(2510 S. K. m. 17, 39) (3402 S. K. m. 46/2) (2709 S. K. m. 18/2, 37, 52)
(1.1.1944 gün 9/30 S. YİBK)
Dava: Taraflar arasındaki "tespite itiraz" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Silivri Kadastro Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 7.9.1999 gün ve 1983/119 E. 1999/56 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 12.2.2001 gün ve 2000/4552 E.2001/527 K. sayılı ilamı;
( ... Kadastro sırasında 690 parsel sayılı 15350 m2 yüzölçümündeki taşınmaz iskan kaydını miras hakkını kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak davacı Ahmet Paşa Üstün ve paydaşları, 689 parsel sayılı 20050 m2 yüzölçümündeki taşınmaz tapu kaydına, tapu dışı satın almaya, kazandırıcı zaman aşım zilyetliğine dayanılarak davalı İbrahim Nakkaşçıoğlu, 813 parsel sayılı 10400 m2 yüzölçümündeki taşınmaz tapu kaydına ve zilyetliğe dayanılarak davalılar Nezahat Nakkaşçıoğlu ile Nuriye Gezginci adlarına tespit edilmiştir. 813 sayılı parsel hakkındaki itirazı komisyonca reddedilen davacı Ahmet Paşa üstün tapu ve vergi kaydına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak 689 ve 813 sayılı parsellerin 690 sayılı parselle birleştirilerek adlarına tapuya tescili için dava açmıştır. Yargılama sırasında ölen davalıların mirasçıları davaya dahil edilmiştir. Mahkemece davanın reddine, taşınmazların tespit gibi tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı tarafın 689 sayılı parsel hakkında kadastro tespitine karşı itirazı bulunmamaktadır. Bu durum karşısında 689 sayılı parsel hakkındaki dava dilekçesinin görev yönünden reddine, dosyanın görevli Asliye Hukuk Mahkemesine, tutanak ve eklerinin de Tapu Sicil Müdürlüğüne gönderilmesine karar verilmesi gerekirken, görev yönü düşünülmeden yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir. Öte yandan davacının tutunduğu iskan yolu ile oluşan tapu kaydında doğu sınırda 691 sayılı parsellere revizyon gören tapu kayıt malikleri sınır olarak gösterilmiştir. Şu hale göre 690 sayılı parsel ile 691 sayılı dava dışı komşu parsele revizyon gören tapu kayıt maliki, batı sınırda 689 sayılı parsele revizyon gören kayıt maliki, güneyde Hüseyin oğlu Mehmet taşınmazları sınır olarak gösterilmiştir.
Kuzey sınır ise buzağılık ( mera ) olarak sınır gösterilmiş bulunmaktadır. Dava dışı 691 sayılı parsele revizyon gören iskan yolu ile oluşan tapu kaydında 690 sayılı parselin maliki sınır olarak gösterilmektedir. Dava dışı 750 sayılı parsele revizyon gören ve Hüseyin oğlu Mehmet adına yazılı bulunan tapu kaydında 690 ve 691 sayılı parsel arasında bulunan 813 sayılı parselin davacının tutunduğu ve 690 sayılı parsele revizyon gören iskan kaydının kapsamında olduğu anlaşılmaktadır. Davalı tarafın tutunduğu tapu kaydında iki sınır buzağılık, bir sınır çalılık olarak gösterilmiştir. Çalılık ve buzağılık sınırları her yerde bulunabilen sınırlardır. Ancak kayıtta gösterilen Cemal oğlu Selim sınırı taşınmazın çevresinde bulunmadığı gibi komşu kayıtlarda da söz konusu kayıt malikleri sınır olarak gösterilmemiştir. Hal böyle olunca davalı tarafın tutunduğu tapu kaydının çekişmeli 813 parsel sayılı taşınmazı kapsadığı kabul edilemez. Mahkemece bu yönler gözönünde tutularak davacının tutunduğu tapu kaydının güneydeki 750, doğudaki 691 ve batıdaki 689 sayılı parsellerle olan doğu, batı ve güney sınırlar esas alınarak yüzölçümü ile kapsamının belirlenmesi ve buna göre 813 sayılı parselin 690 sayılı parselle birlikte davacının tutunduğu iskan kaydı kapsamında kalan kesimi yönünden davanın kabulüne geri kalan kesimi yönünden ise reddine karar verilmesi gerekirken, bu yönler dikkate alınmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro tespiti sırasında 690 parsel sayılı taşınmaz iskân kaydına, miras hakkına, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak Ahmet Paşa Üstün ve paydaşları 689 parsel sayılı taşınmaz tapu kaydına, tapu dışı satın almaya, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak davalı İbrahim Nakkaşçıoğlu, 813 parsel sayılı taşınmaz tapu kaydına ve zilyetliğe dayanılarak davalılar Nezahat Nakkaşçıoğlu ile Nuriye Gezginci adlarına tespit edilmiştir.
813 parsel hakkındaki itirazı komisyonca reddedilen davacı Ahmet Paşa Üstün, tapu ve vergi kaydına, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak 689 ve 813 parsellerin 690 sayılı parselle birleştirilerek adlarına tapuya tescili için dava açmış, yerel mahkeme davanın reddine, taşınmazların tespit gibi tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, Özel Dairece yukarda yazılı gerekçeyle bozulmuştur.
Dışarıdan gelen göçmenlerin, mültecilerin, Yurdumuza yerleştirilmelerinin bir iskân işi olduğu kuşkusuzdur. Ancak, yurt içindeki göçmenlerin, nakil olunanların yerleştirilmeleri de bir iç iskân iş olduğu gibi; yerli muhtaç çiftçilere yeter oranda toprak verilmesi yoluyla, onların aynı zamanda köylerine bağlanmasının da bir iç iskân işi olduğunun kabulü zorunludur. Köyde yaşayan çiftçiye toprak verilmekle, çiftçinin o yerde yerleşmesinin sağlanması mümkündür.
İskân, sadece bir yerleştirme ve oturtma işi değildir. Anayasa'nın 18/2, 37. ve 52. maddeleri halkın gereği gibi beslenmesini, tarımsal üretimin toplum yararına uygun olarak artırılmasını, arımla uğraşanların emeğinin değerlendirilmesini sağlamak amacıyla gerektiğinde, tarımla uğraşanların dilediği yerde yerleşme özgürlüğünü kısıtlayıcı yasal hükümler getirebileceğini öngörmüş, diğer bir deyimle, çiftçinin köyünü ve toprağını bırakıp başka yerlere göç etmesine engel olunabileceğini öngören hükümler getirilmiştir. Aynı zamanda bu hükümlerle belirtilen amaca ulaşabilmek için, topraksız yada yeteri kadar toprağı olmayan çiftçilere toprak dağıtılabileceği kabul edilmiştir.
Çiftçilere toprak dağıtımının da bir iskân işi olduğunu kanun koyucu, 2510 sayılı İskân Kanunun 17. ve 39. maddelerine açıklamış ve sözü edilen madde hükümleriyle çiftçilere yeteri derecede toprak verilmesini öngörmüştür. O halde, iskân kavramının sadece dışarıdan gelen göçmenlerin, mültecilerin yerleştirilmeleri doğrultusunda, dar anlamda kabulü olanaksızdır. Yukarıda açıklanan kanun hükümleri karşısında, topraksız çiftçiye belirli koşullar altında toprak verilmesi işinin de, iskân kavramına giren bir nitelik taşıdığını kabul etmek zorunludur.
İskânen yer tahsisi idarî bir tasarruftur. İdare tarafından bir kamu hizmetinin yürütülmesi dolayısıyla, kamu gücü kullanılarak tek taraflı irade ile tesis edilen kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem, idarî işlemdir. İskân tahsisinin yolsuz olduğu iddiası ileri sürüldüğünde önce idarî tahsis kararı ve tasarrufunun, idarî yoldan iptal edilmesi gerekir. İskân Kanununa göre, tevzi ve tahsis Devlete ait bir iştir.
2510 sayılı Kanuna göre, iskânen verilen taşınmazlarda mülkiyet hakkı iskân cetvelinin mülkî amiri tarafından tasdiki ile doğar. ( Y.8.H.D. 7.5.1985 t, 1985/5271 E., 1985/5137 K. ) İşlemin tapuya tescil edilmesinin sonuca etkisi yoktur. ( Y.7.H.D. 21.11.1975 t, 1974/6360 E., 1975/6468 K. )
Temliki onaylanmış iskân kayıtları, tapuya tescil edilmese dahi, ilgilisine veya ilgililerine mülkiyet hakkı bahşeder. ( 1.1.1944 E., 9/30 sayılı İç.B.K. )
Geçerli ve tamamlanmayan bir tahsis söz konusu ise, 3402 sayılı Kadastro Kanunun 46/2. maddesi uyarınca, başka bir koşul aranmaksızın hak sahibi adına tescile karar verilmelidir. ( Y.17.H.D. 18.6.1993 t. 1992/15398 E., 1993/7658 K. Y. 16 H.D. 17.11.1987 t. 1292/5847 K. )
Somut olayda davacının 690 sayılı parseline revizyon gören kayıt İskân Tevzii Defteri 16. sayfa 3340 umum numaralı olup, tasdik edilmediği anlaşılmaktadır. Davalıların dayandığı 1935 tarih, 705 no'lu tapu kaydının ise dosyadaki bilgi ve belgelere göre dava konusu taşınmazı kapsamadığı sonucuna varılmaktadır. 1952 yılından beri taşımazın davalının zilyet ve tasarrufunda olduğu, 1974 yılında kayden satın aldıktan sonra da kullana geldiği saptanmıştır.
Davacının dayandığı iskân tevzii defterindeki kayıt, tapu kaydı olmayıp, zilyetliğe karine teşkil eder. Taşınmazın 1952 yılından itibaren davalı tarafından kullanıldığı belirlendiğine göre davanın reddine ilişkin olarak yerel mahkemece kurulan direnme hükmü usul ve yasaya uygundur. Onanması gerekir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 9.4.2003 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy