(1086 S. K. m. 437)
Dava: Taraflar arasındaki nafaka-tedbir davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Sarıkaya Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen 25.2.1993 gün ve 1992/152 E, 1993/51 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 28.5.1993 gün ve 1993/4984-5700 sayılı ilamı:
(... Toplanan delillerden davalının başka bir kadınla evlilik dışı ilişki içinde yaşadığı anlaşılmaktadır. Bu durum çocukların eğitim ve gelişmelerini olumsuz yönden etkileyeceği gibi, çocuklar ayakları çıplak ve yırtık elbiselerle yaşantı sürdükleri anlaşıldığına göre, çocuklara bakılmadığının da kabulü gerekir. Bu yönler göz önünde tutularak isteğin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı:
Hukuk Genel Kurulu kararı incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle, direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacı vekili, tarafların 1983 den beri evli olduklarını; 6.11.1983, 20.12.1984, 11.5.1987, 13.11.1988 doğumlu birincisi ve üçüncüsü kız, diğerleri erkek olan 4 çocukları olduğunu, Mesude isimli bir kadını müşterek haneye getiren davalının onunla birlikte karı-koca hayatı yaşamakta bulunduğunu; kendisine ise ayrı bir ev olarak bakımını sağlamadığını; ev kadını olmasıyla yoksulluğa düştüğünü; çocukların zina ortamında bulunan baba yanında kalmalarının sakıncalı olduğunu belirtip; çocuklarının tedbirden kendisinin bakımına tevdi edilmesine ve her çocuk için 200.000 TL., kendisi için 800.000 TL. ki toplam 1.600.000 TL. tedbir nafakası tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının çocuklarına bedensel ve ruhsal yönden bakabilecek güçte olmadığını; içinde bulundukları, kendisinin çocuklarına üvey anne getirmesi, davacının da bidayette istemesiyle buna sebebiyet verdikten sonra evi terk edip gitmesi durumlarının bunun sonucu olduğunu; çocuklarına üvey annenin daha iyi bakmakta olduğunu belirtip; davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, ilk kararın Yüksek Daire tarafından bozulmasını takiben, önceki kararda direnilerek; davacının çocukların bakımının kendisine tevdi olunması ve çocuklarla ilgili tedbir nafakası takdir olunması taleplerinin reddine, ancak çocuklarla ana arasında şahsi münasebet tesis olunmasına, davacı için talep ettiği miktarda tedbir nafakası takdirine karar verilmiştir.
Görüldüğü üzere davacının kendisi ile ilgili olan tedbir nafakaları talebi M.K.m.162/son ile ilgilidir. Hakim ayrı yaşamakta haklı bulup, davalıyı, davacının infak ve iaşesi ile mükellef kılarak, talep miktarınca tedbir nafakasına hükmetmiştir. Şüphesiz ki, burada mahkemenin de belirttiği gibi davacıya ayrı yaşamakta haklı kılan husus, davalı kocanın, davacı ile resmen evli olmasına rağmen, ikinci kez gayri resmi bir evlilik oluşturması (mahalli anlatımı ile karısının üzerine kuma getirmesi, bir başka deyişle dini nikah ile ikinci bir evlilik yapması) durumudur.
Ne var ki, evli kadını ayrı yaşamı seçmekte haklı kılan bu husus, sair taleplerini de haklı kılacak mutlak niteliğe sahip değildir. Davacının çocuklarının kendisine tevdii ve onlarla ilgili tedbir nafakası talepleri M.K.m.272/ vd. ve bu maddeler aracılığı ile m.152 ile alakalıdır. Bu nedenledir ki araştırılması gereken hususlar, müşterek haneyi karısının terk etmesi ile karısından ayrı yaşamakta olan kocanın, çocuklarına karşı baba ve veli olarak mükellefiyetlerini yerine getirmekte olup olmadığı, çocukların himayesini gerektirir nitelikte bir tedbirin alınması lüzumu bulunup bulunmadığı, bulunuyor ise, çocukların menfaatine olup olmayacağıdır.
Dosyadaki tahkikat, davalı kocanın inşaat amelesi olduğunu; ikamet mahallinin küçük bir ilçe olması ile iş buldukça çalıştığını ve inşaat işlerinin durağan olduğu kış mevsiminde iş bulmakta güçlük çektiğini; davacı kadının uzun süredir bedensel hastalıkları bulunması ile gerek bedensel, gerekse ruhsal problemlerinin olduğunu; davalı kocanın kendi evinde oturuyor olmasına rağmen, davalı kadının köydeki anasının yanına sığındığını; davacı vekilinin 16.7.1992 tarihli dilekçesinde; davacının anasının da aynı ilçe merkezinde bir ev tutup, kızı ile birlikte davalıdan alacakları nafaka ile çocuklara bakacaklarını ifade ettiğini; mahkemece davalıya haber verilmeksizin yapılan delil tespitinde; çocukların ana babanın gıyabında baba ile kalma arzularını hakime izhar ettiklerini; yine tespit sırasında çocukların ev içinde ayaklarının çıplak görüldüğünü; davalı babanın safahat boyunca karısının maddi ve manevi yönden çocuklarına bakabilme iktidarına sahip olmadığını ısrarla ifade ettiğini; davacının müşterek haneyi 3 ay kadar gayriresmi eş ile paylaştıktan sonra terk ettiğini; halen aynı İlçenin bir köyünde anası ile birlikte yaşadığını; evin terk edilmesinden bu yana baba yanında olan çocukların babanın ve üvey ananın olumsuz baskı ve zorlamasına veya ilgisiz davranışlarına maruz kaldıkları hususunda herhangi bir ciddi delil ve emare elde edilemediğini ortaya koymaktadır.
Örf ve adetler, inanışlar, yöresel telakkiler ve özellikle ülkemizin genel sosyolojik yapısı göz önünde bulundurulduğunda, hukuken kabili tecviz olmayan bazı davranışlar her zaman genel adap ve ahlaka aykırı değildirler. Bugünkü aile müessesemizin yapısı ve değişen toplum düzenimizle uyuşmayan yönleri bulunan gayri resmi evliliğin bunlar arasında sayılması gerekip, gayri ahlaki boyutu bulunan metres hayatı olarak nitelenmesi doğru olmaz. Bu nedenledir ki, varsa sair mahzurları bir yana böyle bir ortamda yaşacak olan çocukların gayri ahlâki bir ortamda yaşadıkları söylenemez. Bu durumda çocukların İçinde bulundukları ortamın mı ? yoksa ananın sağlayacağı ortamın mı? çocuklar yararına olacağının M.K.m. 272 hükümleri doğrultusunda belirlenmesi gerekecektir. Davacı, çocuklarının geçimine katkıda bulunabileceği mali gücü olmamakla bunu davalıdan alacağı nafaka ile temine talip ise de, davalının ödeyebileceği miktar itibarı ile bunu sağlayabileceği meşkuktür. Kendisi köydeki ana evine sığınmış olan davacının 4 çocuğunu da ana evinde barındırması zordur. Çocuklarının bakımını anası ile birlikte ve ilçede ev tutmak suretiyle yapacağını ifade etmesi anasının da şehirde oturabilmesini sağlama ve çocuklarını bu arzusuna araç yapma amacında olduğunu göstermektedir. Bedenen ve ruhen yeterli sağlığa sahip bulunuyor olmaması, çocuklarının maddi ve manevi ihtiyaçlarına yerenice cevap vermesini mümkün kılmayacaktır. Tümü okul çağında olan çocukların alıştıkları çevrelerinde uzaklaştırılmaları bunalıma girmelerine sebebiyet verebilecektir. İnşaat amelesi olan davalıdan hiçbir zaman yukarıdaki sorunlardan para ile izalesi mümkün olanların izalesini eşinin çocuklarının maddi ve manevi gelişmelerini tehlikeye sokacak herhangi bir davranışı tespit edilememekle çocukların mücerret baba yanında olamamalarının davacıyı haklı kılan yönü bulunmamaktadır. Bütün bunlar birlikte değerlendirildiğinde, çocukların ana yanına tevdi olunmaları gerektirir nitelikte bir tedbirin alınması lüzumu sabit olmamakla yeterli araştırmaya ve müşahedeye dayalı mahkeme kararının onanması gerekirken, bozmaya yönelik sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy