(765 S. K. m. 327, 357, 79) (3780 S. K. m. 32, 57, 59)
Faturalarda yapılan sahteciliğin, resmi evrakta yapılan sahtecilik suçunu teşkil edip etmiyeceği hususunda Yargıtay Genel Kurulunun 17.09.1945 tarih ve 169/166 ve Hususi Dairenin 03.10.1946 tarih ve 1954/2355 ve Üçüncü Ceza Dairesinin 14.10.1946 tarih ve 8468/8547 sayılı ilamları arasında hasıl olan içtihat uyuşmazlığının çözülmesi gerekli görülmüş olmasına mebni uyuşmazlık konusunu teşkil eden ilam örnekleri çoğaltılarak 02.07.1947 tarihine rastlayan çarşamba günü saat 9,30 da müzakerenin başlıyacağı Genel Kurul Üyelerine bildirilmişti.
Bugün toplanan kurula altmış zatın iştirak ettiği görüldükten ve müzakere nisabı tahakkuk ettikten sonra Birinci Başkan Halil Özyörük'ün Başkanlığında müzakereye başlanarak uyuşmazlık konusu kağıtlar Birinci Başkan tarafından okunduktan ve olayın özeti anlatıldıktan sonra söz alan;
Hususi Daire Başkanı Haydar Yücekök, Üçüncü Ceza Dairesinin kararı tek bir karardır. Halbuki bütün mehakimce müstakar bir şekilde devam eden tatbikat dairemizin içtihadına uygun bir şekilde yürümektedir. Fatura kullanmak mecburiyeti, muayyen müddet saklanması kanunun amir hükümleri cümlesinden bulunmuş olmakla Milli Korunma Kanununun tatbikinde fatura resmi evraktan sayılacağı şüphesiz bulunmaktadır dedi.
Üçüncü Ceza Dairesi Başkanı İbrahim Ertem: Bugün bu işin müzakere edileceğini tahmin etmiyorum. Tatbikatta bir takım değişiklikler oldu. Son safhaları tetkik etmekliğim lazım geliyor. Zaten vaktimiz de müsait değildir. Gelecek oturumda müzakereye devam olunmasını arz ve teklif eyliyorum dedi.
- İkinci Oturum: 18.06.1947
Yusuf Kemal Arslansan: Fatura resmi evraktan mıdır? Hususi evrak cümlesinden bulunan bir belge kanunda resmi evrak olarak gösterilebilir ve vasıflandırılabilir mi? Milli Korunma Kanununda fatura resmi evrak olarak gösterilmiş ve sayılmış mıdır? Faturanın mahiyetinin tayini Milli Korunma Kanununa göre faturanın tahsili hususları anlaşmazlık konusu olan işin çözümünde müessir bulunmaktadır.
Fatura ticari örf ve adet icabı olarak satılan veya imal olunan mallar hakkında bütün memleketlerde olduğu gibi memleketimizde de malın teslimi dolayisiyle satıcı tarafından alıcıya verilen bazı kayıt ve malumatı gösteren bir belgedir.
Mana ve münderecatı: Satıcı ve alıcının isim ve adresleri, satılan malın nevi ve cinsi satış fiyatı (sayı, tartma ölçüsü) tutar bedeli ödemeye müteallik kayıtları ihtiva eder. Fatura hakkındaki kanuni mevzuatımızda Ticaret Kanununun 684, 695 inci maddelerindeki hükümlerdir.
Amme işlerinde ve bunların ifası sırasında yetkili resmi makamlar veya hukuki muameleleri tevsik yetkisini haiz mercilerden usulüne göre tanzim ve tasdik edilen belgeler resmi evrak Actes Authentiques olup yoksa ticari satışlarda, ticari örf muktezası olarak satıcı tarafından alıcıya verilmesi mutat olan ve Ticaret Kanunu mevzuuna giren bir belge hukukan resmi değil, hususidir. İşte mahiyeti, hususi evrak cümlesinden bulunduğu, bu suretle taayyün eden faturanın taknin usulü -kanun tanzimi tekniğibakımından kanunda resmi suretinde gösterilmesine ve vasıflandırılmasına hukukan imkan olmadığı gibi bir amme kanunu olan Milli Korunma Kanununda da fatura resmi evrak suretinde gösterilmemiştir.
Ticareti düzenlemek ve ihtikarı önlemek amacını hedef tutan Milli Korunma Kanunu ile bu kanuna müsteniden, çıkarılan 510 sayılı Koordinasyon karar ve izahlarında, ticari satışlarda alınıp verilmesi ihtiyari olan ve ihtiva edebileceği kayıt ve malumat yukarıda gösterilen faturanın, yalnız alınıp verilmesi ve muhafazası mecburiyeti ve Koordinasyon kararında gösterilen bazı kayt ve malumatın katılması ve istenildiğinde ibraz lüzumu hakkında hükümler konmuştur. Yoksa fatura Milli Korunma Kanunu ile ihdas edilmiş ve karne ve saire gibi mücerret Milli Korunma Kanununun uygulanmasında kullanılan bir vesika cümlesinden olmayıp bütün memleketlerde cari olduğu üzere Milli Korunma Kanunundan evvel teessüs etmiş ticari örf icabı satışlarda kullanılması mutat bir belgedir. İleri sürüldüğü üzere Milli Korunma Kanunu ile ihdas ve tatbikine ve kullanılan bir vesika olmuş olsaydı ticari bağıttan doğan bir ihtilafda ticaret işlerine bakan asliye mahkemesine ibraz olunacak fatura ile aynı bağıttan ileri gelen ihtikar suçundan dolayı Milli Korunma mahkemesine ibraz edilecek fatura birbirinden ayrı ve farklı olmak lazım gelir ki, Milli Korunma Kanununda ve koordinasyon kararında bu ikilik katiyen derpiş edilmemiştir.
Netice; Fatura hususi evrak cümlesindendir. Milli Korunma Kanununun 69 uncu maddesinde bahsedilen evrak ve vesikalar cümlesinden değildir ve o suretle de sayılmamıştır. Faturanın resmi evraktan sayıldığına dair bir kayıt olmayınca hususi evraktan olan fatura üzerinde sahtekarlık suçunun resmi evrak üzerinde yapılmış bir suç gibi telakkisine hiç bir suretle cevaz olamaz.
Hakkı Tüzemen: Faturanın; Milli Korunma Kanununun uygulanmasında resmi evrak olduğunu kabul eden hususi Dairenin ve Ceza Genel Kurulunun görüşündeki isabeti yüksek huzurunuzda açıklayabilmek için buna ait mevzuatı mukayeseli olarak birer birer gözden geçirmeye zaruret vardır.
Ticaret Kanunun ticari akitlerin sübut sebeplerine ve ticari satışa ait üçüncü faslını tetkik ettiğimiz zaman görüyoruz ki, her nevi emtia üzerine alım ve satım muamelelerinde alıcı tacirin fatura istemesi ve satıcı tacirin fatura vermesi mecburi değildir, ihtiyaridir.
Faturaya alıcının adı, satılan şeyin kıymeti, eğer satış bedeli tediye olunmuş ise miktarı yazılmakla iktifa olunabilir. Başka bir malumat derci alıcı ve satıcının arzu ve iradesine bağlıdır. Alım ve satım faturasız da yapılabilir. Alıcının istediği sair malumatı satıcı faturaya yazmayabilir. Bundan dolayı ne alıcıya ne de satıcıya cezai bir mesuliyet terettüp etmez. Ticaret Kanununda bir faturayı sarahatan veya zımnen kabul eden kimse münderecatını kabul etmiş sayıldığı için haiz olduğu hukuki kıymet ve itibar bakımından satışların fatura ile yapılması ticari teamül halini almıştır. Bu işi münhasıran Ticaret Kanunu zaviyesinden mütalaa edersek varacağımız netice şüphe yok ki, faturayı hususi evrak mahiyetinde saymaktan ibaret kalır. Bu işin Üçüncü Ceza Dairesinin ilamında: Fatura Milli Korunma Kanununun ihdas ettiği vesikalardan olmaması itibariyle resmi evraktan sayılamaz deniliyor.
Eğer fatura Milli Korunma Kanununun bünyesinde sarahaten yer almış olmasaydı Üçüncü Ceza Dairesinin görüşüne iştirakde biran bile tereddüt etmiyecektim.
26.01.1940 tarihinden beri yürürlükte bulunan 3780 sayılı Milli Korunma Kanununun 31 inci maddesinde: aynen (toptan, yarı toptan perakende ticarette tacir sıfatını haiz hakiki ve hükmi şahıslar arasında yapılan alım ve satım, muamelelerinde satılan mal için satıcı tarafından fatura verilmesi ve faturaların muayyen bir müddet zarfında satan ve satın alan tarafından muhafaza edilmesi hükümetçe mecburi kılınabilir. Yüz kuruştan fazla yapılan alış verişlerde müşterinin talebi üzerine satıcı fatura vermeğe mecburdur) denilmiş ve 3954 ve 4180, 4648 ve 4945 sayılı kanunlarla değişik bu 31 inci maddede yazılı mecburiyetler aynen ipka edilmekle beraber faturaların belirli bir süre içinde satanlar, satın alanlar ve varsa aracılar tarafından saklanması mecburiyeti tasrih ve tacir sıfatını haiz kişilerin ticaret için faturasız mal satın alması menedilebileceği ibaresi ilave edilmiştir.
3780 sayılı ilk kanunun yürürlüğe girmesini müteakip 13.03.1940 sayılı resmi gazete ile yayınlanan Koordinasyon Heyetinin 9 numaralı kararında aynen: Bu kanunun 31 inci maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları hükümlerine müsteniden;
A - Komisyoncu, ithalatçı, ihracatçı, fabrikatör, imalatçı, toptancı, yarı toptancı ve perakendeci gibi tacir sıfatını haiz bilumum, hakiki ve hükmi şahıslar arasında yapılan toptan ve yan toptan ve her nevi ticari emtia üzerinde alım ve satım muamelerinde malın kemiyet ve keyfiyetini satış fiyatını, tarihini, kime satıldığını bedellerinin ne miktarının tahsil edildiğini ve ticari teamüllere tevfikan lüzumlu sair malumatı mübeyyin olmak üzere usulü veçhile tanzim ve ticarethane namına fatura verip imza etmeğe mezun şahıslarca imza edilmiş bir faturanın derhal alıcıya verilmesi,
B - Bu suretle verilen bir kopyasının satıcı tarafından ve fatura aslının alıcı tarafından Milli Korunma Kanunu tatbik edildiği müddetçe muhafaza edilmesi mecburiyeti vazedilmiş ve 100 kuruştan fazla yapılan alış verişlerde müşterinin talebi üzerine satıcı fatura vermeğe mecbur kılınmıştır.
8.12.1942 tarihli resmi gazete ile yayınlanan 413 numaralı kararname ile de: Tacir sıfatım haiz hakiki veya hükmi şahısların ticaret için faturasız mal satın almaları yasak edilmiştir.
510, 554 sayılı koordinasyon heyeti kararlariyle de: Tacir sıfatını haiz olanlar arasındaki alım satım muamelelerinin fatura ile yapılacağı ve faturaların Ticaret Bakanlığınca tesbit olunacak numunelerdeki malumatı ihtiva edeceği ve tacir veya namına imzaya salahiyeti olanlar tarafından imzalanacağı ve tacirlerin faturasız mal satın almaları ve tacirlere faturasız mal satmaları yasağı teyit edilmiş ve bu kararnamelere ait izahnamenin 56 ve 62 nci maddelerinde faturaların ihtiva etmesi gereken malumatın nelerden ibaret olduğu ve faturaların aslının alıcı ve kopyasının da satıcı tacir tarafından her takvim yılı başından itibaren teselsül eden bir sıra numarası altında Milli Korunma Kanununun tatbik edildiği müddetçe muhafazası ve her talep vukuunda ibrazı mecburiyeti izah olunmuştur.
Milli Korunma Kanununun bazı maddelerini değiştiren 4180 sayılı kanunun 32 nci maddesinin (J) ve 4648 sayılı kanunun 32 nci maddesinin (İ) bentleriyle bir sahte vesika tanzim ve bilerek istimal etmek, suçlandırılmış ve yine 4180 sayılı kanunun ek 8 inci ve 4648 sayılı kanunun 69 uncu maddelerinde: aynen (bu kanunun tatbikine müteallik olarak kullanılan her türlü evrak veya hükümetçe istihlaki tahdit olunan maddelere müteallik karne veya vesikalar resmi evrak ve vesikalardan madut olup bunlar üzerinde işlenecek sahtekarlık cürümleri hakkında Türk Ceza Kanununun resmi evrak üzerinde işlenen sahtekarlık cürümlerine müteallik hükümleri tatbik olunur.) denilerek Milli Korunma Kanununun tatbikine müteallik olarak kullanılan her türlü evrakın resmi evrak ve vesikalardan olduğu tasrih olunmuştur.
Bu müeyyideler gösteriyor ki, Milli Korunma Kanununun tatbikinde kullanılan faturalar ticari teamüle müsteniden tanzim edilen ve istenilmesi, alınması ihtiyari olma faturalardan değildir. Kanununun verdiği yetkiye ve kararlara dayanılarak kontrol ve denetlemeyi sağlamak gayesiyle Ticaret Bakanlığınca tesbit olunan numunelerdeki çok farklı, şümullü ve daha geniş malumatı ihtiva etmektedir, yazılış şekli ve istenilip alınması arzuya tabi değildir, mecburidir. Bundan dolayıdır ki Hususi Dairede faturalar Milli Korunma Kanununun tatbikinde kullanılan evraktan sayılmış, kanun, karar ve izahnamelerin bu kadar önemle yer aldığı içindir ki resmi evraktan madut olduğu ceza genel kurulunca da kabul edilmiştir.
Y. Kemal Arslansan: Fatura hakkındaki maruzatım hukuk lügatlarından toplanan malumata ve ticaret hukuku eserlerine ve kazai içtihada dayanmaktadır. Bütün memleketlerde satışlarda verilmesi ticari örf icabından olan faturadan ayrıca bir fatura Milli Korunma Kanunu derpiş etmemiştir. Yalnız faturaların alınması ve verilmesi ve icabı halinde ibrazı mecburi tutulmuş ve faturalara koordinasyon kararında gösterilen kayıtların ilavesi lüzumu gösterilmiştir. Milli Korunma Kanunundaki hüküm bundan ibaret. Bu itibarla ikilik tevlit edebilecek olan görüşde isabet olamaz. Fatura hususi evraktandır. Milli Korunma Kanununda fatura ne resmi evrak olarak gösterilmiş ve ne de sayılmıştır.
- 25.06.1947: Üçüncü Oturumu
Dördüncü Ceza Dairesi Başkanı Zahir Sencer: Mesele bir teknik işidir. Bu kanuna göre kullanılan evrak resmi evrakta sahteciliktir. Denmektedir. Milli Korunma Kanununun 32 nci maddesi hususi ve 69 uncu madde de umumi bir hükümdür. Ceza Kanunundaki emsaline göre işi halletmek lazımdır dedi.
İkinci Ceza Dairesi Başkanı S. Nafiz Akyollu: Faturalar Milli Koruma Kanununun ihdas ettiği yeni bir şey değildir. Ticaret Kanununda faturalar hakkında ahkamı mahsusa vardır; örfü ticari de mevcuttur. Bu itibarla Milli Korunma Kanununun ihdas ettiği evrak değildir. Ancak, Milli Korunma Kanununun Hükümete verdiği salahiyete dayanılarak neşredilen koordinasyon kararlarında faturaların tanzimi hususunda bir çok ahkam mevcut bulunmuş olmakla örf, ticari faturalarını değiştirmişlerdir. Koordinasyon kararlarında yer alan bu hükümler, hükümetçe verilen salahiyetin dışındadır. Bunu anlayabilmek için hükümete ne gibi salahiyetler verildiğini tetkik etmek lazımdır.
Milli korunma Kanununun 31 inci maddesinin 4188 sayılı kanun ile tadilden evvelki şeklini okuyorum: (okudular) fatura alınması ve verilmesi mecburi kılınabilir. Salahiyet bundan ibarettir. 4180 sayılı kanunla tadilden sonra aldığı şekli okuyorum: (okudular) şekli tanzim hakkında bir salahiyet verildiğini görmüyoruz.
4648 sayılı Kanunu okudular) fatura alınıp verilmesi ve muhafazasını mecburi kılmaktan başka bir salahiyet bahşolunmadığını görüyoruz.
4945 sayılı kanunu okuyorum: (okudular) Bu kanunda da faturaların muhteviyatını tebdile bir salahiyet verilmemiştir. Buna rağmen muhtelif tarihlerde çıkan koordinasyon kararlarında hükümet kanunun vermediği salahiyeti kendisinde mevcut farzıyle hükümler koydu. Kanundan almadığı için buna muhalefet etmenin cezai mesuliyeti olmamak lazımdır.
Faturaların şekli tanzimi hakkında, hükümetin kanuna dayanan bir salahiyeti olmadığına göre örfü ticari şeklinden başka bir şey olmamak lazım gelir. Hükümet kendisini yetkili zannederek bir kararname neşretse Ceza Kanunu bu kararnameye muhalif bir hareketi suç saymaz. Heyeti umuniyenin bu yolda muftelif kararları vardır. Binaenaleyh faturayı Milli Koruma Kanunu ihdas etmiş değildir.
Kendi fikrime gelince; geçen toplantıda Sayın Üçüncü Ceza Dairesi Başkanı Hükümetin esbabı mucibe layihalarına dayanarak düşüncelerini söylediler. Gerekçelere ve encümenlerde geçirdiği safahata nazaran fikirler o kadar yekdiğerine zıt bir şekil almıştır ki, kanunun metnini tefsir için kıstas olmayacak bir durum hasıl olmuştur. Bunun için Kanun vazunın maksadını ancak maddenin metninin sarahatından istinbat etmek bence daha uygun olur.
Kanunun metni üzerinde tetkikler yaparak işi basite icra suretiyle meseleyi çözmek mümkündür. Bugün bir fatura sahtekarlığı yapılacak olursa suç teşkil etmeyecek mi? Suç teşkil etmez diye ihtilaf yoktur. Hususi evrakta mı yoksa resmi evrakta mı sahtekarlık yapılmış olur. Faturalar şüphesiz ki, hususi evraktandır. Acaba kanun resmi evraktan saydı mı saymadı mı? Kanunen bazı ahvalde memur değilken memur, mağşuş olmadığı halde mağşuş saydığı poliçelerde olduğu gibi resmi evraktan sayıldığı görülmüştür. Fakat bu gibi hallerde kanuni sarahat ister. 69 uncu maddeyi okuyalım: (okudular) Kanun fatura almak, vermek ve saklamak mecburidir demiş ve bunun hilafına hareket mucibi mücazat bulunmuştur. Ayrıca ceza tehdidi altında da bulundurmuştur. Bugünkü duruma göre 69 uncu maddeyi tatbik edeceğiz. Evvelki durumda 69 uncu madde hükmü olduğu gibi fazla olarak 32 nci madde vardır, (maddeyi okudular) burada fatura diye her hangi bir tahsis yoktur. Vesika diye bir tamim vardır. Faturada buraya girer fakat faturayı bilhassa zikretmiyor. Her hangi bir vesikanın maksadı cürmi için tanzim edilmiş olması suç olarak gösterilmiştir. Dünkü mevzuat bakımından aynı fiil sahtekarlık ve ihtikar suçunu teşkil ediyor. (Ceza kanununun 79 uncu maddesini aynen okudular) vaziyet böylece hulasa olununca hadiselerde taayyün edecek suçların mahiyetine ve büyüklük ve küçüklük derecelerine göre ceza kanununun 79 uncu maddesi tatbik olunmak iktiza eder. Şüphe yoktur ki, faturalar 69 uncu maddenin şümulüne girer dedi.
Hususi Daire Başkanı Haydar Yücekök: Hükümet ticaretin tanzimine ve ihtikarla mücadeleye müteallik olmak üzere kanunun kendisine tanıdığı yetkilere dayanarak aldığı tedbirlere riayet edilip edilmediğini murakabe maksadıyle yine kanunun kendisine tanıdığı yetkiler dahilinde ticari alım satım muamelelerinde fatura alınıp verilmesini bunların Milli Korunma Kanunu meri bulunduğu müddetçe muhafazasını murakabe teşkilatı tarafından talep vukubuldukça ibrazını mecburi kılmıştır. Aynı maksatla hükümet faturaların şeklini tespit etmiştir. Yani bunların haiz olmaları icap eden malumatı birer birer tayin etmiştir. O şekildeki faturanın alınıp verilmemesi, aslının ve kopyasının muhafaza edilmemesi nasıl suçlandırılmış içe hükümetçe tespit edilen malumatı tamamiyle ihtiva etmemesi hali de aynı suretle suçlandırılmıştır.
Filhakika Milli Korunma Kanunu tatbik mevkine girdiği sırada ticari teamüle göre teşekkül etmiş bir fatura mefhumu vardı. Fakat ticari teamüle göre taayyün etmiş şekliyle bu fatura fiatları ve ticaretin Hükümet tarafından tespit edilen usul ve şekillerini denetleme bakımından Milli Korunma Kanunu ile güdülen gayeyi temine elverişli değildi. Bunun içindir ki, Milli Korunma Kanununun fatura hakkında Hükümete yetki tanıyan 31 inci maddesinin 4 üncü bendinde (toptan ve perakende ticarette hakiki veya hükmi şahıslar arasında yapılan alım ve satım muamelelerinde satılan mal için satıcı tarafından fatura verilmesi ve faturaların muayyen bir müddet zarfında satanlar, satın alanlar ve varsa mutavassıtlar tarafından muhafaza edilmesi mecburi kılınabileceği gibi tacir sıfatını haiz şahısların ticaret için faturasız mal satın alması da men edilebilir.) denilmekle iktifa edilerek hükümetin faturanın şeklini tanzim hususundaki yetkisinden bahsedilmemiş olmasına rağmen tatbikatta Milli Korunma Kanununa göre şekli ayarlanmamış bir faturadan hiç bir fayda temin edilemeyeceği gözetilerek faturanın şekli hakkındaki salahiyetin hükümete tanınmış olan diğer salahiyetlerin zaruri bir icabı ve lazım gayri müfariki olduğuna Hususi Dairece ve Ceza Genel Kurulunca içtihat edilmiştir.
Bu içtihadın isabeti 4945 sayılı kanunun 57 nci maddesinin 8 inci bendinin son fıkrasında yer alan şu hükümle teyit edilmiştir. Kanunun metni aynen şöyledir: (31 inci maddenin 4 üncü bendinde yazılı faturalardaki şekil noksanları fiyatları denetleme bakımından bir faturadan beklenen malumatı temine mani bulunmadığı hallerde ceza verilmez. Fiyat denetimine imkan veremeyecek şekilde düzenlenen faturalarla bu bendin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları hükümleri uygulanır.) Bu suretle Vazu Kanun alakalıların cezai mesuliyetten kurtulabilmeleri için tanzimini muhafazasını ve talep vukuunda ibrazını mecburi kıldığı faturaların aynı zamanda fiyattan denetleme bakımından kendisinden beklenen malumatı muhtevi olmasını da şart ittihaz etmiştir. Bu malumatı artık Hükümetin tespit edebilmek yetkisi üzerinde bittabi teredbüt edilemez.
4180 sayılı Milli Korunma Kanununun 8 nci ek maddesinde bu kanunun tatbikine müteallik olarak kullanılan her türlü evrak resim sayılmış ve bunlar üzerinde işlenecek sahtekarlık cürümleri hakkında Türk Ceza Kanununun resmi evrak üzerinde işlenen sahtekarlık cürümlerine müteallik cezaların tatbik olunacağı açıklanmıştır.
Menkul malların alım satımlarında fiyatları murakabe maksadiyle tanzimi mecburi kılınan faturanın milli korunma kanununun tatbikine müteallik olarak kullanılan evrakın başlıcası olduğu şüphesizdir. Milli korunma kanunu kendisinden önce ticari teamüle göre teessüs etmiş olan faturaya kendi takip ettiği gayeye uygun bir şekil vermiştir. Ticari teamüle göre teşekkül etmiş fatura ile Milli Korunma Kanununa göre teşekkül etmiş fatura birbirinden o kadar farklıdır ki, sonuncusuna Milli Korunma Kanunu tarafından ihdas edilmiş nazariyle bakılmak icabeder.
Milli korunma kanunu faturayı kendi bünyesinden kendi maksat ve gayesine o derece intibak ettirmiştir ki, ihtikarı önlemek bakımından, ticaretin şekillerini tanzim bakımından kanun hükümlerinde ve Hükümetçe alınan tedbirlerde vukubulan değişikliklerle muvazi bir surette faturanın şeklinde ve muhtevasında da değişiklikler vukua getirmiştir. Mesela 4945 sayılı kanunla yapılan tadilde 4648 sayılı kanunun 32 nci maddesinin (A) ve (B) fıkraları 31 inci maddesine nakledilmiştir. Bu suretle Hükümetçe doğrudan doğruya satış fiyatları veya maliyet unsurları ile kar hadleri tespit edilmeyen ve dağıtmaya tabi tutulmayan malların fazla fiyatla satışına veya satışa arzına taalluk eden fiiller suç olmaktan çıkarılmıştır.
Büyük Millet Meclisi muhtelif encümeni raporunda bir malı fazla fiyatla satışa arz etmek veya satmak gibi kayıtların hiç bir ölçü vermeyen hükmü karşısında kalmanın çalışma emniyeti üzerindeki menfi tesirlerini gidermek maksadiyle bu tadilin yapıldığı belirtilmiştir. Filhakika kar hadleri ve maliyet unsurları tespit edilmeyen eşyanın satış fiyatlarında muhik sebebe istinat etmeyen bir fazlalık mevcut olup olmadığım tespit etmek hususunda elde sağlam bir ölçü olmadığı ve failin fiyat fazlalığını bilerek hareket ettiğini tayin eylemek müşkül olduğu cihetle ihtikar hükümlerinde yapılması zarureti hasıl olan bu tadil ile mütenazır olmak üzere Hükümet çıkardığı 644 sayılı kararnamede faturaları yalnız fazla fiyatla satılması veya satışa arz edilmesi ihtikar teşkil edebilecek olan mallara hasretmiştir.
Fatura ticari alım satım muamelelerinde hususi şahıslar tarafından tanzim olunan bir varaka olmak itibariyle haddi zatında resmi mahiyeti haiz değildi. Fakat tanzimi, muhafazası ibrazı cezai müeyyidelere bağlanarak mecburi tutulduktan ve fiyatları denetleme bakımından şekli de tayin edildikten sonra Milli Korunma Kanunu tatbik mevkiine girmeden önceki ticari teamüle göre teşekkül etmiş eski şekli gibi hususi mahiyetini muhafaza ettiği düşüncesine nasıl yer verilebilir? İşte bunun içindir ki, bu varaka Milli Korunma Kanununun ek 8 inci ve müteakiben 69 uncu maddelerindeki hususi sarahatla resmi sayılmıştır. Kaldı ki Milli Korunma Kanunu faturayı resmi saymakla üzerinde işlenecek sahtecilik suçları bakımından cezasını artırmıştır.
Kanun maddesinde varakanın resmi mahiyetinden hiç bahsedilmeyerek yalnız cezanın maksadı temin edecek miktarda tespit edilmesi şıkkı da ihtiyar edilebilirdi. Fakat bu hususta teferruat üzerinde durmak yani bahis konusu varakanın tanzim ve istimalinden ve sahtecilik fiillerinin muhtelif şekillerinden ve faraza faturanın sahih bir keyfiyetin esbabı sübutiyesinden olmak üzere tanzim edilmesi halinden ve saireden bahsedilerek muhtelif cezalar tespit edilmektense Türk Ceza Kanununun resmi varakada sahteciliğe müteallik hükümlerine umumi şekilde atıf yapılması tercih edilmiştir. Türk ceza kanununa göre cezalandırılan her hangi bir suç hususi bir kanunda daha ağır bir müeyyide altına alınabilir. Bu hususda gösterilebilecek misaller pek çoktur. Milli Korunma Kanunu daha ileri giderek umumi teşebbüs ve iştirak kaidelerine karşı da istisnai hükümler koymuştur. İhtar suçlarına ait cezaları tespit eden 57 nci maddesinde bu suçları işleyenler, işlemeğe teşebbüs edenler, bu fiillere bilerek yardım edenler veya bu fiilleri yaptıranlar hakkında aynı cezayı tertip etmiştir. Yani, fiil ister tamam olsun ister teşebbüs derecesinde kalsın suça iştirak ister asli, ister feri mahiyette olsun fail hep aynı cezayı görmektedir. Umumi teşebbüs ve iştirak kaidelerine karşı ihtikar suçları hakkında istisna teşkil eden bu hükümleri de Milli Korunma Kanununun diğer amir hükümleri gibi tatbik etmek gerektiğinde tereddüt olunabilir mi?
Kanun vazunın milli iradeyi temsil ederek buhranlı ve fevkalade zamanların verdiği imkanlardan halkı istismar etmek için, faydalananların her türlü faaliyetlerine karşı lüzum gördüğü cezai tedbirleri, kendi ölçüsü ve takdiri dairesinde almak salahiyetine nasıl müdahale edilebilir?
Milli Korunma Kanununda 4180 sayılı kanunla bazı değişiklikler yapılmış hükümet bu hususdaki projesinde diğer teklifler meyanında şu teklifi de yapmıştır. (Milli Korunma Kanununun tatbikatına müteallik olarak kullanılan evrak veya her türlü hükümetçe istihlaki tahdit olunan maddelere müteallik karne veya vesikalar üzerinde taklit veya tahfif gibi suçları iktikap edenler hakkında Türk Ceza Kanununun 327-357 nci maddelerinde yazılı hükümler tatbik olunur.)
Milli korunma kanunu tatbikatında faturanın hususi varaka olduğunu iddia edenler noktai nazarlarını şu suretle izah ediyorlar.
Hükümetin bu teklifi ikiye bölünmüştür. Bir kısmı ek 8 inci madde de ipka edilmiş, fakat fatura diğer vesikalar meyanında 32 nci maddenin "J" bendinde yer almıştır. Vazu Kanun bir malı fazla fiyatla satmaya matuf sair fiil ve hareketlerde bulunmaktan ibaret olan "J" fıkrasına veya vesika tanzim ve bilerek istimal etmek kelimelerini ilave etmek suretiyle hükümet teklifinin faturaya taalluk eden kısmını ek 8 inci maddeden bu fıkraya nakletmiştir.
4945 sayılı kanunla "J" fıkrası lağvedilmiştir. Ek 8 inci madde "J" fıkrasının lağvından sonra hiç bir tadil görmemiştir. Binaenaleyh ilk tedvin edildiği zaman faturayı resmi varaka olarak muhtevasına almamış olan bu madde bugün aynı vaziyette bulunmaktadır. "J" fıkrası da lağvedilmiş olmasına göre Milli Korunma Kanunu faturaya resmi mahiyet izafe edecek bir hükmü muhtevi bulunmamaktadır. Bunun için hususi mahiyeti haizdir.
Bu noktai nazarı tetkik edelim:
Hükümet teklifinin esbabı mucibesinde aynen şöyle denilmektedir:
(Bu maddede Milli Korunma Kanununun tatbikatında kullanılan evrak, karne veya vesikalar üzerinde irtikap olunacak suçların cezası tasrih edilmiştir).
Teklifin kanuniyet kesbeden şekli şudur: (Bu kanunun tatbikatına müteallik olarak kullanılan her türlü evrak veya hükümetçe istihlaki tahdit olunan maddelere müteallik karne veya vesikalar resmi evrak ve vesikalardan madut olup bunlar üzerinde işlenecek sahtekarlık cürümleri hakkında Türk Ceza Kanununun resmi evrak üzerinde işlenen sahtekarlık cürümlerine müteallik hükümleri tatbik olunur.
Muvakkat encümenin esbabı mucibesinde: (Milli Korunma Kanunun tatbikatının müteallik olarak hükümetçe tespit edilen evrak ve vesikalar ve karneler resmi evraktan olup bunlar üzerinde işlenecek sahtekarlık suçları hakkında Ceza Kanununun resmi evraktaki sahtekarlık suçlarına ait cezaların tatbiki muvafık görülerek madde ona göre düzeltilmiştir.) denilmektedir. Görülüyor ki, hükümet teklifi bu kanunun tatbikatına müteallik olarak kullanılan her türlü evrak veya hükümetçe istihlaki tahdide tabi maddelere müteallik karne veya vesikalara taalluk etmektedir. Maddenin kanuniyet kesbeden şekli de hükümet teklifinin aynıdır.
Muvakkat encümen esbabı mucibesinde bu ciheti açıklamıştır. Yani tasarı şümulüne aldığı evrak, karne ve vesikalar itibariyle hiç bir değişikliğe tabi tutulmamıştır. Yapılan düzeltme ancak bunlar üzerinde işlenecek sahtekarlık suçları hakkında resmi evrakdaki sahtekarlık suçlarına ait cezaların tatbikine münhasır kalmıştır.
Filhakika hükümet teklifinde Türk Ceza Kanununun 327 ila 357 maddelerine atıf yapılmıştır. Bu maddeler tetkik edilecek olursa görülür ki hususi evrakta yapılan sahtekarlık cürümlerine ait cezaları da ihtiva etmektedir. 345 inci madde hususi varakalarda sahteciliği derpiş eden bir maddedir. Hüviyet cüzdanı, nüfus tezkereleri, pasaport gibi varakalarda işlenecek sahtecilik cürümleri de bu maddeler meyanında yer almıştır (350, 351, 352 nci maddeler).
Bu maddelere ait hükümlerin Milli Korunma Kanunu tatbikatında kullanılan evrak vesika ve karneler hakkında tatbikine imkan yoktur. Bilhassa 345 inci maddenin bu maddeler meyanında bulunuşu bahis konusu varakaların takip olunan maksada aykırı olarak resmi addedildikleri hususunda tereddüt husule getirecek esaslı bir hata teşkil etmekteydi. Buna binaen hükümetin teklifi yalnız şümulüne aldığı varakaların resmi sayıldığını açıklanmak ve umumi şekilde Türk Ceza Kanununun resmi varakalar üzerinde işlenen sahtecilik cürümlerine müteallik hükümlerine atıf yapılmak suretiyle düzeltilmiş fakat tasarı muhtevasına aldığı evrak ve vesaik itibariyle hiç bir değişikliğe tabi tutulmamıştır. Bu tetkikten açıkça anlaşılır ki, maddenin hükümetçe teklif olunan şekliyle kanuniyet kesbeden şekli arasında şümulüne aldığı evrak ve vesikalar itibariyle fark olduğu bu evrak vesikalardan bir kısmının kanuniyet kesbeden şeklinde hariç tutulduğu hakkındaki noktai nazar tamamiyle gayri varittir.
32 nci madde ihtikar suçlarının muhtelif şekilleri derpiş eden bir maddedir. Bu maddenin "J" bendine göre bir malı fazla fiyatla satmaya matuf fiil ve hareketler o malı fazla fiyatla satmaya, satışa arz etmeye müteallik fiil ve hareketler haricinde kalmaktadır. "J" bendinde derpiş olunan fiilin tahakkuku için malın satılmasına, satışa arz edilmesine lüzum yoktur. Bu takdirde fiil daha evvelki fıkraların şümulüne girer. Bir malı fazla fiyatla satmağa matuf hareketler fazla fiyatla o malı satmak veya satışa arz etmek fiillerinin ihzarı hareketlerine dahil olmakla beraber Kanun Vazunca sureti mahsusada bir ihtikar suçu olarak nazarı itibara alınmıştır. Bu hareketler ne gibi şeylerdir. Faraza bir malın vasfında terkibinde değişiklik ve hile yapmak suretiyle daha fena vasıf ve terkipte ve düşük kalitede mal satmayı istihdaf eden faaliyetler bu cümledendir. Halis sadeyağını fazla fiyatla satmak maksadiyle sadeyağını hileli bir şekilde mahlut bir hale getirmek gibi. Esbabı mucibesinde şöyle deniliyor:
("J" fıkrasına da bir malı fazla fiyatla satmaya matuf olarak diğer fiil ve hareketler meyanında hakikat hilafı vesika ve fatura tanzim ve bilerek istimal etmek memnuiyetine dair sarih hükümler konulmuştur).
Bir kimse elindeki malı fazla fiyatla satmak maksadiyle hakikat hilafı bir fatura tanzim ederse, faturadaki gayri hakiki ve gayri meşru bir maliyet fiyatına istinat etmek maksadını güden bu hareketi bahis konusu bendin şümulüne ithal edilmiştir.
Tekrar arz edeyim bu fıkra ihtikar suçlarını muhtelif şekilleriyle derpiş eden maddenin bir fıkrasıdır. Bu fıkrada malı fazla fiyatla satmak maksadiyle tanzim ve istimal olunan vesikanın resmi veya hususi mahiyeti haiz oluşu mevzubahis değildir. Burada gayri hakiki bir vesika tanzimi suretiyle malını fazla fiyatla satmaya matuf fiil ve harekette bulunan şahsın ihtikar suçu işlemi olacağı ifade edilmektedir.
Böyle bir fiilin faili hakkında da diğer fıkralardaki ihtikar suçlarını işleyenler hakkında olduğu gibi Milli Korunma Kanununun 57 nci maddesindeki cezalar tatbik olunacaktır. Bu fıkranın şümulüne giren ihtikar suçunu işleyenler hakkında sahtecilik bakımından bir mesuliyet derpiş edilmemiştir. Fiil intikar suçu olarak nazara alınmış ve bu bakımdan diğer ihtikar suçları çerçevesi dahiline alınmıştır.
Bu mütemmim tetkiklerden anlaşılır ki "J" fıkrası faturanın resmi veya hususi varaka teşkil ettiyi bakımından hiç bir hükmü muhtevi değildir. Hükümet teklifinin ikiye bölünerek faturaya taalluk eden kısmının yapılan ilave ile "J" fıkrasına alındığı ve "J" fıkrasının da muahharan lağvedilmesi hasebiyle faturanın artık resmi telakkisine imkan verecek bir hükmü Milli Korunma Kanununun ihtiva etmediği hakkındaki muhalif noktai nazar tamamiyle esassızdır. Fatura Milli Korunma Kanunu tatbikatında hususi bir varaka mesabesinde telakki etmek isteyenlerin hiç bir asla istinat etmeyen ve metinlerle esbabı mucibeler müvacehesinde ayakta tutabilecek iktidarı haiz olmıyan iddiaları faturanın Kanun Vazıı tarafından tanınan hakiki ve resmi mahiyette bir kat daha tebarüz ve teyit etmektedir.
4180 sayılı kanunun muvakkat ek 8 inci maddesine ait muvakkat encümen mazbatasına (Milli Korunma Kanununa müteallik olarak Hükümetçe tespit edilen evrak ve vesika ve karneler resmi evraktan olup) denilmektedir.
Fatura Milli Koruma Kanunu tatbikatında ihtikarı ve ticaretin usul şekillerine riayet edilip edilmediğini murakabe bakımından hükümetin tanzim, muhafaza ve ibrazını mecburi kıldığı ve şeklini, ihtiva edeceği malumatı tespit ettiği bir varaka olmasına göre Milli Korunma Kanunu tatbikatında kullanılan evraktan olduğunda şüphe edilemez. Milli Korunma Kanunu hükümete çeşitli yüklerden çeşitli yetkiler veren bir kanundur. Hükümet fatura hakkında da kanundan yetkiler almış ve bunlara müsteniden faturayı Milli Korunma Kanununun takib ettiği gayeye uygun bir şekil vererek tespit etmiştir. Esbabı mucibedeki tespit kelimesi üzerinde durmağa mahal yoktur. Fatura Milli Korunma Kanunu tatbikatta kullanılan hükümetin tespit ettiği bir vesikadır.
Bu vesika ticari teamüle göre teşekkül etmiş fatura telakki edilemez. Ticari teamüle göre teşekkül etmiş fatura fiyatları denetlemeye imkan vermediği için fatura tanziminde hükümetin tespit ettiği esaslara riayet etmeyerek ticari teamüle göre hareket eden tacirler cezaen mesul olur.
Bunun içindir ki, faturayı ek 8 inci ve yeni 69 uncu maddenin resmi varaka olarak şumulüne giren evrakın başlıcası olarak tanımak ve kabul etmek zaruridir.
Bir kimse sahte bir faturayı bilerek kullanmak suretiyle malını ihtikar teşkil eden fazla bir fiyatla satarsa bu hareketi kanunun muhtelif iki hükmünü muhildir.
Resmi varaka sayılan faturayı halkı istismar etmek maksadiyle sahte olarak tanzim veya istimal etmek suretiyle Ceza Kanununun 342 nci maddesi hükmünü ihlal etmiştir. Aynı zamanda malını fazla fiyatla satmak suretiyle Milli Korunma Kanununun ihtikara müteallik hükmünü ihlal eylemiştir. Fakat faaliyetin bütün hedefi malını fazla fiyatla satmaya müteveccihtir. Hakikat halde ihtikar ve sahtecilik suçları içtima etmiş değildir. İçtima calidir, zahiridir; çünkü kasıt unsuru ve husule gelen zarar her iki suçta müşterektir. Onun için fiilin ikiliğine hükmedilemez. Fiil denince yalnız suçu teşkil eden maddi hareket veya husule gelen netice değil, bunlarla beraber kasıt unsuru da dahil olmak üzere suçu terkip eden bütün unsurlar nazarı itibara alınır. İşte bu unsurlar mütedahil olmayıp müstakil bulundukları takdirdedir ki, hakiki içtima vardır. Aksi takdirde Türk Ceza Kanununun 79 uncu maddesi gereğince bir fiil ile kanunun muhtelif iki hükmü ihlal edildiği için bunlardan daha ağır cezayı mutazammın kanun maddesi tatbik olunur. Binaenaleyh ihtikar fiilinden dolayı tatbiki gereken cezadan ağır olduğu takdirde faile sahtecilik cezası hükmolunur; çünkü arz ettiğim gibi fiil ihtikar suçunun olduğu kadar sahtecilik suçunun istilzam ettiği bütün unsurları camidir. Yalnız bu unsurlar her bir fiil bakımından ayrı ve müstakil değildirler. Onun için müstakil hukuki mevcudiyet malik iki suçun içtimai mevzubahis olamaz. Fakat suç muhtelit bir suçtur; ve bu itibarla 79 uncu madde hükmüne tabidir. İşte görülüyor ki, 32 nci madde yalnız ihtikar fiillerini derpiş etmiştir. Bu fiiller aynı zamanda sahtecilik fiilleriyle müterafık olarak işlenirse 79 uncu madde nazarı itibare alınır; ve bu takdirde sahteciliğin tealluk ettiği varaka veya vesikanın ek 8 inci madde ile tayin olunan mahiyeti resmiyesine istinat olunur.
Bu tatbikat Ceza Umumi Heyetinin, hususi mahkemelerin ve Hususi Dairenin müstakar tatbikatı olmuştur. Faturanın Milli Korunma Kanununun en ehemmiyetli iştigal mevzuunu hatta denilebilir ki, belkemiğini teşkil eden ihtikarın önlenmesine ve ticaretin düzenlenmesine müteallik hükümlerini kontrol bakımından kanunun bünyesine maksat ve gayesine uygun bir şekle konarak kullanılan bir varaka olduğu hakikati bütün delilleri ve mucip sebepleriyle tespit edildikten sonra bu bedahete karşı onu bütün ehemmiyetine rağmen ek 8 inci ve 69 uncu maddedeki hususi müeyyededen mahrum bir varaka mesabesine indirerek resmi saymamaklığımızın kanunun metni ve esbabı mucibeleriyle taayün eden ruh ve maksadına aykırı olduğunu arz ederim.
Vehbi Yekebaş: Müzakere mevzuu Milli Korunma Kanunu mucibince verilip alınan faturaların resmi evraktan sayılıp sayılamayacağı hususudur. İlk evvel şunu işaret edeyim ki, fatura tacirler arasında teessüs etmiş örfe ve ticaret Kanununun 684, 695 inci maddelerindeki şartlara uygun olarak tanzim olunan hususi bir varakadır.
Lakin geçen celsede tafsil ettiğim vecih üzere Milli Korunma Kanununun 32 nci maddesinin "İ" fıkrasındaki vesikalar cümlesinden olduğu kanunun mucip sebeplerinde gösterilen ve hükümet tarafından isdar olunan 510 ve 643 sayılı kararnameler ile de Milli Korunma Kanununa göre alınıp verilmesi mecburi ve muayyen bir müddet muhafazası da zaruri kılınan vesikaya bu kanun her ne kadar fatura demiş ise de, bu fatura Ticaret Kanunun 684 üncü maddesinde gösterilen ve ticari akitlerin sübut sebeplerinden olan fatura değildir; çünkü 510 ve 643 numaralı kararname Milli Korunma Kanununun vesikaları arasındaki faturanın satıcı ve alıcının hüviyeti satılan malın cinsi, miktarı alış faturasının tarih ve numarası, satış fiyatı ve tutan azami satış fiyatı, satışda hangi karın kullanıldığı; ithalatçı, toptancı, caiz olduğu halde ikinci toptancı, parakendeci karı; imalatçıların resmi fiyatı, veya kar haddi; fiilen satılan miktara ait malumatı da muhtevi olmasını şart etmiş ve bu şartları haiz olmıyan faturanın -ticari unsurları tazammun etse yani bir akdin ispatına ve ondan mütevellit vecibeleri tahmile medar olsa bile muteber addolunamayacağını tasrih eylemiştir. Bununla beraber bu tefrikin yersiz olduğunu ve arz ettiğim şartlarındaki şu farklara rağmen. Milli Korunma faturasıyla, ticaret faturasının birbirinden farklı olmadığım kabul ettiğimiz takdirde de neticenin değişmiyeceğini meseleyi tavzihan vereceğimiz tafsilat ispat eder.
Milli Korunma Kanununun 32 inci maddesi yasak olan hareketleri saymaktadır; diğer tabir ile cürüm unsurlarını, yalnız bunu, göstermektedir. Maddenin "İ" fıkrasında "fazla fiyatla satmaya matuf ... vesika tanzim ve bilerek istimal etmek" de bu cürümler cümlesindendir.
Ondan sonra 57 nci maddede 32 nci maddede gösterilen suçlara umumi bir hüküm suretinde ceza tertip ediliyor. 69 uncu maddenin "Bu kanunun tatbikine müteallik olarak kullanılan her türlü evrak...... resmi evrak ve vesikalardan madut olup bunlar üzerinde işlenecek sahtekarlık cürümleri hakkında Türk Ceza Kanununun resmi evrak üzerinde işlenen sahtekarlık cürümlerine mütedair hükümleri tatbik olunur" diye bu hükme bir istisna vazolunuyor.
Bahsin esasına geçmeden evvel şurasını arz edeyim:
Sayın Zahir Sencer buyurdular ki, "69 uncu madde umumi bir hükmü tazammun ediyor. 32 nci madde ise hususi bir hükümdür"; elbette hususi hüküm umumi hükmü takyit eder. Sayın ibrahim Ethem de "Milli Korunma Kanunu hususi bir kanun olmak itibariyle onun tatbiki zarureti nasıl bir münakaşa mevzuu olarak ileri sürülüyor anlamıyorum" dediler.
Onlar kadar beyan kudretine malik olmadığım için maksadını ifade edememiş olduğumu bu cevaplardan anlıyorum.
Birinci derecede 32 nci madde ile 69 uncu madde arasında mukayeseyi istilzam edecek ittisal veçhi yoktur; çünkü, 32 nci madde suçları tesis ve tadat etmektedir. 69 uncu maddede ihtiva ettiği istisnalar arasında 32 nci maddedeki suçlardan birine de yine istisnai surette verilecek cezayı gösteriyor.
Umumiyet ve hususiyet meselesine gelince; onların söylediği gibi halledilemeyecek kadar nisbi bir hadisede mesela canlılar dediğimiz zaman bu am, hayvan ise, buna nisbetle has bir mefhumdur. İnsan ile karşılaştırdığımız vakit canlılara karşı has bir medlul olan hayvan am ve insan has bir sima iktisap eder insanlarda muhtelif gruplara ayrılırlar ve bunlardan Ural Altay'ın veya Hint ve Cermenler has ve insanlar am olurlar.
Hukukiyatta da am ve has tıpkı bu misalde olduğu gibi mütedahildirler. Bilfarz akitlere ait hükümleri tazammun eden Borçlar Hukuku am ve bu akitlerden intifa kastiyle yapılanlara mütedair olan ticaret hukuku has ve ticaret hukukundan istisna edilen korunma kanunu has ve ticaret kanunu anıdır. Bunlardan has olan mevzularda muhtevası bakımından am ve has olarak tefrik edilebilirler. Nitekim Ticaret Kanununun hemen her babında umumi hükümler altında bir mukaddemeden sonra o babın mevzuuna ait hususi hükümlere geçilmektedir ve bu cümleden olmak üzere Milli Korunma Kanunu maddeleri arasında da bir umumiyet ve hususiyet görülebilir ve onun tatbikinde de bu göz önünde tutulmak icap eder.
İşte bu suretledir ki, suç oldukları 32 nci maddede gösterilen fiillere 57 nci maddede umumi hüküm mahiyetinde ceza tayin edildikten sonra o suçlar arasında vesika denilen evrak üzerinde yapılacak sahtekarlıklar 69 uncu maddede hususi bir hüküm ile istisna edilmektedir. Bundan maada 69 uncu madde müteferrik hükümler faslındadır. Müteferrik hükümler umumi mahiyeti tazammun edeceğini de aklım kesmiyor.
İlave edilmesi icap eden son bir nokta da şudur: İhdas ve tespit Üçüncü Ceza dairesinin ihtilaf mevzuu olan 14.10.1946 tarihli kararında fatura Milli Korunma Kanununun ihdas eylediği vesikalardan olmadığı için 69 uncu maddede gösterilen evraktan değildir diyor. Halbuki 69 uncu maddede Milli Korunma Kanununun tatbikine müteallik olarak kullanılan her türlü evrak, resmi evrak ve vesikalardan matuddur diyor.
Bunu izah sadedinde buyuruyorlar ki, bu kanunu tetkik eden muhtelif encümen tetkik mevzuu olan evraktan hususinin yerini hususiye ve resminin yerini, resmiye bırakmış eğer dedikleri gibi 69 uncu maddenin "bu Kanunun tatbikinde kullanılan her türlü evrak......" tabiri yalnız resmi evraka masruf bulunmuş ve 32 nci madde "fazla fiyatla satmağa matuf ...... vesikalar" la da hususi evrak kastedilmiş ve bu surette o bir hükümden hariç bırakılmış ise, esasen Ceza Kanunu mucibince sahteliğine hüküm tertip kılınan resmi evrakın burada tekrar zikri lazım mıydı? Ve bu lüzumu farz ve kabul edecek olsak "resmi evrak" resmilikten çıkıp, da "resmi ... den madut ..." mı olacak?
Bu hususda müesses kaideler itibariyle taknin lehçesine bu uyar mı?
Ofisde çalışan adamlar memur değildirler; amma kanunun istisnai hükümlerine göre vazifelerine mütedair yolsuzluklarından dolayı takip ve tecziyeleri halinde memur sayılırlar; memur gibi ceza görürler. İşte bunda olduğu vecih üzere "Milli Korunma Kanununun tatbikinde kullanılan ... evrak" resmi olmadıkları halde resmi sayılacak ve sahteliği ona göre cezalandırılacak.
Bundan başka mucip sebepler, mucip sebepler diye uzun ve dolambaçlı izahlarla kanunun sarahatını takyit ve tebdil etmek bilmem ki caiz olurmu? Çünkü, bir kanun metni reye konarak kanuniyet iktisap eder. Mucip sebepler reye konmaz, ve bu halde de sarih hükümleri takyide medar olamaz. Eğer kanun metni müphem olur veya siasını tayin kabil olmazsa onun tefsir ve tahdidinde basit bir mütalaa kabilinden mucip sebeplere de bakılabilir. Böyle olmasına rağmen olağan üstü bir fedakarlıkla bu sarahati teyit için mucip sebeplere müracaatı kabul edecek olsak bulacağımız "Hükümetçe tespit olunan evrak, vesika ve karneler..." dir. (Encümen mazbatası bunda da evrak ve vesika birbirine atfedilerek aynı manada kullanılmıştır. Yani 32 nci maddenin "İ" fıkrasındaki "vesikalar" la 69 uncu maddenin "evrak"ı birbirinin aynıdır.
İhdas ve tespite gelince; İhdas icat ve ibda etmekten tesbit ise bizim kullanışımız itibariyle, irae ve tayin manasınadır. Bir defa mucip sebepler de "tespit" denildiğine göre Üçüncü Ceza Dairesi kararının fatura Milli Korunma Kanununun ihdas ettiği vesikalardan değildir, mütaalası yersizdir. İkinci derecede ise yukarıda izah ettiğimiz vecih üzere bu vesikalar arasındaki fatura denilen varaka ticari fatura değildir sui generis bir vesikadır. Nitekim şartlarını haiz olmadığı takdirde Milli Korunma Kanunu mucibince hükümsüz olduğu halde Ticaret Kanununa göre muteber olabilir.
Şu maruzatıma göre Milli Korunma Kanununun fatura ünvanı altında zikreylediği tayini fiyat vesikası Milli Korunma Kanununun tatbikinde kullanılan evraktandır, resmi addedilir ve ona göre cezalandırılır.
C. Baçsavcısı Kazım Berker: Sayın arkadaşlar, hadise hakkında uzun uzadıya konuşmak istiyorum. Fakat tartışmaların almış olduğu şekle göre meseleye yeter derecede tenevvür etmiş olduğundan sözlerimi kısaltmak mecburiyetini hissediyorum. Birbirine zıt iki karar ve kanaat karşısındayız; gerçekten özel Daire kararının ve düşüncelerinin cazip tarafları olmakla beraber Başsavcılığın görüşünü teyit eden Üçüncü Ceza Dairesinin noktai nazarı da çok kuvvetlidir.
Örfü ticari mucibince faturaların, ne şekilde tanzim edileceği malumdur. Halbuki Milli Korunma Kanununa dayanılarak hükümetçe ısdar olunan kararnamelerle denetlemeyi kolaylaştırmak için faturalara bazı şekiller verilmiş ve bu suretle belli edilen şekillere uygun olmayan faturalar hakkında özel hükümler konmuştur. Fakat bütün bu tedbirler faturaların saklanması, yetkili memurlara ibrazı mecburiyetleri hususi mahiyeti taşıyan bu kağıtlara resmi bir vasıf izafe edemez. Çünkü faturayı tanzim eden tacirdir, evvela ticari örf Sonra kanun icabınca bu muamele yapılmaktadır. Tacir olmayan müşteri isterse ticarethaneler fatura verirler, şiraya; vekil sıfatiyle mübayaa yapan şahıs fatura ister ve alır. Hükümetin faturaların şekil tanzimine müdahale etmek lüzumunu hissetmiş olması muhalif tezin kandırıcı taraf mı teşkil etmekde ise de; Milli Korunma Kanununun uğradığı istihaleler gözden geçirilecek olursa iş değişir dedikten ve 3780 sayılı kanunun 3954, 4156 ve bilhassa 4180, 4648 sayılı kanunlarla geçirdiği değişiklikleri İnceleyip açıkladıktan sonra Üçüncü Ceza Dairesinin noktai nazarının kanuna daha uygun olduğu kanaatında bulunduğunu söyledi
Birinci Başkan: Fatura bir malın alım ve satımı ve hemde akdi netayıcı göstermesi bakımından ehemmiyeti haizdir. Vesikalar tabirinin kasdettiği şeyin ne olduğu izah olundu. Kanunun maddesi metninde müphemiyet olunca Kanun Vazunın maksadını tefsir için iki usul vardır; birisi Latin usulü, diğeri de Anglo usulüdür. Latin usulü esbabı mucibeye müracaat usulüdür ki, bizde de bu usul tatbik olunagelmektedir. Diğer usulde hakim kanunun ve kanun Vazunın maksadını esbabı mucibelere müracaat etmeksizin doğrudan kendisi tayin ederki bu usul memleketimizde cayi tatbik değildir. Binaenaleyh Milli Korunma Kanununun geçirdiği safahata ve mucip sebeplerine ve bugünkü durumuna nazaran faturaları evrakı hususiyeden saymak kanuna ve ruhuna daha uygun olacağı kanaatındayım. Demeleriyle oylara baş vurularak sonuçta karar nisabı hasıl olamadığından bizzarur gelecek oturuma taliki tensip kılındı.
- Dördüncü oturum: 02.07.1947
Bugün kurula iştirak eden zevatın adedine nazaran müzakere nisabı tahakkuk ettikten sonra söz alan;
Hususi Daire Başkanı Haydar Yücekök: Milli Korunma Kanunu Hükümete muhtelif yönlerden yetki yeren bir kanundur. Hükümet bu salahiyetlerini ısdar ettiği kararnamelerle kullanmış ve Hükümet ihtikarı önleyebilmek için faturanın tanzimini, muhafazasını ve memurini aidesine ibrazı mecburiyetini ticaret erbabına tahmil etmiş ve murakabeyi teshil etmeyenleri ceza tehdidi altında bulundurmuştur. Noksan tanzim edilmiş faturalara kanunen tanzim edilmemiş nazariyle bakılır. Böyle olunca bu varakaların Milli Korunma Kanununun emrettiği resmi varakadan değildir. Hususi evrakdan maduttur, diyebilirmiyiz? dedi.
Üçüncü Ceza Dairesi Başkanı İbrahim Ethem Ertem: Müzakeremizin konusu, faturalarda, yapılan sahteciliğin, resmi evrakta yapılan sahtecilik suçunu teşkil edip etmediğinin tayini hususudur. Dairemiz, tayini merci dolayisiyle vermiş olduğu kararlarda, faturada sahtecilik fiilini Milli Korunma Kanununun 32 nci maddede açık sarahat olduğundan bu maddenin şumulüne giren ihtikar suçu saymış ve resmi evrakta sahtecilik addetmemiştir. 3780 sayılı Milli Korunma Kanunu, 3945, 4156, 4180, 4648 ve 4945 sayılı kanunlar ile muhtelif tarihlerde değişikliğe uğramıştır. 4180 sayılı kanunun yürürlüğe girdiği zamana kadar Milli Korunma Kanununda gerek sahte fatura tanzim ve istimali hakkında ve gerek Milli Korunma Kanununun tatbikinde kullanılan sair evrak ve vesikaların sahteciliği hakkında hususi bir hüküm yoktu. 4180 sayılı kanun ile Milli Korunma Kanununun 32 nci maddesine bir "J" fıkrasiyle sahte fatura tanzimi ve bilerek istimali fiili hakkında müstakil bir hüküm konmuştur. Aynı zamanda; ek 8 inci madde dahi Hükümetçe tespit edilen evrakta sahtecilik yapanların resmi evrak üzerinde sahtecilik yapanlar gibi cezalandırılacağı gösterilmiştir. Dairemiz; ek 8 inci madde hükmünde faturada sahtecilik suçunun dahil olmadığını kabul etmiş olduğundan dolayı bu varakadaki sahteciliği resmi evrakta sahtecilik saymadık.
Meselenin düğüm noktası, ek 8 inci maddenin ne maksatla kanuna konulmuş olduğunu tayindedir. Bunu anlamak için de Büyük Millet Meclisinin esbabı mucibe tasarılarını tetkik etmek icap eder. 4180 sayılı kanun tasarısını teklif eden hükümetçe ek 8 inci maddenin metni şöyleydi. Aynen: (Bu kanunun tatbikatına müteallik olarak kullanılan her türlü evrak veya hükümetçe istihlaki tahdit olunan maddelere müteallik karne veya vesikalar üzerinde taklit veya tahrif gibi suçları irtikap edenler hakkında Türk Ceza Kanununun 327 ve 357 nci maddelerinde yazılı hükümler tatbik olunur). Geçici komisyon ve Milli Koruma Kanununun gerek 32 nci ve gerek ek 8 inci maddeleri üzerinde esaslı değişiklikler yapdı. Geçici komisyon raporunda 32 nci ve ek 8 inci maddelerin değiştirilmesi için gösterilen sebep şöyledir. Aynen: (32 nci maddeye gelince; bütün fıkralarında ihtikar maksadiyle yapılan hareketleri istihdaf eden bu maddeye tatbikatta her türlü tereddüt ve karışıklıkları izale edecek bir tertip gözetilmek suretiyle ayrı fıkralar halinde yazılmıştır ve "J" fıkrasına da bir malı fazla fiyatla satmağa matuf olarak diğer bir fiil ve hareketler meyanında hakikat hilafı vesika ve fatura tanzim ve bilerek istimal etmek memnuniyetine dair sarih hüküm konulmuştur; ve ek 8 inci maddeye gelince; Milli Korunma Kanununun tatbikatına müteallik olarak Hükümetçe tespit edilen evrak ve vesikalar ve karneler resmi evraktan olup bunlar üzerinde işlenecek sahtekarlık suçları hakkında Ceza Kanununun resmi evraktaki sahtekarlık suçlarına ait cezaların tatbiki muvafık görülerek madde ona göre düzeltilmiştir). Görüyoruz ki, geçici komisyon Milli Korunma Kanununun 32 nci maddesine hakikat hilafı vesika ve fatura tanzim ve bilerek istimal edenler hakkında müstakil bir fıkra ilave edilmek suretiyle sahte fatura fiilini, ek 8 inci madde hükmünden çıkarılmıştır; ve ek 8 inci madde hükmü de; yalnız Hükümetçe tespit edilen evraka hasredilmiştir ve Büyük Millet Meclisince ve Geçici Komisyon teklifi dairesinde; bu maddeler kabul olunmuştur. 4180 sayılı kanundan sonra 4648 sayılı kanun; Milli Korunma Kanununun faturaya taalluk eden hükmünü "İ" fıkrası altında aynen almış ve ek 8 inci maddelerde hiç bir değişiklik yapmaksızın kanunun esas bünyesine 69 uncu madde altında aynen) nakletmiştir. Sahte fatura tanzimi ve bilerek istimali fiili ihtikar suçları arasında yer alınca böyle bir hareketi irtikap eden şahsın fiili, 4180 sayılı kanunun yürürlüğü zamanında 39 ve 4648 sayılı kanunun yürürlüğü zamanında 57 inci maddeye muhalefet teşkil eder. Hususi Daire ise; sahte fatura tanzimi ve bilerek istimali fiili için kanunda iki ceza mevcut olduğunu kabul ediyor. Cezanın biri; ek 8 inci madde yoluyla Türk Ceza Kanun resmi evrakta sahtekarlığa ait ceza tayin eden 339 uncu maddesinde İkinci Ceza Dairesinde 32 nci maddenin "J" bendi yoluyla 59 uncu maddeki ceza ve 4648 sayılı kanunun yürürlüğe girmesinden sonra da 32 nci maddenin "i" bendi yoluyla 57 nci maddedeki cezadır.
Hususi Daire Türk Ceza Kanununun 79 uncu madde hükmü göz önünde tutularak bu cezalardan en ağırının tatbiki fikrindedir. Halbuki bir cürüm için kanunda iki ceza tayin edilmiş değildir. Bir cürüm için kanunda iki ceza tayini, hem kanun tedvini usulüne ve hem de ceza esaslarıyle telif kabul etmez. Biran için Kanun Vazunın hataya düşerek bir cürüm için bir ceza tayin etmiş olduğunu kabul etmiş olsak bile yine 79 uncu maddeye istinat ederek ağır ceza tayini doğru olmaz. Zira: Türk Ceza Kanununun 79 uncu maddesi, bir fiil ile kanunun muhtelif ahkamını ihlal edenler hakkında en ağır cezanın tatbik edileceğini gösteriyor. Hadisemizde ise (ihlal edilen hüküm) yalnız 32 nci maddedeki hükümdür. Sahte fatura tanzimi ve bilerek istimali fiili ile kanunun bu hükmü ihlal ediliyor. Ek 8 inci maddenin veya bu madde yerine kaim olan 69 uncu maddenin sahte fatura tanzimi ve bilerek istimali fiillerini şümulüne almış değildir ki, sahte fatura tanzim ve bilerek istimal eden adamın fiilinin hem 32 nci maddeye ve hem de ek 8 inci veya 69 uncu maddeye muhalefet teşkil ettiği sebebine dayanılarak sözü geçen Türk Ceza Kanununun 79 uncu madde hükmünün uygulanması kabul edilebilmiş olsun. Yine Hususi Daire faturaların Milli Korunma Kanununun tatbikatta kullanılan evraktan olduğundan ek 8 inci maddenin veya 69 uncu maddenin şümulüne dahil olduğunu ispat sadedinde fatura hakkında mevcut olan Koordinasyon kararlarına istinat ediyor. Faturayı Milli Korunma Kanunu ihdas etmiş değildir. Faturanın tüccarlar arasında alış veriş sırasında alınıp verilmesi ve Milli Korunma Kanununun yürürlükte bulunduğu müddetçe muhafaza edilmesinin mecburi tutulması ve muhtelif koordinasyon kararlarıyla muhtevaları bakımından bazı şartlar altında tanzim edilmesi hususları, aslen hususi evraktan olan ve resmi evraktan da sayılmamış olan faturanın asli mahiyetini tebdil etmez. Her ne kadar 4945 sayılı kanun ile ahiren Milli Korunma Kanununun 32 nci maddesinde sahte fatura tanzimi ve bilerek istimali fıkrasına taalluk eden bendi diğer bendler arasından kaldırılmış ise de, bu ilga keyfiyeti; cezanın teşdidi mülahazasından ve ek 8 inci madde yerine kaim olan 69 uncu maddenin sahte fatura tanzim ve bilerek istimal edilmesi fiili hakkında da tatbik edilmesinin temini düşüncesinden neşet etmiş değildir.
4945 sayılı kanuna ait Hükümet Tasarısı geçici komisyon raporu tetkik edilince; maksat açık olarak anlaşılıyor.
Tasarıdan ve geçici komisyon raporundan: (ticari ve iktisadi hayatın normale yaklaşmasından ve bazı tedbirlerin devamında fayda kalmamış olmasından muhik sebep olmaksızın bir malı fazla fiyatla satışa arz etmek veya satmak gibi kayıtların hiç bir ölçü vermeyen hükmü karşısında kalmanın çalışma ehemmiyeti üzerindeki menfi tesirleri meydanda olduğundan bahsile 32 nci maddenin bazı bendlerinin kaldırıldığı ve tacirler arasında faturanın yalnız kar hadleri tespit olunan eşyayı hasredildiği ve yalnız tüccarlar arasında faturasız satışda bulunanların cezasının tecdit olunduğu anlaşılmaktadır.
Son değişiklik sırasında sahte fatura, tanzimi ve bilerek istimaline ait fıkranın; 32 nci maddeden kaldırılması ile de bu fiili ek 8 inci madde veya onun yerine kaim olan 69 uncu madde şümulüne ithal edilmiş olmaz; çünkü, ek 8 inci maddenin vazındaki sebep; geçici komisyon raporunda tasrih edilmiş ve sahte fatura tanzimi ve bilerek istimali fiili bu maddenin şümulünden evvel ve ahir hariç bırakılmıştır.
Sahte fatura tanzimi ve (bilerek istimali fiili hakkındaki müstakil hüküm kaldırılınca; 4180 sayılı kanundan evvelki vaziyete avdet edilmiş olur. Milli Korunma Kanununun 61 inci maddesinde aynen şöyle deniliyor: (Bu kanunda yazılı suçlar için Türk Ceza Kanunu ile diğer kanunlarda daha ağır ceza hükümleri bulunduğu takdirde o cezalar hükmolunur).
4180 sayılı kanunun yürürlüğe girmesinden evvel faturada sahtecilik fiilinin taalluk ettiği ihtikar hadiselerinde 61 inci madde sarahatini göz önünde tutarak tatbikatta bulunurduk. Sahte fatura tanzimi suretiyle vücut bulan ihtikar suçunun cezasiyle hususi evrakta sahtekarlık suçuna ceza tayin eden Türk Ceza Kanununun 345 inci maddesindeki cezayı karşılaştırırdık. Taalluk ettiği hadisenin mahiyetine ve ihtikar suçundan tevellüt eden zararın ve temin edilen veya temini kastolunan gayri muhik menfaatin miktarına göre ihtikar suçunun ağır olduğu yerlerde Türk Ceza Kanununun 345 inci maddesindeki cezanın verilmesini kabul ederdik.
4180 sayılı kanun ile değiştirilen Milli Korunma Kanununun 32 nci maddesindeki "J" ve 4648 sayılı kanun ile değiştirilen Milli Korunma Kanununun 32 nci maddesindeki "İ" fıkralarının kaldırılmasından sonra da sahte fatura tanzim ve bilerek istimal edenler hakkında böylece mukayese yaparak bazan ihtikar suçunun cezasının ve bazı ahvalde Türk Ceza Kanununun hususi evrakta sahtekarlık suçuna ceza tayin eden 345 inci maddedeki cezanın tayini icap edecektir.
Hulasa: İhtilafa konu olan hadiselerin ikaı tarihleri itibariyle sahte fatura suçu hakkında 4180 sayılı kanunun yürürlükte bulunduğu sırada yalnız 32 nci maddenin "J" bendi yoluyla 59 uncu ve 4648 sayılı Kanunun yürürlükte bulunduğu sırada 32 nci maddenin "İ" bendi yoluyla 57 nci maddenin uygulanması icap eder. Ek 8 inci ve 69 uncu maddeler yoluyla Türk Ceza Kanununun resmi evrakta sahtecilik yapanları gibi cezalandırılmasına cevaz yoktur.
Sahte fatura tanzimi ve bilerek istimali suçunu işleyenlere Türk Ceza Kanununun resmi evrakdaki sahtecilik cezasını vermek ve Kanun Vazunın maksadına külliyen münafidir.
Netice; Fatura hükümetçe tespit edilen evraktan değildir. Hükümetçe tespit edilen evraktaki sahtecilik fiili; Milli Korunma Kanunun gerek (el koyma) ve gerek (istihlaki tahdit) hususlarında hükümete verdiği geniş salahiyeti akmete uğratmak suretiyle kanunun istihdaf ettiği gayeyi doğrudan doğruya ihlal eden ve tesiratı çok şümullü olan bir suçtur; ancak bu kabil evraktaki sahtecilik suçları hakkında resmi evraktaki sahtecilik yapanlara mahsus olan ceza verilir. Sahte fatura tanzimi ve bilerek istimali suçu ihtikar suçu meyanında mütalaası lazım gelen bir suç olduğunda tereddüt edilmemek lazımdır.
Kanunu; Kanun Vazunın maksadı dairesinin tatbik etmek de vazifemizin başında gelir.
İkinci Ceza Dairesi Başkanı S. N. Akyollu: Kanunun metni ile esbabı mucibeleri arasında hiç bir münasebet olmadığım metne mugayir olan esbabı mucibeye kıymet verilemeyeceğini ve netice olarak Haydar Yücekök'ün fikirlerine iştirak eder olduğunu ve ihtikar için faturalar üzerinde yapılacak sahtecilik fiillerinde kanunun muhtelif iki maddesi ihlal edilmesi itibariyle Ceza Kanununun 79 uncu maddesi mucibince azami cürmünden dolayı ceza verilmesi icap eder dedi.
Üçüncü Ceza Dairesi Başkanı İbrahim Ethem Ertem: Müzakerenin kifayetini teklif ediyorum dedi. Müzakerenin kifayeti kabul olunarak oylara başvurularak sonuçta;
Faturalarda yapılan sahteciliğin resmi evrakta yapılan sahtecilik suçunu teşkil ettiği hakkındaki Yargıtay Hususi Dairenin kararı Ceza Genel Kurulunca onanmış ve Üçüncü Ceza Dairesince merci tayini dolayisiyle ittihaz olunan karar ile faturalar resmi evraktan sayılmamış olmasından dolayı arada hasıl olan içtihat ihtilafının birleştrilmesi için içtihadı Birleştirme Genel Kurulunda yapılan müzakere sonunda:
3780 sayılı Milli Korunma Kanunu, sırası ile 3954, 4156, 4180, 4648 ve 4945 sayılı kanunlarla muhtelif tarihlerde değişikliğe uğramıştır. 4180 sayılı kanunun yürürlüğe girdiği zamana kadar; Milli Korunma Kanununda gerek fatura ve gerek sair evrak ve vesikaların sahteciliği hakkında hususi bir hüküm yoktu. 4180 sayılı kanun tasarısını teklif eden hükümetçe; ihtikardan bahis olan ve 3954 sayılı kanunla değiştirilen 32 nci madde üzerinde yalnız (fazla fiyatla satmak) kelimeleriyle maddenin ikinci fıkrasının başındaki (keza) kelimesinin kaldırılması ve (muhik sebep olmaksızın) kaydının ilavesi suretiyle değiştirme teklifinde bulunulmuş ve ayrıca "bu kanunun tatbikatına müteallik olarak kullanılan her türlü evrak veya hükümetçe istihlaki tahdit olunan maddelere müteallik karne veya vesikalar üzerine taklit veya tahrif gibi suçları İrtikap edenler hakkında Türk Ceza Kanununun 327 ve 357 inci maddelerinde yazılı hükümler tatbik olunur." yolunda 8 inci madde altında, ek olarak kanuna bir madde ilavesi istenilmiş olması üzerine geçici komisyonca gerek 32 nci ve gerek ek 8 inci maddelerde esaslı değişiklikler yapılmıştır. Geçici komisyon raporunda 32 nci ve ek 8 inci maddelerin değiştirilmesi için gösterilen sebep şudur: (32 nci maddeye gelince; Bütün fıkralarında ihtikar maksadiyle yapılan hareketleri istihdaf eden bu madde; tatbikatta her türlü tereddüt ve karışıklıkları izale edecek bir tertip gözetilmek suretiyle ayrı fıkralar halinde yazılmıştır; ve "J" fıkrasına da bir malı fazla fiyatla satmağa matuf olarak diğer fiil ve hareketler meyanında "hakikat hilafı vesika ve fatura tanzim ve bilerek istimal etmek memnuiyetine dair sarih hüküm konulmuştur.); ve ek 8 inci maddeye gelince; Milli Korunma Kanununun tatbikatına müteallik olarak "Hükümetçe tespit edilen evrak ve vesika ve karneler" resmi evraktan olup bunlar, üzerinde işlenecek sahtekarlık suçları hakkında Ceza Kanununun resmi evrakdaki sahtekarlık suçlarına ait cezaların tatbiki muvafık görülerek madde ona göre düzeltilmiştir."
Geçici Komisyonca; Milli Korunma Kanununun 32 nci maddesine hakikat hilafı vesika ve fatura tanzim ve bilerek istimal edenler hakkında müstakil bir fıkra ilave edilmek suretiyle sahte fatura tanzimi fiili; ek 8 İnci madde hükmünden çıkarılmış ve ek 8 inci madde yalnız hükümetçe tespit edilen evraka hasredilmiş ve Büyük Millet Meclisince de; Geçici Komisyonun teklifi dairesinde bu maddeler aynen kabul olunmuştur.
4180 sayılı kanundan sonra 4648 sayılı kanun Milli Korunma Kanununun faturaya taalluk eden hükmünü "İ" fıkrası altında aynen almış ve ek 8 inci maddeyi de hiç bir değişiklik yapmaksızın kanunun esas bünyesine 69 uncu madde olarak aynen nakleylemiştir.
Sahte fatura tanzimi ve bilerek istimal fiili bu veçhile şekillendirilince böyle bir fiili irtikap eden şahsın hareketi 4180 sayılı kanunun yürürlüğü zamanında "59" uncu ve 4648 sayılı kanunun yürürlüğü zamanında da 57 nci maddeye muhalefet teşkil ettiğinden bu maddeler ile cezalandırılması ve sahte faturanın taalluk ettiği hadisenin mahiyetine ve böyle bir suçun işlenmesinden mütevellit zararın ve temin edilen veya temini kastolunan gayri muhik menfaatin miktarına göre sözü geçen 59 ve 57 nci maddelerdeki cezai hükümlerin uygulanması icap eder. Kanun Vazıı tarafından sahte fatura tanzim ve bilerek istimal edenler hakkında; birisi; ek 8 inci madde yoluyla Türk Ceza Kanununun resmi evrak sahteciliğine taalluk eden faslındaki ceza ve diğeri 32 nci madde yoluyla ihtikar suçuna alt 59 ve 57 nci maddelerdeki ceza olmak üzere iki ceza tayin edilmiş değildir. Bir cürüm için kanunda iki cezanın tayini hem kanun tedvin usulü ve hem de ceza esaslariyle telif kabul etmez. Kanun Vazunın; hataya düşerek bir fiil için kanuna ayrı ayrı maddelerle ceza tayin etmiş olması halinde dahi sanığın lehindeki ceza uygulanır. Nerede kaldı ki; geçici komisyon raporunda Milli Korunma Kanununun tatbikinde kullanılan evrak; Hükümetin teklifinde olduğu gibi mutlak surette bir hükme tabi tutulmamış ve çok açık bir ifade ile ek 8 inci madde hükmünün yalnız Hükümetçe tespit edilen evraka hasredildiği açıklanmıştır. Binaenaleyh fatura Milli Korunma Kanununun tatbikinde kullanılan evraktan olmakla beraber Hükümetçe tespit edilen esas evrak arasında bulunmadığına ve ek 8 inci madde hükmünün ise, Hükümetçe tespit edilen evraka maksur olduğuna ve 32 nci maddede sahte faturalar hakkında müstakil hüküm vazedilmiş bulunduğuna göre sahte fatura, tanzimi fiilinin resmi evrakta sahtecilik suçunu teşkil eylediğine ve Türk Ceza Kanununun 79 uncu maddesi hükmü yoluyla tatbikatta bulunulmasına, yani ihtikar cezası daha ağır olduğu takdirde, bu cezanın ve aksi taktirde resmi evrakdaki sahtecilik cürmüne müteallik cezanın tatbik edilmesi icap edeceğine taalluk eden telakki tarzının kabulüne imkan olamaz; çünkü, Hükümetçe tespit olunan evraktaki sahtecilik fiiline her hal ve karda ve mutlak surette ağır hapis cezası verilmesi ve büyük bir alış verişe taalluk eden sahte fatura tanzimi işinde cezanın ağır ve küçük muamelere ait sahte fatura işinde cezanın hafif olması Milli Korunma Kanununun kabul ettiği tecziye esaslarından bulunmuş olması itibariyle faturada sahtecilik fiilinin, taalluk ettiği ihtikar hadisesinin ehemmiyeti ile mütenasip olarak cezalandırılması açık bir keyfiyettir.
Bundan başka sahte fatura tanzimi suretiyle vücut bulan ihtikar suçu ile Hükümetçe tespit edilen evrakın sahteciliği suçu arasında da vehamet bakımından büyük fark mevcuttur. Zira; Hükümetçe, tespit olunan evraktaki sahtecilik fiili; Milli Korunma Kanununun gerek "el koyma" ve gerek "istihlaki tahdit" hususlarında Hükümete verdiği geniş salahiyeti akamete uğratmak suretiyle kanunun istihdaf ettiği gayeyi doğrudan doğruya ihlal eden ve tesiratı çok şümullü olan bir suçtur. Faturanın tüccarlar arasında alış veriş sırasında alınıp verilmesinin ve Milli Korunma Kanununun yürürlükte bulunduğu müddetçe muhafaza edilmesinin mecburi tutulması, ve muhtelif koordinasyon kararları ile muhtevaları bakımından bazı şartlar altında tanzim olunması hususatı, aslen hususi evraktan olan ve resmi evraktan da sayılmamış bulunan faturanın asli mahiyetini tebdil etmiyeceği ve bu kabil faturaların resmi evraktan sayılmasını icap ettirmiyeceği gibi sahte fatura tanzim eden ve bilerek istimal eden şahsın; Milli Korunma Kanununda mevcut yalnız bir cezai hükmü ihlal etmiş olması ve hadisede muhtelif ceza hükümlerinin ihlal edilmemiş bulunması bakımından da Türk Ceza Kanununun 79 uncu maddesi hükmünun ceza tayini sırasında nazara alınması da bahis mevzuu olamaz. Her ne kadar ahiren 4945 sayılı kanun ile Milli Korunma Kanununun 32 nci maddesinin sahte fatura tanzimi ve bilerek istimali fıkrasına taalluk eden bendi kaldırılmış ise de, gerek Hükümetin kanun tasarısı ve gerek geçici komisyon raporundan, ticari ve iktisadi hayatın normale yaklaşmış ve bazı tedbirlerin devamında fayda kalmamış olmasından ve (muhik sebep olmaksızın) bir malı fazla fiyatla satışa arz etmek veya satmak gibi kayıtların hiç bir ölçü vermeyen hükmü karşısında kalmanın ticari faaliyet üzerindeki menfi tesirleri meydanda olduğundan bahsile 32 nci maddenin bazı bentlerinin kaldırıldığı ve tacirler arasında faturanın yalnız kar hadleri tespit olunan eşyaya hasredildiği ve bu değişikliğin sahtecilik yönünden 57 nci maddedeki cezai hükmün ağırlaşmasının kastedilmediği ve yalnız kar haddi tayin edilen eşyanın tüccarlar arasında faturasız satışta bulunanların cezasının teşdit olunduğu anlaşılmaktadır. 4945 sayılı kanunun yürürlüğe girmesinden sonra dahi sahte fatura tanzimi ve bilerek istimali fiili; yukarıda izah edilen sebeplerden dolayı gerek 4180 sayılı kanunun ek 8 inci maddesinin ve gerek bu madde yerine kaim olan 4648 sayılı kanunun 69 uncu maddesinin şumulüne girmemiş olması hasebiyle ihtilaf konusu olan hadiseye tesiri görülmemiş ve sözü geçen 32 nci maddedeki "İ" fıkrasının kaldırılmasından sonra 4180 sayılı kanun ile Milli Korunma Kanununda yer alan ek 8 inci maddenin yürürlüğünden evvelki vaziyete avdet edilmiştir.
Netice;
4180 sayılı kanunla Milli Korunma Kanununda yer alan ek 8 inci maddenin hiç bir değişikliğe tabi tutulmaksızın 4648 sayılı kanunla Milli Korunma Kanununa asli madde halinde 69 uncu madde olarak nakledilmesine ve ek 8 inci madde hükmünün sahte faturalara şümulü olmadığı geçici komisyonun raporundaki izahatta belirtilmiş olmasına ve yukarıda gösterilen mucip sebeplere göre ihtilafa konu olan hadiselerin ikaı tarihleri itibariyle sahte fatura suçu hakkında 4180 sayılı kanunun yürürlükte bulunduğu sırada yalnız 32 nci maddenin "J" bendi yoluyla 59 uncu ve 4648 saydı kanunun meriyeti zamanında 32 nci maddenin "İ" bendi yoluyla 57 nci maddenin uygulanması icap eylediğine ve sahte fatura tanzim ve bilerek istimal eyleyenlerin Türk Ceza Kanununun resmi evrakta sahtecilik yapanlar gibi cezalandırılmasına cevaz olmadığına ve sahte fatura tanzim ve bilerek istimal fiili ile bir hükmü cezai ihlal edilmiş olması hasebiyle Türk Ceza Kanununun 79 uncu maddesinin de hadise ile ilgisi bulunmadığına ilk toplantıda reylerde üçte iki çoğunluk hasıl olmadığından 02.07.1947 tarihli toplantıda salt çoğunlukla karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy