(506 S. K. m. 26, 39) (818 S. K. m. 60, 125) (1412 S. K. m. 365) (YİBK. 03.06.1957 T. 1953/15 E. 1957/19 K.) (YİBK. 07.12.1955 T. 1955/17 E. 1955/26 K.)
Dava: Davacı, iş kazasında ölen sigortalı işçinin hak sahiplerine yapılan harcamalar üzerine uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesini istemiştir.
Mahkeme, davayı zamanaşımı yönünden reddetmiştir.
Hüküm, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmiştir.
Türk Ulusu adına yargı yetkisini kullanan Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin Başkanı Mustafa Çenberci ve Üyeleri Fahrettin Uluç, Abdi Güngör, Nurettin İstemi ve Turgut Uygur'un katıldığı 23.10.1973 tarihli oturumda dosyadaki kâğıtlar okunduktan ve temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Kurum'un 506 Sayılı (Sosyal Sigortalar Kanunu)'nun 39 ncu maddesine dayanan rücu alacağı dahi, tıpkı anılan kanunun 26'ncı maddesi için olduğu üzere, halefiyet esasına dayanır. Bir başka anlatımla, Kurum, üçüncü kişinin sebebiyet verdiği zararlandırıcı olaydan ötürü sigortalıya hastalık sigortasından yapmış olduğu giderleri bu kimseden isterken, sigortalının yerine geçmekte ve onun yasal halefi olmaktadır. Yasal halef olarak hareket eden Kurum'un hakları ise, halefi bulunduğu sigortalının hak alanıyla sınırlıdır. Her halde Kurum'un sigortalının haiz olmadığı hak ve yetkilerden daha fazlasının kullanmasına cevaz bulunmamaktadır.
Öbür yandan, üçüncü kişiyle sigortalı arasında bir sözleşme ilişkisi söz konusu olmadığı için, şayet zarara uğranılan sigortalı bu üçüncü kişi aleyhine bir giderim davası açmış olsaydı, bu dava, haksız fiil esasına dayandığından Borçlar Kanununun 60'ncı maddesi gereğince bir ve on yıllık zamanaşımına bağlı olacaktı. O halde, Kurum'un açacağı dava'da Borçlar Kanununun 125'nci maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımına değil, aynı kanunun 60'ncı maddesi uyarınca bir ve on yıllık zamanaşımına bağlı olmak gerekir.
Gerçi, üçüncü kişinin zararı doğuran eylemi suç niteliğindedir. Şu var ki davacı Kurum, CYUK'nun 365'nci maddesi gereğince ceza davasına katılmadığı ve katılmasına da olanak bulunmadığı (Bzk. Yarg. İç. Bir. Kr. T/3 Haziran 1957; Sa/E.15.K.195) için, burada, son kez sözü edilen 60'ncı maddesinin 2'nci fıkrasında öngörülen ceza zamanaşımının da uygulanmasına olanak yoktur. Zira, bu fıkra hükmünde ceza zamanaşımının uygulanması yönünden ayrıca ceza davasına katılma şartı aranmayıp salt eylemin suç niteliğini taşımasının yeterli olması görünüştedir; 07.12.1955 gün, esas 17.karar 26 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da açıkça belirtildiği üzere, bu hükmün konuluş nedeni, ceza davası devam ettiği sürece zarara uğrayanın katılan niteliğini kazanarak ceza mahkemesinden tazminat isteminde bulunabileceği ve böylece haksız eylemin Devletçe kovalanması mümkün oldukça tazminat davasını kabul etmemesinin anlamsız kalacağı düşüncesine dayanmaktadır.
Bu ve karar yerinde gösterilen sair gerçeklere göre temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, 23.10.1973 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy