(1412 S. K. m. 32) (334 S. K. m. 135) (765 S. K. m. 59, 89) (647 S. K. m. 6)
Dava: TCK'nın 59. maddesinde yazılı takdiri indirme sebebiyle aynı yasanın 89, 647 sayılı yasanın 6. maddesinde yazılı ertelemenin birlikte uygulandığı hallerde Yargıtay Sekizinci Ceza Dairesi görüşleriyle Yargıtay Ceza Genel Kurulu görüşleri arasında ortaya çıkan içtihat aykırılığının giderilmesi Yargıtay Sekizinci Ceza Dairesi Başkanlığının 8.3.1976 gün ve 137-58 sayılı yazılarıyla,
Erteleme isteğinin reddi halinde gerekçe gösterilip, gösterilmemesi konusunda aynı ceza dairesile, Ceza Genel Kurulu görüşleri arasında mevcut içtihat aykırılığının giderilmesi Sekizinci Ceza Dairesinin 3.5.1976 gün ve 277-13 sayılı kararlarile Yüksek Birinci Başkanlıktan istenmiş ve böylece Yargıtay Yasasının 20-1 maddesi gereğince intikali üzerine Yargıtay Büyük Genel Kurulunda görüşülerek:
Konu:
1- a) Sekizinci Ceza Dairesi 6.3.1974 gün 2484/1057 sayılı kararlarında (.... sanığın aşamalardaki kaçamaksız ve içtenlik içerisindeki durumu mahkemece kabul edilip, bu haline dayanılarak TCK için mahkemece gösterilen (sanığın duruşmadaki hal ve tavrı, verilen ceza ertelendiği takdirde bir daha suç işlemeyeceği kanaatını mahkemeye bahşetmediği) şeklindeki gerekçenin sanığın kişiliği ile çelişki halinde bulunduğunu öne sürerek hükmü oyçokluğu ile bozmuş,
b) Aynı ceza dairesi 18.9.1975 gün ve 3535-5570 sayılı kararlarında (sanığın duruşmada müşahade edilen halinin işlediği suçtan nadim olduğunu göstereceği mahkece kabul edilerek bu husus takdiri tahfif sebebi sayıldığı halde, müşahade ve kabule aykırı düşen ve hiçbir nedene dayanmayan mücerret bir takdirden bahsedilerek erteleme isteğinin reddine karar verilmesi).
c) 19.11.1975 gün ve 7384-6960 sayılı kararlarında (TCK'nun 59. maddesinin uygulaması için gösterilen neden ve gerekçeye ters düşen bir takdir ile sanığın erteleme isteğinin reddine karar verilmesi)ni oyçokluğu ile bozmuştur. Buna mukabil Yargıtay Ceza Genel Kurulu:
27.10.1975 gün ve 263-267 ve 9.2.1976 gün ve 8-38 sayılı kararlarında: (TCK. 59. maddesinin uygulanabilmesi için yasa bir kural göstermemekte, yasal kurallarla çatışmamak kaydıyla hakim tamamen serbest bulunmaktadır. Bozulan kararda mahkeme suçtan pişmanlık duyduğu kanısına vararak, tamamen içinde bulunduğu zamana bakıp bu yetkisini kullanmış ve yasaya uygun bir uygulama yapmıştır. Mahkeme erteleme isteğini reddederken de sanığın ilerde suç işlemeyeceği kanaatında olmadığı şeklinde yasal bir gerekçe göstermiştir.
TCK 59. maddesinin uygulanmasına gerekçe olan nedamet duygusu "hale" ilişkin bulunup, başlı başına böyle bir düşünce ile suç işleyen bir kimsenin gelecekte de suç işleyen bir kimsenin gelecekte de suç işlemeyeceği kanaatını uyandırmaz) denilerek daire bozma ilamının kaldırılmasına çoğunlukla karar verdiği görülmüştür.
2- Erteleme isteğinin reddi halinde gerekçe gösterilip, gösterilmeyeceği konusu ile ilgili olarak Yargıtay Sekizinci Ceza Dairesi:
a) 15.4.1976 gün ve 1276-3187 sayılı kararlarında: Sanığın geçmişteki hali ile ahlaki temayüllerini olumsuz yönde doğrulayan ve tanımlayan herhangi bir neden, bir belge veya izlenim bulunmadığı halde sadece 647 sayılı yasanın 6. maddesinde yazılı sözcükleri tekrarlamak ve kapalı bir deyimle vicdani kanaat gelmedi diyerek erteleme isteğinin reddi yolundaki karar Anayasa'nın 135/son ve CYUY. 32. maddesinde yazılı gerekçe, anlam ve niteliğinde bulunmamıştır, denilerek mahkeme hükmü oybirliği ile,
b) 27.1.1976 gün ve 179-3461 sayılı kararlarında: "Kapalı sözlerile şahsi hali itibariyle gelecekte suç işlemeyeceği kanaatına varılamadığı" ileri sürülerek erteleme isteğinin reddi yasaya aykırı bulunmuş ve söz konusu red kararı Anayasa'nın 135/son ve CYUY. 32. maddesinin öngördüğü gerekçe anlam ve kapsamında bulunmamıştır) denilerek hüküm oyçokluğu ile bozulmuş.
c) 29.4.1976 gün ve 1813-3587 sayılı kararlarında; tek başına takdir sözcüğünün nedenleri açıklanmadıkça bu karar Anayasa'nın 135/son ve CYUY 32. maddesinin öngördüğü gerekçe anlam ve kapsamında bulunmadığından mahkeme hükmünü oybirliği ile bozmuştur.
Buna mukabil Ceza Genel Kurulu 21.12.1964 gün ve 545-D/4-535 sayılı, 10.5.1965 gün ve 186/7-184 sayılı 27.10.1975 gün ve 1975/8-263/267 sayılı, 9.2.1976 gün ve 8-370/308 sayılı kararlarında:
TCK'nın 89. maddesi sanığa verilen cezanın ertelenmesi halinde mahkemeyi gerekçe göstermeye zorunlu tutmuş, ertelenme isteğinin reddi halinde özel bir hüküm olan yasa maddesi emretmemiştir. Anayasanın 135/son ve CYUY 32. maddelerinde öne sürülen gerekçe, işin esasına ilişkin olan ve erteleme isteğinin reddinde olduğu gibi, özellikleri gerekçe gösterilmesine yer bırakmayan kararların dışında kalan öbür kararlar içindir. Diğer taraftan erteleme isteğinin reddi halinde gerekçe göstermeye zorunlu tutmak o kişinin geçmişteki hal ve ahlaki durumunu herkesin gözü önüne yayıp, serme ve dolayısıyla haysiyeti için kırıcı ve cezalandırmadaki amacı aşan bir sonuç doğurur denilerek daire kararının oyçokluğu ile kaldırılması yoluna gidildiği görülmüştür.
Bu suretle yukarıda açıklanan görüşler arasında içtihat aykırılığı bulunduğu oybirliği ile kabul edildikten sonra açıklamalar dinlenerek konu görüşülüp tartışıldı:
İnceleme:
A- TCK. 59. maddesinin uygulanmasını gerektiren hallerin neler olduğu yasa metninde sınırlandırılmamıştır. Kanun koyucu, bir suçu oluşturan unsurlarla çatışmamak veya yasal indirim sınırlarını geçmemek kaydıyla hakime geniş bir takdir yetkisi tanınmış hatta, uygulamadaki çeşitli halleri kapsayacak bir kalıp bulmanın zorluğu karşısında bir tanımlama yapmaktan isteyerek kaçınmıştır. Her olayın özelliği dikkate alınarak tertip edilecek cezanın, suçlunun kişiliğine ve suça uydurulması suretiyle daha insancıl koşullarla dengeli bir adaletin tahakkuku amaç edinilmiştir. Böylece belirtilen ilkelerin dikkate alınması suretiyle hüküm anına kadar sanığın davranışlarını değerlendiren hakim, TCK 59. maddesini uygularken yerleşmiş içtihatlara göre gösterilece gerekçe bir şekle bağlanmamış ise de geçerli olması koşulu aranmıştır.
Buna karşın TCK 89 ve 647 sayılı yasanın 6. maddelerinde yer alan "erteleme" müessesinin uygulanabilmesi anılan maddede yazılı ursurların, mevcudiyetine bağlı bulunmuştur. Erteleme, doğrudan doğruya cezanın sanığın kişiliğine uydurulmasını öngören yargısal şahsileştirme müessesesi olup, uygulanabilmesi için sanığın subjektif koşula (iyi hal) niteliğine sahip bulunması gerekir. Diğer bir deyişle TCK'nın 59. maddesinin uygulanması koşullarını hükümden önceki aşamalarda arayacak hakimin cezayı ertelerken sanığın "geleceğini" sezmesi, o zamana kadar elde ettiği olumlu izlenimlerin gelecekte devam edip edmeyeceğini takdir etmesi gerekir.
Yasalarımız sanığın geçmiş halini ve ahlaki temayüllerini saptamak üzere uzman kişilerce yapılan anket usulünü kabul etmemiş bulunması nedeniyle duruşma sırasında sanığı izleyen, suç öncesi ve sonrası davranışlarını değerlendiren, soruşturma aşamasında temas ettiği kişilerden sanık hakkında bilgi alan hakimin sanığın ruhsal yapısını da dikkate alarak en iyi değerlendiren kişi olması gerekir ve yasa maddelerinin yalnız objektif koşulla yetinmeyip, sanıkta subjektif şartın mevcudiyetini de öngörmesi, ilk defa suç işleyen herkesin tecile layık bulunmadığını kabul etmesinden ileri gelir. Yasaarımızda mevcut takdiri indirim nedenleriyle erteleme, birbirinden ayrı bağımsız müesseselerdir. Bir ceza davasında takdiri indirim sebeini kabul eden hakimin takdire bırakılan bütün müesseseleri aynı açıdan değerlendirmesi ise düşünülemez: Ancak TCK 59. maddesinin uygulanması için değerlendirilen hal erteleme için yasada aranan koşulları da kapsayan ortak bir neden teşkil ederse bu takdirde olayın özelliğine göre hakimin ertelemedeki yetkisini de sanık lehine kullanması gerekir. Aksi takdirde, kurduğu hükümle çelişkiye düşeceği ve bu halin güven sarsıcı bulunacağı açıktır.
Çoğunluk tarafından benimsenen yukarıda açıklanan bu görüşe karşıt görüşlü olan üyeler:
Hakimin, TCK 59. maddesini uygularken, kabul ettiği olumlu neden ve izlenimlerin TCK'nın 89. ve 647 sayılı yasanın 6. maddesinin de uygulanmasını da gerektireceği, soyut biçimde takdir hakkının aleyhte kullanılmasının çelişki ifade edeceği görüşüyle çoğunluk düşüncesine katılmadıklarını belirtmişlerdir.
B- Tecil isteminin reddi halinde gerekçe gösterilip gösterilmeyeceği konusu da tartışılıp incelenmiş ve
TCK'nın 89. ve 647 sayılı yasanın 6. maddesinde yazılı "erteleme"ye karar veren hakimin gerekçesini de göstermesi doğaldır. Zira ceza vermenin amacı, o cezanın yerine getirilmesini (çektirilmesini) de içine alır. Aksi halde ceza vermeden beklenen önleme (ibreti müessire) vasfı kaybolur. Bu nedenledir ki yasa, tertip ettiği cezanın çektirilmemesine karar veren hakimi, niçin bu genel kuraldan ayrıldığını, kararında belirtmeyi zorunlu kılmıştır. Gerçekten aynı yasa maddesinde isteğin reddi halinde gerekçe gösterilmesini öngören bir hükme rastlanmamaktadır. Ancak bu sükutun "gerekçeye lüzum olmadığı" anlamında kabulü olasılığı da yoktur.
1924 tarihli Anayasamızda mahkeme kararlarının gerekçeli olmasına dair bir madde mevcut olmamasına mukabil 1961 Anayasasının 135/son maddesinde (Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır) ilkesi yer almış ve buna paralel olarak ceza muhakemeleri yargılama yasasının 1696 sayılı yasa ile değişik 32. maddesi (bütün hakimlik ve mahkemelerin her türlü kararları muhalefet şerhleri dahil gerekçeli olarak yazılır) şeklindeki metniyle yoruma yer bırakmayacak biçimde "gerekçe" zorunluluğunu kabul etmiştir.
Anayasa ve gerekse yasalarda nelerin gerekçe olabileceği sınırlı bir şekilde sayılmamıştır. Bununla beraber gösterilecek gerekçenin sanığın kişiliği ile ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasakoyucunun amacına uygun olduğu gibi kararı Aydınlatmak keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etme niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.
Böylece Ceza Genel Kurulu tarafından benimsenen ilkenin terk edilmesi şeklinde çoğunluk düşüncesi oluşmuş,
Buna karşıt görüş olarak: TCK'nın 89. maddesinin erteleme isteğinin reddi halinde gerekçe gösterme zorunluluğu olmayacağı, bu tutumun seçilmesiyle sanığın geçmiş halinin herkese duyurulması gibi daha sakıncalı bir durum ortaya çıkacağı, Anayasa'nın 135/son maddesinde yazılı hükmün, özellikleri gerekçe gösterilmesine yer bırakmayan kararların dışında kalan, öbür kararları kapsadığı öne sürülerek Ceza Genel Kurulu görüşleri doğrultusundaki düşünceyi benimsemişlerdir.
Sonuç: 1 - TCK'nın 59. maddesinde yazılı takdiri indirim koşullarıyla, TCK'nın 89. ve 647 sayılı yasanın 6. maddesindeki cezanın ertelenmesini gerektiren koşulların birbirinden bağımsız, yargısal şahsileştirme müesseseleri olduğu, ancak mahkemeye TCK'nın 59. maddesiyle indirim yapılırken aynı kanunun 89 ve 647 sayılı yasanın 6. maddesindeki unsurların tamamı esas alınmışsa, bunun ertelemeyi de gerektireceği;
2- Anayasanın 135. maddesinin son fıkrası ve CMUK'nun 32. maddesinde yer alan bağlayıcı, açık hükümler karşısında TCK'nın 89. ve 647 sayılı yasanın 6. maddelerinde yazılı erteleme isteğinin reddi halinde de mahkemenin yasal bir gerekçe göstermeye zorunlu bulunduğuna üçte ikiyi aşan çoğunlukla 07.06.1976 günü karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy