(743 S. K. m. 639) (766 S. K. m. 32) (3402 S. K. m. 13)
Dava: Taraflar arasındaki meni müdahale davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Kula Asliye Hukuk Mahkemesince dâvanın reddine dair verilen7.10.1986 gün ve 1979/191 E., 1986/248 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay Birinci Hukuk Dairesi'nin26.3.1987 gün ve 1987/436 - 2592 sayılı ilâmı ile;
(...Dava, tapuya dayalı iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Davalı, harici satın alma savunmasında bulunmuştur. Mahkemece, MK. nun 639. ve 766 sayılı Yasa'nın 32/C maddesinde yazılı sürelerin geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, dayanılan Ağustos 1335 tarih, 4 sayılı tapunun paydaşlarından olan davacıların murisi Ahmet'in 1937 tarih, 4 sayılı tapunun paydaşlarından olan davacıların murisi Ahmet'in 1937 yılında vefat ettiği, bu nedenle terekesinin iştirak halinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Terekenin rızaen veya kazaen taksim edilmediği de saptandığına göre, iştirakçilerden birinin veya birkaçının payını üçüncü kişi durumundaki davalı bayiine harici satışı hukuken geçersizdir. Hal böyle olunca olayda 766 sayılı Yasa'nın 32/C maddesinin uygulama olanağı yoktur. Ayrıca davalı bayinin zilyetliği dosyadaki delillere göre 1960 yılında başlamış, dava 1979 yılına kadar devam etmiş ise de, 20 seneyi doldurmamıştır.
Gerek bu nedenle gerekse kısmi zilyetlikle iktisap koşulları zilyet yararına oluşmayacağından davada Medenî Kanunun 639/2.maddesinin uygulanması da mümkün değildir. Bu durumda davada elatmanın önlenmesine karar vermek gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu davanın reddi isabetsizdir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Dava konusu taşınmazın tapulu olduğu, muris Ahmet'in 1937 yılında öldüğü, terekesinin iştirak halinde bulunduğu, Kula'nın tapulama bölgesi olduğu çekişmesizdir. Çekişme, Ahmet'in mirasının taksim edilip edilmediği, buna dayalı olarak da satışın geçerli olup olmadığı noktasındadır.
Satış senedinde ...bu tarlalardaki hissei şayiamın tamamlarını Ali karısı E.'ye ....sattım bu, sözü geçen arazinde ilişiğim kalmadığını bildiren senettir. Sözleri bulunmaktadır. O halde, davacının hissesini sattığı anlaşılmaktadır. Tereke iştirak halinde olduğuna göre bu satış geçersizdir. İcaret de geçersiz bir satış geçerli hal getiremez. Bu durumda Ahmet terekesinin taksim edildiğinin, taksiminden nizalı taşınmazın davacı hissesine düşüp düşmediğinin açıklığa kavuşması gerekmektedir. Yerel bilirkişi tapu kaydı kapsamında kalan ve davacı Kezban'ın babası Ahmet'e kardeşi İbrahim ile birlikte ait olan ve İbrahim'le aralarında yaptıkları rızaı taksim sonunda da davacının babası Ahmet'e kalan taşınmazdır demektedir. Muris Ahmet'in mirasının taksim edildiği ise açıklığa kavuşturulmamıştır. Tanıkların veya bilirkişilerin paylaştırmaya dair beyanları yeterli değildir. Zira muris Ahmet'in mirasının taksiminin ne şekilde yapıldığı, paylaştırmada hangi mirasçıya hangi parçanın verildiği, paylaştırma sırasında paydaşların hepsinin paylaştırmaya iştirak edip etmedikleri, paylaştırmaya rıza gösterip göstermedikleri hususunun açıklanması gerekir. Taksim konusu açıklığa kavuşturulmadan senedin geçerliliği, 3402 sayılı Kanunun 13. maddesindeki iktisap koşullarının oluştuğu doğrultusundaki görüş kabul edilemez.
O halde, anılan nitelikte bir taksimin yapılıp yapılmadığı araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmek gerekir. Yerel mahkemece bu hususların göz önünde tutulmaması ve önceki kararda direnilmesi yazılı nedenlere usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy