(743 S. K. m. 132)
Taraflar arasındaki terk nedeniyle boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Çumra Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 21.1.1992 gün ve 1990/273 E. 1992/3 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 20.4.1992 gün ve 4334-4515 sayılı ilamı:
(
Medeni Kanunun 132. maddesi uyarınca ihtar hakkının doğabilmesi için birliği terk eden eşin terkteki amacının evlilik birliğinin kendisine yüklediği görevleri ifa etmemeye yönelik olması gerekir. Davacının davalıyı dövdüğü ve amcasının evine bıraktığı anlaşılmaktadır. Bu kötü davranışının etkileri geçtikten sonra davalı birliğe dönmezse ancak o zaman kanunda gösterilen unsur oluşur. Söz konusu olaydan itibaren geçen 15 gün olayın manevi etkilerini silecek bir süre değildir. Davacının olaydan iki ay on beş gün geçtikten sonra vaki isteği üzerine gönderilen ihtarın Medeni Kanunun 132. maddesi uyarınca hukuki sonuç doğurmayacağının düşünülmemesi doğru bulunmamıştır
) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, Mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi Usul ve Yasa'ya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Dava vekili temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA bozmada oybirliği nedeninde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava terk sebebine dayanan boşanmaya (M.K. m. 132) ilişkindir. Davalının evlilik birliğini 8.7.1990 günü, davacı olan kocasının kendisini dövmesi üzerine terk ettiği; davacının isteği üzerine mahkemece yapılan dön ihtara rağmen, geri dönmediği ve bu davanın 22.11.1990 günü açıldığında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Uyuşmazlık evden dövülerek ayrılan davalı eşin ihtara rağmen, dönmemesinin evlilik birliğinin kendisine yüklediği görevleri yerine getirmemeye yönelik olup olmadığında toplanmaktadır.
Mahkeme, 21.1.1992 günlü kararında, yalnız kadının korkusunu ileri sürüp ihtara rağmen eve dönmemesinin haklı bir neden olmadığını; 6.10.1992 günlü direnme kararında ise evi terk ile ihtar tarihi arasında geçen iki aylık sürenin kötü davranışın etkisini silecek yeterli zaman olduğunu kabul etmiştir. Ne var ki, böyle bir sonuca varılırken olayda gelişen olguları ve kanıtları nasıl değerlendirdiğini gerekçelendirmemiştir.
Evi terk etme nedeni olan kötü davranışın, davacı kadın üzerindeki etkilerinin geçip geçmediğinin ortaya konulması olay ve olgu ile ilgili olup bir değerlendirme (takdir) sorunudur. Yargıtay, adliye mahkemelerinden verilen kararlarda ortaya çıkan hukuki sorunları incelemek ve denetimi bununla sınırlı yapmak zorundadır. Çünkü Yargıtay'da yapılan denetim dosya üzerinde yapılmakta duruşma açılarak yeniden yargılama yapılmamaktadır.
Bu nedenle Yargıtay, mahkemenin olaylara ilişkin değerlendirilmesine karışmalıdır. Çünkü yargılamayı yapan dava konusu olayı yeniden canlandırılan ve yaşayan mahkeme yargıcıdır.
Bu yargı, olayların değerlendirilmesine ilişkin mahkeme kararlarının tamamen denetim dışında kalması anlamına gelmemelidir. Yüksek Mahkeme Yargıtay, mahkemenin olaylar ve olguların değerlendirilmesine ilişkin vardığı sonuçları gerekçe açısından denetleyecektir. Mahkeme, olayların değerlendirilmesini yaparken bunun denetlerini hiç bir duraksamaya vermeyecek şekilde göstermek zorundadır (Anayasa m. 141 HUMK. m.388).
Direnme kararında iki aylık (terk ile ihtar tarihi) arasında geçen sürenin dövme olayının manevi etkilerini ortadan kaldıracağı sonucuna varırken bunun nedenleri açıklamamış, gerekçe göstermemiştir. Mahkemenin böyle bir sonuca varırken, dövme olayının bir defa gerçekleştiği davalının ayrı ev olursa döneceğine dair tanık beyanlarını diğer kanıtlar içinde nasıl değerlendirdiğini açıklaması gerekirdi.
Bu nedenle mahkeme kararı, yalnız gerekçesizlik nedeniyle bozulmalıdır. Kaldı ki, Yargıtay'ın kötü davranıştan sonra geçen süre olayın manevi etkilerini silecek süre değildir yargısının da gerekçesi yoktur. Nitekim mahkeme de, direnme kararında; olaylar, kanıtlar ve olguların değerlendirilmesinin nasıl yapılacağını bilemediği ve gerekçe olayını gerçekleştiremediği için manevi etkileri silecek sürenin ne kadar olacağının bilinmediğinden uygulamada sürekli olarak değişik kararlar verilebileceğini açıklamak zorunda kalmıştır.
Oysa kötü davranışın manevi etkilerinin ne kadar sürede kalkacağının önceden ve genel bir kuralla belirleme olanağı yoktur. Her olaya uygulanabilecek genel bir değerlendirmeyle süre koyma olanağı yoktur; somut olaya göre yapılabilecek bir değerlendirme (teklik ilkesi) söz konusudur.
Mahkeme kararının değişik gerekçeyle bozulması düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy