(4721 S. K. m. 713, 974, 975) (3402 S. K. m. 14) (YİBK 26.05.1954 T. 1954/7 E. 1954/17 K.)
Dava: Şükrü Mehmet Pınarbaşı ile Mustafa Pınarbaşı ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Şarkışla Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 06.07.2005 gün ve 52/226 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Tekin Kuzey tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, 150 ada 34 ve 35 nolu parsellerin Ali oğlu Mustafa adına tapuda kayıtlı bulunduğunu, Mustafa'nın ölü olduğunu, tapunun hukuki değerini yitirdiğini belirterek, tapu kayıtlarının iptali ile TMK. nun 713/2. maddesi gereğince vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, tapu malikinin torunları olduklarını, davacının babası Mustafa Pınarbaşı'nın da mirasçılardan biri olduğunu, 1970'li yıllarda mirasçı Mustafa Pınarbaşı'nın oğlu davacının parsellerden biri üzerine bina, ahır ve samanlık yaptığını, mirasçıların haberi olmadığını açıklamak suretiyle yerinde bulunmayan davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, Davacı Şükrü Mehmet Pınarbaşı'nın terekeye göre 3.kişi durumunda bulunduğunu, 26 Mayıs 1954 tarih 7/17 sayılı İçtihadları Birleştirme Kararında mirasçılar arasında zamanaşımının işlemeyeceğinin öngörüldüğünü, ancak anılan bu içtihatları birleştirme kararının somut olayda uygulama olanağının bulunmadığını, kayıt malikinin ölüm tarihine göre 20 yıllık kazanma süresi ve koşullarının olayda gerçekleşmiş olduğunu gerekçe göstermek suretiyle davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalılardan Tekin Kuzey tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik ve buna bağlı olarak TMK. nun 713/2.madde ve fıkrasında yer alan maliki 20 yıl önce ölmüş bulunan hukuki sebeplere dayanılarak TMK. nun 713/1-2 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Mahkemece, yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, mahkemenin bu gerekçesine katılmak mümkün değildir. Tarafların ortak miras bırakanı büyük dedeleri Ali oğlu Mustafa dosyaya sunulan Şarkışla Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 02.03.2004 gün 2004/22-40 sayılı veraset ilamına göre Medeni Kanundan önce ölmüştür. Bu durum karşısında terekenin paylı mülkiyet hükümlerine tabi olduğunun kabulü gerekir. Ancak, taraflar, Ali oğlu Mustafa'nın mirasçıları olup, yakın miras bırakanları bakımından somut olayda elbirliği mülkiyet hükümleri söz konusudur. Dosyadaki bilgilere ve veraset ilamına göre mirasçı durumunda bulunan Hüsne ve Ali'den olma Mustafa Pınarbaşı halen sağdır. Mustafa Pınarbaşı'nın oğlu davacı Şükrü Mehmet Pınarbaşı tereke karşısında mirasçılık sıfatını kazanmadığından, üçüncü şahıs durumundadır. Esasen bu konuda taraflar arasında uyuşmazlık da bulunmamaktadır.
Davada uyuşmazlık konusu teşkil eden husus, tapu kayıt malikinin ölüm tarihinden itibaren 20 yıl geçmiş bulunması nedeniyle tapunun hukuki değerini yitirip yitirmediği ve mirasçılardan Mustafa'nın oğlu davacının bu hukuki sebebe dayalı olarak taşınmazları edinme imkanı bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Mahkemenin de kararında açıkladığı 26.05.1954 tarih 7/17 sayılı Yargıtay İçtihadları Birleştirme Kararı uyarınca mirasçılar arasında zamanaşımı süresi işlemez. Bu ilke gereğince mirasçılardan birinin sürdürdüğü zilyetlik tüm mirasçılar adına sürdürülmüş sayılır. Esasen dosyadaki bilgi ve belgeler ile keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanık beyanları ile taşınmazların kayıt maliki Ali oğlu Mustafa'dan geldiği belirlenmiştir. Tanıklardan 1939 doğumlu Nuri Öztürk, her iki parselin davacı ve babası tarafından tasarruf edildiğini açıklamıştır. Olayın gelişimi yerel bilirkişi ve tanıkların açıklamaları ve özellikle ismi açıklanan Nuri Öztürk'ün beyanı düzeltildiğinde davacı Şükrü Mehmet Pınarbaşı'nın taşınmazlar üzerindeki zilyetliği fer'i zilyetlik, yani zilyet yardımcısı olup, asli zilyet sahibi olanın davacının babası Mustafa Pınarbaşı olduğunun kabulü gerekir. Davacı; TMK. nun 974 ve 975. maddeleri gereğince mirasçı durumunda bulunan babasının asli zilyetliğine dayanarak taşınmazlar üzerinde fer'i zilyetliğini sürdürdüğü anlaşılmaktadır. O halde, asli zilyet davacının babası Mustafa Pınarbaşı olup, bunun aracılığıyla davacı tarafından fer'i zilyetlik sürdürüldüğüne göre, bu şekilde sürdürülen zilyetliğin tüm mirasçılar adına sürdürülmüş olduğunun da kabulü zorunludur.
Saptanan bu hukuki ve somut olgular karşısında davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiş bulunması usul ve kanuna aykırıdır.
Sonuç: Davalı Tekin Kuzey'in temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulü ile yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle ve HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 307,85 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 13.12.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy