(2709 S. K. m. 125, 138) (YİBK 22.10.1979 T. 1978/7 E. 1979/2 K.) (YHGK 24.10.2001 T. 2001/4-1016 E. 2001/757 K.)
Dava: Dava dilekçesinde her bir davalıdan 5.000.00 YTL olmak üzere toplam 10.000.00 YTL manevi tazminatın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürü iken, davalılardan Recep Akdağ tarafından kadro oluşturmak, yerine başkasını atayabilmek için Bakanlık Müşavirliğine alındığını, Ankara İdare Mahkemesinin yürütmenin durdurulması kararı vermesi üzerine, yargı kararı gereği 7.3.2005 günü, 4. kattaki eski odasına Müsteşar Yardımcısı Vekili olarak görevlendirilen davalı Orhan F. Gümrükçüoğlu'nun el koyup yerleşmesi nedeniyle 7. katta bir çok şubenin bir arada bulunduğu mekanda, yangın merdivenine açılan yerde çok olumsuz koşullarda göreve başlatıldığını, Genel Müdürlük mührü ile gerekli diğer malzemelerin hiç biri tarafına verilmeyerek, sonradan imza yetkisi de alınmak suretiyle aşağılandığını, ayrıca sabah - öğle - akşam hizmetliler aracılığı ile mesaiye devam imza cetveli ile ihtiyaç olduğunda kısa süreli izinler için dahi izin belgesi uygulanmak, yasal izin talepleri geri çevrilmek suretiyle iş ve aile ortamında, çevrede aşağılayıcı, hakaret edici işlem ve eylemlerde bulunulmuş olmakla, kasıtlı olarak dayanışma içinde davranışla yargı kararını etkisiz kılmak ve görevini yaptırmamak amacıyla hareket eden ve itibarını zedeleyen davalılardan, duyduğu ızdırap, üzüntü ve manevi çöküntü nedeniyle, (davalıların kişisel kusuruna dayalı olarak) ve her bir davalıdan 5.000.00 YTL. olmak üzere toplam 10.000.00 YTL. manevi tazminatın tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar, davanın değeri itibarıyla mahkemenin görevsiz olduğunu, davacının olumsuz müfettiş raporu nedeniyle Genel Müdürlük görevinden alınarak başka yerde görevlendirildiğini, yürütmenin durdurulmasına karar veren mahkemenin bilahare davayı esastan reddettiğini, imza çizelgesinin tüm personele uygulandığını, imza yetkisinin alınmasının Bakan tasarrufunda olduğunu, davacının 3 kez yıllık izin kullandığını 1 kez soruşturma nedeniyle talebinin uygun görülmediğini savunarak davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, ileri sürülen iddiaların idari tasarruf ve işlemler olup, Anayasanın 125. Maddesi ve İdari Usul Kanununa göre idarenin denetimine tabi olduğu, idarece hukuka aykırılığının tespit edilmediğinden manevi tazminatın hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle her bir davalıdan istenen miktar itibariyle mahkeme görevli olup, delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazlarının reddine;
Ancak, Anayasa'nın 138/son maddesine göre; yasama ve yürütme organları ile idare mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu nedenlerle İdare Mahkemesince verilen yürütmeyi durdurma kararının yerine getirilmemesi, bu kararı uygulamayan kamu görevlisinin kişisel kusuru kabul edilmekte, cezai ve hukuki sorumluluğu yoluna gidilmektedir. Burada kararın yerine getirilmesinden maksat, karardan önceki durumun aynen sağlanmasıdır. Aksine düşünce, mahkeme kararlarını dolaylı yoldan geçersiz kılmakla, Hukuk Devletinde ve yargıya olan güveni sarsar ve idareye yasa dışı yollarla istediğini elde etme olanağı verir. Bu nedenle uygulamada, Yargıtay 22.10.1979 tarih ve 7/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da kabul edildiği gibi kin, hınç, garez, düşmanlık ve benzeri duygular aranmaksızın, mahkeme kararlarının uygulanmaması kamu görevlisinin kişisel kusuru kabul edilmektedir
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.10.2001 tarih, 2001/4-1016 E. 2001/757 K.sayılı ilamında; kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimsenin manevi tazminata hükmedilmesini isteyebileceği, manevi tazminatın bozulan manevi dengenin yerine gelmesi için kanunun öngördüğü bir telafi şekli olduğu, bir yönüyle de insanlardaki kırgınlık ve kızgınlığı, hatta intikam duygusunu tatmin etmek aracı kabul edileceği, amacının olaydan duyulan acı, ızdırap, elem ve kızgınlığı kısmen olsun dindirmek olayı unutturarak tekrar normal hayata dönüşünü sağlamak olduğu belirlenmiştir.
Buna göre de somut olayda; Genel Müdür seviyesinde görev yapan davacının görev değişikliği İdare Mahkemesince usul ve yasaya uygun görülmediğinden yürütmenin durdurulması kararı verildiği, bu nedenle yasa gereği davacıyı eski görevine başlatmakla yükümlü olan davalıların görünürde Mahkeme kararını uyguladığı ve davacıyı göreve başlattığı, ancak eski makam odası yerine daha elverişsiz üç şubenin ortak kullanabileceği bir mekanda göreve başlattığı, mühür ve evrakların teslim edilmediği, yerine görevlendirilen diğer davalı Orhan Gümrükçüoğlu müsteşar yardımcısı vekili olarak görevlendirilmesi yapılmak suretiyle davacının teşkilat olarak ona bağlı hale getirildiği, imza yetkisi alınarak bu kişiye verildiği, davacının önceki yıllardan kalan 55 günlük iznini kullanma talebinin soruşturmanın sürüyor olması gerekçesiyle reddi ile görevde kalmaya ve giriş-çıkışlarda devam cetvelini imzalayarak yerine atanan kişinin günlük denetimi ile uyarılmasına maruz bırakıldığı, dakikalık izinlerin dahi yazılı hale getirildiği, makam odasında 5 günlük onarım çalışması başlatılması gibi makamın sıfat ve onuruna yakışmayacak uygulamalara gidildiği belgelerden anlaşılmaktadır.
Davacının görevi nedeniyle yaptığı usulsüzlük varsa, yasal sorumluluğu nedeniyle idari işlem yaptırması gereken ve bu yolu da kullanan davalıların, yargı kararını uygulamakla görevli olmalarına rağmen yukarıda özetlenen eylem ve işlemlerle, davacıyı hukuken göreve başlatmış olmalarına rağmen uygulamada fiilen görev yapamaz hale getirerek, personel ve çalışma arkadaşlarının bulunduğu iş ortamında etkisiz bıraktıkları gözetilerek kişisel kusurları nedeniyle manevi tazminatla sorumlu oldukları gözetilmeden yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru görülmemiştir.
Ayrıca, AAÜT'nin 10. maddesi uyarınca davalı lehine 250,00 YTL vekalet ücreti takdiri gerekirken fazla takdiri de doğru değildir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 17.05.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy