(4342 S. K. m. 3, 4, 16, 29) (4721 S. K. m. 713)
Taraflar arasındaki "Tapu iptali tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Yunak Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 17.7.2002 gün ve 1968/27 E, 2002/249 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 14.Hukuk Dairesinin 7.2.2003 gün ve 2002/7967 -2003/982 sayılı ilamı ile; (...Mera bir veya birden fazla köy ve kasaba halkına, bağımsız veya birlikte tahsis edilmiş ya da kadimden beri hayvan otlatmak amacıyla kullanılan, hak sahiplerinin üzerinde intifa hakkı olan arazi parçasıdır. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan mera yaylak ve kışlak, özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zamanaşımı uygulanmaz, sınırları daraltılamaz (Mera Kanunu m.3-4).
31.05.1965 tarihli ve 4/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile "...tek başına bir köye ait bulunan mera, yaylak ve kışlakların tümünün veya bir parçasının bir başka köy sınırı içine alınmış olması halinde, sınır değişikliğinin ikinci köye bir yararlanma hakkı sağlamayacağı ve ilk köyün eskiden olduğu gibi bu yerlerden tek başına yararlanacağı..." öngörülmüş olup., bu karar 4342 sayılı Mera Kanununun 29.maddesi ile de yasa hükmü haline gelmiştir. Böylece, bir köy ya da belediye sınırları içinde kalan mera, yaylak ve kışlaklar üzerinde bir başka köy veya belediyenin intifa hakkı olabileceği kabul edilmiş, idari sınırların aidiyetin belirlenmesinde önemi olmadığı vurgulanmıştır. İdari sınırlar sadece yetkili mahkemenin saptanmasında önem arz eder.
Mera'lar üzerinde, aidiyet iddiasıyla, el atmanın önlenmesi, tapu iptali mera olarak sınırlandırma veya tespitin iptali ve mera olarak sınırlandırma davaları açılabilir. Davayı, yararlanma hakkı olan köy, belediye ya da köy, belediye halkından bir yada birkaç kişi açabilir. Davayı açan köy muhtarının davayı kabule, vazgeçmeye ya da sulha yetkisi yoktur.
Mera yaylak ve kışlak davalarında, davacı yan tahsise yada kadim kullanma hakkına dayanabilir. Tahsise dayanıldığında, dayanak belgelerin, ayrıca karşı tarafın savunmada ileri sürdükleri belgelerin de tüm geldileri ile birlikte merciinden getirtilmesi, kadimlik iddiası varsa, köyün kuruluş tarihin İçişleri Bakanlığı aracılığıyla araştırılması ve köyün kadim yada muhdes olup olmadığının saptanması gerekir.
Keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların yöreyi iyi bilen ve çevre köy yada kasabalarda yaşayan yaşlı kişilerden seçilmesi gerekir. Bu kural, dava konusu yerin mera yaylak ya da kışlak olarak kullanılmasında, dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların yararlarının bulunmaması ve bu nedenle de yansız anlatımda bulunacakları düşüncesinden kaynaklanmaktadır.
Mahkemece yapılacak keşifte, tahsise dayanılıyorsa, tahsis kayıtlarının yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığı ile uygulanması, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi, taşınmazın mera olmadığı iddiasının bulunması halinde varsa çevre taşınmazlara ait kayıtlar da uygulanarak dava konusu yeri ne şekilde okuduğunun, çevre taşınmazlarla toprak yapısı kıyaslanarak, uzman bilirkişiler aracılığı ile uyuşmazlığa konu yerin ve niteliğinin saptanması gerekir.
Kadimlik iddiasında ise, yerel bilirkişi ve tanıklara taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde kullanıldığı ve sınırları sorularak sonuca gidilmelidir.
Somut olayda; davacı Hazine vekili, davalının Yavaşlı Köyünde muhtelif mevkilerde mülkiyeti Hazineye ait meraları sürerek tarla haline getirdiğini ve hasımsız olarak açtığı davalar sonucu 1952 yılında toplam 14 adet dava konusu taşınmazlara ait tapuları aldığını ileri sürerek, tapu kayıtlarının iptalini ve taşınmazların mera olarak sınırlandırılmasını, davalının bu yerlere el atmasının önlenmesini istemiştir.
Davalı davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı Hazine vekili temyiz etmiştir.
Davalı, vergi kayıtlarına dayanarak Akşehir Sulh Hukuk Mahkemesinde hasımsız olarak açtığı davalar sonucunda, 1952 yılında toplam 14 adet taşınmaza ait tescil kararı almıştır. Davalının dayandığı vergi kayıtları miktarı toplam 327 dönümdür. Tescil kararları ile davalı adına tescil edilen 14 adet taşınmazın toplam yüzölçümü ise 661 dönümdür. Dayanak vergi kayıtları incelendiğinde, hudutlarında mera, hali, yol, dere, kayalık, tepe, taşlık ve çakıl gibi sabit olmayan, değiştirilmeye ve genişletilmeye elverişli sınırlar ile çevrili olduğu görülmektedir. Toprak Komisyonunca da davalıya bu tapularına karşılık 727,5 dönüm yer verildiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece, yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmaya yeterli değildir. İlk keşifte dinlenen mahalli bilirkişi aynı köyden, tanıkların da bir kısmı aynı köyden, bir kısmı komşu köylerdendir. Bu keşifte zemin ve toprak incelemesi yapılmamıştır. Aynı köyden olan bilirkişi ve tanıkların beyanları mera iddiası bulunduğundan menfaat ilişkisine dayanabilir. Bu nedenle de mahkemeyi yanıltabilir. Son kez yerinde yapılan keşifte dinlenen mahalli bilirkişi beyanları ise yeterli değildir. Böyle durumlarda dava konusu yerde yararı bulunmayan komşu köy ve belde mensuplarından çevreyi iyi bilen yaşlı ve tarafsız kimselerin bilirkişi seçilmesi, bu bilirkişiler aracılığı ile mahallen keşif ve uygulama yapılması, aynı kurala uygun olarak tarafların gösterecekleri tanıkların arazi başında dinlenilmesi, ancak civar köylerden menfaat ilişkisi bulunmayan kişilerden bilirkişi seçilememesi halinde, Hazinenin göstereceği tanıklarla uzman bilirkişilerin beyanları ve civar arazilerin incelenmesi ile sonuca gidilmesi gerekir.
Dayanak vergi kayıtları ile tapu kayıtlarının miktarları ve sınırları da nazara alınmak suretiyle yukarıda açıklanan kurala uygun şekilde seçilecek mahalli bilirkişiler ve tanıklar aracılığı ile mahallinde yapılacak keşifte bu kayıtlara ilişkin somut ve inandırıcı beyanlar alınmalı, varsa komşu ait tapu ve vergi kayıtlarının da nizalı taşınmazlar yönünü ne okuduğu üzerinde durulmalı, bilirkişi ve tanık sözlerinin resmi kayıtlara ters düşmemesine dikkat edilmelidir.
Öte yandan, dosya kapsamı ile dava konusu taşınmazların bulunduğu yerde ve çevresinde çoklukla mera arazilerinin yer aldığı gözetilerek, nizalı yerler ile nizasız kesimlerin toprak yapısı mahkemece seçilecek uzman ziraat mühendisi ve jeoloji mühendisi bilirkişilere incelettirilerek, mer'a toprağı karakterini taşıyıp taşımadığı ve mera toprağı ile nizasız kesimlerdeki toprak benzerlikleri üzerinde durulmalı, arazi bakımından ayniyet edip etmedikleri bilirkişiler aracılığı ile incelenmesi, teknik bilirkişiye keşfi izlemeye ve infaza elverişli kroki ve rapor düzenlettirilmeli, sonra tüm deliller ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutularak, bu hususun karar yerinde de gösterilmesi suretiyle varılacak sonuç dairesinde bir hüküm kurmak gereklidir. Açıklanan bu hususlar yerine getirilmeden eksik inceleme ve soruşturmaya dayanılarak kurulan hüküm isabetli bulunmamış ve davacı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde görülerek hükmün bozulması gerekmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN :Davacı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, mera iddiasına dayalı tapu iptali, tescil, el atmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Davacı Hazine vekili, davalı Halil Öztop'un Yavaşlı Köyünün muhtelif mevkiilerinde mülkiyeti devlete ait ve kamunun yararlanmasına açık mera'ları sürmek suretiyle tarla haline getirdiğini; Akşehir Sulh Hukuk Mahkemesinin 30.9.1952 tarih 860 Esas, 999 Karar; 861 Esas, 898 Karar ve 862 Esas, 897 Karar sayılı üç adet tescil ilamı ile davalı adına tapunun 15.10.1952 tarih, 225, 226, 227, 228, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238 numaralarıyla kaydedildiğini; esasen mera olan taşınmazların özel mülkiyete konu teşkil etmeyeceğini, davalının iktisabının hukuken korunamayacağını ileri sürerek tapu kayıtlarının iptaline, davalının Hazine arazisine vaki el atmasının önlenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili mevcut tapuların tescil ilamına dayandığını, taşınmazların uzun yıllardın müvekkili davalının zilyet ve tasarrufu altında bulunduğunu, mera olmadığını, davanın reddini savunmuştur.
Yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak kurulan hüküm Özel Dairece yukarda yazılı gerekçeyle bozulmuştur.
Mera'lık iddiasıyla açılan davalarda davacı taraf tahsise yada kadim kullanma hakkına dayanabilir.Davacı taraf tahsise dayanıyorsa, tahsis kayıtlarının mahallinde yerel bilirkişi ve tanıklar vasıtasıyla uygulanması, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığının saptanması gerekir.Kadimlik iddiasına dayanılıyor ise aynı köyden olmayan yerel bilirkişi ve tarafların gösterecekleri tanıklara taşınmazın kim tarafından ve nasıl kullanıldığı sorularak sonuca gidilmelidir.
Somut olayda mahkemece yapılan araştırma inceleme hüküm kurmaya, sağlıklı bir sonuca ulaşmaya yeterli değildir. Birinci keşifte dinlenilen yerel bilirkişi aynı köyden olup, zeminin toprak yapısı bakımından uzman bilirkişi vasıtasıyla inceleme yapılmamıştır.İkinci kez yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi beyanları ise yeterli değildir.
Davalının vergi kayıtlarına dayanarak Sulh Hukuk Mahkemesinde hasımsız olarak açtığı tescil davaları sonucunda 1952 yılında 14 adet taşınmazı adına tescil ettirdiği, Toprak Komisyonunca da bu tapular nazara alınarak davalı adına 727,5 dönüm yer için tapu tesis edildiği tüm dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Taraf olmadığı davalar sonucu alınan tescil tapularının Hazineyi bağlamayacağı kuşkusuzdur. 1964 yılında köye giren Toprak Komisyonunca tescil tapu kayıtlarına dayanılarak davalılara bırakılan taşınmazların murisleri ve davalılar tarafından kullanıldığı bilirkişi ve tanıklarca belirtilmişse de aslı devletin hüküm ve tasarrufu altındaki mera olan taşınmazların kişilerce iktisabı olanaksızdır. Bu nedenle taşınmazın öncesinin niteliğinin araştırılması zorunludur.
Yerel mahkemece mahallinde 03.05.2002 tarihinde yapılan keşif sonunda alınan fenni bilirkişi raporunda mera paftası ile kayıt ve belgelerin zemine aplikesinde dava konusu taşınmazlardan hiçbirine uymadığından söz edilmiştir. Anılan rapora ekli krokide mer'a paftasının kapsadığı saha ve dava konusu yerlerin konumu gösterilmemiştir. Bilirkişilerin uyar veya uymaz gibi soyut beyanlarıyla karar verilemez.
Hal böyle olunca komşu köylerden tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı olmayan yaşlı kişilerden seçilecek yerel bilirkişi ve tarafların gösterecekleri tanıklarla yeniden keşif yapılıp, Toprak Komisyonunca oluşturulan mera tahsis kararı ve paftası, diğer belgeler dava konusu yere uygulanmalı, bu yeri kapsayıp kapsamadıkları tereddüde yer vermeyecek şekilde belirlenmeli ve kullanım konusunda beyanlar alınmalı, tapu fen memuru yada harita mühendisi niteliğindeki bilirkişiye uygulanan kayıtların kapsamını gösteren ve keşfi izlemeye elverişli kroki düzenlettirilmeli; davaya konu taşınmazların tahsisli mera kapsamı dışında kaldığı tespit edilse dahi bu kez kadim mera olup olmadıkları hususu üzerinde durulmalı; kadim yararlanma hakkının kime ait olduğu bilirkişi ve tanıklardan sorulmalı, önce ve sonra dinlenilen bilirkişi ve tanıkların sözleri değerlendirilmeli; dava konusu taşınmazların toprak yapısı ile civarında bulunan mera arazilerinin toprak yapısı uzman bilirkişiler (Ziraat Mühendisi ve Jeoloji Mühendisi) aracılığı ile karşılaştırılmalı, taşınmazların mera toprağı özelliğe gösterip göstermedikleri saptanmalı; ayrıca dava konusu taşınmazların bulunduğu mahalde kadastro çalışmalarının yapılıp yapılmadığı araştırılmalı; kadastro çalışmaları var ise tutanaklar getirtilmeli; komşu parsellere revizyon gören kayıtlar da temin edilerek mahalline uygulanmak suretiyle dava konusu yeri nasıl gösterdikleri belirlenmeli, varılacak sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup, direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, 21.01.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy