(765 S. K. m. 102, 112, 526)
Frengi tedavisine devam etmeyenler hakkında Umumi Hıfzıssıhha Kanununun 291 inci maddesinin matufu olan Türk Ceza Kanununun 526 ncı maddesinde yazılı hafif hapis ve hafif para cezalarından hangisinin zamanaşımı hesabında esas tutulması lazım geldiği noktasından Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesinin 19.11.1945 tarih ve 11896/10620 ve 28.6.1946 tarih ve 7546/8246 sayılı kararları arasında hasıl olan uyuşmazlığın giderilmesi C.Başsavcılığının 22.2.1947 tarihli ve 503 sayılı yazısıyla istenilmesine mebni uyuşmazlık konusunu teşkil eden ilam örnekleri çoğaltılarak 16.4.1947 tarihine rastlayan çarşamba günü saat 9,30 da müzakerenin başlayacağı genel kurul üyelerine bildirilmiştir.
Bugün toplanan kurula elli zatın iştirak ettiği görüldükten ve müzakere nisabı tahakkuk ettikten sonra Birinci Başkan Halil Özyörük'ün Başkanlığında müzakereye başlanarak uyuşmazlık konusu kağıtlar Birinci Başkan tarafından okunduktan ve olayın özeti anlatıldıktan sonra söz alan;
İkinci Ceza Dairesi Başkanı Selim N. Akyollu: Bu babta ittihaz edilmiş olan tevhidi içtihat kararı mucibince tatbikat devam etmekte ise de; mantıksızlık olduğunu itiraf etmek lazımdır. (Ceza Kanununun 567 ve 568 inci maddelerini okudular). Bahsi geçen tevhidi içtihat kararında hürriyeti bağlayıcı ceza esas tutulmuştur. Kumar oynıyan, kumar oynatandan daha hafif suçun faili olduğu halde bu suçun müruruzamanı iki sene oluyor. Bunu arzdan maksadımız tatbikatta tevhidi içtihat kararı makus neticeler doğurmuştur. Bu kararın kaldırılması da bir çok mahzurları tevlit eder kati bir şey söyliyemiyeceğim takdir yüksek heyetindir dedi.
Dördüncü Ceza Dairesi Başkanı Zahir Sencer: 11 inci madde ile mukayese yapmak hatayı tevlit etmiştir. Tevhidi içtihat kararından dönmek zaruri olacaktır dedi.
Vaktin darlığından ötürü müzakereye devam olunmak üzere gelecek celseye taliki tensip kılındı.
(30.4.1947 Çarşamba - İkinci oturum)
Dördüncü Ceza Dairesi Başkanı Zahir Sencer: Frengi tedavisine gitmemek Türk Ceza Kanununun 526 ncı maddesine girer tereddüde mahal yoktur. 526 ncı madde hakkında mevcut olan tevhidi içtihat kararı bugünkü ihtiyaca göre sakattır. 526 ncı madde dolayısıyla yapılan tevhidi içtihat kararının tadilden evvelki şekle ait olduğunu biraz aşağıya doğru olan yazılarından anlıyoruz. Maddedeki hafif hapis ve para cezaları başlı başına asli birer cezadır. 50 liranın müruruzamanı 102/5 bendine göre iki sene olmak lazımdır. Geçen celsede İkinci Ceza Dairesi Başkanı tevhidi içtihat kararının tatbikatta mantıksızlıklar meydana getirdiğini söylediler. Tevhidi içtihat kararını bugünkü 526 ncı maddeye şamil görüyoruz.
İkinci noktai nazar tevhidi içtihat kararı esasen hatalıdır. 11 inci madde ile ölçü, 102 nci maddedeki ölçü sarih iken 11 inci maddeye dayanmak doğru değildir. Esasından kaldırmak lazım gelir kanaatındayım; ilmi olanı da budur. Tartı, ölçü 102 nci maddededir. 11 inci maddeye gitmek doğru değildir. Mahkemelerin ne kadar zamanda işi karara bağlayacağını göz önünde tutmak doğru olur; aksi halde camianın aleyhine gitmiş oluruz dedi.
Üçüncü Ceza Dairesi Başkanı i. Ertem: Sayın Zahir Sencer arkadaşımızın telakkileri veçhile müstakil bir ölçü yoktur. Söyledikleri ölçü sırf para cezasını istilzam eden hallere mahsus ölçüdür. Hadisemizde hafif hapis ve hafif para cezasını ihtiva eden bir maddedir. 112 nci madde ceza müruruzamanıdır, dava müruruzamanı değildir. 11 inci maddeye nazar etmek lazımdır. Binaenaleyh eski tevhidi içtihat kararının sakat olduğu hakkındaki mütalaaya iştirak edemiyorum. Sayın Selim Hafiz Akyollu arkadaşımızın beyan buyurdukları kumar maddelerine gelince: Kanundaki aksaklık Kanun Yazımdan sorulsun.
Hususi Daire Başkanı Haydar Yücekök: 1936 tarihli tevhidi içtihat kararı yanlış esaslara dayanan ve mantıka uymıyan bir karardır. 526 ncı madde iki veçhelidir. Tevhidi içtihat kararı hürriyeti bağlayıcı ceza asıldır diğeri feridir demektedir. 526 nci madde yalnız 50 lira para cezasını derpiş etseydi iki senelik müruruzamanı nazara alacaktık işte buradan çıkan mantıksızlık işi kendiliğinden izah ediliyor. 11 inci maddeyi açalım; 102 nci madde ile mukayese edelim, dayanılan mucip sebetbin sakatlığı meydana çıkar. Tatlbikatta kabul ettiğimiz kaide kanunda yazılı cezanın azami haddidir. Evvelki tevhidi içtihadı kaldırmadıkça yeni ihtilafı halledenleyiz kanaatındayım dedi.
Dördüncü Ceza Dairesi Başkanı Z. Sencer: Sayın Ethem Ertem 102 nci maddede müstakil ölçü olmadığını söylediler. (102 nci maddeyi okudu) 526 nci maddedeki cezalardan birisi beşinci, diğeri altıncı bende girer. Ölçü buradadır. Kanunda mevcut olan bir şey yok farzedemeyiz. Ceza Kanununda feri ceza yoktur. Eski tevhidi içtihat kararı 526 nci maddenin bugünkü şekline ait olmaktan çıkmalıdır. Maddenin eski şekline aittir. 567 nci maddeye mümas olarak varsın kalsın dedi.
Üçüncü Ceza Dairesi Başkanı Ethem Ertem: 526 ncı madde kül halindedir. Umum metine bakacağız münteha haddi nedir. Cezanın nevine bakmak zarureti vardır. Bizde bunu yaptık mantık da bunu amirdir. Tevhidi içtihat kararını kaleme alan arkadaşımız mütemmim ceza yerine feri ceza demiş ise kıyamet kopmaz lafza bakılmaz kasda bakılır dedi.
ikinci Ceza Dairesi Bşk. S. N. Akyollu: 526 ncı madde tadilden sonra bugünkü şekliyle ağırlaştı mı hafifledi mi? Şüphe yoktur ki hafifledi. Şu halde bir madde, hem hafif para ve hem de hafif hapsi istilzam ediyor. Maddeden bilkülliye hapis cezası çıkarılsa 50 liranın müruruzamanı iki sene oluyor bunun mantık neresindedir. Ceza Kanununun 567, 568 inci maddeleri kumar oynatmak ve oynamak suçlarına dairdir. Bunlardan daha hafif suçlusuna kanun 50 liraya kadar para cezası tayin ettiği halde tevhidi içtihat kararı muvacehesinde müruruzamanı iki sene oluyor. Sayın Zahir ve Haydar'ın mütalaaları tamamen yerindedir. Eski tevhidi içtihat kararından rücu etmek lazımdır dedi.
Rifat Alabay: 11 inci madde kabili tatbik değildir. Ağırlık farkını ayırmamıştır. Hepsini müsavi kılmış, miktar itibariyle derecelere ayırmıştır. (Maddeyi aynen okudular) mahiyetlerini değil, kemiyetlerini nazara almıştır. Müruruzamanı tayin etmek için nazara alınacak şey cezanın miktarıdır. Muvazi olanlarda fazla olanıdır. Eski tevhidi içtihat kararı yanlıştır dedi.
İkinci Hukuk Dairesi Başkanı A. Himmet Berki: Müruruzamanı tayin ederken cezanın mahiyetini nazara almak lazımdır, dedi.
Hususi Daire Başkam H. Yücekök: Hafif müruruzamanı tatbik edemeyiz müruruzamanın esası suçun muhitte uyandırdığı tesirin nisyanı asasıdır. Cezanın azami haddine bakarız. Elli liraya hükmetmek hakimin yedi iktidarındadır. Hafif hapis cezasını esas tutmak doğru olmaz dedi.
Üçüncü Ceza Dairesi Başkanı i. Ertem: Türk Ceza Kanununun 526 ncı maddesinde yazılı hafif hapis ve hafif para cezalarından hangisinin zamanaşımında esas tutulması lazım geldiği noktasından Dördüncü Ceza Dairesi kararları arasında hasıl olan ihtilaf; müzakeremizin konusunu teşkil etmektedir.
Türk Ceza Kanununun zamanaşımından bahis olan 102 nci maddesinin beşinci bendinde bir aydan ziyade hafif hapis veya otuz liradan ziyade hafif para cezasını müstelzim fiillerin dava zamanaşımı süresi iki ve altıncı bendinde de bundan evvelki bendde beyan olunan miktardan aşağı cezaları müstelzim kabahatlerde dava zamanaşımı süresi altı ay olarak gösterilmiştir. Türk Ceza Kanununun 526 sı (bir aya kadar hafif hapis veya elli liraya kadar hafif para cezasına mahkum edilecekleri) yolunda sarahati muhtevi bulunmaktadır, ihtilafı doğuran bu maddedeki para cezasının hafif hapis cezası miktarına göre otuz lira hafif para cezası olarak gösterilmemesidir. 526 ncı maddede yazılı hafif hapis cezasının münteha haddinin esas tutulması halinde 102 nci maddenin altıncı bendi hükmünce dava zamanaşımı süresinin altı ay ve hafif para cezasının münteha haddinin esas tutulması halinde de 102 nci maddenin beşinci bendi hükmünce iki sene olması gibi birbirine uymıyan bir netice ile karşılaşılmaktadır. 526 ncı maddenin son tadilinden evvel; bu maddeye uyan suçların dava zamanaşımının altı ay olması icap ettiği hakkında 18.11.1936 tarihli tevhidi içtihat kurulu kararı vardır. Sayın Necmeddin Zahir bu kararın sakat olduğunu ve gayri ilmi bulunduğunu beyan buyurdular. Bu kararın dayandığı mucip sebepleri ele alarak görüşünü izah ettiler ve dediler ki; (Tevhidi içtihat kararında gösterilen Türk Ceza Kanununun 11 inci ve 112 nci ve Türk Ceza Kanununun meriyet mevkiine dair olan 20 nci maddelerinin hadisemiz ile alakası yoktur; çünkü 11 inci madde; cezaların nevini gösteren bir maddedir ve 112 nci maddede ceza zamanaşımına aittir ve tatbikat kanununun 20 nci maddesi de intikal devresine ait muvakkat ahkamı ihtiva ediyor) bu görüşte ben isabet mütalaa edemem.
Türk Ceza Kanununun 11 inci maddesi suçları cürüm ve kabahat diye bir taksime tabi tuttuktan sonra birbirine nis-betle ağırlık derecesini de göstermiştir. Eğer yalnız ceza miktarı esas tutulmuş olsaydı, hiç ihtilafa mahal kalmazdı. Kanunumuz mahkemece tayin ve tertip edilecek cezayı esas tutmuş olsaydı; mahkemece hafif hapis cezasının tayin edileceği yerlerde hafif hapis cezası ve hafif para cezasının tertip olunduğu yerlerde de hafif para cezasının münteha haddini nazara alırdı ve zamanaşımı süresini ona göre hesap ederdi.
Ceza Kanunumuz ise; kanunumuzun mehazı olan İtalya Ceza Kanununda olduğu gibi dava zamanaşımı süresinin hesap edilmesinde hükmedilecek cezayı esas tutmamış; o suçun istilzam ettiği cezayı esas tutmuştur. Suçun istilzam ettiği ceza, esas tutulunca mahkemenin bu esası takip etmesi vereceği cezayı değil, kanun maddesinde yazılı cezayı nazara alması icap eder. Daha evvelce bu husus dahi ayrıca tevhidi içtihat karariyle kararlaştırılmıştır. 526 ncı maddede ise nevileri ayrı ayrı cezaları bir arada, göstermiştir. 102 nci maddenin beşinci ve altıncı bentleri altında kabul edilen zamanaşımı süresi ise, ayrı ayrı maddelerde müstakillen mevzu hafif hapis ve hafif para cezaları hakkındadır. 102 nci madde bize ölçü vermiştir. Bu ölçü sarihtir buyuruyorlar. 102 nci maddenin bize verdiği ölçü, bir maddede yalnız hafif veya yalnız para cezası mevcut olduğu yerler içindir. İhtilaf konusu olan 526 ncı madde böyle değildir.
Biz yalnız para cezası miktarına bakarak meseleyi halledemeyiz. Bir maddede gösterilen cezalardan nevan ağır olan cezayı evvelemirde tayin zarureti vardır. İşte eski tevhidi içtihat kararında bunun içindir ki 11 inci maddeye istinat edilmiştir.
Tevhidi içtihat kararında yer alan 112 nci maddeye gelince: 112 nci maddedeki zamanaşımının, ceza müruruzamanına ait olduğu cümlece malumdur. Dava zamanaşımı ile ceza zamanaşımı birbirine karıştırılmış gibi gösterilmek isteniliyor. Bu büyük heyete iftira olur. Evvelki tevhidi içtihat kararı verilirken 112 nci maddenin kabul ettiği esastan bahsedilmiştir ve yine tatbikat kanununun 20 nci maddesi de bu mülahaza ile evvelki kararda yer almıştır.
Bu evvelki kararın dayandığı mucip sebeplerin yerinde olmadığı yolunda itirazlar, bu suretle cevaplandırdıktan sonra evvelki tevhidi içtihat kararından sonra 526 ncı maddenin tadil görmesine geliyorum. Her ne kadar 526 ncı maddenin tatbikini istilzam eden fiillerin dava zamanaşımının hafif hapis cezasının son haddi itibariyle 102 nci maddenin altıncı bendi hükmü dairesinde hesap edilmesine dair olan 18.11.1936 tarihli İçtihat Birleştirme Kurulu kararından sonra 526 ncı madde değiştirilerek bu maddedeki bir ay hafif hapis ve elli liraya kadar hafif para cezası ibaresi arasına (veya) edası ilave edilmiş ise de; hafif hapis cezası nevi itibariyle hafif para cezasından daha ağırdır ve böyle iki nevi cezayı ihtiva eden bir maddeye uyan bir suçun dava zamanaşımının hesaplanmasında ağır neviden olan cezanın esas tutulması hem 11 inci maddenin tertibine ve hem de 112 nci maddenin kabul ettiği esasa uygun düşer.
526 ncı maddede mevcut olan ve nevileri başka başka bulunan cezaların tadilat sırasında (veya) edatı ile ayrılarak hafif para cezasının hafif hapis cezasına munzam ceza olmaktan çıkarılması ve bu maddedeki cezalardan her hangi birinin verilmesinde mahkemenin muhayyer (bırakılması nevileri ayrı ayrı olmak üzere bir maddede yer alan cezalar diye nevan daha ağır olan cezanın zamanaşımında esas tutulması hakkındaki esas kaideyi bertaraf edemez.
Hulasa; 526 ncı maddenin son tadilinden sonra dahi; 526 ncı maddeye uyan suçlara ait dava zamanaşımının bu maddedeki hafif hapis cezalarının münteha haddi itibariyle ceza kanununun 102 nci maddesinin 6 ncı bendi hükmünce altı aylık müddete tabi tutulması lazım geldiği kanaatındayım.
C. Başsavcısı Kazım Berker: Sayın arkadaşlarım 1936 tarihinde ittihaz edilmiş olan bir inancı birleştirme kararı vardır. O zaman evvelce Türk Ceza Kanununun 526 ncı maddesi hafif hapis ve hafif para cezasını ihtiva ediyordu. Bilahara bu madde tadile uğradı; ve ceza hükmü hafif hapis veya hafif para cezası diye iki şıklı bir şekil aldı. Şu hale göre maddenin bünyesinde ceza bakımından esaslı bir fark husule geldi. Bugünkü konumuzu görüşürken eski inancı birleştirme kararına dayanmak doğru olmaz. Zira hadisede ittihaz, olunacak karar ile evvelki karar arasında bir tezat ve mübayenet hasıl olmasına imkan tasavvur olunamaz.
Türk Ceza Kanununun 102 nci maddesi dava müruruzamanından 112 nci maddesi ise hüküm müruruzamanından bahsediyor. 102 nci maddenin 5 inci bendinde bir aydan ziyade hafif hapis veya otuz liradan ziyade hafif cezayı nakdiyi müstelzim fiillerde zamanaşımı iki sene olarak açıkça gösterilmiş ve cezaların azami hadleri nazara alınarak müruruzaman tayin olunmuştur. Adı geçen bende göre Yargıç hafif hapis veya hafif para cezalarından her hangi birisini tayin edebilir. Bu ihtimal karşısında cezanın azami haddi nazara alınır. Başka türlü düşünmeye mahal görmiyorum.
102 nci madde miktar bakımından da bir muadelet kurmuştur. Acaba biz, makamımızca yüksek kurula sevkolunan meselenin etrafında mı tartışma yapacağız? Yoksa evvelce verilmiş olan tevhidi içtihat kararını da mı bahis mevzuu edeceğiz? Bu tekaddümen halli lazım gelen bir mesele olmakla beraber kanaatımca 526 ncı madde üzerinde tadilat yapılmış olmasına göre bu kerre verilecek kararla eski karar arasında mübayenet olmıyacakıtır dedi.
Birinci Başkan: Bir gün şahsi hürriyetten mahrumiyet bin liradan hafifdir denebilir mi? Şüphesiz ki; bir gün hafif hapis cezasından elli lira hafif para cezası daha ağırdır denemez. Eski karar çok esaslı mesnetlere dayanmış hukuki bir karardır. Tamamen ceza kaidelerine uygundur. Feri tabirinin kullanılması nisbeten hafif ceza manasına alınmıştır, iki cezayı ihtiva eden bir suçun müruruzamanında cezanın şedidini nazara almak tabii ve zaruridir demeleriyle sonuçda;
Oylara başvurularak karar nisabı hasıl olamadığından bizzarur gelecek oturuma bırakıldı.
7.5.1947 Çarşamba
Birinci Başkan: Hadise yeniden ve telhisen anlatıldıktan sonra söz alan:
Birinci Başkan: Cezaların mahiyetim düşünmek lazımdır. Bu gibi hallerde ne için suçlunun aleyhine gideceğiz. Tevhidi içtihat kararı her zaman ayaktadır; çünkü ceza esaslarına uygun olarak verilmiş bir karardır dedi.
İkinci Ceza Dairesi Başkanı S. N. Akyollu: Tevhidi içtihat kararı ağır bir suçu kısa müruruzamana hafif suçu daha büyük müruruzamana tabi tutuyor. Bunu kanun yapmadı. Bizim tevhidi içtihat karariyle koyduğumuz kaide yaptı. Kumar oynatmanın cezası cezayı cismani ve para cezasını mutazammın olduğu halde bunun müruruzamanı altı ay, kumar oynıyanın cezası ise yalnız 50 lira para cezası olduğu halde bunun hakkında zamanaşımı iki senedir. Tatbikatta uygunsuz olan bu gibi, bir hadisenin kararını yazarken dairede içimiz sızladı.
Üçüncü Ceza Dairesi Başkanı İ. Ertem: Yüksek heyetin evvelce ittihaz ettiği karar ceza esaslarına ve kaidelerine uygun olarak ittihaz olunmuştur. Gayri ilmidir denilemez. Bir maddede hem hürriyeti bağlayıcı ve hem de para cezası karşımıza çıkarsa hürriyeti bağlayıcı ceza esas olarak nazara alınır ve zamanaşımı da buna göre uygulanır biz bugün de isabet görüyoruz. Demeleriyle oylara başvurularak: Sonuçta;
Türk Ceza Kanununun 526 ncı maddesi "bir aya kadar hafif hapis veya elli liraya kadar hafif para cezasına mahkum edilecekleri" yolunda sarahati ihtiva eylemektedir. Hafif hapis cezasının son haddi, bir ay ve hafif para cezaisinin son haddi ise, elli liradan ibaret olup Türk Ceza Kanunun 102 nci maddesinin beşinci bendinde bir aydan ziyade hafif hapis veya otuz liradan ziyade hafif para cezasını müştekim fiillerin dava zamanaşımı süresi iki sene ve altıncı bendinde de bundan evvelki bendde beyan olunan miktardan aşağı cezalan müştekim kabahatlerde dava zamanaşımı süresi altı ay olarak gösterilmiş olmasından dolayı bu cezalardan hafif hapis cezasının son haddinin esas tutulması halinde sözü geçen altıncı bendi hükmünce dava zamanaşımı süresinin altı ay ve hafif para cezasının münteha haddinin esas tutulması halinde de mezkur beşinci bent gereğince iki sene olması gibi birbirine uygun düşmeyen bir netice ile karşılaşılmaktadır.
Kanun; bir suçluya mahkemece tayin ve tertip ed.üecek cezayı zamanaşımının hesaplanmasında esas tutmuş olsaydı ve Ceza Kanunumuzun mehazı olan İtalyan Ceza Kanununun 91 inci maddesinde olduğu gibi 102 nci maddede dahi "hükmolunması icap eden ceza" tabiri bulunsaydı bir maddede mevcut cezalardan mahkemece hafif hapis cezasının tayin edileceği yerlerde bu cezanın ve hafif para cezası tertip olunacağı yerlerde de hafif para cezasının son haddinin göz önünde bulundurulması ve ona göre zamanaşımı süresinin hesap edilmesi mümkün olurdu. Türk Ceza Kanunu dava zamanaşımının hesap edilmesinde hükmedilecek cezayı esas tutmamış yalnız, o suçun istilzam ettiği cezayı göz önünde bulunduruştur.
Suçun istilzam ettiği ceza esas tutulmuş olunca mahkemenin de bu esası takip etmesi ve vereceği cezayı değil, kanun maddesinde yazılı cezayı nazara alması icap eder. Türk Ceza Kanununun 102 nci maddesinin beşinci ve altıncı bentleri altında kabul ettiği zamanaşımı süresi ise ayrı, ayrı maddelerde müstakillen mevzu hafif hapis ve hafif para cezalan hakkında olduğu için nevileri bir maddede yazılı şahsı hürriyeti bağlayıcı ceza ile mali cezalar ayrı, ayn maddelerde yazılmış gibi telakki edilerek ve cezaların nevi ve mahiyetine bakılmayarak mütalaa yürütülmesi Türk Ceza Kanununun suçlara ait davaların zamanaşımında suçların nevileri ve ceza miktarları halamından tabi olduğu tefrik esasına muhalif düşer.
Her ne kadar 526 ncı maddenin tatbikini istilzam eden fillerin dava zamanaşımının, hafif hapis cezasının son haddi itibariyle 102 nci maddenin altıncı bendi hükmü dairesinde hesap edilmesine dair olan 18.11.1936 tarihli İçtihadı Birleştirme Kurulu kararından sonra 526 nci madde değiştirilerek bu maddedeki bir ay hafif har pis ve elli liraya kadar (hafif para cezası ibaresi araşma "veya" edatı ilave edilmiş ise de; hafif hapis cezasının, hafif para cezasından nevi itibariyle daha ağır olmasına ve böyle iki nevi cezayı ihtiva eden bir maddeye uyan suçun dava zamanaşımının hesaplanmasında ağır neviden olan cezanın esas tutulması, hem suçları cürüm ve kabahat diye bir taksime tabi tutan ve birbirine nisbetle ağırlıkları derecesini gösteren 11 inci maddedeki tertibe ve hem de ceza zamanaşımından bahis olan "nevileri başka başka cezalan havi olan hükümler, en ağır ceza için konulmuş olan müddetin geçmesiyle ortadan kalkar" yolunda sarahati ihtiva eyleyen 112 nci madde ile kabul olunan esasa uygun bulunmaktadır.
526 ncı maddede mevcut olan ve nevileri başka, başka bulunan cezaların tadilat sırasında "veya" edatı İle ayrılarak hafif para cezasının, hafif hapis cezasına munzam ceza olmaktan çıkarılması; ve bu maddedeki cezalardan her hangi birinin verilmesinde mahkemenin muhayyer bırakılmış olması; nevileri ayrı, ayrı olmak üzere bir maddede yer almış olan cezalardan nevan daha ağır olan cezanın zamanaşımında esas tutulması hakkındaki esas kaideyi bertaraf edemez.
Netice: Yukanda beyan ve izah olunan sebeplere göre Türk Ceza Kanununun 526 ncı maddesine uyan suçlara ait dava zamanaşımının, bu maddede nevileri başka başka olmak üzere gösterilen cezalardan hürriyeti bağlayıcı olan ve nevan hafif para cezasından ağır bulunan hafif hapis cezasının son haddi itibariyle Türk Ceza Kanununun 102 nci maddesinin altıncı bendi hükmünce altı aylık müddete tabi olması icap ettiğine ilk oturumda üçte iki çoğunluk hasıl olmadığından bu toplantıda salt çoklukla 07.05.1947 tarihinde karar verildi.
AYKIRI GÖRÜŞ
Vehbi Yekebaş
Ceza ve ceza miktarı tesadüfi hükümlerdir. Bu bakımdan nevileri itibariyle mutlaka şu ceza ötekinden, mesela hürriyeti tehdit eden ceza para cezasından daha ağırdır, denemez. Nitekim cezaların ağırlığını, metindeki sıraya göre tayin etmek isteyen 11 inci maddede de bu görülür. Ağır para cezası, hafif hapis den daha ağır mevkide sıralanmıştır. Hafif hapisten daha mülayim bir mevki almış olan hafif para cezasının da ağır para cezasından hemen hiç farkı yok gibidir; çünkü biricik farkı ödenmediği halde ağır para cezası hapse, hafif para cezası hafif hapse tebdil suretinde infaz olunur; bu ise üzerinde oynanacak esaslı bir fark addolunamaz. Bununla beraber kanun müddetinde, infaz şeklinde, neticelerinde koyduğu bazı hususiyetlerle cezalara yukarıda da işaret ettiğim vecih üzere, metindeki sıraları itibariyle bir ağırlık tayin etmiştir.
Müruruzaman ise, 102 nci maddenin ibaresinde görüldüğü surette, cezanın ağırlığına değil, fiilin ağırlığına tabidir. Fiilin ağırını tayin için de kanun kendisi cezalara, mahiyetlerine bakmaksızın, müddetleri ve azamileri bakımından bir vasıf vererek tasnif eylemiştir. Mesela, beş seneden ziyade hapis, beş seneden az ağır hapisten, müebbeten amme hizmetlerinden memnuiyeti, beş seneden aşağı ağır hapis ve hapisten daha ağır addeylemiş ve bu cezaları istilzam eyleyen fiilleri ona göre müruruzamana tabi tutmuştur.
Mesele böyle olunca yani azamisi ağır hapsin asgarisinden daha hafif addedilen hapsin muayyen bir hadden fazlası müruruzaman itibariyle ötekinin muayyen bir hadde çıkmayan miktarından daha ağır sayılınca ve mutlak surette hafif para cezasından daha ağır olan hafif hapisle de aralarında, müruruzaman için, ayrı bir nisbet kurulunca bu babta cezaların ağırlığı ve hafifliği umumi hükümlere değil, kanunun müruruzamanda istihdaf ettiği gayeye göre tayin edilmek icap eder. Kanun ise müruruzamanda 30 liradan fazla para cezasını istilzam eden fiil bir aydan aşağı hapsi müstelzim fiilden daha ağır addedilmiştir. Hakimin iki cezadan birini tertipte muhayyer olduğu fiiller ise o cezanın ağın ile tavsif olunur. Müruruzamanda ise 30 liradan fazla para cezası bir aydan az hapisten daha ağırdır.
Full & Egal Universal Law Academy