(765 S. K. m. 2)
Dava: 1503 sayılı kanun ile devlet tekeline alınan çakmak ve suni çakmak taşı 10.2.1949 tarihinde yürürlüğe giren 5321 sayılı kanun ile devlet tekelinden çıkarılmış olmasından dolayı inhisara tabi çakmak ve suni çakmak taşı kaçakçılığı suçu; gümrük resmine tabi eşya kaçakçılığı suçuna inkılabetmiş olması hasebiyle Türk Ceza Kanununun (2)nci maddesi hükmünün yalnız para cezası bakımından nazara alınması icabettiği yolundaki Ceza Genel Kurulunun 28.3.1949 tarihli kararı ile 1503 sayılı kanun yürürlükte bulunduğu müddet içinde işlenen çakmak ve suni çakmak taşı kaçakçılıkları gümrük resmi kaçakçılığını tamamıyla zayi ederek 1918 sayılı kanunun birinci maddesinin (B) fıkrası gereğince ithal kaçakçılığı mahiyetini almış ve 1503 sayılı kanunun ilgası muvacehesinde bu maddeler; suç olmaktan çıkmış olduğundan faillerine ceza tatbikına Ceza Kanununun ikinci maddesi sarahati müsait olmadığına dair Beşinci Ceza Dairesi'nin 5.4.1949 tarihli kararı arasıda husule gelen ayrılığın İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunca halli için C. Başsavcılığından vakı müracaat üzerine İçtihadı Birleştirme Kurulunda yapılan müzakere sonunda:
Karar: 1503 sayılı kanun ile devlet tekeline alınan çakmak ve suni çakmak taşı, 10.2.1949 tarihinde yürürlüğe giren 5321 sayılı kanunun birinci ve dördüncü maddeleriyle devlet tekelinden çıkarılmış ve çakmak ve suni çakmak taşlarına ilişkin hükümler kaldırılmıştır. Sözü geçen kanunun 7. maddesinde aynen: (Kaçak olarak kibrit ve çakmaklar müsadere olunmakla beraber her kibrit kutusu için (25) kuruş çakmak için (500) kuruş her suni çakmak taşı için 25) kuruş para cezası alınır. Bu cezalar Tahsili Emval Kanununa tevfikan tahsil edilir. İnhisara muhalefet ve kaçakçılık edenlere kaçakçılık hakkındaki hükümlere göre ceza verilir) denmiştir.
Bu yedinci maddenin ihtiva ettiği cezai hüküm; ikidir. Biri Kaçakçılık Kanunundaki hürriyet ibağlayıcı olan asli ceza; diğeri idarenin şahsi hakkı cümlesinden olan ve tazminat kabilinden bulunan para cezasıdır. 1503 sayılı kanun yürürlüğe girdiği sırada 1126 sayılı Kaçakçılık Kanunu mevcut idi. Gerek bu kanun ve gerek bu kanundan sonra yürürlüğe girmiş olan 1510 ve 1918 sayılı kanunlar kaçakçılık suçunun unsurlarını tayin etmiş ve kaçakçılığın nevilerini göstermiştir. 1503 sayılı kanun yürürlüğe girmezden evvel; çakmak ve suni çakmak taşı kaçakçılığı yanız gümrük resmine tabi eşya kaçakçılığı suçunu teşkil etmekte ve hürriyeti bağlayıcı ceza 1126 sayılı kanundaki hükümlere göre ve 1510 sayılı kanunla 1126 sayılı kanun kaldırılınca da asli ceza 1510 sayılı kanuna istaneden verilmekte idi. 1510 sayılı Kaçakçılık Kanunu dahi 1918 sayılı kanunla ilga edilince, kaçakçılık suçunun cezası halen yürürlükte olan 1918 sayılı kanunla belli hükümlere nazaran tayin edilmektedir.
1503 sayılı kanun yürürlüğe girince, çakmak ve suni çakmak taşı kaçakçılığı, inhisara tabi eşya kaçakçılığı sayıldığından bu maddelerin kaçakçılarına; Kaçakçılık Kanunundaki asli ceza verildikten sonra evvelce gümrük resmi esası üzerinden verilegelmekte oan para cezası, inhisar Kanununda yazılı miktar üzerinden hükmediliyordu. Bu kere yürürlüğe giren 5321 sayılı kanun müşterek hükümleri ihtiva eden ve bu bakımdan bir ana kanun olan Kaçakçılık Kanununa hiç dokunmadan; çakmak ve suni çakmak taşlarını eskiden olduğu gibi gümrük resmine tabi mevat arasına sokmuş ve imal ve satışını serbet bırakmıştır. Bununla beraber 5321 sayılı kanunun; kaçakçılık kanunundaki hükümlere müessir olup olmadığını ve müessir olduğu takdirde derecesini ölçebilmek için Kaçakçılık Kanununun hadisemizle ilgili olan hükümlerini ve bu kanunun, kaçakçılık suçunun tekevvünü hususunda tayin ettiği unsurarı gözden geçirmek icabeder:
1918 sayılı Kaçakçılık Kanununun birinci maddesinde aynen (aşağıda yazılı fiilleri işlemek kaçakçılıktır.
A- Her hangi bir maddeyi veya eşyayı gümrük muamelesine tabi olmaksızın Türkiye'ye ithal veya Türkiye'ye ithaline teşebbüs etmek,
B- Türkiye'ye ithali veya Türkiye'den ihracı memnu olan herhangi bir madde veya eşyayı ithal veya ihraç veya bunlara teşebbüs eylemek,
C- A, B fıkralarında yazılı kaçak eşyayı memleket dahilinde bir yerden diğer bir yere bilerek nakletmek veya satın almak veya satmak veya saklamak veya satılığa arzetmek veyahut alınıp satılmasına delalet eylemek,
Devlet inhisarı altında bulunan maddeleri mezun ve salahiyeti olmaksızın:
1- Türkiye'ye ithal etmek,
2- Memleket içinde bir yerden diğer yere sevk ve nakletmek,
3- Saklamak,
4- Satılığa çıkarmak ve satmak,
5- Bilerek kabul etmek, satın almak veya istimal veya istihlak etmek,
6- Türkiye dahilinde imal etmek ve imal için hariçten alat ve edevat ithal eylemek veya bu alat ve edevatı dahilde imal etmek veya nakletmek veya istimal etmek veya hıfzetmek veyahut failin ne maksatla kullancağını bilerek tedarik eylemek.)
Kaçakçılık Kanununun birinci maddesinin bu A, B, C bentlerindeki hükümler ile 1503 sayılı kanunun çakmak ve suni çakmak taşları ile ilişkin hükümlerini karşılaştırdığımız zaman; Kaçakçılık anunundaki hükümlerin umumi ve mutlak olduğunu görürüz. Bir maddenin Devlet inhisarı altında iken devlet inhisarından çıkarılması ile o madde; aslen gümrük resmine tabi eşyadan ise Kaçakçılık Kanununun şümulü dışında kalamaz. Zira: 1503 sayılı kanunun çakmak ve suni çakmak taşlarına ilişkin hükümleri yürürlükte bulunduğu zaman da bu maddelerin gümrük resmi, Tekel idaresi tarafından verilmek suretiyle yurda ithal edilmekte idi. Bu sebeple bu maddeleri inhisar altında olduğu zaman da kaçak olarak yurda sokanlar veya yurtiçinde satanlar hem İnhisar Kanununa muhalefet etmiş ve hem de gümrük resmi verilememesi sebebiyle Kaçakçılık Kanununa aykırı hareket etmiş oluyorlardı. Binaenaleyh çakmak ve suni çakmak taşlarının inhisar maddesi olmaktan çıkarılması bu maddelerin kaçakçılığını yapmış olan şahsın fiilindeki cürmiyeti tamamen izale edemez.
Zaten 5321 sayılı kanun, kaçakçılık suçunun tekmil unsurlarını ortadan kaldırmış değildir, çünkü; Kaçakçılık Kanunu yalnız inhisara tabi eşya kaçakçılığı hakkında hükümleri ihtiva etmeyip aslen gümrük resmine tabi eşya kaçakçılığını da şümulüne almış bulunmaktadır.
Eğer bu maddelerin kaçakçılığından doğan cürmiyet hali yalnız 1503 sayılı kanunla tekevvün etmiş ve 1918 sayılı kanunla ilgisi bulunmamış olsaydı o vakit bu hükümler kaldırılmakla kaçakçılık suçu da ortadan kalkmış olurdu.
Bugün 5321 sayılı kanunla ortadan kalkan tek bir kaçakçılık durumu mülahaza edilebilir. O da (Çakmak ve suni çakmak taşı memleket dahilinde imal edilmiş ve elde mevcut dava ve mahkûmiyet hükmü de, dahilde imal edilen çakmak ve suni çakmak taşına taalluk etmekte bulunuyorsa, işte o vakit ortada gümrük kaçakçılığı olmaksızın yalnız 1503 sayılı kanunla inhisar maddesinin kaçakçılığı bulunacağı için cürmiyetin devamı iddia edilemez.
Vakıa, devlet tekeli altında olan bir maddenin dahilde imali de Kaçakçılık Kanununun birinci maddesinin "C" bendinin altıncı fıkrası hükmünce kaçakçılık suçunu teşkil etmektedir. Fakat bir madde, devlet tekelinden çıkarılınca, o maddenin dahilde imali tamamen serbet bir hal alacağından artık memnuniyetin düşünülmesi mümkün değildir.
Kaçakçılık Kanununun şümulüne dahil olan bir maddenin devlet inhisarından çıkarılması, yalnız para cezası üzerinde tesiratını gösterir.
İhtilafa konu olan hadiseler ise dahilde imal edilmeyen ve devet tekeline tabi olduğu zamanda hem kaçakçılık ve hem de 1503 sayılı kanun hükümlerine muhalefet edilmek suretiyle yurda ithal edilen ve satılmak üzere bulundurulan çakmak ve çakmak taşlarına taalluk etmektedir. Olay zamanında gümrük resmini verecek durumda olmayan sanıklar; çakmak ve suni çakmak taşını kaçak olarak yurda ithal etmek veya yurtiçinde satın alarak yanında bulundurmakla yalnız İnhisar Kanununa muhalefet etmiş olmayıp aynı zamanda Kaçakçılık ve Gümrük Tarife Kanunlarına muhalefet eylemiş bulunmaktadır.
1503 sayılı kanunun yürürlüğü sırasında bir kimsenin gümrük resmini ödemek suretiyle çakmak ve suni çakmak taşını yurtiçine sokması mümkün olamayacağına ve bu kanunun çakmak ve suni çakmak taşlarına ilişkin hükümlerinin ortadan kalkması ile gümrük kaçakçılığının muhal bir suç teşkil ettiğine ve 1918 sayılı kaunun birinci maddesinin (B) fıkrası hükmünce bu kabil suçların ithal kaçakçılığı mahiyetini alıp faillerine ceza verilmesine Türk Ceza Kanununun (2)nci maddesi sarahatinin ve usuli hükümlerin mani olduğuna ve bu maddelerin kaçakçılarının hareketinde olay tarihi itibarıyla gümrük resmine tabi eşya kaçakçılığlı kasdı bulunduğuna dair olmak üzere ileriye sürülmüş olan mütalaanın isabet emakrum olup olmadığını tayin için muhal suçların ne gibi ahvalde tekevvün ettiğinin ve elde mevcut hadiselerde kaçakçılık suçunun tarifine nazaran gümrük kaçakçılığının hukukan ve esasen gayrimevcut farzedilmesini icabettirecek imkânsızlık halinin mevcut olup olmadığının kısaca tahliline lüzum ve zaruret hasıl olmuştur.
Her cürmün teşekkül edebilmesi, için bazı unsuralrın vücudu lazımdır. Cürümler, bazan imkânsızlıklar dolayısıyla vücut bulmaz, bu imkânsızlığı, 1- Mahalli cürme, 2- Suçu işlemek için istimal olunan vasıtalara göre ayrılmış bulmaktayız. Mesela zaten ölmüş bir adamı, bir kimse öldürmeye tasaddi etmiş olas buradaki imkânsızlık mahalli cürme göre düşünülür. Zira; katil fiilinin vücudu için hayatın ortadan kaldırılması şarttır. Halbuki, öldürülmek istenilen adam esasen ruhsuz bir cesetten ibaret olduğuna göre katil suçunun tekevvün edebilmesi için gereken hayatın izalesine imkân olamaz. Ve yine istimal olunan vesait; fiilin esasen ikaına kafi değil ise bu takdirde imkânsızlık hali mütalaa olunabilir. Zehirlemek maksadıyla bir kimseye zehir yerine zühulen toz şekeri verilmesi gibi. Bu kabil ahvalde; yalnız kasdı cürmisi bakımından faile ceza verilip verilemeyeceği hususu da hadiselerimiz ile ilgili bulunmamaktadır. Cürmü müstehilin ana hatlarını, bu suretle göz önünde bulundurduğumuz zaman hadiselerimizde; 1503 sayılı kanundaki çakmak ve suni çakmak taşlarına taalluk eden hükümler kaldırılmazdan evvel İnhisar Kanununa muhalefet eden adamın fiili; aynı zamanda Kaçakçılık Kanununun birinci maddesinin A ve C bentlerine de muhalefet eylemiş olması itibarıyla 5321 sayılı kanunla 1503 sayılı kanundaki çakmak ve suni çakmak taşlarına taalluk eden hükmünü kaldırmasından sonra dahi, ortada mahalli cürüm yani kaçakçılık suçunun tarifine uygun ve kaçakçılık suçunun unsurlarını cami işlenmiş bir fiili cürmi vardır. inhisara tabi eşya kaçakçılığının muahharan gümrük resmine tabi eşya kaçakçılığını vasfını alması suçun yalnız hukuki vasfında bir tebeddül meydana getirmiş bulunmaktadır. u hal; Kaçakçılık Kanununun tatbiki bakımından ve bütün anasırını ihtiva etmekte olan kaçakçılık suçunun muhal suçlar arasında mütalaa edilmesini gerektirmez.
İşlenen fiilin asli mahiyetini tayin için 1918 sayılı kanunun esbabı mucibesini tetkik etmek de faydalı olur. 1918 sayılı kanuna ait Karma Komisyonu raporunda; (Kaçakçılık vakalarının çoğalması ve gümrük ve inhisarlara tabi mevadda mütaallik ve mahiyeti itibarıyla birbirinin aynı olması lazımgelen bu fiil hakkında takip ve tahkik ve tecziye hususlarının mütaaddit kanun ve nizamarla muhtelif ahkama tabi olması hadiseye müessir ve idaresinin mahzurlu olduğu aşikâr bulunmakla beraber şiddetli ve seri tedbirler almaya ihtiyaç olan işte merasim ve usulü mütaallik umumi hükümlerden müstesna olarak bazı kaidelerin kabulündeki zururet varit görülmüştür. Layihanın üçüncü faslı iki kısım olarak cezai hükümleri tespit etmektedir.
Gümrük kanununun kaçakçılığa ait hükümleri tamamen ve inhisara tabi mevaddın hususi kanunlarındaki cezaya ait maddelerde ancak hükmolunacak para cezalarında nispeti gösteren kaçak inhisara tabi eşyanın kıymet ve adet gibi esaslara müstenit ahkamından maada cismani mücazatına mütedair kısımları bu kanunda cemi ve telfik edilen hükümlerle ilga edilmiş olduğundan u fiilin gerek munhasıran gümrüklere ait ve gerekse gümrükler ile inhisarlara mütaallik cezai hükümleri, maksadı temin edecek şekilde cezaları ve fiilin mahiyeti, icrası tarzı ve faillerin sıfatları itibarıyla icabeden teşdidi hükümlerin de adilane bir nispet esası gözetilerek bazı değişiklikler yapılmıştır) denilmektedir. Gerek 1918 sayılı kanunun baştan aşağı mütalaasından ve gerek mucip sebeplerinin tetkikinden analşılmaktadır ki, inhisara tabi bu madde kaçakçılığı Kaçakçılık Kanunu hükümlerinden tecrid ederek müstakilen mütalaa etmeye hukuki imkân mevcut değildir. Esbabı mucibe raporunda açıklandığı üzere gerek gümrük ve gerek inhisara tabi mevadda taalluk eden kaçakçılık fiilleri asli mahiyetleri itibarıla birbirinin aynı olunca çakmak ve suni çakmak taşı kaçakçılığını 1503 sayılı kanun zamanında yapmış olan bir şahsın fiilini yalnız İnhisar Kanununa muhalefet şeklinde telakki etmeye ve bu maddenin inhisardan çıkarılmasıyla kaçakçılık suçunu muhal cürüm olarak saymaya kanunen cevaz bulunmamaktadır. İnhisara tabi olduğu zamanda kaçakçılığı yapmış olan bir şahsın Kaçakçılık Kanununa da muhalefeti kasdeylemiş olması itibarıyla o maddenin inhisardan çıkarılması; failin kaçakçılık yapması hakkındaki kasdı cürmisini ortadan kaldırmaz.
5321 sayılı kanunun yürürlüğe girmesinden sonra yakalanan bu maddelerin idarenin toptan satışa çıkardığı mallardan mı? Yoksa evvelden başkaları tarafından yurda sokulmuş olup da şahıslar elinde kalan mallardan mı? olduğuun tefrikı mümkün olamayacağı ve bu takdirde, aynı madde hakkında bir kısım vatandaşlara ceza verilmek ve bir kısmını beri tutmak gibi bir sonuca varılacağı yolundaki düşünce de yerinde görülmemiştir. Çünkü, bir maddenin kaçaktın mı? Yoksa gümrük resmi verilmek suretiyle mi tedarik edildiğinin tayini işi ceza yargıçlarının duruşma icrasıyla halledecekleri takdiri mesailden olduğundan bu sebep 5321 sayılı kanunun şümulünü tayin emrinde esas tutulamaz.
1503 sayılı kanunun yürürlüğü zamanında işlenen çakmak ve suni çakmak taşı kaçakçılarının 5321 sayılı kanun karşısında durumu; tayin ve tespit edilirken; bu kaçakçıların fiili; 5321 sayılı kanunun yürürlüğe girmesiyle 1918 sayılı kanunun birinci maddesinin (B) fıkrası gereğince ithal kaçakçılığı mahiyetini amış olduğu ve ithalinin her gümrük resmi veren tarafından serbest bırakılmasıyla suçluluk halinin kalmadığını ve bu kabil kaçakçılara ceza verilmesine usuli hükümlerin mani olduğu yolunda ileriye sürülen mütalaada da isabet yoktur. Zira; 1918 sayılı kanunun değişen (57)nci maddesinde aynen: (56. maddede yazılı suçlar hakkında ait olduğu idarelerin memurları tarafından tanzim olunacak zabıt varakaları ve tahkikat evrakı muktazi takibatın icrası için bir müzekkere ile C. Müddeiumimilerine verilir. Gümrük ve inhisar memurları bu müzakereler ile şahsi hak davacısı ve müdahalecisi sıfatını alırlar. Kaçakçılık davalarına alakalı idarelerin müdahale etmemiş olması, kaçak eşyanın müsaderesine ve kaçakçı hakkında para cezası hükmedilmesine mani olmayıp bu cezalar; asli ceza ile birlikte re'sen karar altına alınır) denmektedir. 1918 ve 1503 sayılı kanunlar gereğince çakma ve suni çakmak taşlarına ait kaçakçılık davasını inhisar idaresi mahkemeye getirmiş olduğu ve gümrük idaresinin davası bulunmadığı takdirde dahi 5321 sayılı kanunun yürürlüğe girmesinden sonra suçun gümrük resmine tabi eşya kaçakçılığı bakımından takibedilmesinde hiçbir usuli mani bulunmadığı sözü geçen 57. maddeden açık bir surette anlaşılmaktadır. Kaçakçılık davalarının takibi; şikâyete bağlı olmadığından 57. maddede zikredildiği gibi idarenin şahsi hakkı cümlesinden ve tazminat kabilinden olan para cezası, asli ceza olan hapis cezasıyla birlikte mahkemelerce re'sen karar altına alınmaktadır. 1918 sayılı kanunun değişen 25. maddesinin üçüncü fıkrasında da aynen: (Yukarki fıkralar hükmü tatbik olunmayacak olan ve birinci maddede sayılan sair suçlar için altı aydan üç yıla kadar hapis ile beraber gümrük resmine tabi işlerde tutulan eşyanın gümrük resmi ile sair devlet resimleri tutarınca ağır para cezası ve inhisara tabi işlerde hususi kanun ve nizamnamelerindeki para cezası hükmolnur) yolundaki esas cezai kaide konulduktan sonra bu madenin (4)ncü fıkrasında; hususi kanun ve nizamnamelerinde para cezası bulunmayan yerlerde hapis cezası ile birlekte eşyanın gümrüklenmiş piyasa değerinin ve memnu eşyanın da takdir edilecek değerinin iki katı ağır para cezası hükmedileceği gösterilmiştir. Bu maddelerin açık hükümleri de gösterir ki, inhisara tabi eşya kaçakçılığında hususi kanundaki para cezası asli ceza ile birlikte hükmolunur. Hususi kanunda müstakil para cezası olmayan ahvalde gümrüklenmiş piyasa değeri esası üzerinden para cezası tayin edilir. Bu tetkikat; çakmak ve çakmak taşlarının 1503 sayılı kanunun yürürlüğü zamanında ithali memnu eşyadan değil; ithali inhisara tabi eşyadan olduğunu göstermekte olması hasebiyle Beşinci Ceza dairesi'nin kararında bahsi geçen 1918 sayılı kanunun birinci maddesinin (B) fıkrasının elde mevcut hadiselerle asla ilgisi yoktur. Zira; (B) fıkrasında; Türkiye'ye ithali veya Türkiye'den ihracı memnu olan her hangi bir madde veya eşyayı ithal veya ihraç veya bunlara teşebbüs edenlerden bahsedilmektedir. (1503) sayılı kanun ile çakmak ve suni çakmak taşları yalnız ithali inhisara tabi tutulmuştur. Bu mevad ithali memnu eşya meyanına ithal edilmemiştir.
1503 sayılı kanun ile çakmak ve suni çakmak taşlarının memlekete ithaline set çektiği için bu maddelerin kaçakçılık fiilleri; gümrük resmine tabi eşya kaçakçılığı mahiyetini tamamıyla zayi etmiş olduğu yolundaki düşünüşte; isabet yoktur. Zira; bir maddenin ithalinin inhisara tabi olmasıyla o madda; ithali memnu eşya âdadına ithal edilmiş olmaz. İthali memnu eşyayı kanunlar ve nizamlar irae ve tasrih etmiş bulunmaktadır.
Nitekim, Gümrük Kanununun 17. maddesinde aynen: (Kavanin ve nizamatı mahsusa ile ithali memnu olan eşyanın transit veya aktarması da memnudur. Şu kadar ki, bu memnuiyet icra vekilleri heyeti kararı ile kısmen veya tamamen ref olunabilir) denmiştir.
Gümrük Tarife Kanunu tetkik edilince:
Tarife No:
637 - d) Harb silahları için türlü fişenkler,
638 - c) Harb silahları için fişenk kovanı,
640 - Esliha ve mühimmatı harbiye,
641 - Torpiller, bombalar ve sair tahribat alat ve mevaddı gibi maddelerin ithalinin memnu olduğu ve resimden muaf bulunduğu görülür. İşte bu gibi mevat bizatihi ithali memnu eşyadandır. Bunları resimden muaf olarak ithal eden hükümet piyasaya arz etmez. Çakmak ve taşlarını 1503 sayılı kanunun yürürlüğü zamanında ithal etmeye mezun olan İnhisar İdaresi gümrük resmini vererek ithal eder ve piyasada inhisar metaı olarak sattırır. Bunun içindir ki, inhisar altında iken çakmak ve çakmak taşı kaçakçılığını yapan şahıs; ithali memnu eşya kaçakçılığında olduğu gibi yalnız Kaçakçılık Kanununun hükmüne değil; hem Kaçakçılık Kanununun hükmüne ve hem de aslen gümrük resmine tabi olması itibarıyla Gümrük Kanununa da muhalefet eylemiş olduğundan o maddenin inhisar altından çıkarılmasıyla kaçakçılık suçundan cürmiyet baki kalıyor. (5321) sayılı kanun, asli cezayı tayin eden, Kaçakçılık Kanununa tesir etmez. Bu kanunun tesiratı yalnız mütemmim ceza olan para cezasındadır. Bu incelemeler, 5321 sayılı kanun hükmünün çakmak ve çakmak taşı kaçakçıları hakkında bir af mahiyetini haiz olmadığını ve aksine mülabis olan görüşün isabetsizliğini bütün vuzuhu ile meydana koymaktadır.
Sonuç: Kaçakçılık Kanununun hükümleriyle hususi kanun hükümlerinin mukayesesi sırasında yukarda irae ve izah olunduğu üzere 1503 sayılı kanun ile devlet tekeline alınan çakmak ve suni çakmak taşı 10.2.1949 tarihinde yürürlüğe giren 5321 sayılı kanunun birinci ve dördüncü maddeleriyle devet tekelinden çıkarılarak çakmak ve suni çakmak taşlarına ilişkin hükümler kaldırılmış olmasına ve sözü geçen kanun1918 sayılı kanunun tarif ettiği kaçakçılık suçunun unsurlarına dokunmamış ve Gümrük Tarife Kanununda bu maddelerin gümrük resmine tabi olduğu gösterilmiş bulunduğuna ve 1503 sayılı kanun ile çakmak ve suni çakmak taşı tekele alınmış olunca bu maddelerin gümrük resimleri tekel idaresi tarafından gümrük resmi verilmek suretiyle yurda ithal edilmiş olması hasebiyle mutlak surette ithali memnu eşyadan bahis olan 1918 sayılı kanunun (B) bendinin elde mevcut hadiselerle ilgisi olmamasına ve (B) bendinde bahsedilen memnu eşyanın ithali, gümrük resmine tabi olmaksızın muafen hükümet tarafından ithal edilmekte olduğundan bu eşyalar sözü geçen kanunun (C) bendinde ithali inhisara tabi olan eşyadan mahiyeten farklı olup 5321 sayılı kanun yürürlüğe girince; çakmak ve suni çakmak taşı kaçakçılığı asli mahiyetini izae etmemiş ve kaçacılık mahiyetini muhafaza eylemiş olmakla beraber gümrük resmine tabi eşya kaçakçılığı suçuna inkılap ederek hukuki mahiyeti değiştiği için para cezasına esas olan gümrük resmi ile sair devlet resimleri esası üzerinden tayini iktiza eylemesine ve kaçakçılık suçlarına ait davalar mezkur 1918 sayılı kanunun değişin 57. maddesi hükmünce şikâyete bağlı suçlardan olmayıp Gümrük İdaresinin müdahale etmediği yerlerde dahi asli ceza ile birlikte para cezasının re'sen hüküm altına alınmasına kanuni cevaz bulunmasına göre hadisede kaçakçılık suçunun unsurlarının baki olduğu yolundaki Ceza Genel Kurulu'nun görüşünde isabet olduğuna ilk oturumda üçte iki çoğunluk olmadığından ikinci oturumda salt çoğunlukla karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy