(765 S. K. m. 64, 65, 240, 339, 342, 347) (1412 S. K. m. 254) (CGK 05.12.1988 T. 1988/474 E. 1988/522 K.)
Dava: Sahtecilik ve görevi kötüye kullanmak suçlarından sanıklar Hayati Bayram ile Namık Mazhar Zorlu'nun beraatlarına, sanıklar Durmuş Acar ve Bülent Veryeri'nin TCY. nın 240/1. maddesi gereğince 1 yıl hapis 12.000 lira ağır para cezası ve üç ay memuriyetten yasaklanma cezası ile cezalandırılmalarına ve bu cezaların ertelenmesine ilişkin İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.11.1993 gün 355/243 sayılı hükmün katılan ve sanık vekilleri tarafından temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6.Ceza Dairesi 13.09.1994 gün 7621/7535 sayı ile; Sanıkların eylemlerinin kül halinde TCK. nun 339. maddesindeki suçu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizliğinden bozmuş,
Yerel Mahkeme 01.05.1995 gün 393/156 sayı ile;
09.06.1988 gün 360 sayılı kararın eki olan proje değiştirilmiştir. Ancak bu değişiklikten önce Belediye tarafından yükseklik 61.80 metreye çıkarılmış, bu değişiklik 02.06.1988 gün 358 sayılı karar ile kabul edilmiştir. Bu durumda, 360 sayılı karar eki projenin değiştirilmesi, sahtecilik suçunun unsurlarını taşımamaktadır. Ayrıca inşaat, İdare Mahkemesi kararı ile tamamlanmıştır. İnşaat ruhsatı, iptal olmadıkça geçerli olup, buna dayanılarak verilen belgeler sahte kabul edilemez.
Sanık Namık Mazhar Zorlu, 10.05.1989 günlü dilekçeyle konunun açıklığa kavuşturulmasını istemiş, cevap verilmemiştir. Mahkumiyeti için delil bulunmamaktadır. Sanık Hayati Bayram ise, kurulda çalışanlara güvenerek gerekli incelemeyi yapmadan projeyi imzalamıştır. Bu nedenle görevi ihmal suçu oluşmamıştır.
İnşaatın ortağı ve mimar olan sanık Bülent Veryeri, projeyi getirip, kurul müdürü olan Durmuş Acar'a vermiştir. Sanık da, durumu bilerek kurul başkanı yerine imza atmış, kararın eki projeyi değiştirip ilgili yerlere göndermiştir. Bu suretle, görevini kötüye kullanan sanık Durmuş Acar'ın eylemine, sanık Bülent de iştirak etmiştir. Gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de Yargıtay'ca incelenmesi sanık Bülent Veryeri ve Durmuş Acar ile katılan vekilleri tarafından süresinde istenildiğinden dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının Onama istemli 20.09.1995 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Dosya içeriğine göre;
Sanıklardan Durmuş Acar İzmir 1 Nolu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Büro Müdürü, Hayati Bayram ise 2 Nolu Koruma Kurulu Mimarı olarak görev yapmaktadırlar. Sanık Namık Mazhar Zorlu ise inşaat sahibi olup Bülent Veryeri de serbest mimar olarak çalışmaktadır. Sanıkların, İzmir 1 numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 09.06.1988 gün 360 sayılı kararı ekindeki projeyi değiştirerek iki katlı pasaj yerine 21 katlı otel yapılmasını sağladıkları iddiasıyla yapılan soruşturma sonunda, İzmir İl İdare Kurulu memur olan sanık Hayati Bayram'ın TCY. nın 230, Durmuş Acar'ın TCY. nın 339. maddeleri gereğince cezalandırılmaları için yargılanmalarının gerekliliğine, kararı inceleyen Danıştay 2.Daire ise, sanık Durmuş Acar'ın TCY. nın 339. maddesi ile değil görevi kötüye kullanmak suçundan 240. madde ile cezalandırılması için dava açılmasına karar vermiştir. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan bu dava ile, sanıklar Bülent Veryeri ve Namık Mazhar Zorlu hakkında resmi evrakta sahtekarlık suçundan TCY. nın 339. maddesinin uygulanması istemiyle açılan davalar, aralarındaki fiili ve hukuki irtibat nedeniyle CMUY. nın 2, 4, 230. maddeleri ve Ceza Genel Kurulunun 28.04.1984 gün 1983/427 E, 1984/185 K. ve 05.12.1988 gün 1988/474-522 sayılı kararları gereğince yüksek dereceli mahkemede birleştirilerek birlikte görülmüştür.
Sanık Hayati Bayram ve Namık Mazhar Zorlu'nun beraatlarına, sanık Durmuş Acar ile Bülent Veryeri'nin TCY. nın 240/1. maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilen olayda; Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık suçun sübutu ile suç vasfının tayinine ilişkindir. Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu, sanık Namık Mazhar Zorlu'nun ortak olduğu binanın bulunduğu sokağı koruma altına almıştır. Mal sahipleri, taşınmazın eski esere bitişik olması nedeniyle, 20, 21, 22, 39, 40 ve 68 nolu parsellerin çeşitli tarihlerde birbirleriyle birleştirilmesini istemişler ve sanık Hayati Bayram'ın sakınca olmadığına ilişkin raporları üzerine sözü geçen parseller 71 numara altında birleştirilmiştir.
Merkez İlçe Belediyesi 04.11.1987 gün 552/1169 sayılı kararı ile dava konusu yerde h=5.50 metre olan gabariyi h=9.80 metreye yükseltmiştir. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı ise, mal sahiplerinin müracaatı üzerine 9.80 metre olan gabariyi 21.01.1988 tarihinde imar planı değişikliği ve ilgili belediye meclis kararı olmadan, koruma kurulu görüşü de alınmadan, kendiliğinden 61.80 metreye çıkarmıştır. Sanık Namık Mazhar Zorlu vekili tarafından İzmir 1 Nolu Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu Başkanlığına verilen dilekçede, 71 nolu parselde yapılacak otel ve pasaj ile ilgili projenin tasdiki istenmiş ise de, bu dilekçenin kurul defterlerinde kaydına rastlanmamıştır.
Sanık Hayati Bayram tarafından hazırlanan 07.06.1988 günlü raporda ise, 71 parselde bahçenin daraltıldığı, bir kat ilave yapıldığı ancak cepheye yansımadığı için proje tasdikinin uygun olacağı bildirilmiştir. 1 Nolu Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulunun 09.06.1988 gün 360 sayılı kararında, 71 parsele ilişkin karar eki tadilat projesinin uygun olduğuna karar verilmiştir.
Kurul kararı, zemin+3 katlı pasaj projesinin tadiline ilişkin olduğu halde, sonradan karar ekindeki bu proje alınıp yok edilerek yerine 61.80 metre yüksekliğindeki 21 katlı otel projesi konulmuştur. 360 nolu kararın, sonradan değiştirilen ekindeki 21 katlı otel projesinin, incelendiğine dair sanık Hayati Bayram tarafından 09.06.1988 tarihinde meşruhat verilip imzalanmış ve bu projenin 09.06.1988 gün 360 sayılı kurul kararının eki olduğu belirtildikten sonra onandı kaşesinin üzeri mühürlenmiş ve kurul başkanının kaşesi basılıp sanık Durmuş Acar tarafından imza atılmıştır. Ayrıca sanık Durmuş Acar büro müdürü sıfatıyla kendi kaşesini de bastıktan sonra üzerini imzalamıştır.
Arsa sahipleri, otel yaptırmak ve işletmek için Alsancak Turizm İşletmeleri A.Ş.'ni kurmuşlar ve sanık N. Mazhar Zorlu yönetim kurulu başkanı seçilmiştir. İnşaata başlanmış ve bu arada sanık N. Mazhar Zorlu 10.05.1989 ve 06.03.1990 tarihlerinde kurula müracaatla projenin incelenip sakınca olup olmadığının bildirilmesini istemiştir. İzmir 1 Nolu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu 07.12.1989 ve 08.02.1990 günlü kararlarında, belediyece kurulun görüşü alınmadan imar planında değişiklik yapılamayacağından belediyece yeniden karar oluşturulmasına, 29.03.1990 günü ise gabarinin 61.00 metreye çıkarılmasına ilişkin plan değişikliğinin yasalara aykırı ve geçersiz olduğuna, 29.06.1990 tarihinde de, inşaatın zemin+9 kata yükselmesi nedeniyle konunun belediyece değerlendirilmesine karar vermiştir.
Konak Belediye Meclisi gabariyi 9.80 metreye indirmiş ve inşaat ruhsatını iptal etmiştir. Bu karara dayanılarak inşaat mühürlenmiştir.
Belediye Meclisi kararını kaldıran İzmir Valiliği İdare Kurulu kararı ise İzmir 3.İdare Mahkemesince iptal edilmiş, belediyece verilen ruhsatın iptali kararı aleyhine de İdare Mahkemesine başvurulmuş, verilen yürütmeyi durdurma kararı üzerine inşaata devam olunarak etrafı 9.80 m. yüksekliğindeki bina ve eski eserlerle çevrili, 61.00 metre yüksekliğinde ve zemin+21 kat olan otel inşaatı tamamlanmıştır.
Sanık Durmuş Acar kurul tarafından verilen 09.06.1988 gün 360 sayılı kararla zemin+3 katlı projedeki tadilatın onaylandığını, 21 katlı otel projesinin onaylanmadığını, karardan ongün kadar sonra sanık Bülent Veryeri'nin suça konu olan projeyi getirip 360 sayılı kararla onaylanan proje olduğunu söyleyip tastikini istemesi üzerine imzaladığını ve başkanın yerine de paraf ettiğini, 2-3 ay sonra projenin değiştirildiğini fark ettiğini, asıl projenin nasıl kaybolduğunu bilmediğini söylemiştir.
Sanık Hayati Bayram ise, dosyanın kendisine verilmesi üzerine mahallinde inceleme yapıp rapor düzenlediğini, ancak kurul defterlerinde kaydına rastlanmayan dilekçenin kendisine gönderilen dosya içinde olmayıp, kurul kaşesi basılan ve havale numarası bulunan, şimdi dosyada olmayan dilekçe üzerine mahalline gittiğini, ufak tefek değişikliklerin uygun olduğuna ilişkin rapor düzenlediğini ve bu tadilata ilişkin değişikliğin 360 sayılı kararla onandığını, karara sonradan eklenen 21 katlı otel projesini sanık Durmuş Acar'ın imzaladıktan sonra kendisine getirip kararın eki proje olduğunu söylemesi üzerine incelemeden 20.06.1988 tarihinde imzaladığını beyan etmiştir. Diğer sanıklar Bülent Veryeri ile N. Mazhar Zorlu, belediyeden ruhsat alıp 21 katlı otel projesi ile kurula başvurduklarını, normal prosedür içerisinde kurulun bu projeyi onayladığını, ayrıca koruma kurulunun 358 sayılı kararı ekindeki projede de 71 parselin 61.00 metre yüksekliğinde gözüktüğünü, bu nedenle inşaata başlandığını, kurul binasına yakın olması nedeniyle kurul üyelerinin de inşaatı devamlı gördüklerini, karara aykırı olması halinde engel olmaları gerektiğini savunmuşlardır.
Koruma kurulunda mimar olan tanık Tülin Karagöz, 360 sayılı kararın eki olduğu belirtilen projenin imza için sanık Durmuş Acar tarafından getirildiğini, 15-16 katlı bir inşaat projesi olması ve raporun tadilatla ilgili olup çok katlı inşaata dönüşeceğinden bahsedilmemesi nedeniyle imzalamadığını söylemiş, koruma kurulunda görevli tanıklar da, 360 sayılı kararla kabul edilen projenin 21 katlı otel projesi olmadığını, karar ekindeki projenin sonradan değiştirildiğini, üç katlı projedeki tadilatların onaylandığını belirtmişlerdir.
Her ne kadar İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 02.06.1988 gün 358 sayılı kararı ekinde bulunan ve kurul başkanı tarafından imzalanan imar planı değişikliğini içeren proje fotokopisinde, sanık N. Mazhar Zorlu'nun ortağı bulunduğu 71 nolu parselde inşaat yüksekliği 61.00 metre gözükmekte ise de, 358 sayılı kararın dava konusu yerle bir ilgisi bulunmayıp 64 nolu parsele ilişkindir. Bu kararla, sokaktaki eski eserlere uyum sağlayacak şekilde 64 nolu parselde yeni yapı yapılmasına izin verilmiştir. Verilen bu karar sadece 64 nolu parselle ilgili olup diğer parselleri ve bu arada projesi değiştirilen 71 nolu parseli ilgilendirmemektedir. Yani, 358 nolu kararla, karar ekindeki projenin sadece 64 parsele ilişkin bölümü kabul ve tasdik edilmiştir. Karar ekindeki projenin imzalanması, bu projede bulunan çok sayıdaki parsellere ilişkin tüm bilgilerin, 358 nolu kararda açıkça belirtilmediği halde kurulca kabul edildiği şeklinde yorumlanamaz. Böyle bir yorum, kurulun çalışma ve karar verme usulüne, 358 nolu kararın özüne, mantık ve yorum kurallarına aykırıdır. Koruma kurulu sadece 64 nolu parsele ilişkin bölümü incelemiş, karar vermiş, diğer parseller hakkında bir karar verilmemiştir. Zaten, bu nedenle 71 parsel için ayrıca müracaatta bulunulmuş, karar verilmesi talep olunmuştur. Öte yandan, bir nolu koruma kurulunun 09.06.1988 gün 360 sayılı kararının, 71 nolu parseldeki tadilata ilişkin olduğu, 21 katlı otel projesi ile bir ilgisinin olmadığı karar içeriği, ön rapor, tanık ve sanıklar Hayati Bayram ile Durmuş Acar'ın beyanlarıyla sabittir. Sözü edilen kararda 71 parselde tadilat istemine ilişkin olarak hazırlanan karar eki tadilat projesinin uygun olduğuna karar verilmiştir. Görüldüğü üzere kararda tadilattan bahsedilmektedir. Karar dosyasında bulunan 07.06.1988 günlü raporda da, iç bahçe daraltılmış ve bir kat ilave yapılmış, cepheye yansımadığı için uygun olacağı görüşündeyim denmiştir. Yani, mevcut tadilatın onaylanması mütalaasında bulunulmuş ve bu görüşe uygun karar verilmiştir. Mevcut binanın yıkılarak yerine 21 katlı inşaat yapılması da tadilat olarak nitelendirilemez, kabul edilemez. Bu nedenle, 360 sayılı karar, zemin+3 katlı projedeki iç kısımlara ait tadilatlara ilişkin olduğu halde, karar ekindeki projenin sonradan 21 katlı otel projesi ile değiştirildiği sabit olup, sözü edilen projenin kurula sunularak talepte bulunulduğu savunması yerinde değildir. Mal sahiplerinden ve oteli yaptıran Alsancak Turizm İşletmeciliği A.Ş.nin yönetim kurulu başkanı olan sanık N.Mazhar Zorlu, C.Savcılığında alınan ifadesinde; 71 parsel bana ve dört ortağıma ait iken otel yapmaya karar verip Alsancak Turizm İşletmeciliği A.Ş.ni kurduk. Ege Yapı İnşaat ve Ticaret A.Ş. bu inşaatı yüklendi. Bu yer tarihi eserin arkasına düşmektedir. 1985 yılında SİT alanından çıkarılmıştı. İki katlı pasaj için proje çizdirdik. Belediye Başkanı, büyük bir otel yapmamız için bizi zorladı. İki katlı proje Konak Belediyesinden geçmişti. Belediye Başkanı, 61.00 metre yüksekliğe ulaşacak şekilde değiştirilmesi şartıyla onay verdi. 21 katlı otel projesi yaptırdım. Kurula başvurduk. İki katlı pasaj, 21 katlı otele çevrildiğinde tadilat projesi olarak vasıflandırıldı ve kurul 09.08.1988'de karar verdi.... demiştir. Mal sahibi olan sanık, pasaj yapımından vazgeçmiş, otel yapımına karar verildikten sonra projenin çizimi ile de ilgilenmiştir. İnşaatın her aşamasından haberi olup, yönetim kurulu başkanı olan sanığın bilgi ve talimatları doğrultusunda hareket edilmektedir. İki katlı pasaj, 21 katlı otele çevrildiğinde buna ilişkin projenin tadilat projesi olarak değerlendirilmesi mantık ve inşaat kurallarına aykırıdır. Kaldı ki, mal sahibi ve yönetim kurulu başkanı olan sanığın haberi olmaksızın iki katlı binanın 21 katlı inşaata dönüştürülmesi ve inşaatın gerçekleştirilmesi için de kurul kararı ekinin değiştirilmesi hayatın olağan akışına uygun değildir. Resmi belgedeki sahtecilik suçu kurul kararı ekindeki projenin değiştirilip, karara konu proje olduğunun onaylanması ile oluştuğundan, sanığın daha sonra koruma kuruluna dilekçe vererek, dilekçe ekindeki 21 katlı inşaat projesinin incelenmesiyle inşaatın devamında sakınca olup olmadığının bildirilmesini istemesi oluşan suça ve sonuca etkili değildir. Zaten karar ekindeki projenin gerçek tadilat projesi olması halinde böyle bir açıklama istenmesine de lüzum ve gerek bulunmamaktadır. Kurul başkanının, yapılan inşaata ait projenin kuruldan geçmediğini söylemesi ve olayın ortaya çıkması üzerine bu yola başvurulmuş, kurula dilekçe verilerek değiştirilen projenin asıl proje olduğunun tasdiki istenmiştir. Bu nedenlerle, sanığın suça katılmadığına ilişkin savunmasına itibar edilmemiştir.
Sanık Bülent Veryeri, inşaatı üstlenen Ege Yapı İnşaat Ticaret ve Sanayi A.Ş.nin ortağı olup inşaatın işlemlerini takip etmektedir. Çok katlı inşaata ilişkin projeyi kurulda büro müdürü olan sanık Durmuş Acar'a getirdiği ve önceki tadilat projesi ile değiştirilmesini istediği tanık ile sanık beyanları ve dosya kapsamıyla sübuta ermiştir. İzmir 1 Nolu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunda büro müdürü olan sanık Durmuş Acar'ın, kendisine getirilen yeni projeyi aldığı, 360 sayılı karar ekindeki; kurulca incelenerek uygun görülen iki katlı inşaat projesiyle birlikte, bu projenin tasdikine karar verilmesini isteyen dilekçeyi ortadan kaldırdığı, yeni projeyi mimar Tülin Karagöz'e imzalatmak istediği, onun imzalamaması üzerine sanık Hayati Bayram'ın projeyi imzaladığı, dosyanın geçmişini bilen ve olay yerine birçok kez giderek rapor düzenleyen sanık Hayati'nin yanılgıya düşürülmesinin mümkün olmadığı, projenin 71 parsele ilişkin bölümüne bakıldığında civarın tarihi eserlerle dolu olması nedeniyle korumaya alınan ve yüksekliğin en fazla 9.80 m. yani zemin+3 kat olduğu bir bölgede 61.00 metre yükseklikte inşaat yapılmasının mümkün olamayacağının hiçbir araştırmaya gerek olmadan hemen anlaşılması karşısında, sanık Hayati Bayram'ın bilerek ve isteyerek projenin incelendiğini belirtip imzaladığı, sanık Durmuş Acar'ın da, Kültür ve Turizm Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğünün 26.01.1988 günlü, karar ve eki projelerin tasdikinin koruma kurulu büro müdürünün parafı ve kurul başkanının imzası ile yapılması gerektiğine ilişkin talimatına uymayıp, olayın ortaya çıkmaması için, sonradan getirilen ve değiştirdiği projenin 360 sayılı kararın eki olduğunu kendisinin tasdik ettiği ve kurul başkanı yerine imzaladığı iddia, savunma, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamıyla, hiçbir kuşkuya yer olmayacak şekilde sabit olmuştur.
Olayın akışı, suçun işlenişi, maddi deliller ve dosya içeriğine göre; İzmir 1 Nolu Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu büro müdürü ve ceza kanunu uygulamasında memur olan sanık Durmuş Acar, memuriyetini icra ederken, görev yaptığı koruma kurulunun 360 sayılı kararı ekindeki projeyi yok etmiş onun yerine koyduğu projenin sözü edilen kararın eki olduğunu yetkili olması nedeniyle imzasıyla tasdik etmiş, ancak kurul başkanının da imzalaması gerektiğinden onun yerine de kendisi imza atmıştır. Böylece sabit olan evrakta sahtekarlık suçunu, görevini yerine getirirken işlediğinden eylemi; TCY. nın 339. maddesine uygun olup, bu sanığın eylemine iştirak eden diğer tüm sanıkların da TCY. nın 64. maddesi yoluyla 339. madde gereğince cezalandırılmaları gerektiğinden, direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Kurul Üyelerinden 4. Ceza Dairesi Başkanı Sami Selçuk: 1- İddianamede açıklanan olay, yapı planının değiştirilmesidir. Yüce Kurulda ve özette yapılan açıklamaya göre, Durmuş Acar, projeyi düzenlemeye yetkili değildir. Resmi belgede sahtecilik cürmü, o belgeyi yalnızca düzenlemeye yetkili olan bir görevli tarafından işlendiğinde T.C.Yasasının 339. maddesine (CGK., 8.12.1986, 328/573); isterse resmi memur olsun bunun dışındakiler tarafından sahte belge düzenlendiğinde ise aynı Yasanın 342. maddesine girecektir. Bu konuda yabancı ülkelerde, Türkiye'de öğreti ve yargısal görüşler uyum içindedir. O yüzden sanık Durmuş Acar ile bu sanığa katılan Bülent Veryeri, T.C.Yasasının 342. maddesiyle cezalandırılmalıdır.
2- Sanık Hayati Bayram'ın eylemi ise, mahkemenin kabulüne göre, edilgin değil, etkin olduğundan, T.C.Yasasının 240. maddesine girmektedir. Eylemin oluştuğunu benimseyen mahkeme, kasıt kavramına yanlış anlam yüklediğinden beraat kararı vermiştir. Bu yerinde değildir.
3- Sanık Namık Mazhar Zorlu'nun beraatıyla ilgili gerekçe ise, mantıklı ve tutarlıdır. Kanıtları değerlendirme yetkisi, yalnız ve yalnızca duruşma yapan olay ve dolayısıyla davanın esasına hükmedecek olan mahkemeye aittir. Yargıtay, duruşma yapmadığı için, kanıt değerlendirmesi yapamaz; kanıtlama (sübut) konusunda esası çözerek ilk mahkemenin yerine geçemez. Çünkü 3. derece mahkemesi değildir. Yargıtay, kanıt değerlendirmede yalnızca, mahkemenin gerekçelendirme yolundaki (iter argumentativo) mantık örgüsüne, çelişki ve eksiklik olup olmadığına bakar. Bunlar varsa, yeniden yargılama ve kanıt değerlendirmesi, yanı yollama yargılaması yapması için dava dosyasını, hükmü bozarak geri gönderir. Yollama yargılamasının varlık nedeni, Yargıtay'ın duruşma yapma (istinaf) yetkisinin olmamasındandır. Davanın değil, hükmün yargıcı olan, davayı esastan sonuçlandırmakla değil, yalnızca hükmün doğruluğunu inceleyen, doğru olmadığı takdirde hükmü bozmakla yetinen, duruşma yapmadığı için kanıt değerlendirmesi yapması olanaksız bulunan (bozma mahkemesi) Yargıtay'ın; duruşma yapmışçasına kanıtları takdir ederek, ilk mahkemenin yerine geçmesi, böylelikle de yargılamanın en önemli aşaması olan duruşmayı gereksizleştirip hiçleştirmesi benimsenemez. Kanıtların duruşma yapan yargıçlarla ve yalnızca duruşmadan edinilen kanıya/izlenimlere göre değerlendirileceği kuralı (C.Y.Y. md.254), öylesine önemlidir ki, önyargı oluşmasın diye kimi ülkelerde duruşma yargıçlarının duruşma öncesi dosyayı incelemesi yasaktır. Bunlar, dünyanın her yerinde bilinen ve uygulanan hükümlerdir, kurallardır. Yazarları bir yana bırakarak, Fransa ve İtalyan Yargıtaylarının birkaç kararıyla yetiniyorum: Yargıçlar, kanıtları yalnızca duruşmadan edinilen sonuçlara göre değerlendirirler. Bu onların hem yetkileri ve hem de hükümlülükleridir (Fransız Yargıtay'ı, Ceza D. 11.6.1990, Semaine junidiÓue, 10.10.1990, s.338). Kanıtları değerlendirme yetkisi duruşma yapan olay/esas mahkemesine aittir (Fr. Yrg., C.D., 19.10.1989, S.J., 24.10.1990, s.353). Yargıtay asla kanıt değerlendirmesi yapamaz. Değerlendirdiği takdirde, 3. derece mahkemesine dönüşür (Oysa, derece mahkemesi olabilmesi için, kanıtlarla yüz yüze duruşma yapmak gerekir) (Fr.Yrg., C.D., 21.3.1990, S.J., 20.6.1990, s.236). Kanıtları yalnızca duruşma yapan mahkeme değerlendirir. Yargıtay asla değerlendiremez. Yalnızca bu konudaki gerekçeyi denetler (İtal. Yrg., sez.1, 16.7.1992, n.8040, 8045; 17.9.1992, (Ar. Chivio della nuova procedura penale, 1993, s.176 ve R.P., Mayıs 1993, s.661, 1071). Yargıç kanıtları değerlendirip kanıtlayıcı yolda (iter argumentativo) mantıksal ve hukuksal gerekçesini sergilemişse, o gerekçe artık hukuksaldır (meşrudur); Yargıtay'ca hüküm, bu gerekçe bir yana itilerek bozulamaz. Böyle bir bozma meşru değildir (İtal. Yrg., sez.1, 28.2.1992, n.198, R.P., Ocak 1993, s. 133). Çünkü, gerekçe bir kurumdur. Yargıtay bu kurumu denetleyecektir (İtal. Yrg., sez.1, 6.12.1991, n.12070; 24.3.1993, n.3434, R.P., Ocak 1993, s.133). Ancak; gerekçenin bir kurum olmasıyla orantılı olacağından, gerekçe kusurlarıyla sınırlıdır. Gerekçede eksiklik (İtal. Yrg., sez.V, 19.9.1991, sez. uniti, 26.2.1991), yetersizlik (2.11.1992), mantığa aykırılık (17.12.1991, 1995/6-259-344-14-24.9.1990, 30.1.1992, 19.12.1991, 15.12.1991, 9.4.1991, 3.4.1991, 9.4.1990), çelişki (10.11.1992) varsa, hüküm ancak o zaman bozulabilir. Yasalarını aldığımız ülkeler dahil, tüm dünyayı karşımıza alma pahasına kanıt takdiriyle esas mahkemesinin yerine geçme uygulamasının sağlıklı olduğu ileri sürülemez. O nedenle, Yüce Kurulun bu sanık hakkında kanıt değerlendirmesi yaparak ve ilk mahkemenin yerine geçerek esastan hükümlülük kararı vermesi yerinde değildir. Yerel mahkemenin bu konuda gerekçesi tutarlıdır. Karar onanmak gerekir. 4- Aynı durum, sanık Hayati Bayram için de söz konusudur. Çünkü, Bu sanığın bilinç ve iradesiyle sahtecilik eylemine katıldığı kanıtlanmamıştır. Yüksek Dairenin bütün sanıkların eylemlerinin kül halinde Yasasının 339. maddesindeki suçu oluşturduğu biçimindeki bozma kararı, gerekçe açısından belirsizdir: a) T.C.Yasasının 65. maddesinin ilk fıkrasındaki I-III. bentlerde görülen maddi-manevi ikincil katılma biçimlerinden söz edilmediğine göre, aynı Yasanın 64. maddesinde yer alan eylemi işleyen ya da doğrudan doğruya birlikte işleyen ya da azmettiren/suç düşüncesini yaratan yahut da 65/son madde ve fıkrasında öngörülen olmazsa olmaz/zorunlu katılan mı amaçlanmıştır? Eğer bunlardan biri amaçlanıyorsa, bu katılma nasıl olmuştur? Yargıtay kararlarında sık sık sözü edildiği üzere, bundan düşünce birliği amaçlanıyorsa, bu yapay ve kolaycı deyişin hiç bir zaman ve suretle, sözü edilen kavramları karşılamadığı açıktır.
b) Eğer kül halinde deyişiyle, birden çok eylemin tek suçu oluşturduğu belirtiliyorsa, aynı gün görüşülen 307 esas sayılı kararda açıklandığı üzere, 1810 Fransız Ceza Yasasının 5. maddesinde yer alan, suçların birleşmesini (içtimaını) düzenleyen 5. maddesine göre hüküm kurulmuş demektir. Bu madde erime/yutma sistemini, yani suçların/ceza suçların/cezaların toplanamayacağını, en ağır cezayı içeren tek suçtan hüküm kurulacağını öngörmüştür. O yüzden Fransız yargı kararlarında bölünmez bütün (kül: tout indivisible) deyişleri sıklıkla geçer. Türk (İtalyan) Ceza Yasası, erime/yutma sistemini reddetmiş, her eylem, ayrı ihlal/suç, ayrı ceza ilkesini benimsemiş (md. 78) ve buna iki ayrık hüküm (md.79, 80) getirmiştir. Bu açıdan da bozma kararı belirsiz ve yerinde değildir.
5- Oylama da yasaya aykırıdır. Ortaya çıkan görüşlere göre; sırasıyla sanıklar Hayati Bayram ile Namık Mazhar Zorlu'nun suça katılıp katılmadıkları, katıldıkları kabul edildiğinde, T.C.Yasasının hangi maddelerine göre katıldıkları, katılmamışlarsa suç eylemlerinin ne olacağı, özellikle sanık Hayati Bayram'ın eyleminin T.C.Yasasının 240. maddesine girip girmediği, sanıkların, T.C.Yasasının 64 yada 65/son maddesine göre suç işledikleri benimseniyorsa, aynı Yasanın 339. yada 342. maddelerinden hangisine göre cezalandırılacakları, bu sorunlar çözüldükten sonra da, bir üye tarafından ortaya atılan sorun, yani olayda T.C.Yasasının 347. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı oylanmalıydı. Oylama toptan yapılmış ve kararlar, hiçlik yaptırımıyla sakatlanmıştır. düşüncesiyle, İki Üye, Usul ve yasaya uygun bulunan direnme hükmünün onanması gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlar, Bir üye, sanık Hayati Bayram'ın TCY. nın 240. maddesi gereğince cezalandırılması, sanıklar Durmuş Acar ve Bülent Veryeri'nin eyleminin sahtekarlık suçunu oluşturduğu ancak vasıf belirlemesinin mahallinde yapılması ve sanık N.Mazhar Zorlu hakkındaki hükmün onanması gerektiği ve üç üye de sanıklar Durmuş Acar, Bülent Veryeri, Haydar Bayram haklarındaki bozmaya katılmakla birlikte, sanık N. Mazhar Zorlu hakkındaki hükmün onanması gerektiği doğrultusunda oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, 31.10.1995 günlü birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından 21.11.1995 günü ikinci müzakerede, tebliğnamedeki onama isteyen düşünceye aykırı olarak, üçte ikiyi geçen oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy