(3402 S. K. m. 25) (818 S. K. m. 242)
Dava: Taraflar arasındaki "tapu iptali ve tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ezine Kadastro Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 21.6.1995 gün ve 1980/37 E. 1995/50 K. sayılı kararın incelenmesi davalılardan A. K. K. mirasçıları vekili tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 19.1.1996 gün ve 1995/7407 E. 1996/276 K. sayılı ilamı:
(..... Kadastro sırasında 1591, 1895 ve 1959 parsel sayılı sırasıyla 1546, 328 ve 602 m2. yüzölçümündeki taşınmazlar davalı olduklarından söz edilerek malik haneleri açık bırakılmak suretiyle tespit edilmiştir. Davacı H. N. S. tarafından davalılar H. S. ve A. K. K. aleyhine Asliye Hukuk Mahkemesine kendisinden önce ölümü halinde aslına rücu kaydıyla davalı eşine bağışladığı taşınmazların diğer davalıya bağışının geçersiz olduğu ileri sürülerek açılan tapu iptali ve tescil davası kadastro mahkmesine aktarılmıştır. Mahkemece davanın kabulüne, taşınmazların paylı olarak davacı mirasçıları adına tesciline karar verilmiş; hüküm davalı A. K. K. mirasçıları tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı H. N. S. dava konusu tapuda kayıtlı bulunan taşınmazlarını davalı eşi H. S.'a şartlı olarak bağışlamıştır. Davalı H.'nin davacıdan önce ölmesi halinde taşınmazların davacıya döneceği kabul edilmiştir. Başka deyişle davacı ölümle bağlı bir tasarrufta bulunmuştur. Bu çeşit tasarruflarda lehine tasarrufta bulunan yararına hak ölümle doğar. Davacı duruşma aşamasında ölmüş, buna karşın Hatice'nin taşınmazları üçüncü kişiye satmıştır. Bu biçimdeki tasarruflar yenilik doğurucu niteliktedir. Bu nitelikteki tasarrufların hukuki yönünü incelemek, tartışmak kadastro Mahkemesi'nin görevi dışındadır. Öyle ise mahkemece davanın görevi nedeniyle reddine, dava dilekçesi ve eklerinin görevli Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmesi gerekirken aksine düşüncelerle yazılı biçimde hüküm kurulması isabetsizdir....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle HUMK.nun 2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II. fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro Kanun'unun 25. maddesinde, Kadastro Mahkemeleri'nin bakamayacağı davalar sıralanırken "mahkemeden yenilik doğurucu hüküm almayı gerektiren dava ile ilgili isteklerin" incelenmesi Kadastro Mahkemesi'nin görevi dışında olduğu kabul edilmiştir. Gerçekte de Kadastro Mahkemesi'nin görevi 25. maddede görüldüğü gibi konu bakımından sınırlı olduğu gibi, zaman bakımından da sınırlıdır.
Kural olarak tek taraflı bir irade beyanı ile yeni bir hukuki durumun yaratılmasını, mevcut hukuki durumun değiştirilmesini veya kaldırılmasını sağlaya haklara yenilik doğurucu (inşa-i) haklar denir. İnşa-i hak sahibinin bu hakkını tek taraflı olarak kullanmasıyla hukuki sonuç meydana gelir. Bunun için karşı tarafın kabulüne veya bir mahkeme hükmüne gerek yoktur.
Böyle bir hakka dayanılarak mahkemeden korunma ve yardım istenmesi durumunda yenilik doğuran (inşa-i) dava söz konusu olur. Yenilik doğurucu dava, yenilik doğurucu bir hakka dayanılarak açılır. Ancak yenilik doğuran hakka dayanılarak açılan her dava ise, yenilik doğurucu dava değildir.
Az yukarıda belirtilen dava konusu tapuda bağışta bulunanın irade beyanı aynen "dokuz parça taşınmazın tamamı, H. oğlu N. S. adına kayıtlı iken, bu kerre kendisinden evvel vefatı halinde yine aslına rücu etmek kayıt ve şartı ile eşi H. S.'a nisbetinden tescili yapıldığı" şeklindedir. Görüldüğü üzere, bu bağış hukuki nitelikçe BK.'nun 242 maddesi kapsamına uygun bir "rucu şartı İLE BAĞIŞLAMA" olduğunda kuşku ve duraksamaya yer bulunmamaktadır. Bu tür, bağışlamada, kendisine mal bağışlanan şahıs bağışlayandan evvel ölürse, mal bağışlayanın mal varlığına geri dönecektir. Diğer bir anlatımla, burada çoğunlukla bir elden hibenin varlığı söz konusudur. Akit, bağışlananın, bağışlayandan önce ölmesi gibi (insifaki ve tesadüfi) bir şarta bağlanmıştır. Şart doğmadıkça tek taraflı irade beyanı ile sözleşmenin bozulmasının mümkün olamayacağı çok açıktır. O nedenle, bu hakkın ifasına yönelik dava niteliği itibariyle inşa-i bir dava değil, eda davası olduğu belirgindir. Şu durum karşısında Kadastro Kanun'un 25. maddesi kapsamında kalan bir dava olarak kabulü mümkün değildir. Davaya bakmaya Kadastro Mahkemesi görevlidir.
Açıklanan nedenlerle, usule ve yasaya uygun görülen direnme kararı yerindedir. Ne var ki, Kadastro Mahkemesi'nce kurulan hükmün esasına yönelik temyiz itirazları incelenmediğinden, dosya gerekli tetkikatın yapılması için Özel Dairesi'ne gönderilmelidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararı yerinde bulunduğundan işin esası incelenmek üzere dosyanın 7. Hukuk Dairesi'ne gönderilmesine, oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy