(743 S. K. m. 639)
Taraflar arasındaki Kadastro tesbitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;
Marmaris Kadastro Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 14.2.1995 gün ve 1992/127 E. 1995/13 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 11.12.1995 gün ve 1995/5019 - 14151 sayılı ilamı;
(
Kadastro sırasında 105 ada, 37 parsel sayılı 223.85 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz vergi kaydına, miras hakkına, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak davalı adına tesbit edilmiştir. Davacı Hazine taşınmazın üçüncü derece arkeolojik sit alanı içinde kaldığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla edinmeye elverişli yerlerden olmadığını ileri sürerek dava açmıştır. Mahkemece davanın kabulüne, dava konusu parselin davacı Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece dava konusu taşınmazın kovalık yerlerden bulunduğu, taşınmaz üzerinde sürdürülen zilyetliğin iktisab sağlayan süreye ulaşmadığından söz edilerek hüküm kurulmuş ise de, yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm verilmesi için yeterli değildir. Taşınmazın tesbiti vergi kaydına ve kazandırıcı zamanaşımı zilyedliğine dayanılarak davalı adına yapılmıştır. 17.11.1992 günlü keşif de dinlenen tanık ve bilirkişiler taşınmazın öncesinin davalının annesi Fatma'ya ait olduğunu ve Fatma adına oluşturulmuş bulunan 1938/1658 tahrir sayılı vergi kaydının taşınmaza ait bulunduğunu, taşınmaz üzerinde Fatma ve davalının sürdürdüğü zilyetliğin kazandırıcı süreye ulaştığını haber vermişlerdir. Öte yandan, 30.10.1994 gününde yapılan keşifde dinlenen yerel bilirkişi taşınmazın kovalık yerlerden olduğunu ve üzerinde sürdürülen zilyetliğin kazandırıcı süreye ulaşmadığı açıklanmıştır. Birinci keşifle ikinci keşif arasında açık bir çelişki bulunmaktadır. Taşınmazın tesbiti kazandırıcı zamanaşımı zilyedliğinden söz edilerek davalı adına yapıldığı halde bunu haber veren tesbit bilirkişileri de dinlenmemiştir. Çelişkili tanık ve bilirkişi sözlerine dayanılarak hüküm kurulamaz. O halde öncelikle taşınmazın başında tesbit bilirkişileri, birinci keşif aşamasında dinlenen bilirkişi ve tanıklar, ikinci keşif sırasında dinlenen yerel bilirkişide hazır bulundurulmak suretiyle yeniden keşif yapılarak dava konusu taşınmazın kime ait olduğu, kimden kime kaldığı ve taşınmaz üzerinde sürdürülen zilyetliğin ekonomik amacına uygun olarak kullanıp kullanılmadığı araştırılmalı, çelişkili tanık ve bilirkişi sözleri üzerinde durularak çelişki giderilmeli, sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemece bu yönlerden yanılgıya düşülmesi isabetsizdir
) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı:
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi Usul ve Yasa'ya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy