(818 S. K. m. 60, 125) (YİBK. 31.03.1954 T. 1953/18 E. 1954/11 K.) (YİBK. 01.07.1994 T. 1992/3 E. 1994/3 K.) (YİBK. 09.05.1960 T. 1960/21 E. 1960/9 K.) (HGK. 21.01.2004 T. 2004/10-44 E. 2004/19 K.) (HGK. 29.09.2004 T. 2004/10-448 E. 2004/461 K.) (HGK. 07.04.2004 T. 2004/10-214 E. 2004/198 K.)
Davacı, işkazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan peşin değerli gelirler ile yapılan harcama ve ödemeler nedeniyle uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteği hüküm altına almıştır.
Hükmün, davalılardan Mehmet tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtları okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava, rücuan tazminat isteğine ilişkin olup, yasal dayanağı 506 Sayılı Kanunun 26. maddesidir.
İş kazası veya meslek hastalığı sonucu Kurum tarafından sigortalı veya hak sahibi kimselere bağlanan gelirin işveren veya 3. kişilerden rücuan tazminine imkan sağlayan bu tür davalarda kurumun rücu hakkı Yargıtay kararlarıyla Kendine özgü halefiyet hukuksal temeline dayandırılmıştır. Bu içtihadın temelinde ise 506 Sayılı Kanundan önce yürürlükte olan 4772 Sayılı Kanunun 37. maddesi ile ilgili 31.03.1954 tarihli ve 18/11 sayılı ve özellikle 26. madde ile ilgili olarak daha sonra verilen 01.07.1994 tarih ve 1992/3-1994/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararları vardır.
İş kazası veya meslek hastalığı sonucu Kurum tarafından sigortalı veya hak sahibi kimselere bağlanan gelirin işveren veya 3. kişilerden rücuan tazminine imkan sağlayan bu tür davalarda kurumun rücu hakkı Yargıtay kararlarıyla Kendine özgü halefiyet hukuksal temeline dayandırılmıştır. Bu içtihadın temelinde ise 506 Sayılı Kanundan önce yürürlükte olan 4772 Sayılı Kanunun 37. maddesi ile ilgili 31.03.1954 tarihli ve 18/11 sayılı ve özellikle 26. madde ile ilgili olarak daha sonra verilen 01.07.1994 tarih ve 1992/3-1994/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararları vardır.
26. madde ile ilgili olduğu için bağlayıcı nitelikteki 01.07.1994 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararında bu tür davaların ...içeriğinde geri alma hakkı bulunan kendine özgü nitelikteki haleflik hukuki temeline dayandığı... kabul edilirken maddenin 1. fıkrasına 3395 Sayılı Kanunla eklenen sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere... bölümüne dayanılmıştır.
Dairemizin iptal başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesinin 23.11.2006 gün ve 2003/10, 2006/106 Sayılı Kararı ile 26. maddenin 1. fıkrasındaki bu bölüm Kararın Resmi Gazete'de yayımlandığı 21.03.2007 tarihi itibariyle iptal edilerek yürürlükten kalkmıştır, Anayasa Mahkemesi iptal gerekçesinde şu görüşlere yer vermektedir.
Kanuna uymayan eylem sonucunda hukuksal yaptırıma maruz kalan ve bunun sonucu olarak da bağlanan gelirin sermaye değerini Kuruma ödeyen ve böylece ilgi ve ilişkisi kesilen işverenin. Kanun, Kanun Hükmünde Kararname ve Kararlarla bağlanan gelirlerde yapılacak artışlardan ve bu artışların peşin sermaye değerlerinden sorumlu tutularak dava tehdidi altında bulundurulması, sosyal güvenlik kuruluşlarına ait olması gereken risklerin işverene yükletilmesi anlamına gelir. Böyle bir durum hakkaniyet ve sorumluluk ilkeleriyle bağdaşmadığı gibi sosyal hukuk devleti ilkesine de aykırıdır.
Görüldüğü gibi, Anayasa Mahkemesi bu kararla gelir artışlarından doğan Kurum zararının işverenden istenemeyeceğini açık ve kesin bir anlatımla kabul etmiş bulunmaktadır.
Hal böyle olunca, iptal karan ile, birlikte ortaya çıkan yeni hukuki durum çerçevesinde gelir artışlarının istenemeyeceği ve bu maddeye göre açılan davalarda halefiyet kuralına dayanılamayacağı, Kurumun rücu alacağının hukuki temelinde halefiyet değil, Kanundan doğan basit rücu hakkının bulunduğu kabul edilmelidir.
İptal kararıyla ortaya çıkan bu hukuki durumun mahkemece eldeki davalar bakımından ele alınıp incelenmesi ve gözetilmesi gerekir.
Belirtelim ki, 09.05.1960 tarih ve 1960/21-9 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile HGK' nın 21.01.2004 gün ve 2004/10-44/19 sayılı ve 07.04.2004 gün ve 2004/214-198 sayılı ayrıca, 29.09.2004 gün ve 2004/10-448/461 Sayılı Kararları uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakkın ve aleyhe bozma yasağının istisnasını oluşturur ve bu nedenle sonradan çıkan iptal kararı henüz mahkemede veya Yargıtay'da olan bütün davalara uygulanır.
Anayasa Mahkemesinin iptal kararının eldeki davaya uygulanması gerektiği sonucuna varılırsa, yargılamada ortaya çıkabilecek çeşitli sorunları ve bunların çözüm şekillerini şu şekilde özetlemek mümkündür.
Kurumun rücu hakkının hukuksal temeli, halefiyete değil; Kanundan doğan basit rücu hakkına dayanır.
Bu nedenle Kurum, sigortalı veya hak sahiplerine bağladığı gelirin ilk peşin değerinin kusur karşılığını isteyebilir. Gelir artışlarını talep edemez.
Tazminat davasında alınan kusur ve hesap raporu, rücu davasında bağlayıcı değildir. Güçlü delil niteliğindedir.
Sigortalı veya hak sahibi kimselerin, sorumluları ibra etmesi veya yapılan her türlü ödeme Kurumun rücu hakkını etkilemeyeceğinden, rücu davasında dikkate alınmaz.
Rücu davasında işveren yönünden zamanaşımı BK 125. maddesine göre 10 yıldır. Zamanaşımı gelirin onay tarihinden başlar. 3. kişiler yönünden ise BK 60 gereğince 1 ve 10 yıldır.
Faiz başlangıcı, ilk peşin değerli gelirin tahsisi onay tarihidir.
İlk peşin değer hesabı, gelirin bağlandığı tarih itibariyle ve her bir hak sahibi yönünden ayrı ayrı yapılmalıdır. Fiili ödeme halinde, Kurumun talep edebileceği miktar, ilk peşin değerin kusur karşılığı fiili ödeme miktarından düşük ise ilk peşin değere göre; fiili ödeme miktarın ilk peşin değerden düşük ise fiili ödeme miktarı dikkate alınarak belirlenir.
Kesinleşen önceki rücu davalarında hükmedilen miktarın mahsubu yapılırken, ilk peşin değer esas alınacaktır. İlk peşin değerle birlikte artışlara da hükmedilmişse artışlar mahsup edilmeyecektir.
Mahkemenin yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararı gözetilerek hüküm kurması gerektiğinden hükmün bu sebeple bozulması gerektiği sonucuna varılmıştır.
O halde, davalılardan Mehmet'in bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan Mehmet'e iadesine, 19.04.2007 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy