(743 S. K. m. 902, 903)
Dava: Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Gebze Asliye 2. Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 9.6.1994 gün ve 1991/48 E. 1994/422 K. sayılı kararın incelenmesi davalı A vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 29.6.1995 gün ve 1995/2582 E. 1995/5514 sayılı ilamı:
(... Davacı Tekin vekili müvekkilinin kuyumcu olduğunu, davalı adil'in dükkânından çalınan altın ve bilezikler nedeniyle hırsızlık malı bilerek satın almaktan yargılandığını ancak beraat etmesinin muhakkak olduğunu, zira müvekkilinin bilmeden ve bedel ödeyerek aldığını, aldığı altın ve bilezikleri eritip sattığı halde baskı altında onlara eşit başka altın ve bilezikleri eritip polise teslim etmek zorunda kaldığını ileri sürerek emanette bulunan bedelinin ödetilmesini istemiştir.
Davacı A vekili de aynı nedenle emanette bulunan 45 Ata liranın aynen iadesini, olmadığı takdirde bedelinin tahsilini istemiştir.
Mahkemece iki dosya birleştirilere yargılama yapılmış ve sonuçta iki davanın da aynen kabulüne, emanetteki altın ve bileziklerin davacılara aynen iadesine karar verilmiştir.
Medeni Kanunun 902. maddesine göre "Yedinden sirkat olunan veya kendisi tarafından gaip edilen veya rızası olmaksızı diğer herhangi bir suretle elinden alınan bir menkulün zilyedi beş sene müddet zarfında istihkak davası ikame edebilir". Görüldüğü gibi yasa istihkak davası açma hakkını malı elinden rızası hilafına çıkan, kaybolan veya çalınan kişiye tanımıştır. Davacılar ise bu konumda olmayıp, hırsızlı malı bilerek satın aldıkları iddia olunan kişilerdir. Malı çalınan kişi ise davalı A'dir. Davacılar haklarında hırsızlık malı bilerek satın aldıkları konusunda yeterli ve inandırıcı delil bulunmadığından beraat etmişlerdir. Yine Medeni Kanunu 902. maddesinin ikinci cümlesine göre "... bir menkul aleni bir müzayedede veya pazarda veya ona mümasil eşya satan bir tacirden iktisab olunmuş ise hüsnüniyetle hareket eden birinci ve sonraki müktesipler aleyhine istihkak davası ancak birinci senenin iadesi şartıyla ikame olunabilir..." Davacılar dava konusu altın ve bilezikleri yasada belirtildiği gibi müzayede, pazar veya ona mümasil eşya satan bir tacirden iktisab etmiş değillerdir. Bu nedenle davalı Adil bedelini de istemeleri söz konusu olamaz.
O halde davanın temyiz eden davalı yönünden reddi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararde direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiğ ianlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı A vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı (BOZULMASINA), 18.3.1998 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
1) Sabıtaca mallarına el konulanların istihkak davası açmalarını engelleyen herhangi bir yasa hükmü yoktur.
2) Nakit veya nakit yerine geçen eşya, birinin elinden rızası dışında çıkıp ikinci ele geçtiğinde ve onların üçncü kişilere geçmesi durumunda ikinci elde bulunan ve çalıntı eşyaya eşdeğerli başka bir eşyaya el konulması, MK'nin 903. maddesine aykırılık oluşturur.
3) MK.'nin 902. maddesinde yer alan "verilen semenin iadesi" deyiminin yerine yanlış metinlerden yararlanılarak "birinci seminin iadesi" deyiminin kullanılması da benimseme biçimi bakımından yanlıştır.
Açıklanan nedenler ve daire kurulu kararına karşı yazdığım nedenlerle yüce kurulun ulaştığı sonuca katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy