Temyiz Mahkemesi Beşinci Hukuk Dairesinin 5.4.1948 tarih, 2679 E. 900 K. sayılı ve Ticaret Dairesinin 10.4.1953 tarih 5560 E. 1918 K. sayılı kararları arasındaki mübayenetin halli gerekli görülmesine mebni toplanan tevhidi içtihat Hukuk Kısmı Umumi Heyetinde keyfiyet müzakere olundu:
Beşinci Hukuk Dairesi ilamı; 16.6.1945 tarihinde havzaya gitmek üzere kılavuz alarak Sirkeci rıhtımından hareket eden Mete Şilebinin, Devlet Demiryollarına ait vagon nakline mahsus seyyar Dubaya çarparak hasara uğratmasından dolayı Devlet Demiryolları Umum Müdürlüğü tarafından Mete Şilebi donatanı aleyhine açılan tazminat davasına taalluk etmektedir.
Ticaret Dairesi ilamı ise; içinde kılavuz bulunan Mısır Bandıralı Muhammed Ali Elkebir Gemisi'nin 27.9.1948 tarihinde Galata rıhtımına yanaşmak üzere seyrederken rıhtımın iki numaralı mahallinde bağlı ve hareketsiz halde bulunan Deniz Yollarına ait Etrüsk Vapuruna çarparak Gemiye ve rıhtıma ika ettiği hasar dolayısıyla Denizyolları İdaresi tarafından Muhammed Elkebir Gemisi donatanı aleyhine açılan tazminat davasına taalluk etmektedir.
Birinci hadise dolayısıyla, Beşinci Hukuk Dairesince; (Deniz Ticareti Kanununun 1278 inci maddesi hükmüne göre kılavuzla seyreden Mete Şilebinin çatma neticesinde ika ettiği zarardan Kaptan ve Donatanın mesul bulunmadığı) içtihat edilmiştir.
İkinci hadisede, Ticaret Dairesince; kılavuzluğun Deniz Ticareti Kanunu ile tanzim edilmiş bir müessese olmaması ve 1340 tarihli kılavuzluk Talimatnamesiyle, kılavuzun, sadece Kaptanın müşaviri olup Geminin seyir ve manevralarından mütevellit mesuliyetin tamamiyle süvariye ait bulunduğunun tasrih edilmiş olması dolayısıyla Galata limanında kılavuz alarak seyreden Muhammed Ali Elkebir Gemisinin, Etrüsk Gemisine çarparak, Gemiye ve limana ika ettiği zarardan donatanın mesul bulunduğu neticesine varılmıştır.
Mahiyetleri aynı olan bu iki hadise dolayısıyla Beşinci Hukuk Dairesiyle Ticaret Dairesi tarafından tesis olunan içtihatlar yekdiğerine zıt ve mübayin olup aşağıda izah olunan sebeplerden dolayı bu mübayin içtihatlardan Ticaret Dairesinin içtihadı isabetli görülmüştür:
Filhakika Deniz Ticareti Kanunu ile kılavuzluk müessesesi tanzim edilmiş olmayıp 1278 inci madde ile, sadece, Geminin mecburi kılavuz tarafından sevk edilirken, kılavuzun kusurundan ileri gelen çatmadan donatımın mesul olmayacağı hususunda bir hüküm tesis edilmiştir. Binaenaleyh 1278 inci maddenin tatbik edilebilmesi için mevzuatımız tarafından mecburi kılavuzluğun kabul ve tanzim edilmiş olması şarttır. Deniz Ticareti Kanununun bu 1278 inci maddesinin vaz sebebi, Gemiye alınan kılavuzun, Geminin sevk ve idaresini kayıtsız ve şartsız Kaptanın elinden alması zarureti neticesinde kılavuzun hareketlerinden dolayı Kaptana her hangi bir kusur yükletilemeyeceği düşüncesidir. Bu esas göz önünde tutulunca maddedeki mecburi kelimesinin lügat manasıyla alınmayıp hususi bir tefsire tabi tutulması lazım geldiği tezahür eder. Deniz Ticareti Kanunumuzun mehazı olan Alman Ticaret Kanununa ait ilmi içtihatlarla dahi kabul olunduğu üzere (Sehaps cilt 1, s. 76, Mad. 737) Bu madde hükmünce mecburi kılavuzluğun mevcudiyetinin kabulü için biri, Gemiye (Kılavuz alma mecburiyeti), ve diğeri (Kılavuzun Gemiyi idare mecburiyeti) olmak üzere iki şart bakımından mecburiyet tesis edilmiş olduğunun, bu mecburiyeti tesis eden hükümlerden anlaşılması lazımdır. Kılavuz alma mecburiyeti; kılavuz alınmasının donatan veya Kaptanın ihtiyatına terkedilmiş olmayıp, kanuni veya idari yahut mahalli nizamlar tarafından emredilmiş olmasıdır. Kılavuzun Gemiyi idare mecburiyeti ise Kaptanın Geminin idaresini tevdie, kılavuzun da bunu deruhteye mecburiyetidir. Binaenaleyh Kaptanın kendi ihtiyariyle Gemiye bir kılavuz alması veya kılavuzun sadece müşavir olarak Gemiye alınmasının mevzuat tarafından emredilmiş bulunması hallerinde ortada, bahis konusu 1278 inci maddedeki manada mecburi kılavuz yoktur.
Mevzuatı tetkik ettiğimizde bu hususta 13.1.1340 tarih ve 162 sayılı kararname ile meriyete konan (Türkiye Seyri Şefain İdaresinin Kılavuzluk ve Romurkörcülük Talimatnamesinden başka bir hükme rastlamamaktayız. Her ne kadar sonradan meriyete konan 25.7.1933 tarihli İstanbul Liman Nizamnamesinin yirmi dokuzuncu maddesinde kılavuz alma mecburiyeti hükmü mevcut ise de, ne bu Nizamname, ne diğer mevzuat ve ne de Ticaret Kanununun tefsiri söz konusu olan 1278 inci maddesi, kılavuzluk hizmetinin mahiyetini ve muhtevasını tanzim etmeği hedef tutan hükümleri ihtiva etmemeleri dolayısıyla bunlar ile 1340 tarihli Kılavuzluk ve Romurkörcülük Talimatnamesinin, kılavuzluk hizmetinin mahiyet ve muhtevasına ait hükümlerinin zımni olarak kaldırılmış bulunduğu kabul edilemez. Bu Talimatnamenin ikinci maddesinde sadece, Galata Limanına ve köprülere giriş ve çıkışta 500 gayri safi tonilatodan büyük sefainin kılavuz almağa mecbur oldukları ifade edilmiş, onikinci maddesinde ise; (Kılavuzların içlerinde bulunacakları Sefainde ancak beyanı mutalaa ile mükellef olduklarından Geminin seyir ve manevralarından mütevelit mesuliyetin tamamıyla süvariye ait olduğu) tasrih edilmiştir. Binaenaleyh bu açık hükme göre mecburi kılavuzluğun şartlarından birisi yani kılavuzun Gemiyi sevk ve idare mecburiyeti şartı mevcut değildir. Bu itibarla İstanbul limanındaki kılavuzluğun mecburi kılavuzluk olmadığı anlaşılmaktadır. Böyle olunca içinde kılavuz bulunan Geminin çatması neticesinde meydana gelen zararı tazminden donatan beri olamaz.
Kanunların tefsirinde riayet edilecek esaslardan en mühimmi, kanunun lafzından onun ruhuna aykırı olan bir netice çıkması halinde, lafzın ruha göre imalı ve kanun hükümlerinin vaz sebeplerine uygun şekilde manalandırılması esasıdır. Yukarıdan beri açıklanan sebeplerden anlaşıldığı üzere Ticaret Kanununun 1278 inci maddesindeki mecburi kılavuz sözünün sadece kılavuz almanın mecburi olduğu hallerde tatbik edilmemesi bu ilmi esasa dahi uygun ve Ticaret Dairesinin İçtihadı bu itibarla da kabule şayan görülmüştür.
Bir çok yabancı Devletlerin Deniz Ticareti mevzuatı incelendikte mesela, Fransa'da da mecburi kılavuzluk müessesesinin sadece kılavuz alma mecburiyeti şeklinde mevcut bulunduğu, yani Fransız mevzuatına göre de kılavuzun bir müşavirden ibaret olduğu görülmektedir ki, böylece kılavuzun müşavir sayılması sisteminin yalnız İstanbul limanına mahsus bir sistem olmadığı anlaşılmaktadır.
Nihayet deniz çatışmalarına ait milletlerarası hukuk temayülünün kılavuzun geminin sevk ve idaresini eline almasının mecburi olduğu hallerde dahi çatmadan, sanki kılavuz yok imiş gibi Kaptanın dolayısıyla donatanın mesul tutulması gerektiği şeklinde tecelli ettiği göz önünde tutulanca Türk mevzuatına dayanan ve bu karar ile benimsenen hal şeklinin milletler arası temayüllere de uygun bulunduğu neticesine varılmaktadır (Deniz müsademelerine mütedair bazı kaidelerin tevhidi hakkında 23 Eylül 1910 tarihli Brüksel Mukavelenamesi'nin beşinci maddesi üçüncü tertip düstur cilt 18, sahife 1285).
Netice; Deniz Ticareti Kanununun 1278 inci maddesi mecburi kılavuzluk ihdas etmiş olmayıp mecburi kılavuzluğun ihdas edilmesi ihtimalini göz önünde tutarak hüküm sevk etmiş bulunmasına ve 13.1.1340 tarih ve 162 sayılı kararname ile meriyete konan kılavuzluk ve romurkörcülük Talimatnamesiyle tanzim edilen kılavuzluğun bu maddenin hedef tuttuğu manada mecburi kılavuzluk bulunmamasına binaen, Galata limanında kılavuz alarak seyreden bir geminin çatmasından husule gelen hasardan dolayı donatanın mesuliyetten beri olamayacağına ve Ticaret Dairesinin bu yoldaki içtihadının isabetli bulunduğuna 16.03.1955 tarihinde ittifakla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy