(6762 S. K. m. 26, 21, 932, 15)
Dava: İşçi Sigortaları Kurumu ile işveren arasında sigorta primine taalluk eden ihtilafların hukuk, ticaret ve iş mahkemelerinden hangisinde bakılacağı hususunda Temyiz Mahkemesi Dördüncü Hukuk Dairesi ile Ticaret Dairesi kararları arasında çıkan uyuşmazlığın halli, İşçi Sigortaları Kurumu Umum Müdürlüğü'nün 2 Haziran 1953 tarih ve 23257/333 sayılı yazısıyla vakı olan müracaatı dolayısıyla Temyiz Mahkemesi Birinci Reisliği makamının 7.5.1954 tarih ve 15/954 sayılı yazılarıyla istenilmekle toplanan, Tevhidi İçtihat Hukuk Kısmı Umumi Heyetinde keyfiyet müzakere edildi.
Temyiz Mahkemesi Ticaret Dairesi'nin 5.11.1951 tarih ve E. 4719, K. 5432 sayılı ilamında, İşçi Sigortaları Kurumu ile işveren arasındaki sigorta primine mütallik davaların iş mahkemelerinde görüleceği, Dördüncü Hukuk Dairesi'nin 10.8.1949 tarih ve 4346/7126 sayılı kararında bu davaların ticaret mahkemelerinde rüyet olunacağı, Ticaret Dairesi'nin 23.6.1951 tarih ve E. 3493, K. 3307 sayılı ilamında ise, mezkûr davaların hukuk mahkemelerinde bakılması icabettiği içtihat edilmiştir.
Her üç karar arasında bariz şekilde mübayenet mevcut olduğu görüldüğünden işin esasının görüşülmesine karar verilmiş ve ilk önce bu davaların iş mahkemelerinin vazifeleri dahilinde olup olmadığı meselesi müzakere edilmiştir.
Yapılan müzakereler sonunda, bu davaların iş mahkemelerinin vazifesine dahil bulunmadığı neticesine varılmıştır. Filhakika, iş mahkemelerinin vazifeleri, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun birinci maddesinde tahdidi olarak tayin edilmiştir. Bu maddeye göre iş mahkemelerinin bakacağı davalar:
1- İş Kanununa göre, işçi sayılan kimselerle, işveren veya işveren vekili arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü iddialardan doğan hukuk uyuşmazlıkları,
2- 5018 sayılı kanunun 4. maddesinin (E) fıkrasına göre sendikaların açacakları ve bu sıfatla aleyhlerine açılacak hukuk davaları,
3- İşçi Sigortaları Kurumu ile sigortalılar veya yerine kaim olan hak sahipleri arasındaki uyuşmazlıklardan doğan itiraz ve davalardır.
İşçi Sigortaları Kurumu ile işveren arasındaki prim ihtilafına taalluk eden davaların 1 ve 2 numarada yazılı davalardan olmadığı aşikârdır. Mezkûr davaların 3 numaranın şümulüne girip girmediğine gelince İş Kazalarıyla Meslek Hastalıkları ve Analık Sigortası hakkındaki 4772 sayııl kanunun 5. maddesine göre kanuna mevzu teşkil eden sigortaların gerektirdiği, yardım, ödenek ve gelirlerle her türlü idare masraflarını karşılamak üzere İşçi Sigortaları Kurumu'na verilecek primleri ödemekle munhasıran işveren mükelleftir. 5417 sayılı İhtiyarlık Sigortası Kanununun 20. maddesiyle bu kanuna müsteniden çıkarılan ve vekiller heyetinin 6.4.1950 tarih ve 3/11000 sayılı kararnamesiyle kabul edilen tüzüğün 7. maddesinde ve 5502 sayılı Hastalık ve Analık Sigortası Kanununun 28. maddesinde işverenin ödeyeceği primlerle işçinin ödeyeceği primler yarı yarıya olmak üzere ayrı ayrı gösterilmiştir. Binaenaleyh her üç kanuna göre işverenin prim borcu tamamıyla kendisine ait bir borç ve mükellefiyet olup işveren tarafından işçi adına bir tediye bahis mevzuu bulunmadığı cihetle, işverenin işçinin yerine kaim olması da bahis mevzuu değildir. Bu itibarla, İşçi Sigortaları Kurumu ile işveren arasındaki prim ihtilafı yukarıdaki üç numaraıl bent şümulüne de girmemektedir. Binaenaleyh bu nevi ihtilafların iş mahkemelerinin vazifesi dahilinde bulunmadığı ve ticaret dairesinin bu yoldaki kararının kanuna uygun bulunduğu neticesine varılmıştır.
İş mahkemelerinin vazifesine girmediği anlaşılan bu ihtilafların Hukuk ve Ticaret Mahkemelerinden hangisinin vazifesi dahilinde olduğu meselesine gelince; bu hususta iki noktai nazar ortaya atılmıştır. Birinci görüşü temsil eden Genel Kurul Üyeleri Kurumun teşekkülü ve iştigal mevzuları bakımından ve Ticaret Kanunu'nun 26. maddesiyle sigortacılığın mutlak ticari muamele sayılmasından dolayı kurumun muamelelerinin ticari olduğu ve sigortanın kanundan doğmasının muamelenin ticari vasfını değiştirmediği, nitekim motorlu nakil vasıtası sigortalarının da Trafik Kanunu'nun emriyle vücut bulduğu mülahazasıyla bahis mevzuu davaların ticaret mahkemelerinde görülmesi icab ettiği kanaatını izhar etmişlerdir.
Bu noktai nazar, Genel Kurul ekseriyetince isabetli görülmemiştir. Şöyle ki; Ticaret Kanunu'nun 21. maddesinin mutlak surette ticari saydığı sigortalar akdi sigortalardır. Madde metninde bu husus açık ve kati surette ifade edilmiştir. Filhakika 21. maddede aynen: (Zirde tadat olunan muamelat sureti mutlakada yani akidin niyet ve sıfatı nazarı itibara alınmayacak ticaridirler) denildikten sonra 14. bentte: (Berri ve bahri her nevi muhatarata karşı gerek ücretli, gerek mukabil her nevi sigortalar), denilmiştir. Madde metnindeki (Akidin niyet ve sıfatı) ibaresiyle bahis mevzuu sgortaların akdi sigortalar olduğu hiçbir şüphe ve tereddüte yer vermeyecek şekilde açıklanmış olduğu gibi 14. maddedeki tadat ile de Ticaret Kanunu'nun muhtelif maddeleriyle tanzim edilmiş bulunan akdi sigortalar hedef tutulmuştur. Ezcümle berri sigortalar 932-1012. deniz sigortaları 1319-1441. maddelerle ve karşılıklı sigorta 932. madde ile tanzim edilmiştir. Bunlar arasında (Kanuni sigortalar) zikredilmemiştir. Esasen muhtelif sigorta akitlerinin tanzimini hedef tutan Ticaret Kanunu'nun sosyal sigortaları tanzim etmesi gayesine aykırı olurdu. Binaenaleyh Ticaret Kanun'nun gerek ruhundan ve gerekse yukarda zikrolunan maddeleri metinlerinden sosyal (Kanuni) sigortalara şamil bir hükmü ihtiva etmediği ve sosyal sigortaları ticari saymadığı anlaşılmaktadır. Kanunun tefsiriyle varılan bu neticeyi ilim sahasındaki görüşler de teyit etmektedir. Kanunumuzun 21. maddesinin 14 numaralı bendinin mehazı olan Alman Ticaret Kanunu'nun birinci paragrafının 3 numaralı bendini şerh ve izah eden Alman müelliflerinden Staubı'in, Kommentar zum Handelsgesetzbuch adlı eserinde aynen; (Bend 3 şümulüne yalnız sigorta mukaveleleri dahil olup Reich kanunlarındaki hastalık ve kaza sigortaları gibi kanuni sigortalar dahil değildir) denilmiştir. Keza Adolf Baumbach'ın 1951 tarihli Handelsgesetzbuch adlı eserinin Konrad Duden tarafından yapılan 8. tabında aynen: (Bu numara şümulüne hukuki muamele ile taahhüt edilen sigortalar girmektedir, yoksa kanuni sigortalar değil) denmiştir. Kezalık Carl Ritter'in Kommentar zum HGB, tabı 1932'de: (Amme sigorta müesseseleri, ancak sanatı mütade halinde (Arızi olarak değil) prim karşılığında sigorta deruhde ettikleri takdirde bent 3 şümulüne girerler ki, ekser ahvalde bu durum yoktur) denmiştir.
Diğer cihetten 3008 sayılı İş Kanunu'nun 104. maddesinde: (Hususi sigortalara mütaallik olan diğer kanunlardaki hükümlerin işçi sigortaları hakkında cari olmadığı) tasrih edilmiştir.
Binaenaleyh, gerek Ticaret Kanunu'nun yukarıda izah edildiği üzere metin ve ruhundan çıkan manaya, gerekse ilmi eserlere ve inaheyet İş Kanunu'nun 104. maddesinin sarih hükmüne göre sosyal sigorta muamelatını ticari muamele saymak hukukan caiz ve mümkün görülmemektedir.
İşçi Sigortaları Kurumun muamelelerinin bizatihi ticari muameler olduğu yolundaki mülahaza da isabetsizdir. Zira İşçi Sigortaları Kurumu 4792 sayılı kanunun birinci maddesine göre iş hayatında türlü hallere karşı ilgili Sigorta Kanunu hükümlerini uygulamak ve çalışma vekaletine bağlı olmak üzere teşkil edilmiş, mali ve idari muhtariyeti haiz tüzelkişilikte bir devlet kurumudur. Maddenin sarahatından anlaşıldığı üzere kurumun vazifesi munhasıran sosyal sigorta kanunlarını tatbik etmektir. Modern Türkiye'de sanayileşme hareketinin gelişmesi neticesi olarak, makine devrine has zararlar, ezcümle işçinin sıhhatını ve sosyal durumunu tehdit eden tehlikeler başgöstermiştir. Bu tehlikeleri mümkün olduğu kadar önlemek için 8 Haziran 1936 tarihinde 3008 sayılı İş Kanunu kabul edilmiştir. Bu kanunun 100. maddesinde iş hayatında, iş kazalarıyla mesleki hastalıkları, analık, ihtiyarlık, işten kalma, hastalık ve öüm hallerine karşı yapılacak sosyal yardımların devlet tarafından tanzim ve idare edileceği açıklanmıştır. Mütaakıben İşçi Sigortaları Kurumu Kanunu ile yukarıda numaraları yazılı olan sosyal sigorta kanunları kabul edilmiştir. Bütün bu kanunlarla ihdas olunan sosyal sigortalar ve sigorta teşkilatı iş hayatının meydana getirdiği sosyal zaruretin ifadesidir. Bu nevi sigortalarda, hususi sigortalarda olduğu gibi kâr ve kazanç gayesi ve kasdı mevcut değidir. Gaye, işçilerin, ihtiyarlık, hastalık, analık halleriyle iş kazalarından meydana gelen malûliyet ve ölüm hallerinde işçiye ve haleflerine sosyal bir yardım yapılmasıdır. Bu sosyal yardımın yapılması için de İşçi Sigortaları Kurumu ile işveren veya işçi arasında bir sigorta mukavelesi yapılması bahis mevzuu değildir. 3008 sayılı İş Kanunu'nun 101. maddesine göre: (İşçiler, işyerlerine alınmalarıyla beraber kendiliklerinden sigortalanmış olurlar. Ve bu suretle sigortalı olmak hak ve vecibesinden feragat ve istinkaf edemezler.) Binaenaleyh Sigorta Kurumu'nun vazifesi bu baptaki kanunlara tevfikan sosyal yardımları yapmaktan ibaret olup bu muamelelerinde kâr ve kazanç kasdıyla hareket etmemesine ve kurum ile işveren veya işçi arasında ticari bir akit ve muamele de bahismevzuu bulunmamasına göre kurumun muameleleri Ticaret Kanununun ticari muamele saydığı 15 ila 18. maddeleriyle 20. maddesinde ve 21. maddesinin muhtelif bentlerinde yazılı olanlardan veya onlara benzeyen muamelelerden değildir. Bu itibarla kurum muamelatının bizatihi ticari muamele olduğu yolundaki mülahazada da isabet görülmemiştir.
Sigorta primlerinin mükellefi olan iş verenlerden tacir sıfatını haiz olanlar da mevcut ise de işverenin, bahis mevzuu prim borcu bir aketten veya ticari muameleden münbais ticari bir borç olmayıp kaundan doğan adi bir borç olması itibarıyla hadisede Ticaret Kanunu'nun 22. maddesinin tatbiki de mümkün değildir.
6085 sayılı Karayolları TrafikKanunu'nun 51. maddesiyle derpiş edilen mali mesuliyet sigortası aynı kanunun 56. maddesi hükmünce Türkiye'de çalışmaya salahiyetli sigorta şirketleri tarafından yapılan akdi bir sigorta olması itibarıyla bu nevi mecburi sigortaların sosyal sigortalarla kıyaslanması da isabetli bulunmamaktadır.
Sonuç: İşçi Sigortaları Kurumu ile işveren arasında sigorta primine taallûk eden ihtilaflara mütedair davaların rüyet mercii iş ve ticaret mahkemeleri olmayıp hukuk mahkemeleri olduğuna ve Temyiz Ticaret Dairesi'nin bu yoldaki içtihadının kanuna uygun bulunduğuna 30.11.1955 tarihinde yapılan ilk toplantıda mevcudun üçte ikisini geçen ekseriyetiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy