(1617 S. K. m. 8) (1757 S. K. m. 211) (ANY. MAH. 19.10.1976 T. 1973/42 E. 1976/48 K.)
Dava: Davacı Tahsin vekili tarafından, davalı Ali aleyhine 22.01.1979 gününde verilen dilekçe ile satış vadi sözleşmesi uyarınca ferağa icbar suretiyle taşınmazın tescili istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne dair verilen 31.05.1979 günlü hükmün Yargıtay'ca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü.
Karar: 1617 sayılı Yasanın 8. maddesi aynen 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu ile 4486 sayılı Teknik Ziraat ve Bahçıvanlık Okulları Hakkındaki Kanunlara dayanılarak dağıtılan tarım arazisi, Toprak ve Tarım Reformu Kanununun yürürlüğe gireceği tarihe kadar devir ve temlik edilemezler denmiştir. Kanun koyucu bu madde ile 4753 ve 4486 sayılı Yasalarla dağıtılan topraklar için sonradan çıkarılacak kanunla yeni esaslar getirmeyi o nedenle şimdilik durdurmayı amaçlamıştır. Nitekim 1757 sayılı Yasanın 211. maddesinde de bu amaca uygun olarak hüküm konmuş, bu iki yasaya göre verilen topraklar hakkında 1757 sayılı Kanuna göre verilen topraklara ilişkin hükümler uygulanacaktır denmiştir. 1757 sayılı Yasa Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilince iptal kararının yürürlüğünden itibaren bu yasanın yok sayılması gerekir. Bu yokluk karşısında 1617 sayılı Yasa ile kanun koyucunun gerçekleştirmek istediği amaç nedenle bu yasanın 8. maddesinin 1757 sayılı Yasanın yerini alacak yeni bir kanun çıkıncaya kadar yürürlükte olduğunun kabulü zorunludur. Bu bakımdan satış vaadi sözleşmesinin ifa olanağı doğmadığından ona dayanılarak tescil istenemez.
Mahkemece bu yönler gözetilmeden davanın kabulü cihetine gidilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine 12.02.1980 gününde ekseriyetle karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
1617 sayılı Yasanın 8. maddesi 4753 sayılı Yasaya göre verilmiş olan taşınmazların Toprak ve Tarım Reformu Kanununun yürürlüğe gireceği tarihe kadar devir ve temlik edilemezler hükmünü getirmiştir. Madde hukuksal yapı itibarıyla kendi yürürlüğünü ve yürürlük süresini açık ve seçik bir biçimde saptamış diğer bir deyimle uygulama sınırını kendisi tayin etmiş bulunmaktadır.
Toprak ve Tarım Reformu Yasası yürürlüğe girince bu 1617 sayılı Yasanın 8. maddesi hukuksal görevini yapmış, bitirmiş ve böylece hiçbir yasa hükmüne gerek olmadan yürürlükten kalkmış olacaktır. Bu yasanın diğer bir yasa hükmü ile yürürlükten kaldırılması ile olayımızda olduğu gibi kendi yürürlük sınırını belirlemiş ve bunun gerçekleşmesi halinde kendiliğinden yürürlükten çekilmesi arasında bir ayrıcalık yoktur. Her iki halde de yasalar yürürlükten kalkmış olur.
Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı ile (1757 sayılı Yasa yok hükmünde sayılır) yolundaki çoğunluk, görüşüne gelince: 1757 sayılı Toprak ve Tarım Reformunun beş yıla yakın yürürlükte kaldığı süre içerisinde bu yasa hükümlerine göre yapılan tüm işlemler; yok farz edilmemiş aksine T.C. Anayasasının 152. maddesindeki (iptal kararı geriye yürümez) kuralına uyularak geçerli sayılmıştır. Bu gerçek eylemli durum dahi gösteriyor ki 1757 sayılı Yasa yürürlüğe girmiş ve bunun yürürlüğe girdiği tarihte 1617 sayılı Yasanın 8. maddesi görevini bitirerek yürürlükten kalkmıştır. Bunun aksini kabul etmek; yasa hükümlerinin uygulanışında çelişkiye düşmek olur. Zira bir taraftan 1757 sayılı Yasanın yürürlüğü sırasında yapılan işlemlerin geçerliliği kabul edilecek, diğer taraftan bu yasa iptal edilmekle yok hükmünde sayılacak ve 1617 sayılı Yasanın 8. maddesi tekrar uygulamaya konulacak Bu açıkça bir çelişkidir. Bu biçimdeki bir uygulama yukarda da sözü edilen Anayasamızın 152. maddesindeki iptal kararı geriye yürümez) kuralına aykırı olduğu gibi taşınmaz 4753 sayılı Yasaya göre verilmiş bu Yasanın 58. maddesi gereği 25 yıl takyitli kalmış, 1617 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca bekletilmiş ve 1757 sayılı Yasa 5 yıl yürürlükte kaldıktan sonra Anayasa Mahkemesi'nin iptal edilmekle taşınmaz malikinin bunca bekleyişten sonra artık mülkünde tasarruf edebilmesi doğal bir hak olarak belirdiği halde (amaç buydu denmek suretiyle) mülkiyet hakkının sonsuza dek askıya alınması T.C. Anayasası'nın 36. maddesiyle tanınan mülkiyet hakkına da aykırıdır. Mülkiyet hakkı ancak bir yasa hükmü ile sınırlandırılabilir. Bir yorumla amaç buydu denilerek yürürlükten kalkmış olan 1617 sayılı Yasanın 8. maddesinin tekrar yürürlüğe konması suretiyle sınırlandırılamaz.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle satış vaadi sözleşmesinin ifa olanağı doğmuştur. Buna dayanılarak mahkemece tescile karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun bulunmaktadır. Bu itibarla mahkeme hükmünün ONANMASI oyunda olduğumdan çoğunluğun BOZMAYA ilişkin görüşlerine karşıyım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy