(6100 S. K. m. 27, 114, 115, 122, 126, 137, 138, 143, 165) (2644 S. K. m. 35) (5718 S. K. m. 20, 43, 54) (4721 S. K. m. 677) (YHGK 24.10.2001 T. 2001/2-922 E. 2001/746 K.) (2. HD. 10.02.1986 T. 1986/808 E. 1986/1284 K.) (YHGK 27.05.2009 T. 2009/19-161 E. 2009/207 K.)
Dava: R.. O.. ile F.. O.. ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Antalya 4. Sulh Hukuk Mahkemesi'nden verilen 06.08.2013 gün ve 953/968 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Dava dilekçesiyle, Norveç Devleti uyrukluğunda iken 24.10.2011 tarihinde ölen miras bırakan U.. B..O.. adına Türkiye Cumhuriyeti'nde bulunan ve tapu sicilinde bu kişi adına kayıtlı, Antalya İli, K.. İlçesi, A.. Mahallesi, 4...... Ada .. Parsel sayılı taşınmazda mevcut ana yapının 8/96 arsa paylı mesken niteliğindeki bodrum kat (2) numaralı bağımsız bölümün bu kişinin mirasçıları arasında yapılan yazılı miras paylaşma (taksim) sözleşmesi uyarınca, Norveç Devleti uyruklu mirasçısı olan davacı R.. O.. adına tapuya tesciline karar verilmesi istenilmiştir.
Dava dilekçesinde, davalı olarak tapu kayıt maliki ve mirasbırakan U.. B.. O..'in diğer mirasçıları olan F.. O..,V.. O.. ve O.. O.. gösterilmiş; mahkemece davalılara tebligat yapılmadan (HMK.md.122) ve kanunda gösterilen dilekçeler değişimi (HMK. md. 126-136) ile ön inceleme (HMK. md. 137-142) aşamaları gerçekleştirilmeden tensiben davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme davanın reddi gerekçesi olarak; dosyada Türk mahkemelerinden alınmış bir mirasçılık belgesinin bulunmaması, dosyaya sunulmuş Norveç mahkemesi belgesine göre mülkün mirasçılarca paylaşılmasının yetkili kayyıma danışılarak yerine getirileceğine ilişkin hüküm bulunduğu, ancak kayyım atandığına ilişkin bir belgenin mevcut olmaması ve intikalin özel vekaletname ile tapu dairesince idare yoldan yapılacak işlemle de mümkün olması gösterilmiştir.
Ret hükmünü davacı taraf temyiz etmiş; bu aşamada davalılar vekili de temyize cevap dilekçesi vererek, miras paylaşım iradesinin Norveç yetkili makamı önünde belirtildiğini, davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, mahkemenin en azından kendilerine tebligat yaparak yargılamaya devam etmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
Davaya konu somut uyuşmazlık, gerek mirasbırakan gerekse onun mirasçıları yabancı ülke uyrukluğunda olduğundan içinde yabancılık unsuru, diğer bir anlatımla milletlerarası unsur taşımaktadır. Türk mahkemelerinde açılan ve yabancılık unsuru taşıyan miras davasında, mahkeme, doğrudan Türk Medeni Kanunu (TMK)'ndaki miras hükümlerini uygulayamaz. İç hukuka ilişkin bir miras davasından farklı olarak, Türk mahkemesi, öncelikle milletlerarası miras davasında hangi ülkenin hukukunun uygulanacağına karar vermek durumundadır. Türk mahkemesi bu kararı, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk Ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun (MÖHUK) da yer alan mirasa ilişkin kanunlar ihtilafı kurallarını uygulayarak verecektir. Bu konudaki MÖHUK'un kanunlar ihtilafı kuralına göre; miras ölenin milli hukukuna tabidir. Türkiye'de bulunan taşınmaz mallar hakkında Türk hukuku uygulanır. Mirasın açılması sebeplerine, iktisabına ve taksimine ilişkin hükümler terekenin bulunduğu ülke hukukuna tabidir (md.20/1-2) hükmü getirilmiştir. Bunun anlamı, miras bırakanın yabancı olması durumunda mirasına ana ilke olarak kendi milli hukuku uygulanmakla birlikte, onun Türkiye'de bulunan taşınmaz malvarlığı bakımından istisna olarak münhasıran Türk hukukunun uygulanması gerektiğidir. Bu nedenle, yabancı statusündeki bir mirasbırakanın bütün taşınırları ile yurtdışındaki taşınmazlarına ilişkin mirasına ölenin milli hukuku uygulanırken, Türkiye'de bulunan taşınmaz malvarlığı için Türk hukuku uygulanacaktır. Yabancılık unsuru taşıyan bir mirasa "ölenin milli hukuku" uygulanmakla beraber; eğer uyuşmazlık mirasın açılması sebeplerine, intikaline(iktisabına) ve paylaşılmasına (taksimine) ilişkinse "terekenin bulunduğu yer hukuku" uygulanır (md.20/2). Bu bakımdan, yabancılık unsuru taşıyan bir miras uyuşmazlığında, tereke içinde Türkiye'de bulunan bir taşınmaz mevcut ise, bağlama noktası olarak gerek "ölenin milli Hukuku" gerekse "terekenin bulunduğu yer hukuku" alınsın; her iki bağlama noktası da Türk hukukunun uygulanmasına yol açmaktadır. Somut olayda; bu açıklamalar gözetildiğinde, miras bırakan Norveç Devleti uyrukluğunda olduğundan; tereke malvarlığına kural olarak ölenin milli hukuku olarak Norveç hukuku uygulanırken, Türkiye'de bulunan terekesine dahil taşınmaz malın paylaşılmasına (taksimine) ilişkin olarak Türk hukuku uygulanacak; böylece TMK.677. maddesi gözetildiğinde, paylaşmanın geçerli olabilmesi için tüm mirasçıların katılımı (oy birliği) ile yazılı olarak (adi yazılı şekil yeterlidir) bir sözleşme yapılmış olması yeterli olacaktır. Bu nedenle, Norveç hukukundaki, mevcut paylaşmaya kayyımın katılımı şeklindeki hükmün somut olayda aranıp aranmayacağı hususunun mahkemece yukardaki açıklamalar çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
Diğer yandan, bir yabancı mahkeme ilamının tanıma veya tenfizine karar verilebilmesi için; ilamın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması gerekir (MÖHUK.md.54/1-b).Yabancılık unsuru taşıyan miras davalarında Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi MÖHUK.43.maddesinde düzenlenmiş olup; aynı kanunun 20/1. maddesindeki "Türkiye'de bulunan taşınmazlar hakkında Türk hukuku uygulanır" hükmü gereğince, taşınmaz miras(tereke) uyuşmazlıkları konusunda Türk mahkemelerinin münhasır yetkili olduğunun da kabulü gerekir. Bu nedenle Türkiye'de bulunan taşınmazların intikali için yabancı ülke mahkemelerince verilmiş mirasçılık belgelerinin, Türk mahkemesi münhasıran yetkili olduğundan; Türk mahkemelerince tanınması mümkün değildir (Y.HGK.nun 24.10.2001 T.2001/2-922 E., 2001/746 K. ; Y. 2. HD. nin 10.02.1986 T 1986/808 E. 1986/1284 K. Sayılı emsal kararları). Ancak bu şekildeki yabancı mirasçılık belgesinin tanınması istemi reddedilmiş olsa bile; Türkiye'de yeniden açılacak bir mirasçılık belgesi verilmesi davasında "takdiri delil" olarak kullanılmasına yasal bir engel bulunmamaktadır (Y.HGK.nun 27.05.2009 T.2009/19-161 E.2009/207 K. Sayılı emsal kararı). Somut olayda; davacı tarafından sunulmuş miras bırakan U.. B.. O.. için Türk mahkemelerinden alınmış bir mirasçılık belgesi mevcut değildir. Miras paylaşma (taksim) sözleşmesi uyarınca tapuya tescil davası için miras bırakandan alınmış mirasçılık belgesinin varlığı bu davaya özgü HMK.114/2. maddesi kapsamında özel bir dava şartı olduğu düşünülse bile, bunun yargılama aşamasında tamamlanması ve giderilmesi mümkündür (HMK.md.115/2). Bu konuda dosyaya sunulmuş olan, Norveç Salten Bölge Mahkemesi'nin "vasiyetname onay belgesi" başlıklı mirasçılık belgesi; Türk mahkemelerince ve idari makamlarınca Türkiye'de bulunan taşınmaz mal yönünden bağlayıcı nitelikte bir belge olarak kabul edilemez. Ne var ki; Türkiye'de yeniden açılacak mirasçılık belgesi verilmesi davasında bu belgeye "takdiri delil" olarak dayanılması ve buna dayalı olarak da mirasçılık belgesi verilmesi mümkün olup; mahkemede açılan "miras paylaşma sözleşmesi uyarınca tapuya tescil davasında, bu hususta davacıya HMK.165/2.maddesi uyarınca dava açmak üzere süre verilip bu hususun "bekletici sorun yapılması" ve sonucuna göre karar verilmesi gereği de mahkemece gözetilmelidir.
Ayrıca, Türk mahkemelerinden alınmış mirasçılık belgesi bulunsa, yine TMK.nun 677.maddesi uyarınca tüm mirasçıların katılımı ile yazalı şekilde "miras paylaşma (taksim) sözleşmesi yapılmış olsa bile; paylaşma sonucu adına tapuda tescil işlemi yapılacak mirasçının yabancı kişi olması durumunda; 2644 saylı "Tapu Kanunu"nun 35.maddesi uyarınca, adına tescil talep edilen kişi yönünden "karşılıklılık" koşulunun mevcut olup olmadığının da araştırılması, hukuki veya fiili karşılıklılığın bulunması durumunda tescile karar verilebileceğinin, aksi halde talebin reddi gerektiği de dikkate alınmalıdır.
Mahkemece, yukarda yapılan açıklamalar çerçevesinde inceleme ve delillerin takdiri için öncelikle; davanın yazılı yargılama usulüne (HMK.md.118-186) tabi olduğu gözetilerek ve bu nedenle dava dilekçesinin davalılara tebliğinin (HMK.md.122) sağlanması; yargılamadaki dilekçelerin değişimi (HMK.md.126-136) ile ön inceleme (HMK.md.137-142) kesitleriyle ilgili usulü işlemler de tamamlanıp, varsa dava şartları ve ilk itirazlar hakkında bir karar verilmesi (HMK.md.138), yoksa tahkikat aşamasına (HMK.md.143 vd.) geçilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken; açıklanan yargılama kesitleriyle ilgili usulü işlemler yapılmadan davanın esasına girilerek, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi; tarafların hukuki dinlenilme hakkına (HMK.md.27) aykırı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazları yukarda açıklanan sebeple yerinde görüldüğünden kabulü ile; usul ve kanuna aykırı olan hükmün 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3.maddesi yollaması ile HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4 (HMK.md.297/1-ç) ve HUMK'nun 440/1.maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren bu ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 24,30 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 17.10.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy