(743 S. K. m. 8, 357) (1086 S. K. m. 38, 73) (2. HD. 14.02.1990 T. 1989/10410 E. 1990/1838 K.) (2. HD. 15.11.1994 T. 1994/10161 E. 1994/11048 K.)
Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığı'nın yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı Tekmile Ek'in 28.8.1996 tarihli dava dilekçesi ile, cürüm ve haysiyetsizlik nedeniyle davalı R.E.'ten boşanmasına karar verilmesini istediği mahkemece Amasya Ağır Ceza Mahkemesi'nce oluşturulan mahkûmiyet kararı da dayanak yapılarak davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Türk Medeni Kanunu'nun 357. maddesi gereğince, bir sene veya daha ziyade hürriyeti bağlayıcı bir ceza ile mahkûm olan her reşit için bir vasi tayin olunur. Vesayet reşit ve mümeyyiz kişinin hukuki ehliyetini kaldırır. Medeni Kanunun belirlediği çerçevede (MK. md. 8) ehil olmayan kişi davada iddia savunmada bulunamaz. (HUMK md. 38) Ehil olmayan kişi hakkındaki kanuni temsilci huzuru ile görülür. Usulüne uygun davet edilmedikçe hüküm oluşturulamaz. (HUMK md. 73)
Dava ve taraf ehliyeti kamu düzenine ilişkin olup, hakim görevi gereği kendiliğinden dikkate almak zorundadır. (Y.2.H.D.'nin 14.2.1990 tarihli 10410-1838 sayılı kararı) boşanma davası yalnız şahsa bağlı hak olan boşanmadan başka mali sonular da doğurur. Bu sebeple vesayet altındaki kişi, vasinin iştiraki olmadan boşanma davası açamaz veya aleyhine açılmış boşanma davasını takip edemez. (Y.2.H.D.'nin 8.10.1985 tarihli 7164-7948 sayılı, 23.10.1992 tarihli 8875-10177 sayılı 15.11.1994 tarihli 10161-11048 sayılı kararları)
Dosyadaki belgelerle, davalı R.E.'nin Göynücek Cezaevi'nde hükümlü olarak cezasının infaz edilmekte olduğu belirlenmektedir. hüküm verildikten sonra dosya içine konulan Çorum 2. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 18.4.1996 gün ve 1996/89 Esas, 1996/224 Karar sayılı kararı ile davalı R.E.'ye mahkûmiyet sebebiyle A.e.'nin vasi olarak atandığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece davalı R.E.'ye vasi atanıp atanmadığı araştırılarak vasi atanmış ise davaya katılımının sağlanması, savunmasının ve delillerinin sorulması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Davada sıfat kazanmayan kişiye davalı adına çıkarılan tebliğ belgelerinin verilmiş olması, eksikliği giderici nitelikte olamaz. davalının gıyabında yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
Sonuç: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427/6. maddesine dayalı bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere kanun yararına BOZULMASINA 8.4.1999 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davalı, mahkûmiyet nedeniyle kısıtlanmış ve kendisine vasi atanmıştır. Vesayet kararından mahkûmiyet dışında akıl hastalığı, zeka geriliği gibi artım (temyiz) gücüne ortadan kaldıran bir nedenin varlığından söz edilmemiştir. Şu halde davacının arıtım gücünün bulunduğunun kabulü gerekir.
Boşanma kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardandır. Bu tip hakların devri, miras yolu ile geçmesi özellikle başkaları eliyle kullanılması mümkün değildir. Yasa kişinin ve kanunun yararını gözeterek kişiye bağlı hakların bazılarının kulanılmasından yasal temsilcinin katılmasını öngörmüştür. (Örnek kazai erginilik işlemi, ismin değiştirilmesi evlatlık olma, evlatlık bağının çözülmesi ve evlenmeden olduğu gibi)
Boşanma isteğinde yasal temsilcinin katılımı öngörülmemiştir. Hakların kullanılması da kişiye mutlak ve bağımsız hak tanındığı halde haklardan vazgeçmeden bu hak tanınmamış yasal temsilcinin onayı zorunlu bulunmuştur.
Açıklanan yasal nedenlerle ayırtım gücüne sahip olan sınırlı ehliyetli kişinin kişiye sıkı sıkıya bağlı hakların temsil yolu ile kullanılması mümkün değildir. Davada kısıtlının davalı olması belirtilen ilkelerin uygulamasına engel değildir.
Somut olayda; dava dilekçesi vasi atanan davalının kardeşi A.e.'ye tebliğ edilmiş (19.9.1996), vesayet kararı 18.4.1996'da alınmıştır. Dava dilekçesinin tebliği tarihinde A., davalının atanmış vasisidir. Boşanma kararı da (27.11.1998-28.7.1998-7.10.1998'de) vasiye tebliğ edilmiş, ayrıca davalının kendisine de tebliğ edilmiştir (3.1.1997). Tebligat davalı ile oturan annesine yapıldığına göre infaza henüz başlanmamıştır. 14.5.1998 tarihinde yapılan tebligat tarihinde mahkûmiyet kararının infaz edildiği anlaşılmaktadır.
Davalı zorla baldızının ırzına geçmiş olduğundan dolayı mahkûm olmuştur. Medeni Kanunun 131 ve 134/1. maddeleri gereği cezadan yaşı ve mahkûmiyet boşanma için yeterlidir. Bu nedenle gerek davalı gerekse vasi temyize başvurmamışlardır.
Yukarıda açıklanan yasal nedenlerle yasa yararına hükmün bozulması isteğinin reddi gerekir.
Aksine oluşan sayın çoğunluğnu görüşlerine katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy