(6831 S. K. m. 17) (2709 S. K. m. 44, 168, 169, 170) (Anayasa Mahkemesi 30.03.1993 T. 1992/48 E. 1993/14 K.)
Dava: Taraflar arasındaki kadastro tesbitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Güney Kadastro Mahkemesince davanın reddine dair verilen 21.3.1995 gün ve 1993/214-1995/48 sayılı kararın incelenmesi müdahil Davacı Hazine vekili ve Davacı Orman İdare tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 21.12.1995 gün ve 1995/8739-16815 sayılı ilamı;
(... Davacı Yönetim, Koparan Köyünden yer alan 186 ada 48 parsel sayılı taşınmazın tesbitine itiraz etmiş yargılama sırasında Hazine meradan ve ormandan açıldığı, savı ile davaya katılmış, yerel mahkeme davanın reddi ve davalı adına tapuya tesciline karar vermiş hüküm davacı Yönetim ile katılan Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmaz, tarla niteliği ile senetsizden davalı gerçek kişi adına tesbit edilmiştir. Yapılan uygulama sonunda, anılan taşınmazın dört tarafının 64 numaralı orman parseli ile çevrili olduğu ve kesinleştiği anlaşılmaktadır. 6831 sayılı Yasanın 17. maddesinin 2. fıkrası dört tarafı ormana çevrili, orman bütünlüğünü bozucu orman içi açıklıklarının tescil edilemeyeceğine amirdir. Bu nedenle davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı:
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının müdahil Davacı Hazine Vekilince süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, mahkeme kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre,
Öncelikle belirtelim ki; ormanların doğal olarak yetişen milli servet ve kaynaklarımızın en önemlilerinden birisi olarak korunması zorunluluğu yanında, ormanlar içinde veya bitişiğindeki Köyler halkının Sosyo-Ekonomik yapısının da refah düzeyine çıkarılması hiç bir zaman göz ardı edilmemelidir. Gerçekte de, tabii servetlerin ve kaynakların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu yönü T.C. Anayasası'nın 168. maddesinde açıklanmış, 44. maddesinde de Devletin toprağın verimli olarak işletilmesini korumak ve geliştirmek, erozyonla kaybedilmesini önlemek ve topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçilikle uğraşan köylüye, toprak sağlamak amacı ile gerekli tedbirleri alacağı, bunun ormanların küçülmesine sonucunu doğurmayacağı hükmü getirilmiştir. Yine kanun koyucu Anayasa ile ormanların korunması ve orman köylüsünün Sosyo-Ekonomik durumunu dengeleyici ve düzenleyici mahiyette kurallar koymuştur. Öncelikle 169. madde ile ormanların korunmasını ve geliştirilmesini hükme bağlamıştır. Bu maddeye göre; Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirir. Bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi devlete aittir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanı, kanuna göre devletçe denetlenir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve Kamu yararı dışında irtifak hakkına da konu olamaz denildikten sonra, hemen aynı maddenin son fıkrasında ise, orman olarak korunmasında bilim ve fen bakımından hiç bir yarar görülmeyen aksine tarım alanına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tesbit edilen yerler ile 31.12. 1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tesbit edilen araziler, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında orman sınırlarında daraltma yapılamayacağı belirtilmiştir. Hemen ardından, "Orman Köylüsünün Korunması" başlığı altında, 170 md. ile ormanların içinde veya bitişiğindeki köyler halkının kalkındırılması ve ormanların bütünlüğünün korunması bakımlarından, ormanın gözetilmesi ve işletilmesinde devletle bu halkın işbirliğini sağlayıcı tedbirlerle, 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş yerlerin değerlendirilmesi, bilim ve fen bakımından orman olarak korunmasında yarar görülmeyen yerlerin tesbiti ve orman sınırları dışına çıkartılması, orman içindeki köyler halkının kısmen veya tamamen bu yerlere yerleştirilmesi için, devlet eliyle anılan yerlerin ihya edilerek bu halkın yararlandırılacağı ve tahsisinin kanunla düzenleneceği; devletin, bu halkın işletme araç ve gereçleri ile diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırıcı tedbirleri alacağı; orman içinde nakledilen köyler halkına ait arazilerinin ise devlet ormanı olarak derhal ağaçlandırılacağı öngörülmüş, böylece, orman köylüsünün korunmasını amaçlayan hükümler getirilmiştir. Anayasanın bu hükümleri karşısında 6831 sayılı Orman Kanunu'nda değişiklikler yapılmış özellikle yasanın 2. maddesinde, nitelik yitiren ormanlar hakkında getirilen hükümler aynında, 6831 sayılı yasanın 17. maddesine de 3 üncü bir fıkra eklenmiştir. Dahası orman köylerinin kalkındırılması ve desteklenmesi için 2924 sayılı kanun kabul edilmiştir. Esasen Anayasamızca yapılan az yukarıda açıklanan düzenlemeler amacı, orman içinde veya civarında yaşayan ve çiftçilikle uğraşan köylülerimizin, ekonomik refah düzeylerini yükseltmek suretiyle mevcut ormanların korunmasını sağlamak olduğunda kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır. Nitekim bu kabul şekli Anayasa Mahkemesinin 30.3.1993 tarih 1992/48 Esas 1993/14 Karar sayılı kararında da aynen benimsenmiştir. Hal böyle olunca uyuşmazlığın açıklanan yasal düzenlemelerin ışığında ve amacı doğrultusunda çözümlenmesi gerekir. Somut olayda dava konusu taşınmazın dört tarafının ormanla çevrili olduğu anlaşılmaktadır. Yerinde yapılan keşifte, resmi belge niteliği taşıyan 1/250.000 ölçekli memleket haritası, hava fotoğrafları ve orman idaresince düzenlenen amenajman planı uygulanmış, taşınmazın bu belgelerde ormansız ve tarım alanı olarak gösterildiği gözlenmiştir. Bu niteliği itibariyle taşınmazın öncesinin orman olmadığı ve devletleştirme kapsamı dışında kaldığı açıktır. Öte yandan taşınmaza uyduğu keşifte belirlenen, vergi kaydının cinsi tarla olup, bu resmi belge dahi taşınmazın öncesinin orman olmadığını doğrulayan bir kanıttır.
Yerel mahkeme ile Yargıtay Özel Dairesi arasındaki uyuşmazlık, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17. maddesinin yorumundan kaynaklanmaktadır. Burada öncelikle üzerinde durulması gereken sorun, bu nitelikteki bir taşınmazın anılan yasa maddesinin 2. fıkrasına göre orman bütünlüğünü bozup bozmayacağı yönünün belirlenmesidir. 6831 sayılı kanunun 17. maddesi; devlet ormanlarının her hangi bir suretle yanmasından veya açıklıklarından faydalanılarak, işgal, açma veya hangi şekilde olursa olsun, kesme, sökme, budama ve boğma yolu ile elde edilecek yerlerle, bu gibi yerlerde yapılacak her türlü yapı ve tesislerin şahıslar adına tescil olunamayacağı hükmünü getirmiştir. Öncesi orman olan fakat çeşitli nedenlerle nitelik yitiren yerler, orman toprağı karakteri taşıyacağından bu gibi yerler orman sayılır ve 6831 sayılı Yasa'nın 17. maddesinin koruması altındadır. Görüldüğü üzere, anılan maddenin temel unsuru taşınmazın öncesinin orman olması ve belirtilen eylemlerle işgal edilmesi olgusunu kapsamaktadır.
Oysa, dava konusu taşımazın öncesinin orman olmadığı resmi belgeler ve yerinde yapılan incelemeye dayalı uzman bilirkişi görüşleriyle saptanmıştır. Bu durumda taşınmazın 6831 Sayılı Kanunun 17/2. md.sindeki yasaklayıcı hükümlerin dışında kaldığının kabulü gerekir.
Diğer bir anlatımla öncesi orman olmadığı saptanan taşınmazların tapu ve zilyetlik yoluyla sahiplerince kazanma haklarına itibar edilmelidir. Açıklanan nedenlerle; yerel mahkemenin direnme kararı usule ve Yasaya uygun görülmüştür.
Sonuç: 1 - Direnme hükmünü yasal süre içersinde temyiz etmediği anlaşılmakla davacı orman İdaresi temsilcilerinin temyiz dilekçesinin süre yönünden REDDİNE, peşin harcın iadesine,
2 - Müdahil Dava Hazine vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle (ONANMASINA) yapılan 2. görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI:
Çekişmeli 186 ada, 48 parsel sayılı taşınmaz kazandırıcı zaman aşımı ve zilyetliğe dayanılarak davalı adına tesbit edilmiş, bu tesbite Orman Yönetimi orman savı ile itiraz etmiştir.
Yerel mahkemece karara dayanak alınan uzman bilirkişi raporunda, taşınmazın resmi belgelerde açık alanda kaldığı belirtilerek sonuçta orman sayılmayan yer olduğu açıklanmıştır.
Taşınmazın öncesinin ormansız olması, orman sayılmaması ve zilyetlikle kazanılması için yeterli değildir. 6831 Sayılı Kanunun Ormanların korunmasına ilişkin bölümde yer alan 17/1. madde ve fıkrası uyarınca (... orman içinde yerleşilmesi...) yasaklanmıştır. 1000 m2 yüzölçümlü çekişmeli taşınmaz, orman parseli olarak kesinleşen 64 parsel sayılı taşınmaz içerisinde olup, alan ve konumu itibariyle Orman bütünlüğünü bozucu vasfı nedeniyle yukarıda gösterilen madde hükmüne göre yerleşilmeyecek yerlerdendir. Orman yasasının 17/2. madde ve fıkrası gereğince öncesi itibariyle ağaçsız olan ve her yönden orman ile çevrili bulunan yerler açıklık alan olup, orman bütünlüğünü bozacak nitelikte olanları vergi kaydı da olsa zamanaşımı ve zilyetlik nedenine dayalı olarak şahıslar adına tapuya tescil olunamazlar.
Taşınmazın davalı adına tesbit ve tapuya tescili kanunun bu amir hükmüne aykırı olup, özel daire bozma ilamına uyularak işlem yapılması gerekirken, direnilmesi doğru değildir. Açıkladığım nedenlerle direnme kararının bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan, sayın çoğunluğun onamaya ilişkin görüşü ve kanaatine katılamıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy