(818 S. K. m. 358, 363)
Dava : Taraflar arasındaki "tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 2.Asliye Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 29.12.1992 gün ve 1988/1266 E. 1992/1273 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 15.Hukuk Dairesinin 13.05.1994 gün ve 1993/3744-1994/3168 sayılı ilamı ile; ( ...1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Taraflar arasında 5.4.1985 tarihinde yapılmış olan geçerli bir inşaat sözleşmesi mevcut olup bundan sonra 10.2.1987 tarihinde yapılan satış vaadi sözleşmesiyle de, taşınmazdan ayrılan takribi 150 dönümlük arsanın tapusu 9.9.1988 tarihinde davalı kooperatife devir ve temlik edilmiştir. Davacı yüklenici tarafından bu taşınmaz için yaptırılan mevzii imar planına göre yola ve yeşil sahaya terk edilen kısımlar dışında, inşaat için ayrılan bölüme sözleşmede öngörülen ve kooperatifin yaptıracağı villaların toplamının davacı yükleniciye yaptırılmaması nedeniyle, yüklenicinin uğradığı kar yoksunluğu tazminatına hükmedilmesi gerekir. 5.4.1985 tarihli sözleşmede inşaatın 48 ay yani 4 yıl içinde bitirilmesi ve 4 ay içerisinde davacı yüklenici tarafından mevzii imar planının alınması öngörülmüştür. 4 yıllık inşaat süresi 5.4.1989 tarihinde sona ermektedir. Mevzii imar planı değişikliğinin mahalli belediyedeki idari işlemlerin uzamasından dolayı, 4 aylık sürede bitirilemediği ve bu husustaki edimin 4 aylık sürede yerine getirilememesinde davacı yükleniciye atfı kabil herhangi bir kusur bulunmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim, 1987 yılında tarafların bu hususta yapmış oldukları yazışmalardan, davalı kooperatifçe bununla ilgili işlemlerinin devam etmekte olduğunun kabul edildiği, buna rağmen davalı kooperatifin 4.10.1988 tarihinde 7 günlük süre vererek fesih ihbarında bulunduğu ve 19.10.1988 tarihinde de sözleşmeyi feshettiği, dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Bu durumda, sözleşmenin haklı nedenlerle feshedildiği kabul edilemez. Çünkü, Mevzii İmar Planının Temmuz 1988 tarihinde gerçekleşmesinde davacı yüklenicinin herhangi bir kusuru olmadığı gibi, davalının da bu gecikmeye herhangi bir itirazı bulunmadığı ve gecikmeye zımnen muvafakat ettiği anlaşıldığından, sözleşmenin ifası mevzii imar planının yapılmasına bağlanmış olduğundan, bu konudaki gecikme sözleşmenin feshi nedeni olarak ileri sürülemez. Bu itibarla, davalının fesih bildirimi haklı nedenlere dayanmadığından sözleşmeye aykırılık sayılır ve davacı bu yüzden uğradığı kazanç yoksunluğu tazminatının ödenmesini isteyebilir. Bu konudaki tazminat tutarının da, 1988 yılı birim fiyatlarına göre hesap edilmesi gerekir. Ancak davacı yüklenici takribi 150 dönüm m2.lik tapudaki taşınmazın tümünün üzerine inşaat yapacak değildir. Öncelikle Mevzii İmar Planına göre bu taşınmazdan yol ve yeşil saha olarak ayrılan kısımlar çıktıktan sonra, geriye kalan inşaat sahasının tümüne değil, ancak taraflar arasındaki anlaşmaya göre davacının dava dilekçesinde bedelinin ödenmesini talep ettiği kısmın dışında kalan inşaat sahasına yapılacak olan villaların kendisine yaptırılmamasından dolayı uğradığı kazanç kaybını isteyebilir. Nitekim, dava dilekçesinde de davacı bu yönde istemde bulunmuştur. Davacı, bu taşınmazın bir kısmının tapusunun kendisine aktarılacağına dair geçerli bir sözleşmeye dayanmadığından ve 10.2.1987 tarihli sözleşmeye uygun olarak tapuda 150 dönüm olarak ayrılan yerin tümünün tapusu davalı kooperatife devir ve temlik edilmiş olduğu için, taşınmazın bir kısmının bedelini talep edemez. Dava dilekçesinde bu kısma ilişkin istemi yerinde bulunmadığından, bu bölüm çıktıktan sonra geriye kalan kısmın inşaatın yapılacağı bölüm olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Dava dilekçesine göre, bu iki kısmın alanlarının oranlarına göre inşaat alanı ve miktarı belirlendikten sonra, bu inşaat yapılacak kısımla sınırlı olmak üzere yukarıda açıklandığı şekilde kar mahrumiyeti hesap edilmelidir. Dosya içerisindeki 14.5.1992 tarihli bilirkişi raporunda izlenen yönteme uygun olarak, sadece inşaat yapılması gereken kısım olmak üzere tazminat hesabının yapılarak, sonucuna uygun karar verilmesi gerekir. Mahkemece bu yönlerden gerekli inceleme ve araştırma yapılmadığı yazılı gerekçeyle bu husustaki isteminde reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden bozmayı gerektirir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 16.06.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy