(743 S. K. m. 887, 894) (YİBK. 29.06.1955 T. 1955/8 E. 1955/15 K.)
Dava: İlk hükümde direnmeye ilişkin aynı mahkemeden verilen 13.2.1979 gün ve 979/99 sayılı son hükmün Yargıtayca incelenmesi müdahil vekili tarafından süresinde verilen dilekçe ile istenilmiş ve koşulu da yerine getirilmiş olduğundan dosya C.Başsavcılığı'nın hükmün onanması istemini bildiren 11.4.1979 gün ve 6/2703 sayılı tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 5917 sayılı Yasa'ya muhalefetten sanık Vahdettin'in beraatına ilişkin hüküm; özel dairece; Sanık hakkında valilikçe verilen men kararı usulen infaz edildikten sonra adı geçenin aynı yerden yeniden gelip geçmesi taşınmaza tecavüz niteliğinde olduğu gözetilmeden yazılı şekilde bir şahsa ait yerden gelip geçmenin taşınmazın aynına veya zilyetliğe tecavüz sayılamayacağından bahisle sanığın beraatına karar verilmesi... isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel mahkeme ise, tecavüz ve müdahalenin varlığını kabul edebilmek için bu tecavüzün zilyedin rızası hilâfına taşınmazın kullanılmasına engel olunması veya bu kullanmanın kısıtlanmasının gerekli olduğu, bir kısmının bir başka şahsa ait taşınmazdan gelip geçmesinde, sözü edilen unsurlar bulunmadığından, taşınmazın aynına veya zilyetliğe bir tecavüz söz konusu olmadığını, vesaire belirterek önceki hükümde direnmeye karar vermiştir.
Dosyaya, oluşa ve delillere göre; müşteki Münire vekilinin 2.9.1976 tarihli şikâyeti üzerine Zonguldak Valiliğince 5917 sayılı Yasa uyarınca ve yaptırılan tahkikat sonunda 29.9.1976 gün ve 178 sayı ile (Müştekinin zilyet ve tasarrufunda bulunan dava konusu yere davalının inşaat malzemesi koymak ve hususî yolundan geçmek suretiyle vaki tecavüzünün) menine karar verildiği, bu men kararının 18.10.1976 tarihinde usulüne uygun şekilde mahallinde infaz edilip taşınmazın müştekiye teslim edildiği, sanığın ikinci tecavüzü ve vaki şikâyet üzerine bu tecavüzün de 7.2.1978 tarihinde men edilmek suretiyle mahallinde infaz edildiği anlaşılmaktadır.
29.6.1955 tarih ve 8/15 sayılı Tevhidi İçtihat Kararında da belirtildiği gibi 5917 sayılı Kanunla istihdaf olunan gaye: gayrimenkul emvalî ve bilhassa arazi mülkiyetine müteallik çeşitli ihtilâflar yüzünden meydana gelen tecavüz ve müdahale hadiselerinin ekseriye bir iş olduğu vahim münazaaları önlemek ve mahallî emniyet ve asayişi temin, iade ve idame etmek maksadiyle idarî bir tedbir ittihazından ibaret bulunmaktadır. Şu halde 5917 sayılı Yasaya aykırı bir suç, mütecavizin eyleminden değil, muhtemel bir nizaı gidermek, önlemek amacı ile idarece alınmış olan ve ancak önleyici bir tedbir niteliğindeki bir emre karşı gelmekten ve bu konudaki karara uymamaktan ileri gelmektedir. Anılan Yasa, taşınmaz üzerinde tercihe şayan hakkı olduğunu iddia eden mütecavize ait olduğu mahkemeye müracaat hakkını tanımıştır. Buna göre sanığın mahkemeye başvurup tercihe şayan hakkını ispatlaması ve o yer mahkeme kararı ile kendisine tesliminden sonra istifadesine diğer bir deyişle fiil ve hareketine devam etmesi gerekirdi. Ancak sanığın bu yola başvurmadığı anlaşılmaktadır. Zira, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 28.1.1963 gün ve 6-1/11 sayılı kararında da değinildiği gibi, 5917 sayılı Yasanın 7. maddesinin amacına göre bir kimsenin bir taşınmaz mala el atması önlendikten sonra mahkeme kararı ile o yer kendisine teslim edilmeden önce yeniden her kez elatması, bu suçun var olması ve cezalandırılması için yeterlidir.
M.K.nun 887. maddesinde zilyetliğin tanımı yapılmıştır. Buna göre; Bir şey üzerinde fiilen tasarruf sahibi olan kimse o şeyin zilyedidir. Yasalarımız fiili bir durum olan zilyetliği koruyacak hükümler getirmiştir. Bununla güdülen amaç toplum düzeninin korunmasıdır. Sözü edilen Yasanın 894. maddesine göre Zilyet, bütün gasp ve tecavüz fiillerini kuvvet kullanarak defetmek hakkını haiz olduğu gibi müteakip maddeleri uyarınca zilyetlik davası da açabilir. Son olarak, özellikle taşınmaz mal zilyedi, 5917 sayılı Yasa uyarınca tecavüzün önlenmesini o yerin bağlı olduğu Valilik ve Kaymakamlıklarından isteyebilir.
Doktrinde; sözü edilen bu tecavüz fiilleri, zilyedin muvafakatı olmakszın ve diğer hususî sebeplere müsteniden haklı bulunmaksızın başkasının zilyetliğine vaki tecavüz... biçiminde tanımlanmış ve ...kendi arazisi üzerinden hakkı olmadığı halde başka bir kimsenin gelip geçmesinin... zilyetliğe tecavüz olduğu ve zilyedin bu tecavüzü men etmeye hakkı bulunduğu görüşü benimsenmiştir. (Wieland, Aynî Haklar, (Çeviren: İ.Hakkı Karafakı Sahife - 799 ve 802, Ankara: 1949). (Homberger, Zilyetlik ve Tapu Sicili, (Çeviren: Suat Bertan), Sahife: 79, Ankara - 1950). (Ord.Prof.Dr. H.V.Velidedeoğlu, Medenî Hukuk, Sahife 441, İstanbul 1956). Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yukarıda değinilen kararında da kısmen aynı görüş benimsenmiştir.
Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, müşteki Münire'nin rızası hilafına zilyedi bulunduğu taşınmazından gelip geçen sanığın bu eyleminde (zilyetliğe tecavüz) vardır. Zilyetliği tecavüze uğrayan müşteki, 5917 sayılı Yasa uyarınca, bunun önlenmesini Valilikten istemiş Valilikçe sanığın özel yoldan geçmek suretiyle açığa çıkan tecavüzünün önlenmesine karar verilmiş, ancak sanık bu karara uymayarak ve bu emri dinlemeyerek aynı biçimde tecavüzünü sürdürmüştür. O halde sanığın eyleminde 5917 sayılı Yasanın 7. maddesinde yazılı suç unsurları oluşmuştur.
Bu nedenle, özel daire bozma ilâmı yerinde olup uyulmak gerekirken yazılı biçimde direnilmesi Usul ve Yasaya aykırı görüldüğünden müdahil vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, tebliğnamedeki isteme aykırı olarak, direnme hükmünün BOZULMASINA, depo parasının geri verilmesine, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy