(766 S. K. m. 28, 48) (3402 S. K. m. 1, 7, 10, 26) (YHGK. 31.01.1996 T. 1995/7-958 E. 1996/17 K.)
Dava: Taraflar arasındaki tespite itiraz ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadirli 1. Kadastro Mahkemesi'nce davanın F. F. bakımından kabulüne, diğerleri bakımından reddine dair verilen 12.11.1991 gün ve 1976/126 E. 1991/133 K. sayılı kararın incelenmesi müdahil davacı Hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 19.6.1995 gün ve 1995/3362-7048 sayılı ilamı ile;
(... Kadastro sırasında 23 parsel sayılı 19.450 m2 yüzölçümündeki taşınmaz kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak davalı H. B. ve Paydaşları adına tespit edilmiştir. İtirazı Komisyonca reddedilen N. İ. kızı F. F. (K.) taşınmazda babası İ.'den gelen miras payı olduğunu ileri sürmüş ve dava açmıştır. Yargılama sırasında itirazı komisyonca reddedilen ve süresinde dava açmayan hazine, taşınmazda davalılar yararına mülk edinme koşullarının gerçekleşmediğini belirterek davaya katılmıştır. Mahkemece hazinenin talebinin reddine, davacı F. F.'ın davasının kabulüne, tespitin iptali ile taşınmazın N. İ. Mirasçıları adına payları oranında tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, müdahil davacı hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı hazine, komisyon kararının tebliği üzerine yasada öngörülen 30 günlük süre içinde dava açmamıştır. Şu hale göre; tespit ve komisyon kararı hazine yönünden kesinleşmiştir. Tespitin ve komisyon kararının kesinleşmesinden sonra açılan davalara kadastro mahkemesinde bakılamaz. Tespite itiraz edip komisyon kararına karşı süresinde açılan davaya hazinenin açtığı dava katılma olarak kabul edilemez. Bu durumda, Hazinenin davasının görev yönünden reddine, dosyanın görevli asliye hukuk mahkemesine gönderilmesine, tutanak ve eklerinin onaylı örnekleri dosyada alı konularak asıllarının gereği yapılmak üzere tutanaklar devredilmemişse kadastro müdürlüğüne, tutanaklar devredilmiş ise, Tapu Sicil Müdürlüğüne gönderilmesine karar verilmesi gerekir. Mahkemece görev yönünü göz ardı edilerek yazılı biçimde hüküm kurulması isabetsizdir...),
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, kadastro tespitinin zilyetliğe ve taksime dayalı olarak iptali isteminden ibarettir.
Davacılar ve müdahil davacı kadastrodan önceki nedenlere dayalı olarak dava konusu parselde paylarının olduğunu ileri sürmüşler, müdahil davacı Hazine ise diğer müdahil ve davacılar yararına zilyetlikle iktisap koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle dava konusu parselin tapusunun iptali ile Hazine adına tescilini istemiştir.
Hemen belirtilmesi gerekir ki, 766 sayılı Tapulama Yasasına göre yapılan tapulama tespitlerine itiraz etmeyenlerle, 3402 sayılı Kadastro Yasasına göre yapılan tespitlere karşı askı ilan süresinde dava açmayanların, başka kişilerce açılmış olan kadastro davasına asli müdahil olarak katılabileceği tartışmasızdır. Özel Daire ile mahkeme arasındaki uyuşmazlık aleyhteki tapulama komisyonu kararına yasada öngörülen 30 günlük dava süresi içinde kadastro mahkemesinde dava açmayanların açılmış olan davaya katılıp katılamayacakları yönünde toplanmaktadır.
Somut olayda dava, 766 sayılı Tapulama Yasasının uygulandığı dönemde, tapulama tespitine yapılan itirazla ilgili olarak verilen tapulama komisyonu kararından kaynaklandığına ve hükümden önce 3402 sayılı Kadastro Yasasıyla Tapulama Yasası yürürlükten kaldırıldığına göre, uyuşmazlığın çözümünde sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için, öncelikle anılan yasaların konuyla ilgili hükümlerinin göz önünde tutulması gerekmektedir.
766 sayılı Tapulama Yasasının 28. maddesinde; tespite itiraz üzerine verilen komisyon kararlarına karşı, kararın tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde alakadarlar tarafından tapulama mahkemesine dava açılabileceğini öngörür. Aynı Yasanın 48/c maddesinde ise; tapulama mahkemesinde görülmekte olan dava konusu taşınmazlar hakkında davanın derdest bulunduğu süre içinde yapılacak diğer itirazların da aynı mahkemede incelenip karara bağlanacağını hüküm altına almıştır.
3402 sayılı Kadastro Yasasının 10. maddesi ile kadastro komisyonunun itirazlarla ilgili yetkisi, kendisine intikal eden itiraz üzerine Yasanın 7. maddesine göre kadastro teknisyenlerince düzenlenen tutanak yerine kaim olmak üzere, hak sahibini belirleyici yeni bir tutanak düzenlemekle sınırlandırılmıştır.
Burada önemle üzerinde durulması gereken ve dava konusu uyuşmazlığı çözen hüküm 3402 sayılı Kadastro Yasasının zaman bakımından kadastro mahkemesinin görev ve yetkisini düzenleyen 26. maddesinin, yürürlükten kaldırılan 766 sayılı Tapulama Yasasının 48/c maddesiyle paralellik taşıyan (D) bendidir. Buna göre; kadastro mahkemelerinde dava açıldıktan sonra, tespitten önceki haklara dayanarak asli müdahil olarak katılanların iddialarına ilişkin uyuşmazlıkların da, kadastro mahkemelerinde incelenebileceği belirtilmiştir. Yasa metni, genel nitelikli bir hüküm içermekte olup, komisyon kararlarına karşı süresinde dava açmayanları dışlayıcı bir anlam taşımamaktadır.
Direnme kararında da isabetle vurgulandığı üzere, Yasa koyucunun amacı, tespitten önce doğmuş olan ve niteliği itibariyle kadastro mahkemesinin görevine giren, dava konusu tüm uyuşmazlıkların kadastro mahkemesince aynı dava içinde birlikte çözümlenip sonuçlandırılmak suretiyle aynı yasanın 1. maddesinde öngörülen ereklerin bir an önce sağlanmasıdır.
Uyuşmazlık konusu olan hakların uzun süre askıda kalmaması güvenilir ve istikrarlı tapu sicillerinin oluşturulması, davaların en az masrafla sonuçlandırılması, hak arama yollarının olabildiğince kolaylaştırılması gibi genel ilkelerde az önce açıklanan yorum biçiminin kabulünü gerektirir.
Öte yandan, yönetimsel evrede hak arama girişiminde bulunmayan kişiye, başkasının açmış olduğu davaya katılma hakkı tanıyıp, buna karşın hak arama çabasına giren ancak komisyon kararının tebliğinden sonra her nasılsa kadastro mahkemesinde dava açma süresini kaçıran kişiye bu hakkın tanınmamasının yasa önünde eşitlik ilkesine ve hak ve nesafet kurallarına aykırılık oluşturacağı da açıktır.
Somut olay açısından üzerinde durulması gereken bir yön de, Hazinenin süresinde açmış olduğu davaya kadastro mahkemesinde bakılıp sonuçlandırılması zorunluluğu göz ardı edilerek dava dosyasının tümü ile asliye hukuk mahkemesine gönderilmesini ve tapulama tespiti kesinleşmediği halde, kesinleşen ve tapuda oluşturulacak sicile esas olma niteliği kazanan tapulama (kadastro) tutanakları için uygulama olanağı bulunan, tapulama tutanakları ve eklerinin kütüklerin devri halinde Tapu Sicil Müdürlüğüne, aksi halde kadastro müdürlüğüne gönderilmesini öngören bozma nedeninde de isabet bulunmamaktadır.
Görev yönünden yapılan bozmaya ilke olarak hakim olan düşünce, katılanın davasını ayırmayı gerektirir. Ayırma kararı verilmesi durumunda, katılanın davası tescil istemini de kapsadığından dosyanın görevli genel mahkemeye gönderilmesi gerekecektir. Bu halde de kadastro mahkemesindeki dava sonucuna göre tapu sicili oluşuncaya kadar genel mahkemeye devredilen davanın konusunu oluşturacak tapu iptali ve tescil davasında husumet ve iptali istenen tapu kaydı yönünden belirsizlik ortaya çıkacak, genel mahkeme kadastro mahkemesindeki davanın sonuçlanıp kesinleşmesini ve tapu sicillerinin oluşmasını beklemek zorunda kalacaktır ki bu sonucun usul ekonomisi ve bir tasfiye yasası olan Kadastro Yasasının temel amacı ile bağdaşacağı düşünülemez.
Nitekim 31.1.1996 tarih 1995/7-958 Esas ve 1996/17 karar sayılı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı aynı yöndedir.
Bu nedenlerle yerel mahkemece önceki kararda direnilmesi yerinde görüldüğünden işin esasına yönelik temyiz itirazlarını incelemek üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararı yerinde olduğundan işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 7. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 05.06.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy