(1086 S. K. m. 236, 288, 356, 428) (YİBK 18.03.1959 T. 1958/18 E. 1959/21 K.)
Dava: Taraflar arasında davadan dolayı yapılan yargılama sonunda Sivaslı Sulh Hukuk Hakimliğinden verilen 30.1.1962 gün ve 48/133 sayılı hükmün incelenmesi davalı tarafından istenilmiş olmakla Yargıtay Hukuk Dairesince (alacağın miktarına göre HUMK. nun 288. maddesi uyarınca davanın yazılı belge ile ispatı gerekmesine ve aynı kanunun 236. maddesi uyarınca mahkeme dışı ikrarı teyit edecek delil ve emare mevcut olmadıkça harici ikrara binaen hüküm tesis edilemeyeceğine ve az önce bildirildiği üzere olayda şahit dinlenemeyeceğine göre davacının davalıya and verme hakkı kullandırılarak sonucuna uygun bir karar verilmek gerekirken yazılı şekilde tahsile karar verilmiş olması yolsuz ve temyiz itirazı bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bozulmasına) karar verilip yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda evvelce verilen hüküm usul ve kanuna uygun görüldüğünden direnmeye karar verilmiştir.
Hukuk Genel kurulunca incelenerek direnmeyi kapsayan son hükmün süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: 1-Tanık dinlenmesi yasak olan davalarda dinlenerek tanıkların kimliklerinin mahkemeye bildirilmesinden sonra diğer tarafın bunların dinlenmesine rıza göstermesi ve bu rızanın duruşma tutanağı ile ve rıza gösterenin imzası ile belgelendirilmesinden sonra, tanıkların dinlenebileceğinin gözönünde tutulmamış bulunması 21/18 sayılı ve 18.3.1959 günlü içtihadı birleştirme kararına aykırıdır. Ancak mahkeme tanıkların dinlenmesinden sonra davalı tarafın açık rızasını sormuş ve onun razı olduğunu tutanağa geçirterek parmak izi ile belgelendirmiştir. Böylece içtihadı birleştirme kararında rızanın geçerli olması için aranan tanıkların kimler olduğunun öğrenilmesinden sonra, onların dinlenmesine açıkça rıza gösterilmiş olması şartı gerçekleşmiş bulunmaktadır.
2- Tanıkların bir tanesi taraflar arasında hesap görüldüğünü hesap sonunda çıkan borcun davalı tarafça kabul edilmiş olduğunu hesap sırasında tarafların yanında bulunmuş olması ile edindiği bilgiye dayanarak söylemekte öbür tanıkların bazıları tarafların alışveriş ettiklerini söyleyerek bu tanığın sözlerini doğrulamaktadır. Bu bakımdan tanık sözleri mahkeme dışı ikrara ilişkin olmayıp hesap sonunda borç kabulüne yani belli bir akte ilişkin bulunmakta ve verilen hüküm bundan dolayı usule uygun bir nitelik göstermektedir.
3- Yukarıdaki bentlerdeki açıklamalara göre temyiz itirazları yersizdir.
4- Mahkeme tanık sözlerinden anlaşılan mahkeme dışı ikrarı davacıya verilen (re'sen yemin) ile pekleştirdikten sonra vardığı sonuca göre hüküm verdiğini açıklama yoluna gitmiş ise de bu görüş resen yeminin ne gibi şartlar altında teklif olunabileceğini gösteren usulün 356. maddesinin 2. bendi hükmüne aykırıdır. Çünkü başka delillerle veya emarelerle pekleştirilmeyen mahkeme dışı ikrar usulün 236. maddesinin 4. fıkrası hükmünce her hangi bir delil değerinde değildir ki toplanan delillerle iddianın muhtemel görüldüğü kabul edilebilsin ve sözü edilen 356. maddenin 2. bendinde şart gerçekleşmiş sayılabilsin. Ancak 1. ve 2. bentlerde açıklanan sebeplerden ötürü mahkemenin vardığı sonuç doğru olduğundan sonuç üzerinde etkisi olmayan usul yanlışları usulün 428. maddesinin son fıkrası uyarınca bozma sebebi olamayacağından bu usulsüzlük dolayısıyla karar bozulmamıştır.
Sonuç: Yersiz görülen itirazların reddiyle direnme kararının ONANMASINA ve dökümü aşağıda yazılı 1075 kuruş ilam giderlerinin temyiz edene yükletilmesine 17.12.1965 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy