(765 S. K. m. 10, 36) (1918 S. K. m. 47, 58)
Dava: Kaçakçılık işinde kullanılan nakil vasıtalarının zoralımına karar verilmesi için nakilin lirekek kullanması kâfi olup sanığın zati malı olmasının tahkikine lüzum olmadığı hakkındaki Yargıtay Üçüncü Ceza Dairesinin bozma kararlarına kilis Ceza Yargıçlığından mal sahibinin malûmatı haricinde kaçakçılık işinde kullanılan nakil vasıtalarının müsadere olunamıyacağından banhisle verilen 27/12/1947 ve 16/1/1948 tarihli ısrar kararları Ceza Genel Kurulunca; 1/5/1948 gün ve 5826/6731 sayılı ve 10/5/1948 gün 52/53 sayılı ilâmlarıyla tasdik edilmiş olması üzerine Üçüncü Ceza Dairesi Başlkanlığının 11/5/1948 gün ve 156 sayılı yazısında; 1918 sayılı Kaçakçılık Kanunundan evvel neşredilen 1510 saylı kanunun yürürlüğe girdiği 1 Ağustos 1929 tarihinden itibaren kaçak eşya naklinde kullanılan nakil vasıtasının sahibinin rıza ve muvafatı olasa dahi nakil vasıtasını nakilin bilerek kullanması halinde bu vasıtanın müsadere edilmesi esası kabul edilmiş oludğu halde dairenin müstekar içtihadı hilâfında Ceza Genel Kurulunca verilen kararlar ile mümasili işlerde Üçüncü Ceza Dairesinden verilen kararlar arasında ihtilâf hasıl olduğundan vâkı ihtilâfın, İçtihadı birşetirme Kurulunca halli istenilmiş olmasından dolayı Üçüncü Ceza Dairesi Başkanlığından gönderilen ilâm suretleri ile Ceza Genel Kurulu ilâmlarının suretleri kurul üyelerine dtevzi edildikten sonra yapılan müzakere sonunda; Türk Ceza Kanununun 36 ncı maddesinde; Cürüm ve kabahatde kullanılan eşyanın fiilde medhali olmayın kimselere ait olmamak şartiyle müsaderesi gösterilmekle ise de; 1918 sayılı kanunun 47 nci maddesi kaçakçılık işinde kullanılan nakil vasıtaları hakkında sözü geçen 36 ncı maddede yazılı hükümden gari bir hükmü ihtiva etmektedir. 47 nci maddede aynen (kaçak eşya naklinde bilerek kullanılan vasıtalara hakkında aşağıda gösterildiği veçhile muamele olunur.
A) Kara nakil vasıtalarından umum hayvanlar ve koşumları, her nevi araba ve hayvan ve koşumları, otomobil, kamyon ve kamyonet ve bunlara benzer vasıtalar, denizv e nelir vasıtalarında sal, sandal, mavna ve emsali ve 100 tonilâtoya kadar "100 tonilâto dahil motorli veya buharlı veya yelkenli umum sefineler, denizaltı sefineleri ve here nevi tayyareler müsadere olunur.
B) 101 gayri sâfi tonilâtodan 1000 gayri sâfi tonilâtoya kadar "1000 tonilâto dâhil" her nevi sefineler: Kaçak humulesi kaçak olmıyan hamulesinde gümrük resmi itibariyle azla bulunduğu halde sefine kıymetinin üçte biri nisbetinde ağır para cezası hükmolunur.
C) 1000 gayri sâfi tonilâtodan fazla olan her nevi sefineler neklettikleri kaçak eşya kıymetinin iki misli veya daha aşağı kıymette oldukları halde müsadere edilir. Sefine bu nisbetten daha fazla kıymette olduğu taktirde kıymetinin iki misli veya daha aşağı kıymette oldukları halde müsadere edilir. Sefine bu nisbetten daha fazla kıymette olduğu taktirde kıymetinin dörtte biri derecesinde ağır para cezası hükmolunur) denilmiştir. Bu maddenin ihtiva ettiği hükümlerin Türk Ceza Kanununun 36 ncı maddesinden büsbütün farklı olduğu görülmektedir. Suça yabancı kimselere ait eşyanın müsadere edilmemesi kaidesini koyan 36 ncı madde hükmünün kaçakçılık işlerinde tatbikına cevaz yoktur. Çünkü; Türk Ceza Kanununun 10 uncu maddesi hususi kanunların muhalif hükümleri ihtiva etmesi halni istisna etmişltir. Eğer suça yabancı kimselere ait eşyanın müsadere edilememesi kaidesini kaçakçılık kanunun muhafaza etmek istemiş olsaydı, Kaçakçılık kanununa 47 ncı maddeyi ilâve etmezdi. Nitekim; 47 ncı maddenin Kaçakçılık Kanununa konulması sebebini gösteren Karma Komisyonu rayorunda kaçak eşya naklinde bilerek kullanılan vasıtalar hakkıda yapılacak muameleyi gösteren 47 nci maddenin kabulü için komisyonda ehemmiyetli münakaşanın yapıldığ tasrih edildikten sonra şöyle denmiştir. Aynen (Bu madde esasen meri olan bir hükmün aynen bu kanuna naklinden ibaret olup ihtiva ettiği esas kaçak eşyanın naklinde kullanılan vasıtanın sahibi başka bir şahıs olursa sahibinin adaının veya kiracısının ve safinelerde kaptan ve mücehhizinin o vasıtaya bilerek akçak eşya alıp nakletmesinden, ubndan haberdar olmıyan ve bir güna rıza ve malûmatı bulunmıyan sahibinin mâlik oludğu vasıtanın müsaderesi veya bir vasıta kıymetine göre para cezası alınmak suretiyle mutazarrır olmasından âdilâne bir hüküm olmıyacağı ve bir şahsın fiilinden diğerinin sebepsiz mesûl edilmesi neticesi hâsıl olduğu izah edilerek bu yapılan hallerde mal sahibinin mesuliyeti kabul edilmemesi ve böyle bir iddianın dinlenmesi yolunda maddeye kayıtlar ilâvesi tekli3f olunhmuş ise de; bazı kayıtar ile mukayyet olmakla beraber ahar bir şahsın fiilinden malen mesuliyetin hukuki esaslara uygun bir mevzuatımızda da böyle umumi kaideler mevcut olduğu ve bu madede mal sahiplerinin mutlak mesuliyeti maliyesi şeklinde kabulü, Kaçakçılık Kanununda en mühim ve kuvvetli bir müeyyide olacağı ve şimdiye kadar tabikatta Temyiz Mahkemesi kararına iktiran etmiş bu hükme müstenid mukarrerat bulunduğu ve nihayet bir mal sahibinin ne suretle olursa olsun malını verdiği şahsın efalinden malının kıymetince mesul olmasının tecviz edildiği ve bu lâyihada kabul edilen umumi esasat ve ahkâma münafi mevat arasında bunun da bir zaruret olalarak kabulü icabedeceği) denmek suretiyl esuça yabancı kimselere ait eşyanın müsadere edilememesi hakkında Ceza Kanununun 36 ncı maddesiyle konulan umumi kaideden inhiraf edildiği açıklanmıştır. Ceza Genel Kurulunca tasdik olunan ısrara kararında, bahsi geçen 1918 sayılı kanunun 58 inci maddesine eklenen fıkranın hadise ile alâkası görülmemiş olduğu gibi 47 nci maddede yazılı kabul kanun vazıının maksadına uygun düşmeyiceğine ve yolsuzluklara meydan vereceğine dair serdolunan esbabı mucibe ve bu işin müzakeresi sırasında bu hususlar ile ilğili olmak üzere ileriye sürülen mütalâalar, gerek kanunun sarih metni ve gerek kanun vazıının maksadını açıklayan Karma Komisyonu raporu karşısında kabule şayan görülmemiştir. Karma komisyonu raporunda daizah edildiği gibi 1 Ağustos 1929 tarihinde yürürlüğe girmiş ve 1918 saylı kanunun yürürlüğe girdiği 12/1/1932 tarihinde kadar yürürlükte kalmış olan 1510 sayılı kanunun 28 inci maddesi de 1918 sayılı kanunun 47 nci maddesi hükmünü tamamiyle kanuna nakledilmiş ve bu maddeye istinaden yıllarca evvel verilen müsadere kararlarının Yargıtayca tasdik edilmesi ve kanun metnine uygun bulunmuştur. Kaçakçılık yapan bimr şahsın başka birinin malını çalıp da bilrek kullanması veya bir şahsın sevk ve idare etiği tramvay, otobis ve tren gibi bir vasıtada akçak malı bilreek nakletmesi hallerinde de müsadereye karar verilmesi adalet ile asla telef edilemeyeceği yolunda ileri sürülen mütalâat ve vârit görülmemişti. Çünkü yukarıya dercolunan Karma Komisyonu raporunda da gösterildiği üzere bir maml sahibinin ne suretle olursa olsun elinde verdiği şahsın efalinden malının kıymetince mesul olması esası gözönünde bulundurularak mezkûr 47 nci madde Kaçakçılık Kanununda yer almıştır. Bu böyle olunca, başka bir şahsın malını çalıp da bilerek kaçak eşyayı nakletmesi halinde o nakil vasıtasının müsaderesine cevaz olmadığı gibi yolcu taşımağa mahsus olan ve kaçakçılık işine tahsisi edilmemiş blunan âhar bir şhsa ait herhangi bir nakil vasıtasının müsadere edilmesi de sözü geçen 47 nci madde hükmüne tamamen münafi bulunmaktadır. Esasen müsaderesine cevaz olup olmadığı bakımından ihtilâfa konu olan nakil vasıtaları; sahipleri tarafından teslim edilen şahıslar tarafından sahiplerdinin rıza ve muvafakat olmaksızın bilerek kaçak eşya naklinde kullanılmış olan vasıtalardır.
Sonuç: yukarıda izah oluna sebeplere ve 1918 sayılı kanunun 47 nci maddesindeki sarahat ve kaçakçılığın önlenmesi bakımından mühim ve kuvvetli bir müeyyide olmak üzere umumi esaslar hilâfında 47 nci maddenin kabul edilmiş olduu karma komisyonu raporunda irae ve tasrih olunmasına göre hususi ceza kanuları meymanında bulunan sözü geçen 1918 sayılı kanunun 47 nci maddesinde hususi hüküm mevcut olmasından dolayı nakil vasıtasanını müsadteresine karar verilmesi için Türk Ceza Kanununun 10 uncu maddesi maddesi gereğince 36 ncı maddesinin birinci fıkrasındak fiilde methali olmıyan kimselere ait olmamak şartının aranmasına mahal omadığına ve kaçak eşya naklind ekullanılan vasıtanın sahibi başka bir şahıs olduğu ve malını başka işlerde kullanılmak uzere verdiği takirde dahi kaçakçının o vasıtayı kaçakçılık işine tahsis ederek kaçakmalı bilerek nakletmesi o vasıtanın mezkûr 47 nci maddenin karahatı dairesinde müsadere için kâfi olup mal sahibinin bu hususta rıza ve muvafakatınnı inzimam etmesi icabetmeyeceğine ilk oturumda üçte iki çoğunluk olmadığından ikinci oturumda mutlak çoğunluk ile 5/4/1950 gününde karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy