(765 S. K. m. 51, 59, 62, 68, 71, 78, 79, 80, 188, 281, 298, 416, 429, 448, 450, 491, 492, 493, 495, 496, 515) (1. CD. 22.03.1983 T. 1983/494 E. 1983/925 K.)
Dava: Kasten adam öldürmek ve öldürmeye teşebbüs suçundan sanık C.'nin hükümlülüğüne dair Ankara Birinci Ağır Ceza Mahkemesi'nden verilen 14.9.1982 gün ve 110-112 sayılı hüküm, sanık vekilinin temyizi üzerine, Yargıtay Birinci Ceza Dairesi'nce incelenerek, 22.3.1983 gün ve 494-925 sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmiştir.
C. Başsavcılığı'nın CMUK. nun 322. maddesi uyarınca Özel Daire bozma kararının kaldırılması ve hükmün onanması istemini bildiren 25.4.1983 gün ve 56 sayılı itiraznamesiyle dosyanın Birinci Başkanlığa gönderilmesi üzerine; Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Kasten adam öldürmek ve öldürmeye tam teşebbüs suçundan sanık C.'nin TCK. nun 450/7, 62, 281, 59 ve TCK.nun 448, 281, 51/1, 59, 71. maddeleri uyarınca sonuç olarak 36 yıl ağır hapis cezası ve fer'i cezalarla tecziyesine dair Ankara Birinci Ağır Ceza Mahkemesi'nden verilen hükmü re'sen ve aynı zamanda sanık vekilinin temyizi üzerine inceleyen Özel Daire:
1- Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçlarının sübutu kabul, yeniden işaret edilecek bozma dışında oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç niteliğini tayin, cezayı azaltıcı sebeplerin nitelik ve derecesi ile mağdura vaki eyleminde kanuni tahfif nedeni bulunmadığı takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde aşağıda gösterilecek bozma sebebi haricinde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan sanığın, duruşmalı inceleme sırasında vekilinin mağdura karşı eylemde sübuta, eksik incelemeye, kasıt bulunmadığına ilişen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, Ancak:
Sanıkla maktüle S.'nın evlendikleri, bu evlilikten müşterek çocuklarının olduğu, bilahare geçimsizlik nedeniyle boşandıkları, müşterek çocuklarının anneye verildiği, olay günü hasta ziyaretinden dönen maktule S. ve babası mağdur H. ile sanığın karşılaştıkları, sanığın kızı S.'nin kendisine verilmesini istediği, buna karşı maktulenin sanığa hitaben ters bir tutum içerisine girip (bu çocuk senden değil) sözlerini sarfetmesi üzerine sanığın tabancasını çekerek maktüleyi öldürmek istediği, mağdur H.'nin kızının öldürülmesine mani olmak için araya girdiği, sanığın maktüleyi öldürmesine mani olan mağdur müdahil H.'yi bertaraf için ona iki el ateş ettiği, H.'nin yere düştüğü, engeli bertaraf eden sanığın bidayeten başladığı saldırısını devam ettirerek aynı tabanca ile maktuleye ateş edip onu öldürdüğü hükme dayanak alınan delillerle anlaşılmış ve oluş dosya içeriğine uygun olarak mahkemece de bu şekilde kabul edilmiştir.
Şu durumda sanığın maktüleyi öldürmek için buna engel olmak isteyen maktülenin babasını öldürmeye teşebbüs etmesinde, maktüleyi öldürme suçu (gaye) ve mağduru öldürmeye teşebbüs suçu ise (vasıta) dır. Olayda sanık öldürme suçunu işlemek ve engeli bertaraf etmek için mağduru öldürmeye teşebbüs suçunu işlediğinden, öldürmeye teşebbüs eylemi mahkemenin de kabulü veçhile TCK. nun 450/7. maddesine uygun düşmekte ve o maddeden vasıf almaktadır. Bu itibarla maktulenin kasten öldürülmesi, sanığın mağduru mevzufen öldürmeye tam teşebbüs şeklinde TCK.nun 450/7. maddesinde vasıf alan mevsuf suçun unsuru olmaktadır. Bu halde ortada TCK. nun 78. maddesi hükmü dairesinde suç birliği, mürekkep suç mevcut olduğundan faile bunların bütününün en ağır tavsifine göre ceza verilmek gereklidir. Olayda failin en ağır tavsifi, vasıta suçun vasıf aldığı TCK.nun 450/7. maddesi olduğundan sözü edilen Kanunun 78. maddesi hükmü gözönünde tutularak sanığın diğer özel artırıcı neden baki kalmak üzere vasıf yönünden en ağır olan ve gerek olayda yapılan uygulamayla tertip edilen ceza bakımından daha ağır ceza hükmü ile sonuçlanan TCK.nun 450/7, 62. maddeleri uyarınca cezalandırılması gerekir.
Sanığın bidayeten maktüleyi öldürmek için başlattığı silahlı saldırısına engeli bertaraf ettikten sonrada kesintisiz devam edip ateş etmek suretiyle maktüleyi öldürmesine ve saldırısının maktüleyi mütevecihen baştan sona kadar bir bütünlük arzetmesine göre, sanıkta, maktüleye karşı yenilenen kasıt değil, maktüleye karşı başından sonuna kadar devam eden ısrarlı ve bütünlük gösteren öldürme kastının mevcut olduğu açıktır. Fakat sözü edilen ve gaye suç teşkil eden kasten öldürme fiili, TCK.nun 450/7. maddesinden vasıf alan ve mevsuf nitelik taşıyan sanığın mağduru öldürmeye tam teşebbüs suçunun unsuru olup o suç ile 78. madde muvacehesinde suç birliği içinde olduğundan, sanık hakkında her iki fiilden ayrı ayrı ceza tayinine olanak yoktur.
Açıklanan nedenlerle:
Sanığın maktüleyi kasten ve adiyen öldürme suçu, uygulanan TCK.nun 450/7, 62. maddelerinde yazılı mevsuf mağduru öldürmeye tam teşebbüs suçunun kanuni unsurunu teşkil eylemesine rağmen 78. madde hükmü gözetilmeksizin kasten ve adiyen öldürme suçundan dolayı da yazılı madde ile hakkında ayrıca cezaya hükmedilmesi isabetsizliği ile bozmuş, Başkan İ.U. ve Üye A.S.S. ise: (Kızı maktülenin öldürülmesini engellemek isteyen mağduru öldürmeye teşebbüs eden sanığın manii bertaraf ettikten sonra boşanmış olan eşi maktüleyi öldürmek için yaptığı atışlarla maktüleyi öldürmüş olmasına göre; sanığın hem öldürmek, hem de mevsuf öldürmeye teşebbüs suçlarından ceza verilmesine TCK.nun 78. maddesi engel teşkil etmediğinden, sanığın mağduru öldürmeye teşebbüs ederek engeli bertaraf ettikten sonra yenilenen kasıtla asıl hedefi maktüleyi de öldürmesinden ayrı ayrı ceza veren mahkemenin kabulü usul ve kanuna uygun olduğu) görüşüyle onama yönünde oy kullanmışlardır.
C. Başsavcılığı ise; Sanığın C.'yi öldürmek istemesi karşısında, C.'nin babası H.'nin engellemesini bertaraf etmek için öldürmeye teşebbüs etmesi ve engeli tamamen kaldırdıktan sonra C.'yi öldürmek kararından dönmeyerek, onu kovalayarak öldürmesi birbiriyle irtibatlı fakat ayrı suçlardır.
Şayet sanık, C.'yi öldürmek için tabanca çektiği sırada araya engel olarak giren H.'ye ateş ederek onu öldürmeye teşebbüs etmekle kalsaydı, o zaman TCK. 78. maddede belirtilen gaye suç, vasıta suç ve dolayısıyla ilk suçun, işlenmiş ikinci suçun işlenmesinde ağırlatıcı unsur sayılabilirdi.
Halbuki sanık, bu suça teşebbüsten sonra asıl amaçladığı C.'yi öldürme suçunu da tamamlıyor. Bu ikinci suç, ilk suçun ne unsuru ve ne de ağırlatıcı sebebidir. Sanık kastını yenileyerek ikinci suçu işlemiştir.
Bozma ilamı kabul edildiği takdirde sanığın C.'yi öldürme suçu cezasız kalmış olacaktır.
Açıklanan nedenle Özel Daire bozma kararı kaldırılarak hükmün onanmasına karar verilmesini itirazen talep etmiştir.
İncelenen dosyaya, delillere, oluşa nazaran; sanığın eylemlerinin sübutu hususunda herhangi bir uyuşmazlık olmadığı, olayın Özel Daire kararında açıklanan tarzda oluştuğu, C. Başsavcılığı ile Özel Daire arasında öldürme suçunun, öldürmeye teşebbüs suçunun unsuru yahut ağırlatıcı sebebi olup olmadığı bir başka ifade ile olayda içtima kurallarının uygulanıp uygulanmayacağı konusunda oluştuğu görülmüştür.
Suç kavramının hukuki, sosyolojik, krimonolojik açıdan yapılacak tanımı inceleme konumuz olan suçun tekliği-çokluğu ayrımında önem arzetmez. Hukuki tanımı üzerinde durulduğunda; Hukuk düzeni tarafından eza yaptırımına bağlanmış kanuni tip olarak ifade olunabilir. Anatomik yapısı nedeniyle ceza kanunlarının özel kısmında düzenlenen herhangi bir suçun işlenebilmesi için tipe uygunluk, hukuka aykırılık ve kusurluluk niteliklerine de sahip olması gerekir.
Kanuni tipe uygun olarak gerçekleştirilen her netice prensip itibarıyla ayrı ve bağımsız bir suçu oluşturur. Fail hareketi ile ne kadar netice meydana getirmişse o kadar suç işlenmiş sayılarak her birinden dolayı ayrı ve bağımsız cezalara uğrar.
Bir kimsenin çeşitli suçlar işlemesi halinde önümüze iki genel sorun çıkar. Bunlardan birincisi, bir suçtan dolayı kesin şekilde mahkumiyetten sonra yeni bir suç işleyenin ikinci suçunu cezasının artırılıp artırılmayacağı (tekerrür), ikincisi; kesin mahkumiyet bulunsun, ya da bulunmasın işlenen suçlarda sorumluluğun ne şekilde belirleneceği (içtima) dır. (K. İçel: Suçların İçtimaı-İstanbul 1972-sayfa:9).
Sorumluluğu, hukuka aykırılık ve kusurluluk esasına dayandıran Hukuk Sisteminde suçların sayısına göre cezaların tespiti zorunluluğu içtima ve tekerrür konularının özellikle düzenlenmesi gerektirir. Ceza Kanunumuzda bu esası benimsemiş olup birinci kitap yedinci babında içtimanın, sekizinci babında tekerrürün esaslarını düzenlemiştir.
Kanunumuzun birinci kitap yedinci babı (suç ve cezaların içtimaı) başlığını taşımaktadır. Burada yer alan 68. madde Bir kimse müteaddid suçlardan dolayı hüküm veya ceza kararnamesiyle mahküm edilirse cezalar bu bap hükümlerine göre içtima ettirilir demekle bu babın cezaların içtimaını ilgilendirdiği anlaşılmaktadır. Ancak bu babın son üç maddesini oluşturan 78., 79., 80. maddeleri, cezaların içtimaı kurallarının uygulanamayacağı bazı içtima şekillerini gösterir. Suçlardan birinin diğer suçta unsur veya ağırlatıcı neden durumunda bulunması (78), tek fiille kanunun çeşitli hükümlerinin ihlali (79) ve bir suç işlemek kararı ile kanunun aynı hükmünün birkaç kez ihlali (80) hallerini cezaların içtimaı kurallarından ayrı hükümlere bağlamıştır. Babın başlığındaki (suçların içtimaı) sözü ile 78., 79., ve 80. maddeleri ifade olunmaktadır. (K. İçel: age. sayfa:10):
Çeşitli ihalelerin varlığı cezaların ve suçların içtimaı hallerinin ortak özelliği olduğundan, ihlallerin sayısı ile suçların sayı arasındaki ilişkinin tespiti ve suç çokluğunun ne zaman gerçekleşeceğinin tayini gerekir. Böyle olunca suç tekliği-suç çokluğu ayrımı içtima konusunun ayrımını karşımıza çıkarmaktadır. Ancak bu halde içtima hallerinin gerçek kimliği anlaşılacağı gibi itiyadi suç, mütemadi suç şeklindeki kavramlardan farkı belirtilebilir ve bu çeşit suçlara tek ceza verme nedeni açıklanabilir.
Kanunumuzda mevcut (içtima) kavramı; toplanma, bir araya gelme, biriktirme, birleşme gibi anlamlara gelir. Bu itibarla (suçların içtimaı) deyimi-suçların bir arada bulunuşunu belirtir (K. İçel age. Sayfa: 11 ).
Karşılaştırmalı hukukta içtima konusunda üç sistemin bulunduğu görülmektedir. Birincisi failin işlediği suçlar sayısınca ceza görmesi ilkesine dayanan (toplama sistemi), ikincisi, uygulanacak cezalardan en ağırının belirli bir sınıra kadar artırılmasını kabul eden (hukuki içtima sistemi), üçüncüsü ise cezalardan sadece en ağırının uygulanmasını icap ettiren (erime sistemi) dir.
Cezaların ve suçların içtimaı sistemlerini birlikte kabul eden ceza sistemlerinde ki kanunumuzda bunu kabul etmiştir. Cezaların içtimaı kurallarının uygulanabilmesi için çeşitli suçların mevcudiyeti ve bunların içtima kapsamına girmemiş bulunması gerekir. Sonuçların içtimaı halinde cezaların içtimaına gidilmeyerek, suçların içtimaı halinin hangi çeşidi varsa sorumluluk ona göre belirlenecektir.
İçtima sorununun halinde suç tekliği-suç çokluğu ayrımından yararlanılmaktadır. Bu çerçevede fiil kavramı karşımıza çıkmaktadır. Fiil, insan eseri olan ve dış alemde değişiklik husule getiren bir olay bütünüdür. Doğal yönüyle bütünlük gösteren fiil, hukuki açıdan hareket-netice-nedensellik bağı gibi unsurlardan oluşur. Doğal anlamda neticesiz hareket olamayacağı için neticesiz de suç olmaz. Dış dünyada herhangi bir değişiklik olmaması olumlu ya da olumsuz bir hareketin bulunmamasına bağlıdır. Neticesiz hareket olamayacağından doğal anlamda hareket fiil demektir. Fakat bu neticenin geniş anlamıdır. Normatif açıdan neticenin dar anlamı; kanunun suç saydığı neticedir, hareket-netice ayrımı sadece bu yönden yapılabilir. Yani bazen kanun dar anlamda bir netice göstermez ve bu halde hareket ile suç tamamlanmış olur. Bu halde kanun doğal sonuç ile yetinmiştir. Burada suç sayılan fiil genel olarak neticeye sahip harekettir. Dar anlamda bir neticenin kanunda gösterilmediği hallerde de neticenin varlığını belirtmek için bu çeşit suçlara (neticesi harekete bitişik suçlar) ismi verilmektedir.
Hukuka aykırı ve kusurlu fiil hangi kanuni tipe uygun ise o kanuni tipin bulunduğu normu ihlal eder ve o suç oluşur. Dar anlamda netice, bazı kanuni tipler bakımından ortak nitelik gösterebilir. Bu gibi durumlarda fiil uygun düştüğü kanuni tipler sayısınca normları ihlal etmiş olur.
Fiilin tekliği-çokluğu ayrımında, maddi neticeye üstünlük tanımak gerekir ve buna göre tek ya da çok fiilden bahsolunur.
Suçun tekliği-suçun çokluğu ayrımında kanuni tipe başvurulmalıdır. Bu bakımdan hareketin veya fiilin sayısı suç sayısını göstermez. Suç ile maddi unsur arasındaki fark nedeniyle tek hareket veya tek fiil çeşitli suçları sonuçlayabileceği gibi bir suçta çeşitli hareket veya fiilleri ihtiva edebilir. Bu nedenle suçun maddi unsurları dışında kriterler hangi hallerde suçun tek, hangi hallerde çok olduğu belirlenebilir. Bu kriter normdur. Bu nedenle neticenin bir süre devam etmesi veya hareketlerin tekrarlanması yahut fiilin birden çok olması, bu konuda etki etmez. Bu nedenle mütemadi suçta neticenin bir süre devam etmesi, ihtiyadi suçta hareketin tekrarlanması suç çokluğunu sonuçlamaz. Bundan başka özel genel, tüketen-tüketilen norm ilişkilerine dayanan ve görünüşte içtima olarak da isimlendirilen içtimada da fiil ister tek ister çok olsun gerçekte tek norm ihlal olunduğundan bir suç vardır. Buna karşılık müteselsil suçta ve fikri içtimada ise ihlal çokluğu nedeniyle suç çokluğu durumu karşınıza çıkar.
Bu açıklamalara göre suçların içtimaından söz edilmesi için birden çok suçun gerçekleşmesi gerekir. Suç tekliği halinde suçların içtimaı söz konusu olamaz.
Ceza Kanunumuzun 79. maddesi; suçların içtimaı hallerinden birini oluşturan fikri içtimaı hükme bağlamakta ve en ağır hükme göre failin cezalandırılacağını belirtmektedir. Bu suretle her ihlalin ayrı suç oluşturacağı ve bunların ayrı ayrı cezalandırılacağı kuralından ayrılmıştır.
Fikri içtima için; birden çok suçu sonuçlayan tek ve aynı fiilin bulunması, her suçta fiilin tipe uygun-hukuka aykırı ve kusurlu olması, her suç yönünden kovuşturma şartının gerçekleşmesi, her birinin cezalandırılabilir olması ve failin farklı kanun hükümlerini ihlal etmesi gerekir. Bu niteliklerden herhangi birini taşımayan hallerde fikri içtima değil, gerçek içtima durumu vardır.
Ceza Kanunumuzun 80. maddesi suçların içtimaının başka bir çeşidini düzenlemekte ve her ihlalin ayrı suçu oluşturacağı kuralına istisna getirmektedir. Müteselsil suç olarak tanımlanan suçu düzenleyen bu madde hükmüne göre bu suçun gerçekleşmesi için; her fiilin tipe uygun, hukuka aykırı ve kusurlu olması, her bir suçun başlıbaşına cezalandırılabilir olması, kanunun aynı hükmünün aynı suç işleme kararıyla ihlal edilmesi gerekir ve ancak kanunun öngördüğü hallerde varlığı kabul olunur.
Fiil ile ceza normları arasındaki ilişki yönünden gerçekleşmesi mümkün bir durumda çeşitli normların aynı fiille ilgili görünmelerine rağmen aslında bunlardan yalnız birinin fiile uygulanabilmesidir. Fikri içtimada fiille ilgili bir çok norm bulunmakta ve bunlar çeşitli yönleriyle fiili değerlendirmekte, çeşitli suçları sonuçlamakta ancak yasa koyucu suçların çokluğunu bir yana bırakarak faili en ağır suçtan sorumlu tutup cezalandırmaktadır. Doktrinde GÖRÜNÜŞTE İÇTİMA-NORMLARIN İÇTİMAI-GÖRÜNÜŞTE FİKRİ İÇTİMA olarak isimlendirilen bu haller aynı şeyi ifade etmektedir. Fiille ilgili birden çok ceza normu bulunmasına rağmen bunlardan sadece biri fiilin hukuka aykırılığını kapsaması yönünden yeterli bulunmaktadır. Özel normu önceliği ilkesi bir normun diğeri tarafından tüketilmesi ilkesi ve yardımcı normun sonralığı ilkesi görünüşteki içtimaın ilkelerini oluşturmaktadır.
TCK. nun 78. maddesi ile ilişkili olan tüketen-tüketilen norm ilişkisinde bir norm, diğer bazı normların koruduğu hukuki değerin tümünü ortak bir şekilde korumakta ve dolayısıyla bu değerlere zarar veren fiillere tek ceza öngörmek suretiyle diğer normları adeta tüketmektedir. Çeşitli normlar arasında bu tip ilişki olduğunda ortak korumayı sağlayan norm kapsamına giren fiiller hakkında tek norm olarak uygulanır ve diğer normlar aynı fiil için uygulanmazlar. Görünüşte içtima olarak tanımlanan bu haller için doktrinde örneklere rastlanmakta, aynı özellikleri olanlar gruplandırılmaktadır. Bu konuda en belirgin gruplandırma cezalandırılmayan sonraki fiil ve birleşik (mürekkep) suçlar halini oluşturmaktadır.
Önceki fiilin işlenmesiyle meydana gelen hukuka aykırılık, bundan sonra gerçekleşen fiilleride kapsadığı için cezalandırılmayan sonraki fiiller söz konusu olur. Başka bir deyişle önceki fiil cezalandırılmakla sonraki fiil de cezalandırılmış sayılır. Böylece ilk fiili düzenleyen norm sonraki normu tüketmektedir. Önceki fiil, sonraki fiiller için kural olarak araç, bir geçit durumundadır. Önceki ve sonraki normların ayrı fiilleri cezalandırmaları halinde Örn: Fail hırsızlık suçunu işledikten sonra, çaldığı malı tahrip ederse ayrıca nas-ı ızrar suçundan cezalandırılmaz çünkü failin sonraki fiili, hırsızlık suçundan elde ettiği çıkarın bir çeşit değerlendirilmesidir, çalınan malın kullanılması nasıl ayrı bir suç değilse, tahrip de suç değildir. Burada birden çok normun ihlali görünüştedir. Suçlar gerçekte içtima etmemektedir. Bunun gibi önceki ve sonraki fiillerin aynı suçu sonuçlaması (seçimlik hareketli suçlar) halinde gerçek anlamda suç içtimaı yoktur. Örn: TCK. nun 508. maddesine uyar şekilde failin kendisine tevdi edilen şeyi ilk önce inkar etmesi, sonradan satması halinde gerçek anlamda suç içtimaı yoktur.
Tüketen-tüketilen norm ilişkisine dayanan görünüşteki içtimaın diğer çeşidini de birleşik suçlar halinde görmekteyiz.
Çeşitli normlar tarafından öngörülen suçlardan biri diğerinin unsuru veya ağırlatıcı sebebi bulunduğu zaman birleşik suçtan bahsedilir (K. İçel: age. sayfa: 204). Bileşik suçlarda, suçların ve bunları düzenleyen normların çokluğu görünüştedir. Diğer normların düzenlediği suçlara unsur veya ağırlatıcı sebep olarak yer veren norm, onları tüketmiş ve bağımsızlıklarını kaybettirmiş olmaktadır. Bu durumda ortada tek norm ihlali ve tek suç kalmaktadır ve bu sebeple sadece eriten normun gerektirdiği cezanın verilmesiyle yetinilecektir.
TCK.nun 78. maddesi açık olmamakla beraber niteliği az önce açıklanan birleşik suçtan söz etmekte ve cezaların içtimaı kuralının bu gibi hallerde uygulanamayacağını ifade etmektedir. Madde; bir suçu işlemek, vuku bulmuş bir suçu gizlemek yahut o suç vesilesiyle Kanunda yazılı suç teşkil eden başka bir fiil işlenmesi halinde birleşik suçtan bahsedilemeyeceğini ve cezaların içtimaı kuralının uygulanacağını öngörmektedir. Örn: Irza geçme suçunu işlemek için mağdurun kaçırılmasında, zina suçunu gerçekleştirmek amacıyla konut dokunulmazlığını ihlalde, cesetle gömülmüş eşyayı çalmak için cesedi mezardan çıkarmada, dolandırıcılık suçunu işlemek için sahte varaka kullanmakta fail hem araç hem de amaç durumundaki suçlardan dolayı ayrı ayrı cezalandırılacaktır. Çünkü bu durumda gerçekleştirilen fiillerden her biri ayrı normlar tarafından suç olarak kabul edilmekte ve görünüşteki içtima kuralı uygulanmamaktadır.
Bazı hallerde hazırlık hareketlerinin de bağımsız olarak cezalandırılacağı hususunda bir normun mevcudiyeti halinde 78. maddeye göre cezaların içtimaı kuralı uygulanmayacaktır. Yine bazı hallerde Kanun koyucu araç-suç ile amaç- suçun cezalarının içtimaını hatta cezanın belirli oranda artırılmasını bile öngörmüş olabilir. Örn: 313. madde de yer alan cürüm ikaı için cemiyet oluşturma suçunda hazırlık hareketleri cezalandırılmaktadır.
Birleşik suçun parçalarını oluşturan suçlar ya unsur ya da ağırlatıcı sebep niteliğindedir. Bu sebeple bileşik suç iki şekilde bulunabilir.
A) Bir suçun diğer suçun unsuru olması:
Bu halde bileşik suçu meydana getiren ve onun parçalarını oluşturan suçların niteliği değişmekte ve ortaya başka nitelikte suç çıkmaktadır. Unsur olan suç bağımsız niteliğini kaybettiğinden ortada tek suç bulunmakta ve bu nedenle tek suçun cezası verilmektedir.
Suçlardan bazıları diğerinin unsuru durumunda olunca bunun tabii sonucu olarak suçlar arasında zorunluluk ilişkisi karşımıza çıkar.
Bileşik suçların bu şeklindeki tipik örneği hırsızlık (TCK. 491) ve cebir kullanma (188) suçlarının birleşmesiyle meydana gelen yağma (TCK. 495) suçudur. Bunlardan başka; 15 yaşını bitirmemiş kimsenin ırzına tecavüz (TCK. 416/1), tasaddi (TCK. 416/2), kaçırma, alıkoyma (TCK. 429); senedin yağması (TCK. 496), zilyetliğin cebren ihlali (TCK. 515/1) suçlarında hep cebir veya tehdit (TCK. 188) unsur durumunda olup bağımsızlığını kaybetmiştir. Görünüşte içtima kuralı gereğince fail tek suçtan cezalandırılacaktır.
Burada önemle dikkat edilmesi gereken husus şudur. Sadece kanunda açıkça unsur gösterilen suç bağımsızlığını kaybedebilir (Dönmezer-Erman-Nazari- Tatbiki Ceza Hukuku-Cilt: I, - Sayfa 471-No: 543). Benzer suçlarda ise bağımsızlıklarını koruduklarını kabul etmek gerekir. Örn: Yağma suçunda unsur olan suç; cebir ve tehdit kullanma (TCK. 188) suçudur. Ve bu nedenle müsavir fiil (456) yağma suçunda unsur suç değildir. Cebir kullanma her zaman müessir fiil teşkil etmeyeceğinden yağma suçunda oluşacak müessir fiil suçu faili bu fiilinde derecesine göre ayrıca cezalandırılacaktır.
B) Bir suçun diğerinin ağırlatıcı nedeni olması:
Bileşik suçun bir diğer şeklini de bir suçun diğer suçun ağırlatıcı sebebi olması halidir. Bu halde ağırlatıcı sebep bağımsızlığını kaybederek diğeri içinde erir.
Bileşik suçun bu türüne; firar suçunun kişilere karşı cebir veya tehdit kullanılarak yahut kapı-pencere kırılarak (TCK. 298/2.) işlenmesi halini göstermek mümkündür. Bu halde cebir veya tehdit yahut nası ızrar firar suçunun ağırlatıcı nedenidir. Bunun gibi bina içinde hırsızlıkta (TCK. 491/4 ve 492/1) konut dokunulmazlığı ihlalden, kapı kırmak, duvar delmek suretiyle işlenen hırsızlıkta (493/1 ) nası ızrar suçundan da faile ayrı ceza verilmeyecektir. Yine yangın, su baskını ve gark (TCK. 450/6) gibi vasıtalarla kasten adam öldürme halinde, sözü geçen vasıtalar adam öldürme suçunun Kanunen ağırlatıcı nedenini oluşturduğu ve bağımsızlıklarını kaybettiklerinden ayrıca ceza verilmesine konu teşkil etmeyeceklerdir. Bu itibarla bileşik suçun bu türünde birleşen suçlar arasında zorunluluk ilişkisi yoktur. Mesela cebir veya tehdit kullanmaksızın firar suçu gerçekleştirilebileceği gibi hırsızlık suçu için konut dokunulmazlığını veya nası ızrar suçunu ihlal hareketleri gerekmemektedir.
Bileşik suçun bu türünde de bağımsızlığını kaybeden suçun, ağırlatıcı sebep olduğunun kanunda gösterilmesi gerekir. Kanunun, sadece başka bir suçu işlemek veya bir suçtan hasıl olan çıkarı korumak yahut işlenen suçu gizlemek amacını suçun ağırlatıcı sebebi saydığı hallerde, belirli suç açık şekilde gösterilmediği için bileşik suçtan söz edilemez (K. İçel: age. sayfa 208, Dönmezer-Erman age. sayfa 471). Örn: TCK. nun 450. maddesinin 7. 8. 9. bentlerindeki ağırlatıcı sebeplerde belirli suç açık şekilde gösterilmediğinden, bileşik durumu yoktur; fail diğer suçu hazırlamak, kolaylaştırmak, işlemek veya gizlemek için birini öldürse amaç-suç bağımsızlığını korur. Bu halde fail her bir suçtan ayrı ayrı cezalandırılır (K. İçel: age. s.205), (Dönmezer-Erman:age.s.472).
Bu açıklamalar karşısında olayımıza baktığımızda, sanığın suçlarının birleşik suç niteliğinde olmadığı ve her bir suçtan ayrıca tecziye edilmesinde isabetsizlik bulunmadığı görülmektedir.
Bu itibarla, C. Başsavcılığı itirazının açıklanan gerekçelerle kabulü ile Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, C. Başsavcılığı itirazının kabulü ile Özel Daire bozma kararının kaldırılmasıyla, usul ve yasaya uygun olan yerel mahkeme mahkumiyet hükmünün ONANMASINA, 12.03.1984 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy