(743 S. K. m. 641, 912)
Dava: Bir yerin köyün yaylası olduğu yolundaki iddiaların şahadetle ispatı kanunen caiz bulunmadığından kayda veya bu mahiyetteki kanuni bir vesikaya müsteniden ancak böyle bir iddianın ispat olunabileceğine dair Birinci Hukuk Dairesinin 4516/2973 sayı ve 1.7.1930 tari ve 4791/(435 sayı ve 4.2.1934 tarih ve Hukuk Umumi Heyetinin 173/89 sayı ve 4.5.1955 tarihli ilamlariyle bu mahiyetteki iddiaların şahadetle ispatı mümkün olduğuna mütedair Hukuk Umumi Heyetinin 222/(57-68 sayı ve 6.5.1953 tarihli ilamı arasında içtihat ihtilafı bulunduğu iddia olunduğundan Tevhidi İçtihat Umumi Heyetince keyfiyet müzakere olunarak ilk üç ilamla son zikrolunan Hukuk Umumi Heyeti ilamı arasında içtihat ihtilafı bulunduğuna ittifakla karar verildikten sonra,
Köyün eskiden beri teessüs etmiş bir hakkının mevcudiyeti iddia olunduğundan ve Medeni Kanunun sureti meriyyet ve şekli tatbiki hakkındaki kanun mucibince iddia olunan tasarruf hakkının doğduğu tarihte meri bulunan kanuna göre yani Arazi Kanunu hükümlerine nazaran böyle bir hakkın teessüs etmiş bulunduğunun ispat edilmesi iktiza eyler. (Arazi kanununun 101 inci maddesi).
Bir yerin Arazi Kanunu gereğince arazii metrukeden bulunan yayla mahiyetini ihraz edebilmesi o mahallin sabihi arz tarafından bir köy halkına tahsis edilmiş olmasına vabestedir. Hak iddia eden taraf salahiyetli merciden terkin vaki olduğunu ve böylece hakkının doğduğunu ispat eylemesi lazımdır. Bunun için de sahibi arzdan sadır olmuş bir terk muamelesinin mevcudiyeti şarttır. Bu da köy halkına yayla mahalli terk ve tahsisine dair salahiyetli merciden sadır olmuş irade izharını gösteren bir vesika ile olur. Terk mukabilinde yaylanın otundan ve suyundan intifa eden ahalinden tehammüllerine göre resim alınmasını kanun amir bulunduğundan bu sebepten defter hanei amirede bir kaydın bulunması böyle bir hakkın doğduğundan delillerindendir. Sahibi arz tarafından terk vaki olmadıkça bir karye veya köy halkının o yerin otundan ve suyundan uzun zaman nizasız ve fasılasız istifade etmiş olmaları böyle bir mahallin arazii metrube meyanına dahil olmasını mucip olmaz. Bu hal o mahalli köye ait yaylaya inkılap ettirmez. Hakkı karar yalnız arazi memleketten madut olan yerler üzerinde eşhas lehine tasarruf hakkının doğmasına sebep olabilir. Bunun arazii metrukeye teşmili bahis mevzuu olamaz. Kanun arazii metrukeden bulunan meralarda mahiyetlerini nazara alarak köy kadim ise kadimden beri muhassasiyet iddiasının şahisle ispatına cevaz vermiştir. Bu istisnada yalnız kadim olan köylerin meralarına münhasırdır.
Arazi Kanunu mucibince metruk araziden olay yayla ve meralar Medeni Kanunun 641 ve 912 inci maddelerinde bahis mevzuu olan menfaatı umuma ait olan mallar meyanına girmiştir. Medeni Kanunun kabulü tarihinde üzerinde henüz kimsenin mülkiyet veya tasarruf hakkı doğmamış bulunan yerlerde Medeni Kanun gereğince Devletin tasarrufu altında olarak kalmaktadır. 4753 sayılı Kanunla onun mütememmimi bulunan 5618 sayılı Kanun bu kabil arazinin ihtiyaçlara göre eşhasa tevziini amirdir. Bu salahiyet de idari mercilere tanınmıştır.
5618 sayılı Kanunun geçici 3. maddesinin 1. fıkrasında müesses bulunan hakların korunacağını yani Arazi Kanunu zamanındaki vaziyetin idame olunacağını göstermektedir. Bu şekilde teessüs etmiş bir hak mevcut değilse idare hal ve vaziyete göre ve istifade şekillerini göz önünde tutarak Devlete ait yerleri tahsis eder. Bu tahsis ile müesses haklar ihlal olunursa, mevcut hakların korunması için Adliye Mahkemelerine müracaat olunur.
5618 sayılı Kanunun geçici 3. maddesinde bir yerin köyün eski yaylası olduğunu şahitle ispata müsaade bahşeden bir mahiyet izafesi caiz değildir.
Sonuç: Hülasa : Bir yerin Köy veya Belediye gibi hükmi şahıslara ait yayla mahalli olduğu yolundaki iddiaların şahitle ispat olunamıyacağına Defterhanedeki kayıt ile veya tahsise müteallik bir kararın mevcudiyetini göstermeğe salih kanuni vesikalar ile ancak böyle bir iddianın ispat olunabileceğine ilk müzakerede sülüsan ekseriyet temin olunamadığından ikinci müzakerede 6 Haziran 1956 tarihinde ekseriyetle karar verildi.
AYKIRI GÖRÜŞLER
1- O. Yeten, M. T. Sebük
Arazi Kanununun yüzbirinci maddesinde, Defteri Hakanide mukayyet olup müstakillen ve müştereken bir veya birkaç köye mahsus olan yaylak ve kışlaklardan başka köy halkının intifa edemeyeceği yazılıdır. Binaenaleyh böyle bir kayt veya vesikaya dayanılmadığı taktirde tarafların hukuki durumları yekdiğerinin aynı olduğundan kadim intifa iddiasının, mera ihtilaflarında olduğu gibi, şahitle isbatına kanuni mani yoktur. Hukuk Umumi Heyetince 18.12.1935 tarih ve 59/59 numaralı kararında, (Münazaunfih yayla kadimdenberi davacı köylere metruk olup intifa ettikleri ve müddeaaleyh köy ahalisinin bir alakası bulunmadığı şahadet ve ehli vukufun beyan ve ihbariyle tahakkuk etmesine ve bu gibi tapuda mukayyet olmıyan ve ötedenberi köy ahalisinin intifaına metruk bulunan yerlere müteallik iddiaların şahitle isbatına kanunen cevaz bulunduğunu) kabul etmiştir.
Eski tatbikat bu merkezdedir. Aksi mütalaanın kabulü üzerine, her iki tarafın da bir kayt ve vesikası olmadığı takdirde yekdiğeri aleyhine açacakları davalar dinlenemeyeceğinden mevcut ihtilaf halledilemeyeceği gibi, kadimdenberi yaylaktan intifa eden ve fakat bir kayt ve vesikası bulunmıyan bir köyün elinden yaylası gasp edildiği takdirde kadim intifa hakkı sahibinin himayesi ve gasıbın yedinin refi imkanı kalmamaktadır. Bu hal sözü geçen yüzbirinci maddenin ruhuna ve ötedenberi tatbik şekline uymamaktadır.
Kaldı ki, Çiftçiyi Topraklandırma Hakkındaki 4753 sayılı Kanunun bazı maddelerinin değiştirilmesine ve bu kanuna bazı maddeler ve geçici maddeler eklenmesine dair 5618 sayılı Kanun, mera ve yaylaklar hakkında yeni hükümler koymuştur. Artık aynı hadisede eski hükümler üzerinde durmağa mahal kalmamıştır. Kanun tasarısını tetkik eden ve yaptığı değişiklikler Büyük Millet Meclisin'ce aynen kabul edilen Adliye Encümeni Tutanak Dergisinde neşredilen 24.1.1950 tarihli raporunda, Türkiye'de mera ve yaylaklara ait hükümlerin, Köy Kanununun dört, beş ve altıncı ve Belediye Kanununun dördüncü maddesinin D bendi ve Arazi Kanununun doksanyedi, doksansekiz, 101 ve 102 inci maddeleriyle ayrıca Medeni Kanunun 641 ve Tapu Kanununun yirmibeşinci maddelerinde yer aldığı ve hükümleri izah edildikten sonra, mera ve yaylakların, yeni tasarı ile, yeni bir nizama bağlandığı beyan edilmiştir. Bu nizami gösteren hükümler kanunda iki safhada yer almıştır: Birincisi, Toprak Tevzi Komisyonlarının faaliyette bulunduğu yerlerde bu husustaki talimatnameye tevfikan mera ve yaylak ihtiyaçlarının tesbitiyle fazlasının muhtaç köylüye tevziidir. Bu muamele idari tasarrufa taalluk ettiğinden bu husus adli kaza ile ve ihtilaf mevzuu ilamlarla ilgili değildir. İkinci safha ise, Toprak Tevzi Komisyonunun faaliyete geçmediği yerlerde mera ve yaylaklara müteallik ihtilafların mahkemelerce ne yolda halledileceğine dairdir. Tevhidi içtihata sevkedilen ilamlar da bu kısma taalluk etmektedir. 5618 sayılı Kanun geçici üçüncü maddesinde, (Bu kanunun uygulanma sırası gelmemiş olan yerlerde, köy, kasaba ve şehir halkı teessüs etmiş teamüllere göre mera ve yaylaklardan münferiden veya müştereken eskisi gibi istifadeye devam ederler. Köy, Kasaba, Şehir ve İl sınırlarında yapılan ve yapılacak olan değişiklikler mera ve yaylaktan teamüle dayanan istifade hakkına tesir etmez. Ve sınır değişikliği sebebiyle mera ve yaylaklardan teamüllere göre istifade hakkı olanlardan herhangi bir ücret veya karşılık istenemez. İhtilaf vukuunda mahkemeler görevlidir) denilmektedir.
Bu maddede mera ile yaylak yekdiğerinden ayrılmıyarak aynı hükme tabi tutulmuş ve yaylak hakkında her hangi bir kayt ve vesikadan bahsedilmeyerek eskidenberi teessüs edip teamül halini alan intifa şeklinin muhafaza edileceği belirtilmiştir. Eski durum ve teamül şahitle ispat olunabilir. Bununla beraber bir tarafın kayıt ve vesikası olduğu takdirde diğer tarafın şahit beyyinesi yine dinlenemez. Tevhidi içtihata sevkolunan ilamlarda, tarafların kayıt ve vesikası olmadığından sözü geçen muvakkat madde gereğince kadim intifa şeklinin şahitle isbatına mani yoktur. Büyük Millet Meclisi Adliye Encümeni sözü geçen raporunda, geçici üçüncü madde hükmünü izah ederken (... Teamülün mevcut olup olmadığı ötedenberi zilyetin hangi köy veya Belediye halkı olduğu hususunun) mahkemelerce tahkik olunacağına işaret etmiştir.
Binaenaleyh yayla iddiasının şahitle ispat edilemeyeceği hakkındaki karar, kanunun ihtilaf konusu bu işleri hal için kabul ettiği açık ve kesin hükümlere aykırıdır. Bu itibarla karara muhalifiz.
2- İ. Öktem, F. Bagana
1- Arazi Kanununun 101 inci maddesinde bahsi geçen (Defterhanei amire de mukayyet olup) kaydı ihtirazi bir kayt değildir, vukuidir. Arazi Kanunu Şarihleri aynı ibareyi ihtiva eden doksanbeşinci maddenin şerhi sırasında bunu kati şekilde belirtmişlerdir: (Defterhanede mukayyet olsa da olmasa da, minelkadim pazaryeri olan mahalli kadimi kıdemi üzere terk esasına istinat eder. Bu itibarla bu kayıt bir kaydı ihtirazi değildir demişlerdir. Esasen Defterhanei amire kayıtları bir tapu mahiyetinde değildir. Mücerret o günkü fiili durumu tespit eden ve yaylak resmine esas olan bir defterdir. Defterhanei amireye kayıt keyfiyeti tahsisi tazammun etmez. Esasen 1950 tarihinden sonra yaylak ve kışlakların tahriri yapılmadığı gibi evvelki tahrirlerde tahrir harici kalmış birçok yaylak ve kışlaklarda mevcuttur. Bu bakımdan ayrıca ferman, hücceti şeriyye, defterhanei amire kaydiyle istimal şekli tayin edilmemiş olan yaylak ve kışlak üzerinde kadimen teessüs etmiş intifa hakkı makbul ve muteberdir, keyfiyet şahitle de ispat olunabilir.
2- 5618 sayılı Kanunun geçici üçüncü maddesi daha açık bir hükmü ihtiva etmektedir. Şöyle ki; Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu mera, yaylak ve kışlak aralarında bir fark gözetmeksizin bunların yeniden tanzimini derpiş etmiş, bu kanunun tatbik edildiği yerlerde toprak komisyonlarına idari bazı salahiyetler vermiştir.
5618 sayılı Kanunun ek üç, dört, beş, altıncı maddelerinde bu cihet tanzim edilmiştir.
İşbu kanunun tatbikine henüz sıra gelmemiş olan yerlerde ise geçici üçüncü maddesi sarahatı dairesinde: teessüs etmiş teamüllere göre eskisi gibi istifadeye devam olunacaktır. Mülki hududun değişmesi teamüle dayanan istifade hakkına tesir etmiyecektir. İhtilaf vukuunda mahkemeler görevlidir. Kanunun metni bu yoldadır. Teamül ve eskisi gibi istifade keyfiyeti fiili bir durumdur. Bunun şahitle ispatı her zaman caizdir.
3- Hadiselerimizde iki köy davacı ve davalıdır. Hiç birinin elinde Ferman ve Defterhanei amme kaydı yoktur. Nizalı yerin yaylak olduğunda ittifak etmişlerdir. Ötedenberi devam eden teamül ve istifade şeklinde ihtilafa düşmüşlerdir. Bu ihtilaf işbu üçüncü madde uyarınca dahi şahitle halledilmek lazımdır.
4- Aksi halde her iki tarafın da elinde tahsise dair bir vesika bulunmadığına göre dava reddedilecektir. Ertesi sene davacı erken davranıp yaylaya önce göç eder de davalı bir dava açarsa onun davası da reddedilecektir. İstikrar ve amme intizamı ihlal edilmiş olacaktır. Mahkemelerin vazifesi istikrarı temi etmektir. Yukarıda bahsi geçen geçici üçüncü maddede esasen istikrarı temin maksadiyle konulmuştur.
Bu itibarla: Taraflardan hiçbiri Defterihanei amire kaydına, Fermana veya sair yazılı bir vesikaya dayanmamış iseler, mücerret teamül ve eski kullanma şeklinde ihtilafa düşmüşlerse kanunun sarahatı müvacehesinde ve esasen Arazi Kanunun yüzbirinci maddesi de buna müsait bulunması bakımından iddia ve müdafaalarını şahitle ispat edebilirler. Şahitler dinlenir, teamül ve eski kullanma şekli mahkemece tespit olunur ve o şekilde istifadeye devam edilmesi temin edilir. O yere Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu tatbik edildiği takdirde ancak o zaman Toprak Komisyonları ek üç ve müteakip maddeler uyarınca keyfiyeti yeniden tanzim ederler. Bu sebeple kanunun açık ifade ve beyanına aykırı olan işbu karara muhalifim. Kaldı ki kararın 2. sahifesinin son kısımları 5618 no.lu Kanunun tanzim edici hükümlerine taban tabana aykırı mütalaayı ihtiva etmektedir.
Full & Egal Universal Law Academy