(1086 S. K. m. 4, 42, 43, 98, 293) (743 S. K. m. 4) (818 S. K. m. 98)
Dava:Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Kayseri Asliye 1. Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 28.2.1995 gün ve 1992/325 E. 1995/91 K. Sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 6.12.1995 gün ve 1995/12532- 13316 sayılı ilamıyle;
(... Davacı gayri menkul ve otomobil alımı sırasında davalıya yaptığı katkı tutarını verdiği karz miktarı kanıtlamak zorundadır. Davacı bu katkısını kanıtlayamamış sadece tanığı S. ziynet eşyalarının bozdurulup davalıya verildiğini bildiğini beyan etmiştir. Mahkemece yapılacak iş bu tanığı yeniden dinlemek verildiği söylenen ziynet eşyalarını belirlemek bunların altın olarak verilmesi konusundaki değerlerini tespit etmek sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir..) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Karar: Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü.
Karı koca olan taraflar arasında mal ayrılığı rejimi bulunmaktadır. Ancak bu rejim aralarında borçlar kanunu kapsamında akti ilişki kurulmasına engel değildir. Davacı taraflar arasında evlilik birliği devam etmekte iken dava konusu taşınmazlar ve arabayı aylığı dahil tüm kazancını vermek suretiyle sağladığı çok önemli boyuttaki katkıları ile edindiklerini ancak bu yerlere ait tapunun ve arabanın davalı adına olduğunu ileri sürerek bunlardaki payının karşılığı olan bedelin faizi ile birlikte davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiştir.
Gerçekten 7.10.1953 tarih 7/8 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere "aralarında mevcut olduğu iddia edilen akti bir münasebete müteniden tapuda malik sıfatıyla mukayyet bulunan bir şahıstan sicildeki kaydın namına tashihini isteyen kimsenin Medeni Kanunun 634. maddesine uygun şekilde davalı ile beyenilerinde in'ikad etmiş muteber bir akta istinat etmesi lazımdır. Böyle bir aktin in'ikad etmediği davacının beyanından anlaşıldıktan sonra.. davanın hukuki sebepten mahrum bulunması bakımından" ayın isteği dinlenemez. Ancak söz konusu İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde gösterildiği gibi eşler aralarında akti bir münasebet bulunduğunu HUMK.nun 293. maddesi uyarınca şahitle ispat edebilirler. Bu akti münasebete muhalif hareket edilmiş olmasından kaynaklanan tazminatın istenmesini önleyen bir kanun hükmü de yoktur. Genel Kurulda yapılan müzakerede öğretmen olan davacı eşin aylıkları dışında özel dairenin de kabulünde olduğu üzere ziynet eşyalarını da bozdurup elde edilen para da eklenmek suretiyle dava konusu taşınmazların ve otomobilin alındığı özellikle kadının yarının güvencesi olan ziynet eşyalarını satıp bedelini kocasına vermesinde çekişmeli malların kocası adına alınmasına katkıda bulunmaktan ziyade bu mallarda birlikte malik olunmasını amaçladığı kabul edilmiş ve davacının bu anlaşmaya aykırı davranarak hepsini kendi üzerine alan davalıdan tazminat isteyebileceği sonucuna varılmıştır. Birlikte satın alma borcu altında bulunan davalı genel olarak her kusurdan sorumludur. Bu sorumluluk işin özelliğine göre çok veya az olabilir. Haksız fiilerden mütevellit mes'uliyete müteallik hükümleri akde muhalif hareketlere de tatbik (BK. 98) suretiyle davalının sorumluluk hududunu belirlemek gerekir.
Davalı, sorumluluğunu azaltacak veya kaldıracak herhangi bir def'i ileriye sürüp ispat etmemiştir. O halde söz konusu akti ilişkinin sonuç doğuracağı inancı ile davacının yaptığı tüm ödeme ve masraflardan (menfi zarar) ve sözleşmenin yerine getirilmemesi nedeni ile uğranılan zararlardan (Müsbet zarar) davalı sorumludur. Tarafların özel durumu davacının müsbet ve menfi zararının net bir şekilde ortaya konulmasına imkan vermemektedir. Zararın hakiki miktarını ispat etmek mümkün olmadığı takdirde hakim halin mutad cereyanını ve mutazarrır olan tarafın yaptığı tedbirleri nazara alarak onu adalete tevfikan tayin eder" (BK. 42) Tabidir ki alacaklı memelekindeki eksilmeyi telafi anlamında olan tazmintı belirlemek hakime ait bir görevdir. Hakim hal ve mevkiin icabına ve hatanın ağırlığına göre TAZMİNATIN SURETİNİ ve ŞUMULÜNÜN derecesini tayin eder" (BK. 43/1). Yine hakim hal icaplarını tartmak yani zararın mahiyetine ve tarafların mali durumlarına göre en elverişli ve uygun görünen tazminat şeklini seçmek ile mükelleftir. Tazminatı takdir ve tayin ederken dikkat edilecek en önemli nokta davacının mal varlığında husule gelen azalmanın etkisinin giderilmesi olmalıdır. Kuşkusuz hakim tazminatı para olarak belirlerken aktin ifa edilmesi halinde davacının mal varlığında husule getireceği artma ile aktin yerine getirilmemesinden kaynaklanan hali bilmek zorundadır. Bunun için aktin konusu olan mal veya hizmetin dava tarihindeki sürüm değerinin bilirkişi aracılığı ile saptanması icap eder. Sonuç olarak da hakim tüm bu olguları hayatın olağan akışı ve yaşam deneyimleri içinde değerlendirip uygun tazminata hükmedecektir.
Somut olay bu çerçevede irdelendiğinde mahkemece istek gözetilerek sürüm değeri de dikkate alınmak suretiyle takdir ve tayin edilen tazminatta hak ve nisfete (MK. 4) aykırı bir yön görülmemiştir. O halde usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararı onanmalıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, aşağıdaki dökümü yazılı 3.096.000 tl. bakiye temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan tahsiline 18.9.1996 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy