(818 S. K. m. 50) (6085 S. K. m. 50) (4.HD. 20.01.1977 T. 1976/12395 E. 1977/568 K.) (4.HD. 04.04.1980 T. 1980/2101 E. 1980/4428 K.)
Dava ve Karar: 1 - Temyiz ilamında bildirilen gerektirici nedenler karşısında ve özellikle davalı şoför N.'ın sorumluluğunun kusura dayanan sorumluluk olmasına ve seçilen bilirkişi tarafından verilen ve (davalı şoförün bu olayın meydana gelmesinde kusursuz olduğuna) ilişkin bulunan rapora davacı vekilinin bir diyeceği olmadığını bildirmesine ve böylece adı anılan davalı yararına bir usuli kazanılmış hak doğmuş bulunmasına göre, davacının şoför N.'a yönelik karar düzeltme isteği yersizdir ve reddedilmelidir.
2 - Davacı Süleyman, 4.3.1979 günü saat 13 sıralarında kendisine ait olan ve idaresinde bulunan 35.....913 plaka sayılı Ford marka özel aracıyla İzmir'den Manisa'ya giderken, Bornova Belediye Garajı'na 300 metre kala yola birikmiş birçok araç görüp, yavaşladığını ve aracını yolun tamamen sağına ve hatta banket üzerine çekip durduğunu; ancak kısa bir süre sonra davalılardan A. R.'ya ait olan ve diğer davalı N. idaresinde bulunan Anadol markalı aracın süratini yol ve trafik durumuna göre ayarlamaması ve özellikle süratle seyretmesi sebebiyle sud kostik dökülmüş olan yolun kayganlığı yüzünden frenlerinin tutmadığını ve gelip kendisine çarptığını; bu olayın meydana gelmesinde davalı A. R.'ya ait aracın 3/8 ve yola sud kostik akıtan meçhul aracın da 5/8 oranında kusurlu olduklarını belirterek ve BK.nun 50. maddesi hükmü uyarınca doğan zararının tümünü davalılardan isteyebileceğini ileri sürerek, ayrıca zararın davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
a) Olayın hemen akabinde işe el koyan trafik polisleri tarafından düzenlenen (Kaza Tetkik Raporu)na göre:
Davalılardan A. R.'ya ait olup, diğer davalı N. yönetiminde bulunan aracın olay sırasında yokuş aşağı süratli bir şekilde seyrettiği, ancak daha önce başka bir araçtan yola dökülmüş bulunan Sud Kostiğin yaratacağı tehlikeyi fark etmeyen davalı N.'ın aracın zikzak yaptığını görmesi üzerine kuvvetli fren yaptığı, fakat muvazenesini kaybederek yolun sağında duran davacı aracına çarptığı anlaşılmaktadır. Aynı raporda davalı araç şoförüne 3/8 ve yola sud kostik sızdıran araca da 5/8 kusur verilmiştir.
b) Duruşma sırasında bilirkişi olarak seçilen makine mühendisi Haluk ise; davalı tanıklarının ifadelerine dayanarak (...olay günü havanın yağmurlu olmadığını, davalı N. idaresindeki aracın yokuş aşağı inerken, ileride kalabalık gören şoför N.'ın frene basmasına rağmen arabanın kaydığını ve gidip yolun kenarında park etmiş bulunan davacı aracına çarptığını, sud kostiğin yolu kaygan hale getirdiğini, önceki kazanın da muhtemelen aynı sebepten doğduğunu, buna rağmen yolun tehlikeli olduğu konusunda yola bir ikaz veya tehlike işareti konulmadığını, bu bakımdan olayın meydana gelmesinde davalı N.'ın hiç kusuru olmadığını ve bütün kusurun yola sud kostiği döken araçta olduğunu...) ileri sürmüştür (28.3.1980 günlü rapor).
O halde, gerek trafik kaza raporuna ve gerekse dinlenen tanık ifadelerine göre şu maddi olguların gerçekleştiğini kabul zorunludur. Nitekim 28.3.1980 günlü bilirkişi raporunda da aynı olgular benimsenmiştir.
Evvelemirde, davalı N., yönetimindeki araçla yokuş aşağı inmektedir. Trafik kaza raporuna göre (ki olayın hemen akabinde tutulduğu görülmektedir), davalı N.'ın oldukça süratli bir şekilde seyrettiği anlaşılmaktadır. Ancak ilerde yolun üstünde bir araç ve insan kalabalığı bulunduğunu uzaktan görmesi doğaldır. Nitekim, olaydan az önce davacı aynı durumu görmüş ve süratini yol ve trafik durumuna göre ayarladığı için de yavaşlamış ve herhangi bir tehlikeli duruma girmeden yolun sağına ve banket üzerine geçip durmuştur. Dosyadaki belgelerden ve dava dilekçesindeki açıklamalardan aynı şekilde diğer bazı vasıtaların da durduğu müşahade edilmektedir. Davalı N. ise, süratli seyrettiği için bilirkişi Haluk Erim'in de kabul ettiği gibi fren yapmış, ancak yoldaki kayıcı madde yüzünden aracın muvazenesi bozulmuştur. Bilirkişi Haluk raporunun 2. sahifesinin son satırlarında (...kostik kayıcı bir maddedir. Bu bakımdan düşük veya normal hızda dahi fren yapılmış olsa, gene de vasıtanın kayması, şoförün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi mümkündür...) demektedir. Oysa, bu düşüncenin, olayın vukuundan kısa bir süre önce oraya gelen araçların (özellikle davacı aracının) herhangi bir kazaya sebebiyet vermeden durması olgusu karşısında tutarlı olduğunu iddia çok güçtür. Zira böyle bir gerekçeyle olayın meydana gelmesindeki bütün kusurun sud kostik döken araca yükletilmesi ve yola tehlike işareti konulmaması nedeniyle davalı N.'ın tamamen kusursuz olduğunun benimsenmesi, biraz aşağıda yapılacak açıklamalarda da belirtileceği gibi (özellikle araç maliki yönünden) paylaşılması mümkün bir görüş olarak kabul edilemez. Çünkü fren, hiçbir zaman alınması gereken tek tedbir olarak benimsenemez ve kabul edilemez.
Kuşkusuz, 6085 sayılı Trafik Yasasının 232 sayılı Yasa ile değişik 50. maddesinde öngörülen zarardan sorumluluk için olumlu ve olumsuz şartların tümünün gerçekleşmesi gerekir. Ancak temyize konu bu olayda her iki şartın gerçekleştiği görülmektedir.
Her ne kadar bilirkişi (açık olmamakla beraber) işletme ile zarar arasında uygun illiyed bağı bulunmadığını, zira olayın ..yol üzerine başka bir araçtan sızan sud kostiğin tevlit ettiği kayma olgusundan doğduğunu... ileri sürmekte ise de, bu görüş hatalıdır. Şöyle ki:
aa) İşletme ile zarar arasında gerçekleşmesi gereken uygun illiyet bağı, doğrudan doğruya olabileceği gibi, dolaylı da olabilir. Öte yandan zararlı sonuç doğuran kazanın meydana gelmesinde katkıda bulunan etkenlerin umulmadık nitelikte olması, illiyet bağının uygunluğunu ortadan kaldırmaz. Çünkü, bir federal mahkeme kararında da belirtildiği gibi (Haluk Tandoğan - Kusura Dayanmıyan Sözleşme Dışı Sorumluluk Hukuku - Ankara 1981 - Sayfa 245, dipnot 133) her sürücü önceden tahmin edilemeyecek engellerin çıkacağını hesaba katmalıdır (bir hayvanın ansızın önüne sıçraması, bir taşın düşmesi, yolda bir ceset veya yaralı ile yahut başka bir arabadan düşmüş ve henüz kaldırılmamış olan bir iskemle veya diğer bir şeyle karşılaşması gibi). Böyle bir engele çarpmaktan veya ondan kaçınmak için yapılan manevradan doğan kaza, aracın işletilmesine bağlı bir tehlikenin sonucudur. O halde sürücü aracı kullanırken bütün bu ihtimalleri hesaba katmak durumunda, hatta zorundadır.
bb) Öte yandan, olayın yol üzerine başka bir araçtan dökülmüş olan sud kostikten meydana gelmiş olması olgusu bir mücbir sebep olarak da mütalaa edilemez. Zira umulmadık halin daha çok yoğunluk gösteren bir hali olan mücbir sebep, baskın görüşe göre ... önceden görülmeyen, sorumlu kişinin işletmesi veya faaliyeti dışında kalan ve karşı koyulamıyacak bir şiddette kendini gösteren olağan üstü bir olay.. olarak tanımlanmaktadır (Tandoğan - age. - 247) (4. HD. 20.1.1977 gün ve E. 12395, K. 568 ve ayrıca 4.4.1980 gün ve E. 2101 belirttiği gibi; bu iki unsur sorumlu kişinin işletmesine veya faaliyetine bağlı tehlikelerin niteliğine göre takdir edilmelidir (age. - 247; ayrıca bakınız; Fikret Eren - sorumluluk Hukuku Açısından Uygun İlliyet Bağı Teorisi Ankara 1975 - Sayfa 178) ancak hemen belirtmek gerekir ki, aracın işletilmesiyle zarar arasındaki illiyet bağını kesen mücbir sebep hallerine sıkça rastlamak mümkün değildir; çoğu kez mücbir sebep olarak ileri sürülebileceği düşünülen olaylar, öngörülemeyecek ve karşı koyulamıyacak nitelikte sayılmamıştır. Mesela; yolun buzlu veya dolgusunun kaygan olması, çok kısa bir süre önce tarladan yola çıkan bir traktörün yolu tehlikeli bir şekilde çamurlaması, yoğun sis, göz kamaştıran güneş, görülmemiş şiddette yağmur ve dolu, kar ve özellikle yukarıda anılan Federal Mahkeme kararında sözü edilen olaylar önceden hesaba katılabilecek olaylardır. Oysa mücbir sebep teşkil eden olayın sonuçları asla önlenemez; diğer bir ifade ile bütün tedbirlere, sahip olunan her türlü imkan ve araca rağmen eğer bir olayın sonuçlarının önlenmesi mümkün değil ise, o olay bir mücbir sebep teşkil eder. Burada mutlak veya objektif bir karşı konulmazlık (kaçınılmazlık) söz konusudur. Kaçınılmazlığın mutlaklığından amaç, E.'in de belirttiği gibi, teknik ve bilimin o andaki verilerine göre, mevcut her türlü tedbir alınsa her türlü özen gösterilse bile, ihlalin ve dolayısiyle zararlı sonucun hiç kimse tarafından önlenememesidir (age. - 181 vd.) (Ayrıca bakınız. Haluk Tandoğan - Türk Mes'uliyet Hukuku Ankara 1961 - Sayfa 465).
Mücbir sebebin bir diğer unsuru da yukarıda değinildiği gibi Öngörülememezliktir. Önceden görülemeyen husus, olayın kendisi değil, doğuracağı sonuçlardır. Ancak Eren'in belirttiği gibi (age. - 184 - Dipnot 143 ile ilgili metin), ..kusursuz sorumluluk, ister alelade sebep sorumluluğu, ister tehlike sorumluluğu olsun, kusurlu bir davranışın varlığını, sorumluluğun kurulması yönünden gerektirmez. Bu tür sorumlulukta, sorumluluğun doğumu için zarar verenin kusurlu olması şart değildir; mesele bu açıdan ele alınınca, kusurun bir unsuru olan öngörme veya öngörmemenin, kusursuz sorumluluk faili yönünden (ki davalı A. R. Trafik Yasasının 50. maddesi hükmünce tehlike sorumluluğu ilkesince davacıya karşı sorumludur) mücbir sebebin bir unsuru olarak nazara alınmaması düşünülebilir.
O halde, gerek maddi olguların (yukarıda izah olunan) gerçekleşme biçimine ve gerekse kısaca değinilen hukuksal nedenlere göre, bu davada (ve özellikle araç işleticisi (maliki) yönünden bilirkişinin 28.3.1980 günlü raporuna ve orada ileri sürülen görüş ve gerekçelere hiçbir yönden katılmak mümkün görülmemiştir. Bu itibarla, hem maddi olgulara ve hem de hukuksal görüşlere ters düşen; aynı yoldan çok kısa bir süre önce geçmiş olan araçların aynı şekilde kaza yapmamış olmalarına rağmen, bu kişiler ve mesela davacı için var olan aynı olguların (yola sud kostik dökülmüş olması ve bu konuda bir ikaz ve tehlike işareti konulmamış bulunması olgularının) davalı şoför ve araç sahibi için mücbir sebep olarak kabul edilmesi nedenlerini bilimsel ve teknik yönden inceleyip eleştirmeyen; ve sanki davalı şoförün alabileceği tek önlemin fren olduğu görüşünden hareket eden ve frene rağmen aracın durdurulmadığı yolundaki sathi, yetersiz bir gerekçe ile olayda mücbir sebep bulunduğu sonucuna varan bilirkişi raporuna dayanılarak davanın reddedilmiş olması bozmayı gerektirir. O halde mahkemece (davanın ileri sürülmüş şekli ve isteği niteliği dikkat nazara alınarak davacının gerçekleşecek zararının tümünün davalı araç sahibi A. R.'dan tahsiline karar verilmek üzere) Yerel Mahkeme hükmünün bozulması gerekirken, her nasılsa onandığı anlaşıldığından; davacının, davalı A. R.'ya yönelik karar düzeltme isteğinin Usulün 440 ve 442 nci maddeleri hükümlerince kabulü, A. R. hakkındaki onama kararının kaldırılması ve hükmün davacı yararına ve davalı A. R. aleyhine bozulması gerektiği kanaatine varılmıştır.
Sonuç: Davacının karar düzeltme isteğinin ikinci bentte gösterilen nedenlerle KABULÜNE, davalı A. R. hakkındaki onama kararının kaldırılmasına ve hükmün bu davalı aleyhine ve davacı yararına BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy