(506 S. K. m. 10, 26)
Temyiz Mahkemesi Dördüncü Hukuk Dairesinin 3.12.1954 tarih ve 6592/5116 sayılı ve 15.11.1955 tarih ve 4447/4958 sayılı ve 22.11.1955 tarih ve 4586/5049 sayılı kararları ile Hukuk Umumi Heyetinin 5.10.1955 tarih ve 4/68 E. 65 K. sayılı kararı arasındaki mübayenet ve ihtilafın halli İşçi Sigortaları Kurumu Umum Müdürlüğünün 24 Aralık 1955 tarih ve VII. 333 sayılı yazısı ile vukubulan müracaatına atfen Birinci Reislik makamınca istenmekle toplanan Tevhidi İçtihat Büyük Heyetinde keyfiyet müzakere edildi.
Dördüncü Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve numaraları yazılı kararlariyle; 4772 sayılı Kanunun seksendördüncü maddesinde mutlak surette mesuliyet esası kabul edilmiş olmayıp bu madde hükmünün aynı kanunun otuzyedinci maddesindeki mesuliyet unsurları ile mukayyet olduğu içtihat edilmiş olduğu halde Hukuk Umumi Heyeti karariyle seksendördüncü maddenin tatbiki bahis mevzuu olan hallerde otuzyedinci maddedeki unsurların araştırılmasına lüzum olmadığı içtihat edilmiş olduğundan Dördüncü Hukuk Dairesi kararlariyle Umumi Heyet kararı arasında halli lazım gelen açık bir mübayenet mevcuttur.
3008 Sayılı İş Kanununun değişen ikinci maddesinin (F) bendinde bir iş yeri tesis eden veya bir iş yeri devir alan işverenin iş yerinin adresini, çalışan işçi veya hizmetli miktarını ve sareyi İş Kanununa tatbiki ile vazifeli makama bizzat veya taahhütlü mektupla ihbar etmekle ödevli olduğu tasrih edilmiştir. Bu suretle ihbar edilen ve İş Kanununun şümulüne girdiği tespit olunan iş yerlerinde çalışan işçiler 3008 sayılı Kanunun 101 inci maddesine göre iş yerine alınmalariyle beraber sigorta edilmiş olurlar ve sigorta primleri 4772 sayılı Kanunun beşinci maddesinin ikinci fıkrası hükmünce işveren tarafından ödenir. Böyle bir iş yerinde bir kaza veya meslek hastalığı vukubulduğu takdirde sigortalıya yapılacak yardım ve menfaatler ve bağlanacak gelirler İşçi Sigortaları Kurumuna aittir. Ancak 4772 sayılı Kanunun otuzyedinci maddesi hükmüne göre, dört halde, yani kaza veya meslek hastalığının işveren veya vekilinin kastından veya İş Kanununun işçilerin sağlığını koruma ve iş emniyeti hükümlerine aykırı hareketlerinden, yahut suç sayılan fiillerinden, veyahut da sigortalının iş yerine ait işler dışında çalıştırılmasından, ileri geldiği takdirde, İşçi Sigortaları Kurumunun sigortalıya temin ettiği veya ilerde temine mecbur olduğu menfaatlerden mütevellit her türlü zararların tazmini ile işveren veya vekili mükelleftir.
Seksendördüncü maddeye gelince; Bu maddenin birinci fıkrasında; İş Kanununun şümulüne girecek vasıfta olan bir iş yerinin işveren tarafından çalışma teşkilatına haber verilmemesi halinde bu iş yerinde bir kaz veya meslek hastalığı vukua geldiği taktirde, sigorta yardım ve ödeneklerinin, kanunun şümulüne alınan iş yerlerinde olduğu gibi Sigorta Kurumu tarafından kazaya veya meslek hastalığına uğrayan işçiye temin edileceği hususu tanzim edilmiş ve ikinci fıkra ile Sigorta Kurumunca bu hususta yapılan her türlü masraflarla, işçiye bir gelir bağlandığı takdirde buna ait tesis sermayesi tutarının işverenden alınacağı tasrih edilmiştir.
Bu iki madde hükümleri birlikte tetkik edildiği zaman seksendördüncü maddenin tatbikinde işverenin mesuliyeti bakımından otuzyedinci maddedeki kayt ve şartların tahakkukunu aramağa lüzum olmadığı anlaşılır. Şöyle ki; Kanunen ödevli bulunduğu ihbar mükellefiyetini yerine getirmeyen ve bu suretle iş yerini çalışma teşkilatının murakabesi dışında bırakan bir işverenin, İş Kanununun, işçilerin sağlığını koruma ve iş emniyeti hükümlerine riayet ettiği kabul edilemez.
Diğer cihetten seksendördüncü maddenin tatbikinde, otuzyedinci maddedeki şartların tahakkukunu aramak ihbar mükellefiyetini yerine getirmeyenleri, bu mükellefiyeti yerine getirenlerin tabi olduğu hükümlere tabi tutmak olur ki, böyle bir netice kanun tarafından derpiş edilmemiştir. Bilakis seksendördüncü maddenin ayrıca sevk ve tedvin edilmesi Kanun Vazunın otuzyedinci maddeden müstakil olarak bir mesuliyet hükmü vazettiğini açıkça göstermektedir. Adalet ve mantık mülahazaları da bunu tespit ettirmektedir. Zira kanuni mükellefiyetlerini yerine getirenlerle getirmeyenlerin aynı hükme tabi tutulması halinde daima bu mükellefiyeti ifa etmeyenler himaye edilmiş ve mükellefiyeti ifa edenler ise lüzumsuz bir külfete maruz bırakılmış olurlar. Kanun metni ve ruhu itibariyle, adalet ve hakkaniyet esaslarına uymıyan böyle bir hale müsaade etmemiş bilakis ihbar mükellefiyetini yerine getirmeyenleri sıkı bir müeyyideye tabi tutmuştur. Nitekim otuzyedinci maddede sayılan haller arasında, ihbar mükellefiyetinin yerine getirilmiş olmasına rağmen işçinin iş yerine ait işler dışında çalıştırılması yüzünden vukua gelen kaza veya meslek hastalığında başka hiç bir sebep aranmaksızın işverenin mesuliyeti kabul edilmiştir. Böylece kanun işçinin, işveren tarafından bildirilen iş yerinden başka bir yerde çalıştırılması halini bir nevi ihbar mükellefiyetine riayetsizlik telakki etmiştir. Seksendördüncü madde hükmü ise ihbar mükellefiyetine riayetsizliğin daha umumi bir halini tanzim etmektedir. Bu itibarla seksendördüncü maddenin tatbikinde otuzyedinci maddenin şartlarını aramak için kanuni ve makul hiç bir sebep yoktur.
4772 sayılı Kanunun seksendördüncü maddesinin tatbiki bahis mevzuu olan hallerde aynı kanunun otuzyedinci maddesindeki işverenin mesuliyetini icap ettiren kayt ve şartların aranmasına lüzum olmayıp seksendördüncü maddenin otuzyedinci maddeden müstakil olarak tatbiki icap edeceğine ve Hukuk Umumi Heyetinin bu yoldaki içtihadının kanuna uygun bulunduğuna 23 Mayıs 1956 tarihinde reylerin üçte ikiyi geçen ekseriyetiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy