(16. HD 17.09.1990 T.1989/16076 E. 1990/11850 K.) (743 S. K. m. 639/1, 640) (818 S. K. m. 133)
Nimet A. ile Hazine ve Kocasinan Belediye Başkanlığı aralarındaki tescil davasının reddine dair Kayseri 3. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 04.05.2000 gün ve 362-336 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Davacı, dava dilekçesinde mevkii ve sınırları yazılı taşınmazın adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. Hazine Karapürçek Köyü ve Orman İdaresi davanın reddine karar verilmesini savunmuşlar, mahkemece davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, davacının aynı taşınmaz için daha önce Kargı Asliye Hukuk Mahkemesine açmış olduğu 1998/70 E. 1999/71 karar sayılı dava nedeniyle kazanmayı sağlayan zilyedliğin kesintiye uğradığını ve bu hükmün kesinleşmesi tarihinden itibaren kazanmayı sağlayan bağımsız 20 yıllık sürenin geçmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dava, kadastro çalışmaları sırasında tespit dışı bırakılan taşınmazın tescili isteğine ilişkindir. Dosyadaki bilgilere göre, dava konusu taşınmaz 1979 yılında tespit dışı bırakılmıştır. Davacının daha önce 20.01.1997 tarihinde aynı yer hakkında açmış olduğu tescil davası ile dava konusu yerin adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiş, mahkemece toplanan deliller gözönünde tutularak davacının zilyedliğinin 1979 yılında başladığı, bu tarihten 20.01.1997 dava tarihine kadar kazanmayı sağlayan sürenin geçmediği görüşünden hareketle davanın reddine karar verilmiş ve bu hüküm Yargıtay 8.Hukuk Dairesince onanmış, karar düzeltme yoluna gidilmediğinden kesinleşmiştir. Davacı son kez açmış olduğu dava ile kazanma koşullarının oluştuğunu ileri sürerek tescil isteğinde bulunmuştur. Yukarıda tarihi ve sayısı yazılı kesinleşen dava dosyası ile davacının dava konusu taşınmazı 1979 yılından itibaren Yasada belirtilen koşullara ve ekonomik amacına uygun olarak tasarrufta bulunduğu belirlenmiş, uyuşmazlığın niteliğine göre yasal ilanlar ve incelemeler yapılmıştır. Az önce de açıklandığı üzere, daha önce açılan dava süre eksikliği nedeniyle reddedilmiştir. Dairemiz yerleşmiş uygulamalarına göre bu nedenle reddedilen bir dava çekişme sayılmayacağı gibi kazanmayı sağlayan zilyedliğin kesilmesine de sebep olmaz. Gerçekten 29.11.1169 tarihli 7-656 esas 852 karar sayılı HGK kararında da belirtildiği gibi davanın hak kazandırıcı zamanaşımını kesbedebilmesi yada nizasızlık durumuna son verebilmesi için davanın hak kazandırıcı zamanaşımı zilyedine karşı açılmış olması ve aynı zamanda olumlu bir şekilde sonuçlarının bulunması gerekir.
Aynı esaslar 17.Hukuk Dairesinin 23.11.1992 2498/10615 sayılı karında nizadan amaç zilyet aleyhine açılan davadır. Zilyetlik hakkı malikin istihlak davası ikame etmediği veya etse dahi nizanın netice vermediği zilyetliktir. Keza 16.Hukuk Dairesinin 17.09.1990 T.1989/16076 E, 1990/11850 K.8 Hukuk Dairesinin 17.02.1987 T. 1868 E.1442 K sayılı kararındadır. Aynı esas benimsenmiştir.
Bunun gibi HGK. nun 12.05.1973 T.1969/8-808 E. 1973/403 sayılı ilamında da dağıtıldığı gibi Dava süre eksikliği nedeniyle reddedilmiş bulunduğuna ve bu davanın açıldığı 04.04.2000 tarihine kadar da kazanma süresi ve koşulları oluştuğu belirlenmiş bulunduğuna göre, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddine karar verilmiş olması doğru değildir. Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA ve 2.080.000.-lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 10.10.2000 tarihinde Üye Selamet İlday'ın karşı oyu ile oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY NEDENLERİ:
1- Dava, MK. nun 639/1. maddesine istinaden açılan bir tescil davasıdır. Böyle bir davada zilyetliğin fasılasız (kesintisiz) devam etmesi gerekir. Davacının açmış olduğu ilk tescil davası, aynı yer Asliye Hukuk Mahkemesinin 31.12.1997 tarih, 1997/200 E., 1997/935 sayılı kararı ile aleyhine sonuçlanmış ve bu ilam Yargıtay incelemesinden de geçerek kesinleşmiştir. Bahsi geçen dava sırasında davalı Kayseri Kocasinan Belediyesi 28.07.1995, davalı Hazine vekili de 19.07.1995 tarihli cevap dilekçelerinde davacının dava konusu yerde zilyetliğinin bulunmadığı yolunda def'ide bulunmuşlardır.
MK. nun 640. maddesi: Yukarıdaki maddelerde beyan olunan iktisabı müruru zaman müddetinin gerek hesabında, gerek inkıta ve tatilinde, alacak müruru zamanında cari olan hükümler tatbik olunur hükmünü getirmiştir. Bu maddenin atıf yaptığı BK.nun 133/2. maddesine göre, davalıların def'i yoluyla iktisabı zaman aşımı süresinin (zilyetlik) dolmadığı yolundaki savunmaları müruru zamanı kateder. BK.nun 135. maddesine göre de ...müruru zaman kat'edilmiş olunca katıdan itibaren yeni bir müddet cereyan etmeye başlar. Bu konuda Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 10.2.1967 tarih, 8580 E., 915 sayılı kararında aynen: ... Tescil davasında hasım olan Hazine davanın reddini istemiş ve bu istek, iktisap şartlarının gerçekleşmediği def'ini, dolayısıyla kapsamış bulunmaktadır. Def'ide bulunulan 1960 tarihine kadar yirmi yıllık süre dolmamıştır. Medeni Kanunun 640 ve Borçlar Kanununun 133/2. maddeleri hükmü gereğince def'i tarihinde zamanaşımı kesilmiş demektir ... denildiği gibi, Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin 18.10.1963 tarih, 6011 E., 5315 sayılı kararında da; ... Evvelce sulh hukuk mahkemesince tarafların yüzlerine karşı verilip kesinleşen 2.6.1958 tarih, Esas 1957/494, karar 1958/232 sayılı ilamiyle müddeabih ihtilafa konu olmuş bulunduğundan, o kararın kesinleşmesinden itibaren 20 sene geçmedikçe ahiren ikame edilmiş bulunan işbu tescil davasında müddeabihi 20 sene müddetle yedinde nizasız olarak bulundurduğunun kabulüne cevaz olmadığı halde, karar yerinde gösterilen sebep ve düşüncelerle tescil kararı verilmesi yolsuzdur ... şeklindeki görüşe yer verilmiştir (M.R. Karahasan, Türk Medeni Kanunu Eşya Hukuku 1977 Baskı, sh.750, 751) .
Sayın çoğunluğun görüşünün kabulü halinde MK.nun 639. maddesi ile 640. maddesini ve dolayısıyla BK.nun 133/2 ve 135. maddelerini birlikte değerlendirmek hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. Bu düşünce MK.nun 5. maddesinde anlamını bulan Borçlar Kanununun genel kuralları, niteliklerine uygun düştüğü ölçüde diğer medeni hukuk ilişkilerine de uygulanır ilkesine de ters düşmektedir. Zilyedlik süresi kesilmiş ve MK.nun 639. maddesinin aradığı fasılasız devam etme ilkesi ihlal edilmiş olduğundan dolayı mahkemenin red kararı doğrudur. Çoğunluk görüşüne bu nedenle muhalifim.
2- Ayrıca, dava konusu taşınmazda zilyedliğin 1977 yılında başladığı Dairemizin 31.12.1997 tarih, 1997/200 E., 1997/935 sayılı kararı ile kesinleşmiştir. MK.nun 636. maddesi kapsamındaki Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan böyle bir taşınmazın imar ihya ve zilyedlik yoluyla kazanılabilmesi için Belediye imar planına alınma tarihine kadar zilyedlik süresinin dolması gerekir (3402 S.K.17/son). Taşınmaz 15.06.1988 tarihinde imar planı kapsamında alınmıştır. İmar planına alındığı tarihe göre de zilyedlik süresi dolmamıştır. Sonucu itibariyle doğru olan hükmün bu nedenle de onanması görüşünde olduğumdan çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
KARŞI OY:
Yerel mahkemenin ret hükmü toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine uygun düşmektedir.
Mahkeme hükmünün onanması düşüncesindeyim. Daire çoğunluğunun bozma yönündeki düşüncelerine katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy