(4721 S. K. m. 24, 25) (2709 S. K. m. 28) (5680 S. K. m. 1) (YHGK. 15.05.2002 T. 2002/4-402 E. 2002/412 K.) (YHGK. 06.03.2002 T. 2002/4-115 E. 2002/151 K.) (4. HD. 12.04.1979 T. 1978/9042 E. 1979/4935 K.)
Dava: Taraflar arasındaki manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bakırköy 9. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabul, kısmen reddine dair verilen 17.04.2000 gün ve 1999/135 E. 2000/233 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 19.04.2001 gün ve 2000/12917-2001/4011 sayılı ilamı ile;
(...Dava, görsel yayın yoluyla kişilik haklarına saldırılması nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Yerel Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, karar taraflarca temyiz edilmiştir.
Dava konusu TV ana haber bültenindeki yayında: DİSK Genel Başkanı olan davacı ile CHP Gençlik kolları eski yöneticisinin hamamda politik kavga ettikleri, saunadaki bu kavgada takunyaların ve sandalyelerin havada uçuştuğu belirtilerek her ikisinin resimleri ile hamam ortamında kavga eden iki insanın canlandırılan konuşma ve görüntüleri yayımlanmıştır. Davacı; yayının çelişkilerle dolu, tek yanlı, maksatlı olduğunu, abartılı ve gerçekle ilgisiz görüntüler yayınlandığını, kendisi ile olay tanığının açıklamalarına yer verilmediğim belirterek yayının kişilik haklarına saldın oluşturduğunu ileri sürmüştür. Davalı ise; haberin gerçek olduğunu, taraflar arasında bir tartışma ve kavga bulunduğunu, haberde de kavganın vuku bulduğunun bildirilip davacıyı suçlayıcı bir iddiada bulunulmadığını, görüntülerin haberin vurgusunu artırmak amacıyla yayınlandığını savunmuştur.
Basının haber verme hakkı gerçeklik, güncellik, kamu yararı, toplumsal ilgi, konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık kuralları ile sınırlıdır. Dosya içeriğinden davacının; siyasi bir kişiliği olan davalı ile saunada tartıştığı anlaşılmaktadır. Davacı sendika konfederasyonu genel başkanı olup herkesçe bilinen ve tanınan bir kişidir. Siyasi ve ülke genelinde tanınan iki kişinin tartışmasının haber değeri bulunduğu gibi, bu olayın haber olarak verilmesinde güncellik, toplumsal ilgi ve kamu yararı unsurları da mevcuttur. Yapılan canlandırma ise izleyicinin dikkatini çekmeye yöneliktir. Belirli meslek ve kariyer sahibi olanlar özel hayatlarına daha fazla özen göstermek ve eleştirilere katlanmak zorunda oldukları gibi, tanınmış, kamuya mal olmuş kişilerin de davranışlarını, yaşayış tarzlarını halkın bilmesinde yarar bulunmaktadır. Toplum bu sayede yöneticileri, siyasi kişiliği bulunanları tanıyacak ve ileride ona göre davranacaktır. Olayda tarafların davranışları kamuoyuna yansıtılırken aynı zamanda eleştirilmiş olup konu ile ifade arasında da düşünsel bir bağ bulunmaktadır. Haberde; suçlayıcı, küçültücü, kamuoyunu yanıltıcı beyanlara yer verilmemiş olup, basının "haber verme hakkı" sınırları içinde kalınmıştır. Bu nedenle davanın reddi gerekirken yazılı şekilde kısmen kabulü bozmayı gerektirmiştir...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalı vekili
Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat isteminden ibarettir.
Davacı, davalı televizyonun Ankara Hamamında Politik Kavga başlıklı canlandırma yazıları ile, bir senaryo kurgulanarak, bir hamam ortamında, üzerinde sadece peştamal bulunan iki kişinin takunya ve sandalye ile birbirine saldırması ve kavgasını içeren görüntülerle yayınladığını, haberin gerçek dışı abartalı ve tek yanlı olduğunu, bu nedenle kişilik haklarını zedelediğini, kamuoyu nezdinde kendisini küçük düşürdüğünü savlayarak 3.000.000.000 TL. manevi tazminat hükmedilmesini istemiştir.
Davalı, yayının kişilik haklarına saldırı oluşturmayacağını, haber verme hakkı çerçevesinde yayın yapıldığını, taraflar arasında bir kavga ve tartışma olduğunun gerçek olduğunu, haberin kamuoyunu ilgilendiren ve verilmesinde kamu yararı bulunan bir haber olduğunu, haberin güncel olduğunu, ifade ile biçim arasında düşünsel bağlılık olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemenin; davacı ile H. T. isimli kişi arasında bir tartışma yaşandığı hususunun gerçek olmakla birlikte, bu olayın bir haber değeri taşımadığı, yayında çok abartılı ifadelerle, bir senaryo kurgulanıp, manken şahıslar kullanılarak, hamamda kavga eden şahısların görüntülerinin yayınlandığı, olay anında bir kamera çekimi olmaması nedeniyle; yayının gerçek dışı olduğu bu biçimde yapılan yayının davacının kişilik haklarını zedelediği sonucuna vararak davanın kısmen kabulü yönünde kurduğu hüküm, Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçe ile bozulmuştur.
Davaya konu edilen yayında, DİSK Genel Başkanı olan davacının, CHP Gençlik Kolları eski yöneticisi olan bir şahıs ile, Ankara Hamamında kavga ettikleri birbirlerine hakarete varan sözler söyledikleri, takunya ve sandalyelerin havada uçuştuğu, bu biçimde sille tokat yaşanan kavgayı orada bulunanların güçlükle yatıştırdığı ifadelerine yer verilmiş, yayında manken şahıslar da kullanılarak canlandırma yapılıp olayın etkisini arttıracak çok abartılı görüntülerin eşliğinde konu izleyiciye sunulmuştur.
Demokrasinin gelişmesinde ve kökleşmesinde, kamuoyunun oluş ve belirişinde, sosyal ve siyasal ilerleme ve kamuoyunun bilinçlenmesinde basına düşen görev hem önemli hem de kapsamlıdır.
Basının görevi; geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde, halkı aydınlatmak, çeşitli konularda kamuoyunu düşünceye sevketmek için tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek ve uyarmak, bireyleri içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları yönünden bilinçlendirmektir. Anayasa'nın 28. ve 5680 sayılı Basın Yasası'nın 1. maddesi basın özgürlüğünü düzenlemiş ve bunun sınırlarını göstermiştir.Basın özgürlüğü kişinin, dünyada ve özellikle yaşadığı toplumda oluşan ve toplumu ilgilendiren olay ve olgular hakkında bilgi sahibi olmasını sağlamayı amaçlar (Ordinaryüs Prof. Dr. Sulhi Dönmezer - Basın Hukuku, 1968 sh.72 ve devamı, Prof. Dr. Kayıhan İçel-Kitle Haberleşme Hukuku, 1977 sh.50, Prof. Dr. Ergun Özsunay, Gerçek Kişiler 1980 sh.119 ve devamı, Yargıtay 4.H.D. 12.4.1979 tarih ve 9042-4935 sayılı ve aynı yöndeki kararları).
Basın özgürlüğü demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur.
Doğaldır ki, basının bu ayrıcalıklı konumu ve hukuk düzeninin kendisine tanıdığı özgürlük, tüm özgürlükler gibi, yine hukuk düzenince çizilen sınırlara tabidir. Basın, yaptığı yayınlarda gerek Anayasa'nın temel hak ve özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse M.K.'nun 24 ve 25. maddelerinde ayrıca özel yasalarda güvence altına alınmış olan, kişilik haklarına saygı göstermek, bunlara saldırı niteliği taşıyabilecek tutum ve davranışlardan kaçınmak zorundadır.
Bu nedenle, bazı durumlarda basın özgürlüğü ile kişilik hakları çatışabilir. Bu çatışma halinde haberin verilmesinde hukuka uygunluk sınırı içinde kalındığı takdirde basının sorumluluğundan söz edilemez.
Basının, kamu görevi yaparken göz önünde tutulan amaç ile kişilik haklarına verilen zarar arasında açık bir oransızlık varsa, objektiflikten ayrılıp, haber sınırını aşarak, genişletici ve yanlış yorumlarda bulunarak, gerçek dışı haber verilir, yersiz şekilde onur kırıcı sözler kullanılır, dürüstlük kuralına aykırı davranılır ve kişisel nedenlerle salt sansasyon yaratmak için yayın yapılırsa bu hukuka aykırı olur (Prof. Dr. Selim Kateni Haksız Fiillerde Hukuka Aykırılık Unsuru 1964 sh.202 ve devamı, Prof. Dr. M. Ahmet Kılıçoğlu, Şeref Haysiyet ve Özel Yaşama Basın Yoluyla Saldırılarda Hukuksal Sorumluluk 1993 sh.125 ve devamı).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 9.10.1985 gün ve 1985/4-96-790 sayılı kararı, 06.03.2002 gün ve 2002/4-115-151 sayılı ve 15.05.2002 gün ve 2002/4-402-412 sayılı kararında da, bu ilkeler vurgulanmıştır.
Yayınladığı olayın doğruluğunu ve gerçekliğini araştırmak gazetecinin görevidir. Bununla birlikte, gazetecinin bir olayı doğru kabul edebilmesi için arayacağı desteklerin, objektif yönden güven verici ve inandırıcı olmasının ölçüsü belirlenirken yayıncılığın özel durumu gözetilmelidir. Ancak, yayınlanacak haber üçüncü kişilere ağır bir zarar verebilecekse, doğruluğun denetlenmesi görevi, daha katı ölçütlere bağlanmalıdır. Hemen belirtelim ki, haber verme hakkının sınırlarının belirlenmesinde en önemli unsurlardan biri olan gerçeklik, somut gerçeklik olmayıp, yayının yapıldığı andaki olayın beliriş biçimine uygunluk olarak anlaşılmalıdır. Çünkü, basına somut gerçeği araştırma görevi yüklenmemiştir.
Somut olayda davacı ile B. isimli kişi bir otelin saunasında politik bir sohbet yaparken, H. isimli şahsın söze karıştığı ve daha sonra davacı ile H. arasında bir sözlü tartışma yaşandığı anlaşılmaktadır.
Olay sırasında bir kamera çekimi olmamasına rağmen, yayında manken şahıslar ve abartılı görüntülerin eşliğinde yanların birbirlerine ağır sözler söyleyip sandalye ve takunya atma, sille tokat vurma düzeyinde kavga ettikleri canlandırma ile izleyiciye sunulup kamuoyunda bu yönde bir kanı oluşturulmuştur. Giderek bu kişilerin uygarca tartışma yapamadıkları, kaba ve hoşgörüsüz kişiler oldukları, uygun olmayan bir yerde yarı çıplak vaziyette kavga eden bu kişilerin toplumca kınanması gerektiği intibası uyandırılmıştır. Bu durumda yukarıda belirtilen iddianın gerçeklik doğruluk ilkesine aykırı olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır.
O halde verilen haberde özle biçim arasındaki denge bozulduğundan davacı lehine manevi tazminat koşullarının gerçekleştiğinin kabulü zorunludur.
Ne var ki, Özel Dairece tazminat miktarı yönünden inceleme yapılmadığından bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
Sonuç: Yukarıda yazılı gerekçelerle yerel mahkemenin direnme kararı yerinde bulunduğundan tazminat miktarı yönünden mahkemenin kurduğu hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 4. Hukuk Dairesi'ne gönderilmesine, 29.01.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy