(765 S. K. m. 2, 31, 33, 51, 59, 61, 62, 448, 450, 456, 457, 464) (6136 S. K. m. 13) (2709 S. K. m. 38) (YCGK. 05.03.1990 T. 1990/1-28 E. 1990/45 K.) (YCGK. 19.02.1990 T. 1990/2 E. 1990/29 K.) (YCGK. 18.02.1991 T. 1991/1-1 E. 1991/41 K.) (YCGK. 11.03.1991 T. 1991/1-36 E. 1991/76 K.)
Dava: Kan gütme saikı ile adam öldürmek, kan gütme saiki ile adam öldürmeye tam ve eksik kalkışma suçlarından sanık Adem'in maktûl Resul'ü kan gütme saikı ile öldürmek suçundan TCY'nın 450/10 ve 59. maddeleri uyarınca müebbet ağır hapis, mağdur Seracettin'i kan gütme saikı ile öldürmeye tam kalkışma suçundan TCY'nın 450/10, 62 ve 59. maddeleri uyarınca 16 yıl 8 ay ağır hapis ve mağdur Cemal'i kan gütme saikı ile öldürmeye eksik kalkışma suçundan TCY'nın 450/10, 61 ve 59. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına, her bir ceza yönünden hakkında ayrı ayrı TCY'nın 31. ve 33. maddelerinin uygulanmasına, izinsiz silah taşıma suçundan 6136 Sayılı Yasa'nın 13/1 ve TCY'nın 59. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 716.666.- TL ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, cezalarının içtimaı sonucu 10 ay 10 günü hücrede geçirilmek üzere müebbet ağır hapis ve 716.666 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, sanık Ensar'ın ölümle sonuçlanan kavgaya katılmak suçundan TCY'nın 464/3, 59 ve 647 Sayılı Yasa'nın 4. ve 6. maddeleri uyarınca 50.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, cezasının ertelenmesine, sanık Topçu'nun mağdur Seyhat'a yönelik etkili eylem suçundan TCY'nın 456/2, 457/1, 457/2 ve 59. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis, mağdur Hayrettin'e yönelik etkili eylem suçundan TCY'nın 456/4, 457/2 ve 59/2. maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis, kavgada ölene el uzatmak suçundan ise TCY'nın 464/1 ve 59/2. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, kan gütme saikı ile adam öldürme ve kan gütme saikı ile adam öldürmeye kalkışma suçundan sanıklar Ali ve Kazı'nın beraatlarına ilişkin olarak Kars Ağır Ceza Mahkemesi'nden verilen 16.1.2001 gün ve 116/13 sayılı hüküm sanıklar Adem, Topçu ve Ensar vekilleri tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nce 28.11.2001 gün ve 3810/4390 sayı ile;
Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık Adem'in öldürme, öldürmeye teşebbüs ve öldürmeye eksik teşebbüs suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç niteliği tayin, cezayı azaltıcı sebebinin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bozma sebepleri dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin duruşmalı inceleme sırasında eksik incelemeye, suç vasfına, ağır tahrikin varlığına, vesaireye yönelik ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
1- Sanık Adem hakkında uygulamanın ölüm cezası ile başlatılması, 17 Ekim 2001 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren ve T.C. Anayasası'nın 38. maddesine; savaş, çok yakın savaş tehdidi ve terör suçları halleri dışında ölüm cezası verilemez hükmünü ekleyen 4709 Sayılı Yasa ve TCY'nın 2/2. maddesi uyarınca TCK'nun 450. maddesince verilebilecek ölüm cezalarının hukuki dayanağının kalmaması, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce ceza yasalarında yapılacak uyarlama ve değişimler çerçevesinde sanığın öldürme, öldürmeye tam teşebbüs, öldürmeye nakıs teşebbüs suçlarıyla ilgili olarak yerel mahkemece yeniden hüküm kurulmasının zorunlu bulunması,
2- Sanıklar Topçu ve Ensar haklarında belirlenen suçlarının vasıflarına göre uygulama maddelerindeki hürriyeti bağlayıcı cezalar ile sanık Adem'in 6136 Sayılı Kanun'a muhalefetten sevk maddesindeki hürriyeti bağlayıcı cezanın süresine göre 4616 Sayılı Yasa'nın 1/4. maddesine göre mahalli mahkemenin karar vermesi gerekeceği gerekçesiyle ve sanık Adem'in öldürme ve öldürmeye kalkışma suçlarına ilişkin 1 nolu bozma nedeni yönünden oyçokluğu ile bozulmuştur.
Yargıtay C. Başsavcılığı ise, 5.2.2002 gün ve 59884 sayı ile;
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 11.03.1991 gün ve 1-1/41, 5.3.1990 gün ve 1-28/45. 19.02.1990 gün ve 1-2/29 sayılı kararlarında da açıklandığı gibi, sanıkta kan gütme saikının kabul edilebilmesi için, evvelce taraflar arasında bir adam öldürme olayının var olması, ilk olayla bu olay arasında çok kısa olmayan bir sürenin geçmesi, bu süre içerisinde failin ilk öldürme olayından duyduğu her türlü acı, kızgınlık ve öfkeden arınarak, kötü bir geleneğe dayanan bir görevi yerine getirmek bilinciyle hareket edip, adam öldürmesi gerekir.
Taraflar arasında bir kan davası bulunsa bile, fail kapıldığı ani bir tehevvür ile ya da başka bir nedenle öldürme suçunu işlemiş olursa, kan gütme saikının varlığından söz edilemez.
Somut olayda:
1- Her iki taraf farklı işleri nedeniyle Kars'a gelmişler, sanık Adem alışveriş için çarşıya yöneldiğinde maktûl ve mağdurlarla karşılaşmışlardır.
2- Tesadüfi olduğu anlaşılan bu karşılaşmada sanık yalnız, (yakalama sırasında Topçu'nun da bulunması nedeniyle iki kişi de olabilir) diğer taraf sayıca kalabalıktır.
3- Mağdurlar Seyhat ve Seracettin'in beyanlarına göre maktûl Resul sanık Adem'i gördüğünde yanındakilere hasmımız geliyor diyerek onları hareketlenmeye sevk etmiştir.
4- Sanık Adem'in başından aldığı darbelerle yaralandığı raporda sabittir. Dolayısıyla kendisine yapılan saldırı sonucu yaralanmakla, bu saldırının aradaki derin husumet nedeniyle hangi aşamada sonlanacağını da bilemediğinden, tahrik ve tehevvürle ateş ettiği anlaşılmaktadır.
5- Sanığın kan gütme saikıyla atılı suçu işlediğinin kabulü halinde, ilk karşılaşma esnasında silahını çekip ateş etmesi gerekirdi. Oysaki kendisine yapılan saldırı sonucu silahı çekip maktul ve mağdurlara ateş ettiği anlaşılmaktadır. Maktul ve mağdurlardaki yara bölgeleri atış sayısı da sanığın savunmalarını doğrulayan diğer bir husustur.
6- Sanığın mağdur Seracettin'e karşı eyleminin yukarıda belirtilen şartlar içerisinde yaralama olarak kabul edilmesi gerekmektedir.
7- Cemal'e karşı öldürmeye eksik teşebbüs suçunu işlediğine ilişkin tüm ve kesin inandırıcı deliller bulunmamaktadır. Anılan nedenlerle;
Sanık Adem'in maktûle yönelik eyleminden dolayı TCK'nun 448, 51/1. maddeleri gereğince cezalandırılması,
Seracettin'e yönelik eylemi nedeniyle TCK'nun 456/2, 457/1, 51/1. maddeleri kapsamındaki suçtan 4616 Sayılı Yasa'nın 1/2 maddesince hukuki durumunun değerlendirilmesi, Cemal'e yönelik eylem iddiası sübuta ermediğinden beraatına hükmedilmesi gerekir görüşü ile itiraz yasa yoluna başvurarak özel daire kararının kaldırılarak yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Ceza Genel Kurulu Kararı
Sanık Adem'in aralarında kan davası bulunan ve köylüleri olan M. soy isimli maktûl ve mağdurlarla olay günü Kars şehir merkezinde karşılaştığında ruhsatsız tabancası ile ateş ederek kan gütme saikı ile maktûl Resul'ü vurup öldürdüğü, mağdur Seracettin'i yaraladığı, mağdur Cemal'in ise başına tabancayla ateş etmeye kalkıştığı kabul edilerek, kan gütme saikı ile adam öldürme, kan gütme saikı ile adam öldürmeye tam ve eksik kalkışma suçlarından cezalandırılmasına karar verilen olayda özel daire çoğunluk görüşü ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık,
Sanık Adem'in;
a) Maktul ve mağdurlara yönelik eylemlerini kan gütme saiki ile mi yoksa maktûl ve mağdurların haksız saldırısının etkisi altında kalarak duyduğu ani tehevvür nedeniyle mi gerçekleştirdiği,
b) Mağdur Seracettin'e yönelik eyleminin adam öldürmeye tam kalkışma mı yoksa etkili eylem niteliğinde mi olduğu,
c) Mağdur Cemal'e yönelik adam öldürmeye eksik kalkışma suçunun sabit olup olmadığı hususlarında toplanmaktadır.
Uyuşmazlık konularını ayrı ayrı değerlendirecek olursak;
a) Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 4.5.1999 gün ve 91/93, 18.2.1991 gün ve 1/41, 11.3.1991 gün ve 36/76, 14.10.1991 gün ve 230/264 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere; kan gütme; failin, daha önce öldürülen bir kimsenin intikamını almak için ilk olayın doğurduğu elem ve infial geçtikten sonra, suçlunun mensup olduğu gruptan birisini veya suçluyu öldürmesi halinde söz konusu olur.
Saik ise; failin eyleme geçmesine etken olan neden veya nedenlerdir. Yasada suç unsuru veya ağırlatıcı neden olarak kabul edilen hallerde saike itibar edilmelidir.
Adam öldürme suçunun kan gütme saikı ile işlendiğinin kabulü için şu koşulların gerçekleşmesi gerekir.
1- Olaya neden olan önceki hadise, ölümle sonuçlanmış olmalıdır.
2- Fail, önceki suç failini veya onun mensup olduğu grup ya da aileden birisini, öç alma duygusuyla ve bir görev bilinciyle öldürmelidir.
3- İlk öldürülen ile ikinci suçun faili arasında kan hısımlığı bulunması şart olmayıp, suçun kan gütme saikı ile işlenmesi yeterlidir.
4- İlk öldürme olayı ile ikinci olay arasında çok kısa olmayan bir süre geçmeli, bu süre içinde fail ilk öldürme olayından duyduğu her türlü acı, kızgınlık ve öfkeden arınarak geleneklerin etkisiyle ve münhasıran bir görevi yerine getirme istek ve bilinciyle hareket etmelidir.
Görüleceği üzere, kan gütme saikıyla adam öldürme suçunu, niteliksiz adam öldürme suçundan ayıran özellik, bunlardan birincisinde öç almak şeklinde beliren ahlaka aykırı düşünce ve tutkunun suçta etken oluşudur.
Sanık Adem; amcasının karısını muayene ettirmek için babası Topçu, amcası Ensar, yengesi Güzel ve Nigar ile birlikte Kars'a geldiklerini, hastanedeki işlerini bitirdikten sonra diğerlerinin kahvede ve markette kaldığını, kendisinin meyve almak için çarşıda dolaştığı sırada aralarında kan davası bulunan maktûl ve mağdurlarla karşılaştığını, kendisine tabanca çektiklerini, sopalarla saldırıp yaraladıklarını, bunun üzerine silahını çekerek üzerlerine 4-5 el rastgele ateş ettiğini, babası sanık Topçu'nun olayın bitmesinden sonra olay yerine geldiğini, amcası Ensar'ın ise olay yerinde bulunmadığını savunmuştur.
Mağdurlar ise özünde yekdiğerine benzer biçimde; kendilerinin saldırıda bulunmadıklarını, çarşıda dolaştıkları sırada aralarında kan davası bulunan sanıklar Adem, Topçu ve Ensar'ın peşlerinden geldiğini, sanıklardan Adem'in ateş ederek önce maktûl Resul'ü, peşinden de mağdur Seracettin'i vurduğunu, ardından mağdur Cemal'e ateş etmek istediğini, sanık Topçu'nun bıçaklı ve sopalı, sanık Ensar'ın ise sopalı saldırısına maruz kaldıklarını ileri sürmüşlerdir.
Sanık Topçu olayın bitmesinden sonra olay yerine geldiğini, sanıklar Ensar, Kazi ve Ali ise olay günü Kars'ta bulunmadıklarını savunmuşlardır.
Kolluk görevlisi olan tanıklardan Hüseyin Sami; bir şahsın yaralı olarak yerde yattığını, sanığın elinde silahla yerde yatan şahsa ateş etmeye çalıştığını, arkadaşları ile birlikte sanığa müdahale ettiklerini, tanıklar Ramazan ve Gaffar ise; 3-4 kişinin yaralı olarak yerde yattıklarını, elinde silah bulunan ve bırakmak istemeyen sanığa müdahale ederek elindeki silahı zorla aldıklarını belirtmişlerdir.
Savunma tanıkları Beyaz, Cengiz ve Erensoy ise; 5-6 kişilik bir grubun taş ve sopalarla sanık Adem'e saldırdığını, sanığın silahını çekerek 4-5 el ateş ettiğini ifade etmişlerdir.
Savunma tanıklarından Güzel; sanık Adem'in yanlarından ayrılmasından 1-2 saat sonra, savunma tanığı Nigar ise; sanık Adem'in yanlarından ayrılmasından on dakika sonra silah sesleri duyduklarını belirtmişlerdir.
Sanık, mağdur ve tanık anlatımları ile dosyadaki kanıtlar birlikte değerlendirildiğinde;
Kars ili Susuz ilçesi Büyükçatak Köyünde oturan Mahim ve M. aileleri arasında, 1941 yılında Hamza'nın Selim tarafından öldürülmesi ile başlayan, 1971 yılında Çiçek'in İsmail, Cimşit, Mustafa ve Efendi tarafından, 1974 yılında Selim'in Seracettin, Refik ve Fevzi tarafından, son olarak da 29.5.1993 tarihinde Aydemir'in Mevlüt tarafından öldürülmesiyle suç tarihine kadar karşılıklı olarak sürdürülen kan davasının bulunduğu, son öldürme olayının failinin maktûl Resul'ün kardeşi, yine son öldürme olayının maktûlünün ise dosyamız sanığı Adem'in babasının amcası olduğu anlaşılmaktadır.
Olay günü ise, maktûl ve mağdurların sabah erken saatte köyden Susuz ilçesine geldikleri, Nüfus Müdürlüğü'ndeki işlerini hallettikten sonra diğer ihtiyaçları için Kars iline gittikleri, Sabuncular caddesindeki dükkânların vitrinlerine bakarak dolaştıkları sırada sanıklardan Adem'in elinde tabanca, sanık Topçu'nun elinde bıçak ve Ensar'ın ise elinde sopa olduğu halde peşlerinden geldiklerini gören maktûl Resul'ün yanındaki mağdurları düşmanlarımız geliyor diye uyardığı, ancak kaçmalarına fırsat kalmadan sanık Adem'in ruhsatsız 14'lü tabancayla birkaç metre mesafeden önce maktûl Resul'e ateş ederek sağ koltuk altı ve sağ kalça bölgesinden iki kurşunla vurarak öldürdüğü, arkasından da maktûlün oğlu Seracettin'e ateş ederek sol uyluk kısmından yaraladığı, peşinden silahını mağdur Cemal'in başına yönelttiği, ancak atik davranan mağdur Cemal'in sanığın silah tutan elini yakaladığı ve bir süre boğuştukları, bu sırada sanığın silahını ateşlediği, ancak mağdurun fiziki müdahalesi nedeniyle kurşunun mağdur Cemal'e isabet etmediği, bu olaylar sırasında sanık Topçu'nun yerde yatan maktûle vurduğu gibi, abisi olan maktûlün üzerine kapanan mağdur Hayrettin'in başına da sopa ile vurarak beş gün iş ve gücüne engel biçimde yaraladığı, ayrıca maktûlün oğlu Seyhat'ı da karnından bıçaklayarak hayati tehlike geçirecek ve 25 gün iş ve gücüne engel olacak derecede yaraladığı, sanık Ensar'ın da ölümle sonuçlanan kavgaya katıldığı, silah sesleri üzerine olay yeri yakınında devriye görevi yapan asayiş şubesi görevlileri ve trafik polisleri ile izinli olarak rastlantı sonucu olay yerinde bulunan çarşı ve mahalle bekçisi tanık Gaffar'ın olaya müdahale ettikleri, yerde yatan yaralıya ateş etmeye çalışan ve silahını teslime yanaşmayan sanığa zor kullanarak elindeki silahı aldıkları, yapılan incelemede olay yerinde 9 mm. çaplı beş adet boş kovan ile 70-80 cm. uzunluğunda iki adet sopanın bulunduğu, ayrıca hastanede yapılan aramada sanık Adem'in üzerinde bir adet bıçak ele geçirildiği, sanık Adem'in ikrarı, sanık Topçu'nun kaçamaklı ikrarı, mağdurların beyanı, tanık anlatımları, tutanaklar ve dosyadaki diğer kanıtlardan anlaşılmaktadır.
Olayın başlangıcına ilişkin tarafsız görgü tanığı bulunmamaktadır. Savunma tanıklarının sanıkla akrabalık ilişkisinin bulunması, önemli bir olayda görgüye dayalı bilgilerini olayın hemen sonrasında soruşturma makamlarına aktarmayıp olaydan çok sonra ortaya çıkmaları dikkate alınarak, suçun niteliğini dönüştürmeye yönelik olduğu değerlendirilen beyanlarına itibar edilmemiştir.
Sanığın aşamalardaki savunmaları ise kendi içinde çelişkili olduğu gibi, maddi kanıtlarla da uyumlu değildir. Şöyle ki, sanık Adem bir kısım beyanlarında; maktûl ve mağdurların kendisine tabanca çektiklerini, daha sonra sopa ile saldırdıklarını, bunun üzerine tabancasını çekip şahıslara karşı 4-5 el ateş ettiğini belirtmiş, bir kısım ifadelerinde ise; kendisine tabanca çekilmediğini, bıçak fırlatıldığını, bu bıçağı yerden alıp salladığını, daha sonra tabancasını çekerek yere doğru 4-5 el ateş ettiğini savunmuştur.
Kolluk görevlileri tarafından olaya müdahale edildiğinde tümü olay yerinde ve yaralı durumda bulunan maktul ve mağdurların üzerinden bıçak ve tabanca gibi suç aletleri çıkmamıştır. Öte yandan, sanık olay sırasında yalnız olduğunu, babası sanık Topçu'nun sonradan olay yerine geldiğini, amcası olan sanık Ensar'ın ise olay yerine gelmediğini tüm aşamalarda ileri sürmesine karşın bu sanıkların da olay yerinde bulundukları kanıtlanmıştır. Savunmada belirtildiği üzere maktûl ve mağdurlar tarafından tabanca çekilip, toplu olarak bıçak ve sopalı saldırıda bulunulması halinde sanık Adem'in yanında bulunan diğer sanıklar Topçu ve Ensar'ın da yaralanması gerekirdi. Maktul ve mağdurların bulunduğu grup ise toplam beş kişiden oluşmaktadır. Olayda maktul Resul tabanca mermisiyle vurulup ölmüş, mağdur Seracettin tabanca mermisiyle 120 gün iş ve gücüne engel olacak derecede, mağdur Seyhat bıçakla hayati tehlike geçirecek ve 25 gün iş ve gücüne engel olacak derecede, diğer mağdurlar Hayrettin ve Cemal ise başlarına yöneltilen künt cisim darbeleri ile 5 ve 7 gün iş ve güçlerine engel olacak derecede yaralanmışlardır.
Maktûl ve mağdurların grubuna mensup kişilerin tümünün yaralandıkları, sanığın yanında yer alanların ise yaralanmadıkları göz önüne alındığında, mağdurların, tabancalı, bıçaklı ve sopalı saldırıyı başlatanın sanık Adem ve yanındaki diğer sanıklar olduğu yolundaki iddiaları doğrulanmıştır.
Öte yandan, sanığın atış sırasında tabancasının mekanizmasını kurduğu gerek sanık gerekse mağdurlar tarafından belirtilmediğine ve doğrudan doğruya atış yapıldığı ifade edildiğine göre, sanık Adem'in namlusuna mermi sürülmüş, emniyeti açık ve atışa hazır haldeki 14'lü tabancası elinde olduğu halde maktul ve mağdurları takip ettiği, ayrıca üzerinde bıçak da bulundurduğu, dolayısıyla olaya hazırlıklı olduğu anlaşılmaktadır.
Tüm bunlara göre, olaydan dört gün önce askerden dönen sanığın olay günü Kars'a gelirken şehir merkezine girişte yapılan kontrol sırasında tabancasını yanındaki bayanlara vererek şehre soktuğu, kan davalıları olan maktul ve mağdurları çarşı içinde görerek, elinde namlusuna mermi sürülmüş, emniyeti açık ve atışa hazır durumdaki tabancası ve üzerinde bıçak da bulunduğu halde hazırlıklı olarak peşlerinden takip edip, salt öç alma duygusu ve bir görev bilinciyle hareket ederek, önceki suç failinin yakınları olan ve olay sırasında kendisinde elem ve ani bir tehevvüre yol açacak herhangi bir davranışları da bulunmayan maktul Resul ile mağdurlar Seracettin ve Cemal'e yönelik eylemlerini bu suretle münhasıran kan gütme saikı ile gerçekleştirdiği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, sanığın kan gütme saikı ile hareket etmeyip maktul ve mağdurların haksız hareketlerinin doğurduğu elem ve gazabın etkisi ve duyduğu ani tehevvür nedeniyle yüklenen suçları işlediği yolundaki C. Başsavcılığı itirazı yerinde görülmediğinden reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım kurul üyesi; Yargıtay C. Başsavcılığı itirazında ileri sürülen hususların haklı nedenlere dayandığını belirterek, itirazın kabulü gerektiği yolunda karşı oy kullanmışlardır.
b) Mağdur Seracettin'e yönelik eylemin nitelendirmesine gelince;
Yerleşik yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere; bir eylemin adam öldürmeye kalkışma veya yaralama suçlarından hangisini oluşturduğunun belirlenebilmesi için, fail ile mağdur arasındaki husumetin nedeni ve içeriği, failin cürümde kullandığı suç aletinin niteliği, ateş mesafesi ve sayısı, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, olayın oluşu ve nedeni, failin eyleme kendiliğinden mi yoksa mani bir hal nedeniyle mi son verdiği ve failin olay öncesi, sırası ve sonrasında mağdura yönelik davranışları olaysal olarak değerlendirilmelidir.
İncelenen olayda; sanığın atışa hazır haldeki 14'lü tabancası ile kan gütme saikı ile maktul Resul'ü vurup öldürdükten sonra bu kez birkaç metre mesafeden maktûlün oğlu mağdur Seracettin'e ateş edip sol uyluk bölgesinden açık femur cisim kırığı oluşturacak ve 120 gün mutad iştigaline engel olacak biçimde yaraladığı, olay yerine gelen ve kendisine engel olmak isteyen güvenlik görevlilerine direndiği, silahının zor kullanılarak elinden alınabildiği anlaşılmaktadır.
Kullanılan silahın niteliği, hedef olarak alınan vücut bölgesi, mani sebep yüzünden eylemin tamamlanamaması maktûl ve mağdura yönelik eylem nedeninin aynı olması ve sanığın kastının bölünemeyeceği hususları birlikte dikkate alındığında sanık Adem'in mağdur Seracettin'e yönelik eyleminin kan gütme saikıyla adam öldürmeye tam kalkışma olarak kabulü isabetli bulunmuştur. Bu bakımdan, suçu etkili eylem olarak nitelendiren Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının reddi gerekir.
Bu itiraz nedeni yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım kurul üyesi; Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının haklı nedenlere dayandığını ileri sürerek, itirazın kabulü gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
c) Mağdur Cemal'e yönelik eylemin sabit olup olmadığı hususunu incelediğimizde;
Mağdur Cemal aşamalardaki anlatımlarında; maktûl Resul'ün vurulmasından sonra sanık Adem'in bu kez mağdur Seracettin'e ateş ettiğini, daha sonra tabancayı kendisinin başına doğrulttuğunu, ancak atik davranarak sanığın kolunu tuttuğunu, bu sırada tabanca ile havaya doğru bir el ateş ettiğini, polislerin gelip olaya müdahale ettiklerini belirtmiş,
Mağdur Cemal'in bu anlatımı mağdur Hayrettin tarafından da doğrulanmıştır.
Sanık Adem ise; kendisine saldıranların içinde Cemal ve Resul'ü tanıdığını, saldırılardan korunmak için ruhsatsız silahını çıkararak rastgele ateş etmeye başladığını, olay bittikten sonra polislerin gelip müdahale ettiklerini belirterek suçlamayı inkar etmiştir.
Mağdur Cemal'in olayın içinde olduğu bizzat sanık tarafından da kabul edilmektedir. Öte yandan Kars Devlet Hastanesi'nce verilen 25.4.1997 günlü geçici rapor ile Adli Tıp Trabzon Şube Müdürlüğünce verilen 19.2.1998 gün ve 465 sayılı kesin rapora göre; mağdur Cemal'in alnında orta hatta iki adet 3 x 0,5 cm.lik kesi, kafasında oksipital bölgede 4 x 2 cm. ebadında ve 1 cm. derinliğinde saçlı deri kesisi mevcut olduğu, bu bulgular nedeniyle (7) gün iş ve gücüne engel derecede yaralandığı anlaşılmaktadır. Bu rapor dahi mağdur Cemal'in olay günü sanık ile yakınları tarafından gerçekleştirilen saldırı sırasında yaralandığını, dolayısıyla olayda yer aldığını ortaya koymaktadır.
Buna göre, olay yerinde bulunduğu anlaşılan ve anlatımları diğer mağdur Hayrettin tarafından da doğrulanan mağdur Cemal'in kendisine vaki eylem yönünden aşamalarda istikrarlı bulunan ifadesine nazaran, sanık Adem'in maktûl Resul ile mağdur Seracettin'i tabanca ile vurduktan sonra bu kez silahını mağdur Cemal'in başına doğrulttuğu, ancak mağdurun atik davranarak silahı tutup yönünü çevirmesi üzerine atışın havaya doğru gerçekleştiği kanıtlanmıştır.
Bu itibarla, sanık Adem'in mağdur Cemal'e yönelik öldürmeye eksik kalkışma suçunun sabit olmadığına ilişen Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerekir.
Bu itiraz nedeni yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım kurul üyesi; Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının haklı nedenlere dayandığını ileri sürerek, itirazın kabulü gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının reddine, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığı tevdiine, (b) ve (c) bentlerinde belirtilen uyuşmazlık yönünden 12.3.2002 günlü birinci müzakerede oyçokluğu ile (a) bendinde belirtilen uyuşmazlık yönünden ise birinci müzakerede gerekli 2/3 oyçokluğunun sağlanamaması üzerine 26.03.2002 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy