kira bedeli bu miktarı tecavüz edemez deniliyor. Binaenaleyh fazlaya akit yapmaya nazaran kanunda muayyen miktardan fazla kira almak daha ileri daha ziyade hedef ve maksada yanaşmış bir harekettir. Her ikisinde kanunun amir hükümlerine muhalefet mevcuttur.
Filhakika ceraimi aniyede cürüm tamam olduktan sonra mücrimin hadise ile ilgisi munkati olursa da, kanun hükmünün defatla ihlali daima mümkündür. Mesela; hırsız bir evden her hangi bir malı çalınca suç ani olarak tamam olur amma hırsız aynı evden muhtelif fasılalarla tekrar bir mal çalarsa bakılır. Bu hareket ya birinci kastın şumulü içinde işlenmiştir. Veya ayrı bir kasıt ile işlenmiştir. Birinci kastın yeni bir fiili icraisiyle kanunun aynı maddesi ihlal edilmiş ise bu takdirde fiil teselsül etmiş olacağından sekseninci madde ile cezanın arttırılması icap eder. Aksi takdirde yani bir kasıt ile kanunun hırsızlık maddesinin ihlali halinde suç teaddüt ettiğinden kaç defa kanun maddesi ihlal edilmiş ise o kadar ceza verilir.
Hırsızlık ile kira meselesinde de bu hususta olan fark ancak, bir noktada kendisini hissettiriyor. Milli Korunma Kanunu aktin teceddüdü meselesinde umumi hükümden ayrılmıştır. Filhakika bu kanunun altmış sekizinci maddesinin dört numaralı bendi gereğince aynı gayrimenkul müteaddit defalar kanunen muayyen miktardan fazlaya verilirse yeni bir suç tekevvün etmez, sekseninci madde hükmü tatbik olunur.
Hulasa etmek lazım gelirse kanunun suçlandırdığı hareket tayin ettiği bentlerin hükümlerine riayet etmemekten ibarettir. Bu bentlerde ise ancak, AKira bedellerinin ne suretle hesabedileceği ve taayyün edecek miktarı aşmayacağı,
B- Sözleşmede değişiklik yapılmayacağı,
C- Muayyen sebeplerle tahliye ettirilen gayrimenkulun ahara kiralanamayacağı mevzubahis edilmiştir.
Binaenaleyh nasıl ki, bir akit yapmak kanuna muhalefet teşkil ederse bunun fevkinde hedefi cürüm olan ihtikara ulaşan daha yakın bir şekilde kanunun tayin ettiği hadden fazla kira parası almak da bir ihtikar teşkil eder. Ve kanunun kira bu miktarı aşamaz diye koyduğu amir hükmü ihlal eder. Ancak, sonradan alınan kira miktarı kanunun tayin ettiği miktarı aşmıyorsa mücerret kira bedeli alındı diye kanunun aynı hükmü her hangi bir suretle ihlal edilmiş olmaz. Bu takdirde zamanaşımını ilk muhalefet tarihinden hesap edilmek lazım gelir.
İcra ve İflas Dairesi Başkanı Abdullah Aytemiz; Milli Korunma Kanununun elli altıncı maddesinin değiştirilmiş bulunan yedinci bendi gereğince otuzuncu maddenin bir, iki, üç ve yedinci bentleri hükümlerine riayet etmeyenler hakkında bir yıllık kira bedeli tutarınca ağır para cezası hükmolunur. İşlenen bu suçun ani veya mütemadi vasıflı bir suç olup olmadığı ihtilaf konusunu teşkil etmektedir. Bunda iki ihtimal düşünülebilir. Ya mücerret yapılan bağıtta kira bedeli kanunun tayin ettiği miktardan fazla tesmiye olunmakla yahut 939 senesinde yapılan sözleşmede belli olan miktardan fazla para alınmakla suç unsuru vücut bulmuş olur. Bu iki şekil arasındaki farkı bir misal ile tebarüz ettirmek isterim. Mesela kira bedeli ibra edilerek iskat edilmiş olsa birinci şekle göre kiralayan yine ceza görür. Bedelin ıskat edilmiş olması tekevvün eden suçluluğu gidermez. Bu hal olsa olsa cezayı hafifletir. İkinci ihtimalde ise ceza lazım gelmez. Çünkü, henüz suç doğmamış ve ibra sebebiyle kira karşılığının alınmasına da imkan kalmamıştır.
Acaba bu suç nasıl bir suçtur. Ani mi mütemadi mi? Kanun Vazunın bu husustaki kastının ne olduğu yukarıda beyan olunan muaddel otuzuncu maddenin hükümlerinden istihraç ve istidlal edilebilir. Milli Korunma Kanununun bir kaç kerre tadile uğramış bulunan bu maddesinin bugünkü hükümlerini birer birer gözden geçirirsek kanunun maksadını kolayca anlamış oluruz, 1Tadilden evvel mal sahipleri ancak konut olarak kullanmak zarureti bulunduğu takdirde mecurun tahliyesini isteyebilirlerdi. Halbuki tadilden sonra zaruret yerine ihtiyaç kelimesi konulmuştur. Bu iki tabir arasında mal sahipleri lehine açık bir fark var. 2Evvelki maddede yalnız kira mukavelenamesi hükümlerine riayetsizliğin tahliye sebebi olacağı yazılı iken son tadilde bu cümleye Borçlar kanunundaki vecibelere riayetsizliğin de tahliyeyi mucip olacağı eklenmek suretiyle mucirler lehine yeni bir hüküm vazolunmuştur. 3Her şeyin bir kaç misli pahalandığı bir zamanda 1939 senesindeki sözleşmede muayyen olan kiradan fazla para alınmaması hakkında mevzu olan memuriyet hükmünün devamını mahzurlu ve bu yüzden inşaata arız olan durgunluk hasebiyle buhranı daha ziyade artırmak bakımından zararlı gören Büyük Millet Meclisi tayin olunan kira bedellerini artırarak mal sahiplerinin maruz kaldıkları müşkilatı bertaraf edip pek ağırlaşan durumlarını bir dereceye kadar düzeltmek suretiyle artmakta olan buhranı da durdurmak istemiştir. 4Tadilden sonra mülk sahiplerinin şahıslarına has olan konut ihtiyacı çocuklarına da teşmil edilmiştir. 5Gerek mal sahibinin gerek çocuklarının sanat ve mesleğinin icrasına ihtiyaç hasıl olursa mecuru tahliye ettirebilecekleri hakkında yeni bir hüküm daha konulmuştur. Halbuki bundan evvel yalnız konut zarureti sebebiyle mecurun tahliyesi istenilirdi. 6- Tadilden mukaddem kiracıya mecuru başkasına kiraya vermek salahiyetini veren mal sahibi bununla mukayyet bulunuyordu. Şimdi ise muhayyerdir. Verdiği bu izin ve müsaadeyi geri alabilir. 7Bir yıl içinde iki defa ihtarlı ödeme emri tebliğ olunarak kira bedeli tahsil olunmuş ise gayrimenkul sahibi hüküm istihsaline hacet kalmaksızın mecurun tahliyesini talep edebilir. Halbuki bundan evvel böyle bir hüküm mevcut değildi. 8Fazla kira tesmiye etmek veya bu fazlayı almak suçu, Ceza Kanununda muayyen olan beş senelik müruruzamana tabi olduğu halde medeni haklar sahasında mal sahiplerine gösterilen bunca müsaade ve müsamahalarla mütenazır olmak için ceza hukuku bakımından da mal sahiplerinin uzun müddet ceza tehdidi altında endişeli ve telaşlı kalmalarını doğru bulmıyan Kanun vazu beş senelik zamanaşımı müddetini de kısaltarak bir seneye indirmiştir.
Mal sahiplerinin leh ve menfaatlerine bir çok hükümler koyduğu halde aleyhine tek bir hüküm vazetmemiş bulunan Kanun Vazunın bu husustaki maksadı kolayca anlaşılır. Bir taraftan beş sene çok görülüp bir seneye indirilmiş iken diğer cihetten suçun temadisi kabul olunmak suretiyle bu kısa müddet uzatılmış ve belki de beş seneden fazla bir zamanaşımına tabi tutulmuş olacaktır.
Kira müddeti sona erdikçe bağıtın bir yıl uzatılmış olacağına göre akit teceddüt ettikçe yeni bir suç işlenmiş olur mu? Bu süale tereddütsüz menfi cevap verebilirim. Çünkü, bunun aksi kabul edilecek olursa suçluluk devam edip gidecek ve zamanaşımının bir seneye indirilmiş olmasının manası kalmayacaktır. Bahusus aktin yenilenmesinde mal sahibinin rıza ve iradesi mevcut değildir. Kanunun yaptığı cebri bir akittir. Ve akit yenilendikçe mal sahibi kiralayanın suçlu sayılması adlü insaf icaplarına ve Kanun Vazunın yukarıda izah olunan düşüncesine aykırı düşer. Ve aktin yenilenmesi devresinde cezai müeyyede yerine tevhidi içtihat karariyle de tespit olunduğu veçhile hukuki müeyyede kaim olmuştur. Binaenaleyh kiracı fazla verdiği para ile kiradan baki kalan borcunun takas ve mahsubunu veya bunun geri verilmesini isteyebilir. Rıza ve irade ile yapılan kanunsuz bir muameleden dolayı cezai müeyyedenin ve iradesiz sırf cebri bir durumdan naşi de hukuki müeyyedenin tatbiki ceza prensiplerine daha muvafık olur.
Dördüncü Ceza Dairesi Başkanı Zahir Sencer; Sayın arkadaşların sözlerinden müstefit oldum. Ancak bazı fikirleri kendi iştigal mevzuları gözlüğü ile görmeye çalışmaları neticesi olarak doğru düşmüyor. İşe ceza adesesiyle bakmak lazımdır. Sayın Fevzi Bozer ve Abdullah Aytemiz hadiseye tamamen hukuki cepheden baktılar ve Milli Korunma Kanununun sekiz noktada hukuki ve bir noktada cezai olduğunu beyan buyurdular. Milli Korunma Kanunu ne nazari bir akitnamedir ne bir ahlak kitabıdır. Halbu ki, arkadaşlar hukuki bakımdan bir ahlak kitabı yerine getirdiler. Bir sene sonra gayri meşru semeresini kirayı mübah gördüler.
Milli Korunma Kanunundaki hükme zaman ve zemin itibariyle kiracı olan fertleri gayri meşru para vermeye mecbur kalmaktan kurtarmak için konmuştur. Şüphesiz akti yapmakta cezayı muciptir. Fakat gayenin vurgun yapmayı önlemek olduğuna göre asıl canlı suç parayı almaktır. Kanun lafzıyle, manasiyle bütün mevcudiyetiyle vurgunu önlemek istemiştir. Mucirlerin lehine yapılan tadilat hadisemizin konusunu suçluluktan çıkarmadı, kanunun hedefi haksız para almayı önlemektir. Komşumun tavuğunu yumurta zamanında yem atmak suretiyle yumurtlamak üzere evime alıştırdım. Burada hedef yumurtayı almaktır. Tavuğu zaptetmiyorum. Yumurtladıktan sonra serbest bırakıyorum. Hadisemizde de vaziyet aynıdır. Gaye ve hedef vatandaşın kesesinden para almaktır. Zina hadisesi buna benzemez. Zina hadiselerinden dolayı içtihadımızın sebebini sordular. Dairemizin ekseriyeti o içtihada muhalif olmakla beraber tevhidi içtihat müessesesine baş vurmayı mahzurlu gördüm. Günde yirmi - yirmi beş zina davası gelmektedir. Daire namına tevhidi içtihada baş vurulursa bütün zina davalarını aylarca bekletmek beş altı bin birikinti yapmak icap eder. Maamafih Başsavcılık sevkederse zina davalarındaki içtihat kolayca hallolunacak bir iştir.
Mukavelede yanlış hesap sonucu kiranın fazla yazıldığını öğrendiğinden bahsile bugüne kadar aldıklarını iade eden mucire ceza verilemez. Çünkü, elli altıncı maddenin ikinci fıkrası buna uygun bir tefsire müsaittir. Bu sebeple yalnız mucirin kendi teşebbüsü ile (yanlışlık olduğuna muttali olduğu iddiasiyle kira bedelerini geriye vermesi ile) suç olmaktan çıkabilen akti suç sayıp da kira bedelini almayı suç saymamak hatalı olur.
Sakıp Kınoğlu; Sayın Selim Nafiz ve Haydar Yücekök'ün mütalaalarını dinledim. Suçta temadi ve teselsülü kabul ediyorlar. Müteselsil suçlarda suçun enfüsi ve afaki unsurları tamamiyle tekevvün etmek lazımdır. Akitten sonra ev sahibi kiraları benim namıma bankaya koyacaksın dese ve bankaya yatırsa bu halde ev sahibinin rızası ve bir hareketi yoktur. İki sene sonra gelip Bankadan paralarını aldığı takdirde suçta failin hareketi bulunmak lazımdır. Akit tekevvün ettikten sonra hukuku tasarrufiye kiracıya intikal etti. Artık ev sahibi oraya giremez. Akitle iş tamam olur. Nasıl olur da hareketi devam ediyor diyebiliriz. Her ay kirayı almak bir semereyi iktitaftır. Burada suç teaddüt ve temadi etmez. Bir adam diğer birisini tevkif etti. Gayri kanuni tuttuğu müddetçe teaddisi devam eder. Burada öyle değildir. Ev sahibinin hukuku tasarrufiyesi kalmıyor. Her kira aldıkça tecziye ceza nazariyelerine uymaz. Kanunen akit müddetinin uzatılmasına gelince: Bunda ev sahibinin hiç dahli yoktur. Kanun ev sahibinin rızasına bakmıyarak akti uzatmaktadır. Kanunun akti bu şekilde uzatmasında sanığın bir rıza ve fiili mesbuk bulunmaması hasebiyle kendisi için bir suç da mevzubahis olamaz.
Üçüncü Ceza Dairesi Başkanı ibrahim Ethem Ertem; İhtilaf konusunu 5020 sayılı kanun ile değiştirilen Milli Korunma Kanununun elli altıncı maddesinin yedinci bendinin son fıkrasına kamu davası açılması için konulan bir senelik müddetin kira sözleşme tarihinden mi? Yoksa mecurun tahliyesi veya kira bedelinin kanuni haddine tenzil ve irca edildiği tarihten mi başlaması lazım geldiğini tayin etmek meselesidir.
Hususi Daire; kararından birinde kira bedelini arttırma suçunu mütemadi suç ve diğer kararında da müteselsil suç saydığından zamanaşımı için kabul edilmiş olan bir senelik müddetin başlangıcını temadi ve teselsülün bittiği tarihten itibar edilmesi fikrindedir. Ceza Genel Kurulunca da bu kabil suçların ani suçlardan olmasından dolayı sözleşme tarihinin zamanaşımı süresine başlangıç saymaktadır. Bendeniz, bu iki noktai nazardan hangisinde isabet olduğunu anlamak için kira bedelini artırma suçunun vasfını tayin etmek icap eder.
Kira bedelini artırma suçu, ne mütemadi ve ne de müteselsil suç değildir. Ani cürümlerdendir. Bu suçların kanuni tariflerine bakıp meseleyi halletmek iktiza eder. Ani cürümler; ikaı ile beraber hitam bulan suçlardır. Failin cürmü işlemesiyle fiil ile temas ve alakası kalmaz.
Fail fiili ika etmekle yapacağını yapıp bitirmiştir. Mütemadi suçlar ise; ika ile hitam bulmıyan ve uzayan cürümlerdir. Mütemadi suçlarda failin fiil ile temas ve alakası temadi eder. (Bir kimsenin kanun hilafı hapis gibi) ne vakit o şahıs serbest bırakılırsa o vakit cürüm hitam bulur. Hapsettiği müddetçe cürüm temadi eder. Müteselsil suçun teşkili için de kanunun aynı hükmünü ihlal eden ve teaddüt eden efalin aynı kastı cürminin icrayi efalinden olması lazımdır. (Bir veznedarın hırsızlığı gibi) ani suçlar ile mütemadi ve müteselsil suçları yekdiğerinden tefrik etmek için her cürmün bütün unsurları itibariyle tekemmül edişine bakmak lazımdır; (Hırsızlık) ani cürümdür. Çünkü, hırsızlık suçu mal sahibinin rızası olmaksızın bir malı almak ile tekemmül eder. (Hırsızlık) suçunun rüknü maddisi (almak) tır. Yoksa çalınan malı bir müddet elinde tutmak hırsızlığın rüknü maddisi değildir. Çalınan bir malın; uzun müddet çalınanın elinde kalması; hırsızlık suçunun mütemadi bir suç sayılmasını icap ettirmez. Eşyayı cürmiyeyi saklıyanın suçu da mütemadi bir suç değildir. Zira: Eşyayı cürmiyenin saklanması anında mal sahibinin hakkı ihlal edilmiş "ve ihlal keyfiyeti, malın saklanmasiyle tamam olmuştur.
Saklamak halinin devamı, hırsızlık suçunun semerlerinden istifade sayılır. Bir suçun teşekkülü hali ile suçun semerelerinden istifade hali birbirinden ayırt edilince ani ve mütemadi ve müteselsil suçları birbirinden tefrik kolaylaşır. Bu ceza esaslarını gözönünde bulundurmak suretiyle ihtilaf konusunu teşkil eden kira bedelini artırma suçunun vasfını tayin edelim.
Milli Korunma Kanununun elli altıncı maddesinin birinci fıkrası; (otuzuncu) maddenin bir, iki, üç ve beş ve yedinci bentleri (hükmüne riayet etmeyenler hakkında ceza tayin etmekte ve yasak eden hallerden ihtilaf; konusunu teşkil eden kısmını tahlil edelim. Milli Korunma Kanununun elli altıncı maddesinin menettiği ve suç saydığı safhaya kanunen muayyen olan miktardan fazlaya bir gayrimenkulun kiraya verilmesi hakkında sözleşme yapılması halidir. Suç kira bedelini almak ile değil. Mücerret kanunen muayyen olan muhtardan fazlaya bir gayrimenkulun kiraya verilmesi için sözleşmede bulunmak ile meydana gelir. Suçun tamam olmasında kira bedelinin iptidaen alınmasının veya muayyen bir zaman sonra alınması şart edilmesinin hiç bir tesiri yoktur. Nitekim Milli Korunma Kanununun değişen altmış sekizinci maddesinin üçüncü "bendi hükmünce kira bedelini arttırma suçuna teşebbüs dahi suç sayılmıştır. Eğer kira bedeli; suçun tamamiyetinde unsuru asli olsaydı kira bedelinin arttırılması hakkında sözleşme yapılıp kira bedeli alınmamış olan ahvalde suç tekevvün etmezdi ve tekevvün etmiyen bir suçun teşebbüsü de bahis mevzuu olmazdı.
Kira bedelinin anen feanen tahakkuk ettiğinden ve bu sebeple fiilin temadi eylemiş olduğundan bahsile kira bedelini arttırma suçunun mütemadi suçlardan olduğu ve zamanaşımının da temadinin bittiği günden hesaplanması icapeylediği neticesinin çıkarılmasında isabet mütalaa edilemez. Zira: mal sahibinin kira hakkında sözleşmede bulunmasiyle suç tamam olmuş ve mal sahibinin zatı fiil ile alakası kalmış olur. Mal sahibinin kira bedelini alması ve almakta devam etmesi, kira bedelini arttırma suçunun semeresinden istifadedir. Bir suçun semeresinden istifade hali ani olan suça mütemadi vasfını veremez. Kira bedelini arttırma suçu, mütemadi suç olmadığı gibi müteselsil suç da değildir. Çünkü, kira bedelini arttırma hakkında sözleşme yapmak ile suç vücut bulduktan sonra aynı kastı cürmi altında mal sahibi tarafından tekrarlanmış icrai diğer bir fiil yoktur. Kira bedelini arttırmak için bir defa sözleşmede bulunmuş olan mal sahibinin kira bedelini alması, suçun semeresinden istifade demek olup müteselsil suçun unsurunu teşkil eden efal meyanında mütalaa edilemez. Aksini mütalaa; Milli Korunma Kanununun değişen altmış sekizinci maddesinin dördüncü bendi sarahatına da muhalif düşer. Altmış sekizinci maddenin dördüncü bendinde (aynı gayrimenkulun müteaddit defalar; kanunen muayyen miktardan fazlaya kiraya verilmesi gibi haller bir suç sayılır. Ve bu hallerde Türk Ceza Kanununun sekseninci maddesi hükmü tatbik olunur) denilmektedir.
Bir sarahat dahi kanunen muayyen miktardan fazlaya gayrimenkulu yalnız bir defa kiralıyan mal sahibinin suçun ani suç olduğunu ve bu mal sahibi hakkında Türk Ceza Kanununun sekseninci maddesinin tatbik edilemeyeceğini göstermektedir. Kira bedelini arttırma suçu haddi zatında müteselsil suç olsaydı, bu suçun müteaddit defalar işlenmesi halinde müteselsil bir suç teşkil edeceği hakkında kanuna bir madde ilavesine lüzum görülmezdi. Selim Nafiz Akyollu bu maddenin mevcudiyetini kira bedelini arttırma suçunun müteselsil suç olduğuna delil olarak gösterdiler. Bilakis, Milli Korunma Kanununa bu maddenin konması, kira bedelini arttırma suçunun ani olduğunu pek açık olarak göstermektedir. Bu maddenin kanuna konması; bu suçun müteaddit defalar işlenmesi halinde sanıklar lehine olmak üzere içtima hükmünün tatbikinden ihtiraz içindir. Asli mahiyeti itibariyle Türk Ceza Kanununun sekseninci maddesinin tarif ettiği müteselsil suç evsafını haiz olmayan (kira bedelini arttırma suçu) ancak, aynı gayrimenkule taalluk etmek ve müteaddit defalar işlenmiş olmak şartiyle Türk Ceza Kanununun sekseninci maddesi hükmüne tabi tutulmuştur. Altmış sekizinci maddenin ihtiva ettiği bu hüküm; umumi hükümler dışında kabul edilmiş istisnai bir hükümdür. Sanıklar lehine konulmuş olan bu istisnai hükmü zamanaşımı süresinin hesaplanmasında sanıklar aleyhine tatbik etmeye kanunun ibaresi asla müsait değildir. Bu hüküm ani suçlardan olan kira bedelini arttırma suçunun asli vasfını tebdil ve tağyir etmiş değildir.
Kira bedelini arttırma suçunun mütemadi ve müteselsil suçlardan olduğu ve bu sebeple Milli Korunma Kanununun elli altıncı maddesinde bahsolunan bir senelik dava zamanaşımı müddetinin Türk Ceza Kanununun 103. maddesinde mütemadi ve müteselsil suçlar hakkında kabul ettiği esas dairesinde temadi ve teselsülün bittiği günden itibar edilmesi lazım geldiği yolundaki noktai nazar; Milli Korunma Kanununun elli altıncı maddesini tadil eden 5020 sayılı kanun ile Kanun vazının takip ettiği maksada da külliyen münafi bulunmaktadır. Sözü geçen kanunun geçici Komisyon raporunda: (yeni hüküm olarak ihtilafların çabukça halli ve işlerin uzayıp vatandaşlar arasında devamlı bir ihtilaf mevzuu olmaması için dava ikamesi bir yıllık müddette tabi tutulmuştur. Bu müddetin hitamında dava açılmazsa amme davası düşecektir) denmiştir. Hususi Dairenin telakkisi gibi kira bedelini arttırma suçunun mütemadi veya müteselsil suç sayılması ceza esaslarına uygun düşmemekle beraber Kanun Vazunın maksadı hilafında bu kabil suçların zamanaşımı süresinin umumi zamanaşımı süresinden uzatılmasını icap ettirmiş olur. Kanunu, Vazukanunun maksadı dairesinde tatbik etmek icap eder.
Hulasa: Kira bedelini arttırma suçu ne mütemadi ve ne de müteselsil suç değildir, ani suçlardandır ve zamanaşımı süresinin sözleşme tarihinden itibaren hesaplanması hem ceza esaslarına ve hem de Kanun Vazunın maksadına uygundur.
Vehbi Yekebaş; Arkadaşlarımı iki celsedir dinledim. Mühim meselelere dokundular. Bende yüksek müsaadeleriyle düşündüklerimi arza çalışacağım.
Milli Korunma Kanunu mucibince cezayı müstelzim hareket nedir? Bu hareketin vasfı nasıldır? Buna sayın Bay Fevzi dokundular. Bendenizin de Milli Korunma Kanununun otuz ikinci maddesinin birinci bendinden aldığım ilham şöyledir: (...... caridir zam yapılamaz. Kiracılar aleyhinde tadilat yapılamaz). Bundan anlıyorum ki, cürüm kirada bedellere zam ve onun şartlarını kiracı aleyhine tadil etmektir, tabiri diğerle aktin vukuudur. Sayın Haydar Yücekök ve Zahir Sencer de aktin vukuu cürümdür dediler. Aktin vukuu ile cürüm tehassül etti bundan müttefikiz ancak, bundan sonra kira bedellerini tahsil etmek ile cürüm temadi veya teselsül eder mi? Bendenize öyle geliyor ki, temadi, teselsül yoktur. Bu hususta Haydar Yüce Kök'ün hırsızlık misalini ve Zahir Sencer'in yumurtası için tavuk çalmak misalini alıyorum: Haydar Yücekök hırsızlık misalinde çalmak ile cürüm tahassul eder ama çalınan malda intifa hırsızlığın temadisi olmaz. Suçun heyeti asliyesi ile devam etmesi halini karıştırmamalıdır diyor. Filhakika o çalmak hareketlerinin tekerrürü değildir. Alelade intifadır. Çalmaya ittisal etmez. Çalınan malın kullanılması ile eski cürmün yenisine ilhak edecek bir şey yoktur. Bay Zahir Sencerin zayıf çocuğuna hergün taze yumurta temin etmek için tavuk çalmak ve akit ile neticesi kirayı istihsal arasında da fark görmüyorum. Her yumurtayı aldıkça, her kirayı aldıkça suçda teselsül olur, maksat yumurtadır, diyor. Evet! maksat yumurtadır şu kadar ki; suç mevzuu maksut olan yumurtayı hasıl edecek tavuktur ve o tavuk çalındığı zaman yumurta mevcut bile değildi. O halde fiilin ikaı zamanında mevcut olmayan bir madumu çalmak mümkün müdür? Şüphesiz hayır- Cürüm muayyen bir kasıt ile işlenen maddi bir fiilden ibarettir. Eğer manevi unsur olan bu kasta vusul için ayni maddiyetin teakup ve tevalisi zaruri ise, efali adide muzaf olduğu kasıttaki vahdet ile birbirine ittisal eder ve tek bir cürüm tahassul eyler ve bu veçhile de teselsül vücut bulur. Bunun klasik misali muhtevasının tamamı çalınmak niyet olunan bar zahire ambarına açılan delikten akan zahirenin seylanı altına konan her çuvalı doldukça alıp götürerek o ambarı boşaltmaktır. Her hırsızlığın maddi unsuru -ihtirazi kayıtlardan vazgeçersekalmaktır. işte bu almak maddiyeti, tafsil ettiğimiz ambar hırsızlığında, aynen taaddüt etmekte, fakat ambarı boşaltmaktaki iptidai teşebbüs ile bu tekasür birbirine vasılolunmakta ve cürmi bir vahdet husule gelmektedir. Yani teselsül için fiilde bir ayniyet ve tevali şarttır. O halde tavuğu çalmakla yumurtasını almakta veya kira aktiyle bedelini istifada bir ayniyet mülahaza olunabilir mi? Böyle bir iddia mazharı tasvip olmaz. Tavuğu çalmakla hırsızlık tamamdır, kira aktiyle cürüm tamamdır. Mahsulünü veya bedelini almakla hiç bir şey hasıl olmaz. Bu icar bedelini almakta Milli Korunma Kanununun cürüm addettiği hareketin yani aktin tekerrürü şeklinde bir mahiyet görmüyorum. Kanun maddei mahsusasında kiranın hitamından on beş gün evvel müstecir çıkacağını mücire ihbar etmezse metni maddede aktin bir yıl yenileneceği yazılıdır. Madde otuz bent dört aynen şöyledir: (Kira mukavelelerinin bütün hükümlerine kiracılar tarafından riayet edildiği müddetçe bu kanunun meriyetten kalkmasından üç ay sonraya kadar kiracılar aleyhine tahliye davası mesmu değildir. Kira müddetinin hitamından en az on beş gün evvel kiracı gayrimenkulu tahliye edeceğim kiralayana yazı ile bildirmediği takdirde mukavele ayni şartlarla bir sene için uzatılmış sayılır). Filhakika kanunun metninden bir yıl için yenileneceği anlaşılıyor. Bu bir akit midir, eski aktin devamımıdır. Sabir Erbil aktin devamı olarak kabul buyurdular, devamı ise ve bu suretle suçta temadi ve teselsül kabul olunursa, kanunun zamanaşımı hakkında bir senelik hükmü lağiv maliyetinde olur. Çünkü ancak mütecir kendi rızasiyle çıktığı, veya mucir, tarafından çıkartıldığı haldedir ki cürüm hitam bulur ve bu şart tahakkuk edinceye kadar müruruzaman başlamamak lazım gelir. Bu takdirde ise vazukanunun gözettiği gaye hasıl olmaz, madde lağıvdir. Halbuki Kanun Vazunın uzun müddetlere tabi tutmak istemiyerek, hususiyle bir zaruret ve ihtiyaçtan suintifa fikrini selpedecek kadar kısalttığı ve ayni suretle müstecirin rızasındaki samimiyeti gösterecek bir hale ifrağ ettiği bu müruruzamanın kanunun gözettiği bu maksatlarla telif edilebilecek bir başlangıcı olmak gerektir. İşte bu sebeplerle, bendenize öyle geliyor ki, en tabii yol olmak üzere bunu akte irca etmek lazımdır. İcar bedeli aktin neticesidir. Yoksa nefsi akit değildir. O halde paranın ödenmesine talik etmek doğru olmaz. Bir icare akdettik bedeli icar müddetin hitamiyle tahliyesinden bir buçuk sene sonra ödenecektir dedik, öyle ise bir buçuk sene sonra müruruzaman başlayacak, bir sene daha devam mı edecektir? Böyle bir icar belki olmaz denebilir ama muhal de değildir. Zannetmiyorum ki kanun vazu bunu gözetmiş olsun. Elli altıncı maddenin yedinci bendindeki ibareye istinaden cürmün paranın ödenmesi ile vücut bulacağı her ödendikçe temadi teselsül eyliyeceği ve suçun ancak paranın tediye edildiği tarihinde tahakkuk edeceği yolunda Sayın Selim Nafiz Akyollunun fikirlerine iştirak edemeyeceğim. Sayın Haydar Yücekök'ün sözleri Hukuk prensiplerine daha uygun geliyor. Dikkatlice gözden geçirilirse pekala göze çarpacak. Kanunun otuzuncu maddesi yasaldan tayin etmiştir. Elli altıncı maddede cezaları göstermiştir. Kanun vazu otuzuncu madde ile tecrim, elli altıncı madde ile de tecziye etmektedir. Aktin vukuu ile cürüm tahassul eder dediğimiz takdirde bu akitten bir sene sonra zamanaşımı tahakkuk eder. Madde otuz, bent dört de gösterildiği veçhile bu kira müddetinin hitamından en az on beş gün evvel müstecirin gayrimenkulu tahliye edeceğini yazı ile bildirmemek suretinde sükut ile vaki icabı bir senelik yeni bir aktin sübutu için kafi görülmüştür ve zamanında bu sükutun her biri ayrı ayrı bir harekettir ve onunla akit teceddüt eder. Her aktin hitamında bir sene teceddüt ediyor, vazukanun güzel bir madde koymuştur. Demiştir ki; her akit vukuu ile cürüm tahassul ve müruruzaman cereyan eder. Akit bence bir sene geçince müruruzaman hasıl olur. Ceraimi müteselsilede teselsül eden hareketlerde her biri maddiyeti itibariyle birer cürüm olmak ve kastı iptidaiye vasıl edildiğinden, heyeti umumiyesinin sekseninci madde ile cezası tayin edilmek lazımdır.
Cürmü aktin vücudiyle tahassul etmiş addediyor. Birinci senenin son günü birinci fiil gitti. Burada kanun müstecire bir vecibe tahmil ediyor. Müstecir on beş gün evvel tahliye edeceğini bildirmezse yani bir aktin vücudunu kabul ediyor. Teceddüt demektir. (Madde: otuz fıkra beş okudular). Bendenizce ibarei kanuniye telakkime müsaittir. Beklenmesi halinde akit teceddüt ediyor. Yani akit için, eski kiraya verme mevzuubahis olmaksızın, beklenen vakıa ile, sükut vakıası ile vücut bulan yeni akit için yeni bir müruruzaman başlar. Ve bu her sene teceddüt eden akitler müteselsildir ama iki hareketi cürmiye arasında, birincisinin tetkikine mani bir müddet mevzu olduğu için cürmi bir maddiyet olan eski akit müruruzamana uğrar. Bundan ceza itibariyle bir mahzur tevellüt etmez. Teceddüt, teselsül ettiğini farzetsek bile cezası bir sene kira bedelidir. Ceza itibariyle yeni hareketi cürmiye için hiç bir mahzur yoktur. Eskisi teselsül itibariyle mahfuz da olsa, aradaki fasıla itibariyle müruruzamana uğramış da bulunsa şukadar ki ayni zamanda kanun vazunın gayesini de ihlal etmiş olmayız. Para alındıkça maksada mugayir bir neticeye varmayız. Yalnız şunu da unutmamak icap eder mesela bir apartmanın var, bu sene boşaldı, üç sene için kiraya verdim, kanuna muhalif olarak otuz dokuzdan fazla bedeli icar mukavelesi yaptım. Akitte müruruzaman başlayınca o akit bir sene sonra müruruzamana uğradığından dolayı imkanı takip olmaması hasebiyle iki senelik bakiyesinin memnu bir maddiyet olarak kanun huzurunda mahfuz kalması kanun için bir nakisa olur. Bu mahzuru önlemek için kiranın hitamından son itasından başlar dersek ve ikinci görüşü iltizam edersek müruruzaman hedefi kaybolur; Müruruzaman hükmü lağvoluyor. Bu mahzurların kaldırılması şekli bu aykırılıkların telifi vecibesi heyeti aliyelerine, bu mümkün olmassa tadil ve kabili tatbik hale ifrağı alakalılara aittir dedi.
Beşinci Hukuk Dairesi Başkanı Yusuf Kemal Aslansan: İkinci cihan harbinin çıkmasından bir müddet sonra memleketimizde de olağanüstü hallerin ilam üzerine içtimai ahengi temin ve iktisadi nizamı tanzim ile bir seviyede bulundurmak gayesini hedef tutan Milli Korunma Kanununun otuzuncu maddesine de 1939 yılı kira karşılığı miktarı esas tutulmak suretiyle kira karşılıklarının bu yıl kira karşılıkları miktarından fazla artırılmaması ve kira sözleşmeleri hükümlerinde kiracılar aleyhine bir suretle değişiklik yapılmaması ve kira sözleşmeleri hükümlerine riayet edildiği müddetçe -Mal sahiplerinin ve çocuklarının mesken ve ticaret için gayrimenkule ihtiyaç hali müstesna olmak üzerekiracılar aleyhine tahliye davası açılamayacağı hakkında ihtiyacın gerektirdiği hükümler konmuştur. Kiralayanlar ile kiracılar arasında bu hükümlerin uygulanmasını teminen Milli Korunma Kanununun elli altıncı maddesinde yazılı cezai müeyyededen başka bir de hukuki müeyyede bulunmaktadır. Hukuki müeyyede Yargıtay Genel Kurulunca içtihadı Birleştirme yoluyla verilen 01.03.1944 tarihli kararla kabul edilen, 1939 yılı kira karşılığından fazla ödenen kısmın dava halinde geri alınması ve ilerde işleyecek kira karşılıklarına mahsup edilebilmesi keyfiyetidir. (Haksız iktisaplarda şart olan, yanılma olmadan rıza ile ödenen bir paranın haksız mal iktisabı hükümleri dairesinde geri istenebilip, istenemeyeceği ehemmiyete değer bir tartışma mevzuu olmakla beraber bu cihet müzakere dışında kalmaktatır).
Cezai müeyyedeye gelince: 5020 sayılı kanunla değiştirilen elli altıncı maddenin yedinci bendinde kira karşılıklarını 1939 yılı kira karşılığı miktardan fazla arttırmak ve kira sözleşmelerinde değişiklik yapmak gibi otuzuncu madde bir, iki, üç, beş ve yedinci bentleri hükümlerine riayet etmeyenlerin bu bentlerde gösterilen cezalarla cezalandırılacakları ve son fıkrasında da (bu bentte yazılı suçlar hakkında bir yıl içinde dava açılmadığı takdirde bir amme davasının düşeceği) yazılı bulunmaktadır. Ceza hukukunda ihtisası olan sayın arkadaşlarım mütemadi ve müteselsil fiiller hakkında değer izahlarda bulundular. İhtisasım dışında kalan bu mevzu üzerinde durmayarak hukuki bakımdan elli altıncı madde hakkındaki düşüncemi açıklamakla iktifa ediyorum. Milli Korunma Kanununun elli altıncı madde hükmü ile hedef tuttuğu nokta kira akitlerinde otuzuncu maddenin bir, iki, üç, beş ve yedinci bentleri, ne riayet, etmeyen kiralayanları cezalandırmak ve bu halin vukuu ve tekerrürüne meydan vermemektir. Binaenaleyh kanunun tayin ettiği hadden fazla karşılığı alındıkça kanun hükümlerine riayetsizlik teakup ve teselsül eder ve alındığı tarihten itibaren zamanaşımının başlaması da kanunun ruhuna uygun olur. Tatbikatta görüldüğü üzere otuzuncu madde hükümlerine riayetsizlik yıl sonunda meydana çıkmamaktadır. Akit tarihi zamanaşımına başlangıç tutulduğu surette cezai müeyyedenin uygulama alanı kalmayacaktır. Bu suretle akit tarihinden, bir yıl sonra cezai müeyyede fiilen mevcut bulunmayacaktır. Akit tarihinden itibaren bir yıl içinde hukuki ve cezai müeyyedeler uygulanıp bir yıl sonra yalnız hukuki müeyyede uygulanabileceği düşüncesine katiyen iştirak edemiyorum.
Onanmış bir örneğini sunduğum Beşinci Hukuk Dairesinin 18.10.1947 tarihli ve 1777/2034 sayılı kararında Milli Korunma Kanununun otuzuncu maddesinde yazılı hadden fazla ödenmiş olan kira karşılığı miktarı Borçlar Kanununun 61, 66. maddeleri hükümlerince verildiği tarihlerden itibaren bir yıl içinde geri verilmesi: veya işliyecek kira karşılıklarına mahsubu dava edilmediği takdirde zamanaşımına uğrayacağı kabul edilmiş ve şu suretle her fazla miktar verildiği tarih zamanaşımına başlangıç sayılmıştır.
Otuzuncu maddenin ceza müeyyedelerine müteallik bulunan elli altıncı maddenin son fıkrasının da hukukta kabul edilen, esas dairesinde her fazla ödeme tarihinin zamanaşımına başlangıç tutulmak suretiyle yorumlanması kanunun ruhuna uygun olacağı gibi zamanaşımının başlangıcında hukuki ve cezai müeyyedelerde bir esas kabul edilmek suretiyle ikilik önlenmiş olur. Ve cezai müeyyededen ve umulan gayeye ancak bu yorum tarziyle varılabilir.
Olayda, bahis konusu elli altıncı maddenin son fıkrasındaki zamanaşımı başlangıcının eski mevzuata göre değil, Borçlar kanununun ve Milli Korunma Kanununun özel hükümlerine göre tayini icap eder. Borçlar Kanununa göre adi kira akdi kiracıya; kiralanan şeyi yalnız kullanmak, hasılat kirası da kiralanan şeyi kullanmaktan başka semereye hasılatını da almak hakkını verir. Kira bağıtının esas rüknü sade kiralanan şey ile kira karşılığıdır. Kira karşılığının miktarının hale göre tayini kabil olması kifayet eder. Kira süresinin tayini de şart değildir. Tarafların rızalarının birleşmesiyle münakit olan kira aktinde tayin olunan müddetin hitamında kiralayanın malümatiyle muhalefeti olmaksızın kiralanan şeyin kullanılmasına devam olunduğu yahut fesih hakkında ihbarı iki taraftan hiç biri yapmadığı takdirde hilafına sözleşme yoksa akit muayyen olmayan bir müddet için tecdit edilmiş sayılır. Milli Korunma Kanununun otuzuncu maddesine göre de bu maddede gösterilen haller dışında olmak üzere kira aktine riayet edildiği müddetçe kiracı aleyhine tahliye davası açılmasına cevaz olmayıp kira süresinin hitamından sonra aynı şartlar altında bir sene uzamak suretiyle akit yenilenir. Mülga" Mecellenin icarenin butlan ve fesadına ve mütedair hükümlerine ve bedeli icarın anen ve feanen tahakkuk eylemekte olduğu nazariyetlerine istinaden ihtilaf konusu meselenin halline gidilmek hiç bir suretle yerinde olamaz.
Kira akti tarihinde, teakup ve teselsül eden kanun hükümlerinin riayetsizliğe katiyen başlangıç sayılamaz. Hukuki müeyyedede kabul edilen esas dairesinde kanuni hadden fazla ödendikce her fazla ödeme tarihinde elli altıncı maddenin son fıkrasındaki zamanaşımına başlangıç tutulması kanunun ruhuna uygun olur. Ve elli altıncı maddenin son fıkrası bu suretle yorumlanmak iktiza eder.
C. Başsavcısı Kazım Berkler; Sayın arkadaşlar vaktimiz çok daraldı tatil saatine beş dakika gibi kısa bir zaman kaldı, iş uzun uzadıya görüşüldü ve kafi derecede vuzuh peyda etti. Bu itibarla ben de düşüncelerimi kısaca arzedeceğim. Esasen bu konuya mutaallik bir olayda makamımızca yapılan itiraz üzerine Geza Genel Kurulu itirazımızı musip görerek bağıt tarihinden itibaren zamanaşımı cereyan edeceği yolunda karar vermiştir. Kanaatımca da mütemadi ve müteselsil suç unsurlarının mevcut olmadığı belirtilmiş olduğu için bu noktalar üzerinde durmayacağım. Yalnız "aktin vukuu tarihi mebdei sayılmayacak olursa şu aktin müddetine ve kira karşılığının ödenmesi şartlarına göre zamanaşımının yürümeye başlıyacağı mebdei değiştirmek ve hatta bazı hallerde kanun vazunın kabul ettiği zamanaşımı müddetini lüzumundan fazla uzatmak mecburiyeti hasıl olacaktır.
Şimdiye kadar hiç temas edilmeyen mühim bir nokta var. Müruruzaman davaya salahiyet geldiği tarihten cereyana başlar.
Aktin vukuu ile suçun tekevvününde hiç ihtilaf yoktur. Akit vuku bulunca kiracı davaya salahiyetlidir. Savcı da suça muttali olunca dava açabilir. Ama ittila bir sene sonra olurmuş bu bir mahzur değildir. Çünkü buna şebih müruruzaman hadiseleri pek çoktur. Bu mülahaza ile Savcının açacağı dava için müruruzaman müddetini değiştirebilirmiyiz? Buna imkan yoktur. Sayın Kemal Aslansanın hukukta başka, cezada başka müruruzaman kabul olunduğu takdirde bir teşeddüt yaratılmış olur yolundaki beyanları da kanaatımca varit olamaz. Zira müruruzamanlar bir çok olaylarda cezada ve hukukta, başka başkadır. Her bakımdan aktin vukuu tarihi müruruzamana mebde olarak kabul etmek en doğru ve uygun bir içtihat olur dedi.
Birinci Başkan Milli Korunma Kanununun bazı hükümlerini değiştiren 5020 sayılı kanunun elli altıncı maddesinin yedinci bendinde: kira artırma suçunun, cezası gösterildikten sonra (bu bentte yazılı suçlar hakkında bir sene içinde dava açılmadığı takdirde amme davası düşer) denilmektedir.
Kanunun otuzuncu maddesinde ise: (Kira bedelleri hiç bir suretle fazla olamayacağı gibi sözleşme şartlarında kiracılar aleyhine değişiklik yapılamaz)
Suç fazla kira bedeli alınması değil. Bu fazla bedelle anlaşma yapılmasıdır.
Milli Korunma Kanununun altmış sekizinci maddesinin dördüncü bendinde (...aynı gayrimenkulün müteaddit defalar kanunen muayyen miktardan fazla kiraya verilmesi gibi haller bir suç sayılır. Ve bu hallerde Türk Ceza Kanununun sekseninci maddesi hükmü tatbik olunur.
Ceza Genel Kurulunun kararına muhalif olan Hususi Daire kararında bu suça kati bir vasıf verilmemiştir. Bu suç ani midir? Yoksa mütemadi: veya müteselsil bir suç mudur? Bir kere meseleyi bu suretle vazetmek lazımdır. Eğer ani bir suç ise işlenmesiyle beraber nihayet bulmuş demektir. İmtidat eden suçlarda temadi ve teselsül düşünülebilir. Mütemadi suçlarda suç halinin, suçlunun yeni bir kastı olmadan ve iradesi inzimam etmeden kendiliğinden uzadığı halde müteselsil suçlarda suç halinin suçlunun tekerrür ve tevali eden suç; kastı neticesinde uzamasıdır. Diğer taraftan 4648 sayılı kanunun gerekçesinde (kira bedelinin artırılması suçuna teşebbüs mümkün olduğu" tasrih olunmuştur. Kanun Vazunın mahsus sarahatla tayin ettiği hallerde bu, sarahata göre düşünmek zaruridir.
Şimdi ani suç diyorlarsa aktin vukubulmasiyle suç tekevvün etmiştir. Akit tarihinden itibaren bir sene zarfında dava açılması lazımdır. Aksi halde müruruzamanla amme davası düşer. Yok müteselsil suç, diyorlarsa kararlarında sekseninci maddenin de tatbiki lazım geleceğine dair en küçük bir kayıt ve ima mevcut değildir. Yalnız kira müddetinin bitmesinden itibaren bir sene içinde dava açılabileceğini kararlarında göstermişlerdir. Bunun da sebebini şöyle izah buyuruyorlar (elli altıncı) maddenin yedinci bendinin son fıkrasında: muayyen bir senelik mehil, mütemadi ve müteselsil fiillerde mütemadi ve teselsülün bittiği; tarihten itibaren cereyan edeceğine göre kamu davasının düşmesine karar verilmesi yolsuzdur) diyorlar."
Bundan hadisede temadi ve teselsülün mevcudiyetinin kabul olunduğu istidlal edilmektedir.
Diğer 28.06.1947 tarihli bir kararlarında: (amme davası açılabilmek için bir senelik müddetin temadinin bittiği tarihten itibaren cereyana başlıyacağı ve bu bakımdan meskur müddetin kira sözleşmesinin vuku bulduğu tarihten itibaren hesap edilmesine imkan olmadığı ve kiracı sözleşmeye müsteniden mecurda ikamet ettiği müddetçe fahiş olduğu iddia olunan kira bedeli işlyerek anen feanen tahakkuk ve fiilde temadi edeceği ve amme davası açıldığı tarihte kiracının gayrimenkulde sözleşmeye istinaden ikamet etmekte olmadı itibariyle hadisede mehlin cereyana başlamadığı gözetilmiyerek kamu davasının düşmesine karar verilmesi yolsuzdur) deniyor. Bu; kararda teselsülden bahsedilmeyerek yalnız temadiden bahsedilmektedir.
Şimdi biz neyi halletmek işitiyoruz? Kanun Vazunın menettiği şey nedir? Bir gayrimenkulün 1939 senesinde muayyen veya müteakip kanunlarla nispeti tayin edilmiş bulunan kira bedellerinden fazlaya kira verilmesi mi? Yoksa fazla kira bedelinin tahsil ve kabzedilmesi mi? Çünkü birisi nefsi akite, diğeri aktin ifasına taalluk edeceği için hadisede ancak bu hususun tayin ve tesbiti bizi meselenin halline götürebilir. Milli Korunma Kanununun otuzuncu maddesini bir kerre daha okuyalım. (Kira bedelleri hiç bir suretle fazla olamayacağı gibi sözleşme şartlarında kiracılar aleyhine değişiklik yapılamaz.) İbare bu.
Şu ibarenin bir aktin inşa ve vukuu anına taalluk etmekten başka bir cihete irsale veya başka bir manaya hamline imkan var mıdır?
Eğer vazukanunun maksadı aktin hitamından ve mecurun tahliyesi anından itibaren bir sene mehlin cerayana başlıyacağı merkezinde olsaydı bunu ibarede açıkça belirtmek mümkün olabilirdi. Kira badelinin tesviyesi şekli ne eski hukukta ne de yeni mevzuatımızda yani Borçlar Kanununda icar aktinin inikadı ve sıhhati için bir sarf değildir. Bu husus tarafların arzusuna muallaktır. Borçlar Kanununda eğer hini akitte kira bedelinin ne zaman tediye edileceği tesbit edilmemişse, adete bakılarak veya altı, aylık kiralarda bu müddetin bitmesi ve daha az müddetli kiralarda ise her ay hitamında bedeli icarın ödenmesi lazım geleceği gösterilmiştir.
Şu halde mehlin mebde'ini (anenfeanen menfaatin istihsal edilmiş olması mucip sebebine dayanarak icar müddetinin hitamından ve mecurun tahliyesine) itibar etmeye ve suçu, gayrimenkulden maksut olan menfaat istihsal edildikte tevali ve teselsül eden bir suç diye saymaya hangi hukuk esaslarının mesnet ve memsek itihaz edildiğini tayin etmek biraz güçtür.
Bedelin ödenmesi şekil ve tarzı ne Milli Korunma Kanununda ne Borçlar Kanununda aktin inikadına veya suçun vücut bulmasına bir şart olarak gösterilmemiştir. Çünkü, bedelin ödenmesi, akitlerin koyacakları şarta bağlıdır. İcar bedeli peşinen ödenebileceği gibi hava parası diye alınmak istenen veya fazla icar bedeli olarak tayin edilen miktarın ilk ay iptidasında alınması da mümkündür. Bu takdirde bedel peşinen alınacağı için suç o anda vücut bulmuş ve o günden itibaren de müruruzaman cereyana başlamış olacaktır. Kezalik fazla bedelle kiraya verme, halinde kanunun tayin ettiği miktar bedeli icardan fazlasını ilk ayda peşinen alıp ondan sonraki ayların bedeli icarını kanunun koyduğu miktar üzerinden alırsa yine suç ilk ayda vücut bulmuş ve tamam olmuş bulunacak. Bir senelik müruruzaman müddeti de o günden itibaren başlamış olacak demektir.
Kaldı ki: Bu kanundan evvel yapılmış kara akitlerinin son ayları kanunun menettiği zamana tesadüf ediyorsa müteselsil ve mütemadi suç sayıldığı takdirde asli suç olmıyan bir aktin bir kısmı meşru ve bir kısmı gayri meşru sayılmış olacaktır.
Kanun Vazunın eski hadiseleri tasfiyeye katar verdiği ve buna göre yeni hükümler koyduğu bir zamanda eski hadiseleri de suç saymak bilmem nasıl kabil olur?
Beyefendiler; Milli Korunma Kanunu bir amme kanunudur. Bunda men ve terhip edilmiş olan hareketleri ve fiilleri, Kanun Vazunın maksadına ve amme hukukunun prensiplerine uygun bir şekilde tefsir etmek ve hele cezai hükümleri, suçluların aleyhine katiyyen teşmil ve tevsi etmemek Ceza Kanununun en başlı umdelerinden biridir.
Hususi hukuk zümresinde bulunan borçlar hukukunu hadisenin hallinde hakem kılmaya imkan yoktur. Mecelle ahkamına göre icar aktinde maksudunaleyh daima menfaattir. Bunun fasit ve sahih icar akitlerinde istihsal etmek veya istihsale muktedir gibi şartları ve halleri vardı. Şimdiki hukuki mevzuatımızda ise, ücret mukabilinde bir şeyin kullanılmasını terketmektir. Filhakika bunda da intifa esastır. Demek isterim ki: Kanunun cürüm saydığı hususu ancak ona hasretmek, iktiza eder. Milli Korunma Kanununda Kanun Vazu fazla bedelle kiraya vermeyi menetmiştir. Yoksa kiranın alınmasına ve tahsil ve kabzına talik etmemiştir. Bunu, bu fiile teşebbüsü dahi cezayı müstelzim saymakla açıkça göstermiştir. Eğer istihsal menfaate veya bedelin alınmasına talik etmiş olsaydı bu şartlar vücut bulmadıkça suçun tekevvün etmemesi icap ederdi. Müteselsil ve mütemadi suç saymanın kanaatımca mesnedi yoktur ve olamaz.
Sözlerini dinlediğimiz bazı muhterem arkadaşların görüşlerine nazaran adeta bu şekilde icar aktinin memnu olduğu gibi bir netice ortaya çıkıyor. Hatırımda kalan bir mutalaaya göre de bu icar fasittir deniyor. Eğer memnu bir şey üzerine akit inşa edilmişse esasen icar bedeli hiç lazım gelmez. Fasittir denildiği takdirde de fesadın hükmü ve şumulü tayin edilmek ve buna terettüp edecek hükümleri ne olacağını izah etmek icap eder.
Halbu ki: Kanunun tayin ettiği icar bedeliyle akit lazımdır. Sahihtir. Hiç bir zaman bu aktin butlanı iddia edilemez ve bu sebeple de bedeli icar, hini akitte nasıl şart; edilmişse şekilde tesviyesi iktiza eder. Mucirin mahrum; kalacağı şey yalnız Milli Korunma Kanunun tayin ettiği nispetten fazlasıdır. Bunu alamaz.
Binaenaleyh Borçlar Kanunu hükümleri bakımından bu aktin sıhhatına mani bir sebep yoktur. İcar akti bütün kanuni unsurları ve şartlariyle tamamdır, nafizdir ve sahihtir. Bu itibarla hadisede memnu olan şey fazla bedelle kiraya vermek keyfiyetidir. Yoksa fazla kira bedeli almak değildir.
Çok rica ederim. Bunu tebarüz ettirmek iktiza eder. Çünkü, işin ruhu buradadır. Ceza hukuku bakımından suç dediğimiz şey, bir ceza tehdidi altında kanunun nehy ettiği şeyi yapmak veya emrettiği şeyi yapmamaktır. Ceza Kanunu bir fiili suç saydığı zaman bünyesine bakmış ve o fiili yapmayı menetmiştir.
Bu kaideyi hadisemize tatbik ettiğimiz zaman -eğer dedikleri gibi bir telakkiyi kabul edersek- bu icar akitlerinin memnu olması ve netice itibariyle de batıl olması iktiza eder. Halbuki, bu hadiselerde icar akti memnu değildir. Memnu olan şey kanunun açık ibaresine göre fazla bedelle kiraya verme keyfiyetidir.
Zaten Kanun Vazunın bu kabil hadiselerde suça nasıl vasıf izafe ettiğini yukarıda arzettiğim gibi Milli Korunma Kanununun altmış sekizinci maddesinde izah ettiğini görüyoruz.
Altmış sekizinci maddenin dördüncü bendi aynen şöyledir: (Aynı gayrimenkulün müteaddit defalar kanunen muayyen miktardan fazlaya kiraya verilmesi gibi haller bir suç sayılır. Ve bu hallerde Ceza Kanununun sekseninci maddesi hükmü tatbik olur).
Sekseninci maddenin tatbiki, suçun müteselsil olduğunu gösterir. Yani teselsül etmiş bir suç denebilmek için bir gayrimenkulun müteaddit defa fazla bedelle kiraya verilmesi lazımdır. Eğer bir gayrimenkul bir defa kiraya verilmişse demek ki, teselsül için tek bir suç vardır. Bu da ani bir suçtur.
Buna mütemadi suç de denilemez. Onun da izahını yaptım, mütemadi suçlarda, suç halinin, suçlunun yeni bir kastı olmadan ve iradesi inzimam etmeden kendiliğinden uzaması demektir.
Hususi Daire, bu suça mütemadi suç dediği zaman şunu kastediyor ve söylüyor. Her ay kira alınıyor. Ve akitte muayyen müddet bitinceye kadar mecurdan intifa ve istifade ediliyor. Anen feanen tabirinin kullanılması, intifaın devam etmesi halini ifade için istimal edildiği tabiidir. Fakat dediğim gibi hadisemizde memnu olan şey, mütemadi suçlarda misal olarak gösterildiği veçhile hilafı kanun bir adamı hapsetmek veya bir kadınla mütemadiyen zina etmek veya noksan terazi kullanmak gibi haddi zatında memnu olan bir fiil değildir. İcar akti sahih olduğuna göre memnu olan husus aktin inşasında tayin edilmiş olan fazla bedeldir. Bu bedeli mucir almasa dahi suç vardır. Yalnız böyle fazla bedel istenmesi suçun tekevvününe kafidir. Parayı almaya katiyyen lüzum yoktur.
Şunu açıkça arzedeyim ki, eğer bu suçun tekevvününde mecurdan intifai veya para almayı bir unsur olarak kabul edersek Çıkmaza girer. Ve hukuk bir prensip koyamayız. O zaman bazı arkadaşların buyurdukları gibi taraflar icar bedelinin ödenmesi zamanını tayinde serbest oldukları cihetle mesela, bir senelik "icar edilen bir gayrimenkulun icar müddetinin hitamından bir buçuk sene sonra bedeli icarın ödenmesi meşrut olsa para alınmamış ve mecurdan intifa imkanı bulunmamış ve müddetin hitamında itibaren bir seneden fazla zaman geçmiş olduğu halde mücerret icar bedelinin alınması yeni bir, suçun mevcudiyetine sebep olmak gibi garip bir netice ile karşılaşmış oluruz.
Muhterem bir arkadaşımız, aktin yapıldığı zamanda suçun vücut bulduğunu kabul etmemekle beraber icar bedeli alındıkça da suçun teceddüt edeceğini ileri sürerek buna mütemadi suç mahiyetini izafe etmek istiyor. Bu görüşün doğru olmadığını da biraz evvel mucip sebepleriyle arzetmiş bulunuyorum.
Borçlar hukukunda anen feanen menfaatı maksuda istihsal edildikçe icar aktin yenilenmekte olduğuna delalet eden hiç bir mazariyye ileri sürülmemiştir.
Malumualileri olduğu veçhile hukuk esaslarına göre bir gayrimenkulde bir kimsenin üç hakkı mevcuttur. İstimal, semere ve mülkiyet, istimal ile semere Üsüs fürüktüs terkedilirse icar akli vücut bulur; Ariyette ancak, üsüs dedikleri istimal hakkı terkedilmiştir. Abisüs dedikleri mülkiyet hakkı terkedilirse gayrimenkulun mülkiyeti terkedilmiş ve o şahsın elinden çıkmış oluyor.
Roma Hukukunda mülkiyetten bahsedilirken ileri sürülen felsefe ve esas budur. Borçlar Kanunundaki hükümler de bunu göstermektedir. İcar aktini Borçlar Kanunu böyle tarif ediyor.
Sonra en başlı nokta; Kanun Vazunın alelade suç sayılan bu gibi hallerde beş senelik dava müruruzamanı tayin etmişken, aynı mahiyette olan bu suçta niçin bir senelik müruruzaman müddeti koymuştur? Selim Nafiz beyefendinin geçen celsede bulduğu şekil ancak müteselsil ve mütemadi suçlarda mevzubahis olabilir. Ani. suçlarda bu husus kattiyyen düşünülemez. Suç oldumu, müruruzaman derhal işletmeye başlar.
Artık daha fazlası usanç, verecek bir dereceye varır. Bununla iktifa ediyorum.
Aktin vücut bulduğu günden itibaren, bir senelik müruruzamanın cereyan edeceğini kabul hem kanunun ruhuna, hem de hukuk esaslarına uygun olur. Takdir yüksek heyetindir.
Beşinci Ceza Dairesi Başkanın Haydar Yücekök; Geçen oturumlardaki izahlarını tekrar ettiler.
Beşinci Hukuk Dairesi Başkanı Y. Kemal Aslansan; Kira akit tarihi zamanaşımına başlangıç olarak kabul edilse dahi: Kira süresinin hitamından on beş gün evvel kiracı tahliye edeceğini haber vermediği surette akit ayni şartlarla bir yıl müddetle uzatılmak suretiyle yenileneceğine göre yenileme tarihinden ödenecek hadden fazla kira karşılıkları için de yenileme tarihi zamanaşımına başlangıç tutulmak icap eder.
Otuzuncu maddede bir yıl uzatılmış sayılır tabirinden sonra aynı maddede sözleşmenin yenilenmesi denilmiş olması maksadın aktin yenilenmesi olduğu gibi Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kararları da aynı şartlarla kira aktinin bir yıl süre ile uzatılmış sayılması keyfiyetini yenileme olarak kabul etmektedir.
Birinci Başkan; Verilen misaller fiilin mahiyeti itibariyle kanunen suç olan şeylerdir. Çalmak kanunen memnudur, amma icar akti memnu bir fiil ve hareket değildir. Aktin bünyesinde hiç bir zaman memnuiyet yoktur. Kiraya vermek tabii haklardandır. Üç celsedir devam eden mevzuumuz tamamiyle aydınlanmıştır demeleriyle; Sonuçta;
5020 sayılı kanunun elli altıncı maddesinin yedinci bendinin son fıkrasına "bu bendde yazılı suçlar hakkında bir sene içinde dava açılmadığı takdirde amme davası düşer" denilmektedir. Hususi Daire kararlarından birinde sözü geçen fıkradaki bir senelik müddetin kira sözleşmesinin hitam bularak kiracı tarafından mecurun tahliye veya kira bedelinin kanuni haddine tenzil ve irca edildiği tarihten cereyan edeceğine, kira bedelini artırma suçlarının mütemadi suçlardan olması ve ikinci kararda da bu suçun müteselsil suçlardan bulunması mucip sebep olarak; gösterilmektedir.
Ceza Genel Kurulu kararında ise, kira bedelini arttırma suçunun, ani Suçlardan olmasından dolayı bir senelik zamanaşımı müddetinin kira sözleşmesinin yapıldığı tarihten hesaplanması lazım geldiği belirtilmektedir. Şu hale nazaran kira bedelini artırma suçunun ceza esaslarına göre ani veya mütemadi veya müteselsil suçlardan hangisi olduğunu tayin etmek icap eder.
Ani cürümler; İkaı ile beraber hitam bulan cürümlerdir. Failin cürmü işlemesiyle fiil ile temas ve alakası kalmaz. Fail fiil ika etmekle yapacağını yapıp bitirmiştir.
Mütemadi suçlar ise; İka ile hitam bulmıyan ve uzayan cürümlerdir. Mütemadi cürümlerde failin, fiil ile temas ve alakası temadi eder. (Bir kimsenin kanun hilafı hapsi gibi) ne vakit o şahis serbest bırakılırsa o vakit cürüm hitam bulur. Hapsettiği müddetçe cürüm temadi eder. Cürüm ne kadar temadi ederse etsin fiil birdir. Müteaddit değildir.
Müteselsil suçun teşekkülü için de; Kanunun aynı hükmün ihlal eden ve teaddüt eden efalini: Aynı cürüm kastının icra vasıtalarından olması lazımdır. (Bir veznedarın hırsızlığı gibi) ani suçlar ile mütemadi ve müteselsil suçları yekdiğerinden ayırmak için her cürmün bütün unsurları itibariyle tekemmül edişine bakmak lazımdır. (Hırsızlık) ani cürümdür. Zira, hırsızlık suçu, mal sahibinin rızası olmaksızın bir malı almak ile tekemmül eder. (Hırsızlık) suçunun maddi unsuru (almak) tır. Yoksa çalınan malı, bir müddet elinde tutmak hırsızlığın maddi rüknü değildir. Çalınan bir malın uzun müddet çalanın elinde kalması hırsızlık suçunun mütemadi bir suç sayılmasını icap ettirmez. Eşyayi cürmiyeyi saklıyan bir kimsenin suçu da mütemadi bir suç değildir.
Çünki; eşyayi cürmiyenin saklanması anında mal sahibini hakkı ihlal edilmiş ve ihlal keyfiyeti malın saklanmasıyle tamam olmuştur. Saklamak halinin devamı; hırsızlık suçunun semerelerinden istifade Sayılır. Müteselsil suçun teşekkülü için bir kastı cürmi etrafında efalin teaddüt etmesi (iktiza eder. Bir suçun teşekkul hali ile suçun semerelerinden istifade hali birbirinden ayırt edilince; ani ve mütemadi ve müteselsil suçları birbirinden tefrik kolaylaşır. Bu esaslar gözönünde bulundurularak ihtilaf konusunu teşkil eden kira bedelini artırma suçunu vücuda getiren unsurları tesbit için Milli Korunma Kanununun muaddel otuzuncu maddesinin yasak ettiği fiilleri ve yasak edilen fiillere ceza tayin eden elli altıncı maddesi hükmünü tetkik etmek icap eder.
Milli Korunma Kanununun elli altıncı maddesinin birinci fıkrasında: (Otuzuncu maddenin bir, iki, üç ve 5/C ve yedinci bentleri hükümlerine riayet etmiyenler hakkında bir yıllık kira bedeli tutarınca ağır para cezasının hükmedileceği tasrih edildikten sonra, tekerrür halinde bu cezanın iki misline çıkarılacağı ve otuzuncu madde hükmüne muhalefeti itiyat edenlere ayrıca bir aydan altı aya kadar hapis cezası da verileceği gösterilmektedir. Bu maddenin matufu olan bentler gözden geçirilince:
1- Milli Korunma Kanununun uygulandığı süre içinde İstisna edilenlerden maada gayrimenkullerin Milli Korunma Kanununun uygulanmasına tekaddüm eden yıl içindeki son kira sözleşmesiyle belli olan kira bedellerine konutlarda % 20 ve konuttan başka yerlerde % 50 zam ile bulunacak kira bedellerinden hiç bir suretle fazla olamayacağı gibi sözleşme şartlarında kiracılar aleyhine değişiklik yapılamaz. (Madde: otuz, bent bir).
2- Kiraları sözleşme ile belli olmıyan veya Milli Korunma Kanununun uygulanmaya konulmasından sonra kiraya verilmeye başlanan yahut kullanma tarzı tamamen değiştirerek kiralanan gayrimenkullerin kiraları; Belediye Encümenlerince o mahal veya semtteki mümasilleri nazara alınarak 1939 takvim yılının rayicine göre takdir olunacak kiraya konutlara % 20 ve konutlardan başka yerlerde % 50 sinin zammı ile bulunacak miktarları aşamaz. (Madde: otuz, bent: iki).
3- Mobilya ile kiraya verilen gayrimenkullerin yukarıki fıkralara göre taayyün eden yıllık kira bedellerine mobilyaların belediyelerce takdir edilecek kıymetin % 20 si zammolunabilir.
Şu kadar ki, zammolunacak miktar kira bedelinin yıllığını geçemez. (Madde: otuz, bent: üç).
4- Kanunen muayyen sebeplerden dolayı mal sahibi tahliye ettirdiği gayrimenkulü mücbir sebep olmaksızın bir yıl içinde başkasına kiralayamaz. (Madde: otuz, bent ; 5/C).
5- Kaloriferli, binalardan; Kömür fiatlarındaki değişikliklerin kira bedellerine inikas nispeti halin icaplarına göre Milli Korunma Kanunu gereğince çıkarılacak Bakanlar Kurulu karariyle tayin olunur. Ve kanunen muayyen olan zamların hesabında kömür bedeli farkları nazara alınmaz. (Madde ; otuz, bent: yedi).
Yasak edilen hallerin beş noktada toplandığı görülür. Bu yasak edilen hallerden ihtilafa konu teşkil eden kısmı tahlil edelim:
Milli Korunma Kanununun elli altıncı maddesinin menettiği ve suç saydığı safha, kanunen muayyen olan miktardan fazlaya bir gayrimenkulun kiraya verilmesi hakkında sözleşme yapılması halidir. Suç, kira bedeli almak ile değil, mücerret kanunen muayyen olan miktardan fazlaya ter gayrimenkulun kiraya verilmesi için sözleşmede bulunmak ile meydana gelir.
Suçun tamam olmasında kira bedelinin iptidaen alınmasının veya muayyen bir zaman sonra alınması şart edilmesinin hiç bir tesiri olamaz. Nitekim Milli Korunma Kanununun değişen altmış sekizinci maddesinin üçüncü bendi hükmünce; kira bedelini artırma suçuna teşebbüs dahi suç sayılmıştır. Eğer kira bedeli, su çun tamamiyetinde unsuru asli olsaydı; kira bedelinin arttırılması hakkında sözleşme yapılıp kira bedeli alınmamış olan ahvalde suç tekevvün etmezdi. Ve tekevvün etmiyen bir suçun teşebbüsü de bahis mevzuu olmazdı. Kira bedelinin anen feanen tahakkuk ettiğinden ve bu sebeple fiilin temadi edilmiş olduğundan bahsile kira bedelini artırma suçunun mütemadi suçlardan olduğu ve zaman aşımının da, temadinin bittiği günden hesaplanması icap eylediği neticesinin çıkarılmasında isabet mutalaa edilemez. Zira, mal sahibinin fazla kira hakkında sözleşmede bulunmasıyle suç tamam olmuş ve mal sahibinin zatı fiil ile alakası kalmamış olur. Mal sahibinin kira bedelini alması ve almakta devam etmesi kira bedelini artırma suçunun semeresinden istifadedir. Bir suçun semeresinden istifade hali; ani olan suça mütemadi vasfını veremez. Kira bedelini artırma suçu mütemadi suç olmadığı gibi müteselsil suç da değildir. Çünkü; kira bedelini artırma hakkında sözleşme yapmak ile suç vücut bulduktan sonra aynı kasti cürmi altında mal sahibi tarafından tekrarlanmış icrai diğer bir fiil yoktur. Kira bedelini artırmak için bu defa sözleşmede bulunmuş olan mal sahibinin kira bedelini alması, suçun semeresinden istifade demek olup müteselsil suçun unsurunu teşkil eden efal meyanında mutalaa edilemez. Aksi mütalaa; Milli Korunma Kanununun değişen altmış sekizinci maddesinin dördüncü bendi sarahatına da muhalif düşer. Altmış sekizinci maddenin dördüncü bendindeki (aynı gayrimenkulun müteaddit defalar kanunen muayyen olan miktardan fazlaya kiraya verilmesi gibi haller bir suç sayılır ve bu hallerle Türk Ceza Kanununun sekseninci maddesi hükmü tatbik olunur) yolunda sarahat dahi pek açık olarak kanunen muayyen miktardan fazlaya gayrimenkulu yalnız bir defa kiralayan mal sahibinin suçunun ani suç olduğunu ve bu mal sahibi hakkında Türk Ceza Kanununun sekseninci maddesinin tatbik edilemeyecegini göstermektedir. Kira bedelini artırma suçu haddi zatında müteselsil suç olsaydı; bu suçun müteaddit defa işlenmesi halinde müteselsil bil suç teşkil edeceği hakkında kanuna bir madde ilavesine lüzum görülmezdi. Milli Korunma Kanununa bu maddenin konması; bu suçun müteaddit defalar işlenmesi halinde sanıklar lehine olmalı üzere içtima hükmünün tatbikinden ihtiraz içindir. Asıl mahiyeti itibariyle Türk Ceza Kanununun sekseninci maddesinin tarif ettiği müteselsil suç evsafını haiz olmıyan kira bedelini artırma suçu ancak aynı gayrimenkule taalluk etmek ve müteaddit defalar işlenmiş olmak şartiyle Türk Ceza Kanununun sekseninci maddesi hükmüne tabi tutulmuştur.
4648 sayılı kanun ile Milli Korunma Kanununa ilave edilen altmış sekizinci maddenin dördüncü bendinin ihtiva eylediği hüküm umumi hükümler dışında: kabul edilmiş olan istisnai bir hükümdür. Sanıklar lehine konulmuş olan bu istisnai hükmü, zamanaşımı süresinin hesaplanmasında sanıklar aleyhine tatbik etmeye kanunun ibaresi asla müsait değildir.
Bu hüküm ani suçlardan olan kira bedelini artırma suçunun asli vasfını tebdil ve tağyir etmiş değildir. Kira bedelini arttırma suçunun mütemadi ve müteselsil suçlardan olduğu ve bu sebeple Milli Korunma Kanununun değişen elli altıncı maddesinde bahsolunan bir senelik dava zamanaşımı müddetinin Türk Ceza Kanununun 103. maddesinin mütemadi ve müteselsil suçlar hakkında kabul ettiği esas dairesinde temadi ve teselsülün bittiği günden itibar edilmesi lazım geldiği yolundaki görüş Milli Korunma Kanununun elli altıncı maddesini tadil eden 5020 sayılı kanun ile Kanun Vazunın takip ettiği maksada da külliyen aykırı bulunmaktadır Sözü geçen kanunun geçici Komisyon raporundan: (Hükümet Tasarısında değişiklik yapılmamış ve çıkarılan bentlerin numaraları düzeltilmiş ve yeni hüküm olarak ihtilafların çabukça halli ve işlerin uzayıp vatandaşlar arasında devamlı bir ihtilaf mevzuu olmaması için dava ikamesi bir yıllık müddete tabi tutulmuştur. Bu müddetin hitamında dava açılmazsa amme davası düşecektir) denmiştir.
Hususi Dairenin telakkisi gibi kira bedelini artırma suçunun mütemadi ve müteselsil suç sayılması ceza esaslarına uygun düşmemekle beraber Kanun Vazunın maksadı hilafında bu kabil suçların zamanaşımı süresini umumi zamanaşımı süresinden fazla uzatılmasını da icap ettirir.
Netice; 5020 sayılı kanun ile Milli Korunma Kanununun elli altıncı maddesinin yedinci bendinin son fıkrasında bu bendde yazılı suçlar hakkında bir sene içinde dava açılmadığı takdirde amme davasının düşeceği tasrih edilmesine ve yukarıda tafsil ve izah olunduğu üzere kanunen muayyen miktardan fazlaya bir gayrimenkulun kiraya verilmesi suçu, sözleşmenin yapılmasıyle tekevvün eden ani suçlardan olmasına ve kira bedeli, suçun unsurunda dahil olmamasına ve kira bedelinin alınması, suçun semerelerinden olması ve işlenen suçun icrai efalinden bulunmaması itibariyle mezkur fiil; müteselsil bir suç olmadığı gibi sözleşmenin yapılmasıyle suçun tamamlanmış olması ve fiilin temadi eylememesi hasebiyle de mütemadi suç evsafını haiz bulunmamasına ve kira bedelini artırma suçuna teşebbüs dahi Milli Korunma Kanununun altmış sekizinci maddesinin üçüncü bendi hükmünce cezayı müstelzim olduğundan kira bedelinin, suçun vasıf ve mahiyetini tayinde kıstas olamayacağına göre sözü geçen elli altıncı maddede bahsi geçen bir senelik dava zamanaşımı süresinin sözleşme tarihinden cereyan etmesi lazım geldiğine ilk toplantıda reylerde üçte iki çoğunluk hasıl olmadığından 17.12.1947 tarihli ikinci toplantıda salt çoklukla karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy