(1086 S. K. m. 438) (743 S. K. m. 134)
Dava: Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir Asliye 1. Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 16.7.1981 gün ve 1980/22 E., 1981/391 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
(... Davacı koca, kadının tutarsız hareketlerini ileri sürerek boşanma istemiştir. Tarafların evlenmelerinden beş ay sonra boşanma davası açılmıştır. Bu beş ay içinde kadın hamile kalmıştır. Hamileliği kanamalı ve ağır geçmektedir. Doğum da sezeryan ameliyatı ile olmuştur. Davalı şahitlerinin beyanından ve diğer delillerden kadının, kanamalar sebebi ile çocuğun sakat doğmasından endişeye kapıldığı; çocuğun babasız büyümemesi için kocasına yalvardığı, bazı kimselerin yardımını istediği de anlaşılmaktadır. Bütün deliller birlikte takdir edildiğinde; boşanma kararı verilmesi için yeterli olmadığı görülmektedir. Davanın reddi gerekirken boşanma kararı verilmesi Usul ve Kanun'a aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve Usulün 2494 sayılı Yasa ile değişik 438/son maddesi uyarınca duruşma isteğinin reddine karar verilip, dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, mahkeme kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmasına göre, Usul ve Yasa'ya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava şiddetli geçimsizliğe dayanmakta olup, evliliğin beşinci ayında, karının hamile bulunduğu devrede açılmıştır.
Dinlenilen tanık beyanları karşısında, davalının kendi hayatına kastedecek derecede buhran içine düştüğü, hatta iki defa bu yoldaki intihar teşebbüsünün önlendiği, hamileliğin ağır seyri için çocuğunu kaybetme endişesi taşıdığı, bu nedenlerle bazı ruhsal dengesizlik alametleri gösterdiği anlaşılmaktadır. Ancak bütün bu davranışlarına rağmen kocası davacıya karşı herhangi bir hakaretamiz fiilin vukuuna yahut evlilik birliğinin kendisine yüklediği görevleri ihmal ettiğine dair delil veya şahadet mevcut değildir. Bilakis, davacıya kendisini terk etmemesi için yalvardığı zamanlar olmuştur.
Dört sayın daire üyesinin verdiği çoğunluk görüşünde açıklandığı üzere, delillerin birlikte takdiri halinde boşanma kararı verilmesine yeterli olmadığı bellidir.
Davalının erkekler arasında külotunu çıkardığı iddiasına gelince; iki tanık bu olaya şahadet ederken iki tanık böyle bir şey görmediklerini ifade etmişlerdir. Davalı öğretmendir. Akli dengesi bozuk değil ise, böyle bir davranışı kendisinden beklemek hayatın olağan akışına aykırıdır. Kaldı ki, şahadetin çelişikliği karşısında bu isnatın gayri samimi ve yakıştırma olarak kabulü daha yerinde olur. Eğer gerçekten vuku bulmuş ise, herkesin önünde bu hareketi yapabilecek kadının akıl hastalığı ile malûl olduğu düşünülüp, hakimin bu ciheti araştırmadan boşanma kararı verilmesi isabetsiz, eksik incelemeye dayalı ve yasaya aykırı sayılmalıdır.
Sonuç: Açıklanan gerekçeler karşısında Özel Dairenin bozma kararı yerindedir, direnme kararı isabetsizdir. Aksine olağan çoğunluk görüşüne karşıyım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy