(3402 S. K. m. 14, 17)
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Edirne 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 21.5.1992 gün ve 1985/360 E., 1992/310 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 10.12.1992 gün ve 11200-15287 sayılı ilamı;
(... Davacıların dayanağı tapu kaydı, dört yönde de bayır okumaktadır. Bu özelliği itibariyle söz konusu kayıt her yere uyar. Bu nedenle, çevreyi iyi bilen yaşlı ve yansız kimseler arasından seçilecek yerel bilirkişiler aracılığıyla yeniden uygulama yapılarak, komşu kayıtların dava konusu taşınmaz yönünden neyi ve kimi okuduklarının belirlenmesi, davacıların tapudan ayrı zilyetliği de dayanmaları nedeniyle taşınmazın özel mülkiyet konusu olan yerlerden olup olmadığının belirlenmesi sonra 3402 sayılı Yasa'nın 14 ve 17 maddelerindeki sınırlamalar da göz önünde tutularak zilyetlikle mülk edinme koşullarının davacılar yararına gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması, tüm bilgilerin tapu fen memuru yada harita mühendisi tarafından hazırlanacak rapor ve krokiye yansıtılması, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturmayla yetinilerek yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkeme önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelemek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü.
Dava, tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davacılar, tapulamaca tapu miktar fazlası olarak Hazine adına tespit edilen dava konusu 419 parsel sayılı taşınmazın, kendi adlarına tahdit gören 297 ve 298 parsel sayılı taşınmazların tespitine esas alınan 1315 tesis tarihli tapuları kapsamında kaldığını ileri sürerek, bu yere ait davalı tapusunun iptali ile adlarına tescilini istemişlerdir.
Davacıların iddialarına dayanak yaptıkları 1315 tesis tarih cilt 69 ve 30 sıra numarada kayıtlı tapu doğu - batı ve kuzey yönlerinde bayır, güney yönde ise Galip Efendi tarlasını okumaktadır. Bayır sınırı, değişebilir nitelikte ve genişletilmeye elverişti olduğundan, kaydın kapsamı, kural olarak miktarı ile geçerlidir. Dayanak 1315 tarih 30 Nolu tapu kaydı Haziran 1943 tarih 3 ve 26.3.1957 tarih 186 numaralara gitmiştir. Temel kayıt ile ilgili olarak dosyada bir kayıtta miktar 31 atik dönüm gösterilmiş, getirtilen bir kayıtta ise sülüs hisse kaydı olduğu belirtilmiştir.
Keza temel kaydın gittisi olan Haziran 1943 tarihli kayıt nisif tarla olarak gösterilmiş, diğer gitti kaydı olan 1957 tarih 186 Nolu tapu kaydında ise, tarlanın 1/2 hissesine ait olduğu ifade edilmiştir. Ancak, 26.3.1957 tarih 186 numaralı tapu kaydında, gittisi olmadığı açıklanmış, oysa davacılar adına tespit edilen 297 ve 298 parsel sayılı taşınmazların tespitine 26.3.1957 tarih 186 numaralı tapu kaydının esas alındığı tapulama tutanağından anlaşılmıştır. Dayanak kaydın, dava edilen yerlere aidiyetinin tespiti halinde, miktarına itibar edileceği ve miktarının hesaplanmasında da kaydın gittikleri itibariyle revizyon gördüğü taşımazların tamamının değerlendirmede göz önüne alınacağı kuşkusuzdur. Ancak, bu konuda kanaat verici yeterli bir inceleme ve araştırma mevcut değildir. Yine çekişmeli 419 parsele bitişik bulunan 418 parselle ilgili olarak görülen davada bu kısım mera olarak belirlenmiş ve bu niteliği itibariyle Hazine adına tescil edilmiştir.
Eksik inceleme ile olayda hukuksal ve sağlıklı bir çözüme ulaşılamayacağı kuşkusuzdur. Bu durumda, öncelikle kök kaydın ve tüm gittiklerinin gerektiğinde Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünden celp edilerek, çevreyi bilen yaşlı ve yansız bilirkişi aracılığı ile mahallinde uygulama yapılması, uygulamayı yansıtan, denetlemeye elverişli kroki düzenlettirilmesi, komşu 418 parsel sayılı taşınmazla ilgili dosyanın getirtilerek incelenmesi ve toplanacak tüm delillerin birlikte nazara alınarak varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.
Bu yön gözetilmeksizin ve yetersiz incelemeye dayalı önceki kararda direnilmesi doğru değildir. O halde usul ve yasaya uygun bulunmayan direnme kararı bozulmalıdır.
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy